Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra DurmuşGülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
  Yunus Emre
Pir Sultan Abdal
Köroğlu
Erzurumlu Emrah
Dadaloğlu
Aşık Veysel
 
     MAKALELER                                             
   Dr. SAİT  GÜNGÖR  ELGİN  
 


                                                                        Dr. Sait Güngör ELGİN
                                                                   Eğitim Bilim Uzmanı
                                                                       SMS:0532-516 09 28


19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK ve SPORBAYRAMI MÜNASEBETİYLE EĞİTİM,
ÖĞRENME VE ŞİDDET

 

Bu köşede niçin eğitimle ilgili konuları yazıyorum?

1.Benim uzmanlık alanım eğitim bilim, sadece bu konularda konuşabilir ve yazabilirim.

2.Eğitim yalnız eğitimcileri ilgilendiren bir alan değildir. Ana-baba, vatandaş ve  politikacı herkesi ilgilendiren bir alandır. Bazılarının şaka yollu belirttikleri gibi “Eğitim yalnız eğitimcilere bırakılamayacak kadar önemlidir.” Ana-baba ve mahalle, çocuğun ilk eğitim çevresidir. Okul hayatı başladıktan sonra da bu çevre etkisini sürdürmeye devam eder. Doğru ve yanlış davranışlar bu çevrede kazanılır. Okul yanlış davranışları düzeltmeye çalışır. Ancak, gerçek şudur ki,  ailede alınan eğitim ne kadar güçlü ise  yanlış davranışların düzeltilmesi de o kadar zor olur. Hiçbir aile çocuğunun yanlış davranışları alışkanlık haline getirmesini istemez Ama çocuğun davranışları karşısında takındıkları tavır, istemeseler de yanlış davranışın ödüllendirilmesine ve davranışın pekiştirilmesine neden olabilir. Bu bakımdan aile bireylerinin ne tür davranışları ödüllendirmeleri, ne tür davranışları cezalandırmaları gerektiği konusunda kararlı olmaları gerekir. Bunun için de çocuklarının iyiliği için, kulaktan dolma bilgilerle onları eğitmek yerine uzmanların yazdıkları kitapları okuyarak, onlar üzerinde düşünerek, çocuklarına doğru eğitim vermeleri gerekir. Böyle yaptıkları takdirde çocuklarının okul hayatı ve meslek hayatı daha başarılı olabilir. Çünkü, ailenin çocuk üzerindeki etkisi daha çoktur ve çocuğun zamanının büyük bir kısmı aile ve yakın çevresi arasında geçmektedir. Okul öncesi eğitim, ana okulu, kreş v.b. isimlerle anılan eğitim sistemleri sayesinde uzman öğretmenler elinde çocukların eğitimleri daha bilinçli ellerde yukarıda sözü edilen yanlış davranışların kazanılması önlenebilir. Aslında zorunlu eğitimin 4-5 yaşlarından başlatılmasında eğitim açısından büyük yararlar vardır. 

Okul çağındaki problemli çocuklar, okul rehberlik servisleri tarafından incelenip gerekli yardımları alabilmektedirler. Bu servislerin çalışmalarına anne-babaların da yardımcı olmaları, çocuklarının geleceği açısından yararlıdır..

Ailede alınan eğitim ve öğrenilen şeyler, ileride öğrenilecek bilgiler için destekleyici veya engelleyici olabilirler. Bu bakımdan ana babaların yakın akrabaların eğitme bakış açıları, çocukların gelecekleri açısından çok önemlidir. Öğretmenler ve  okul idareleri velilerle yapacakları toplantılarda yalnızca öğrencilerin ders başarıları üzerinde durmak yerine karşılıklı olarak birbirlerini  anlamaya çalışmalıdırlar.

Ailesinde şiddete maruz kalan çocukların bu şiddeti okula taşıyacakları düşünülebilir. Ailede ilgisizlik kadar aşırı düşkünlük ve lüzumundan fazla sevgi de çocuk üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Günümüzde öğrenci velilerinin okula karşı takındıkları tavırlar, çocuklar üzerinde olumlu veya olumsuz etkilerde bulunabilmektedir. Örneğin, öğretmeni tarafından cezalandırıldığı için ağlayarak evine koşan çocuğunun elinden tuttuğu gibi öğretmene hesap sormaya giden  velinin yaptığı bu hareketten sonra o çocuğun, öğretmenine saygısını ve sonuç olarak öğretmeninin sınıf üzerindeki otoritesini ne duruma getirir düşünebiliyor musunuz?  Karşılıklı sevgi ve saygının olmadığı bir yerde güven ve itaat olur mu? Güven ve itaatin olmadığı bir yerde disiplin olur mu? Disiplinin olmadığı bir yerde başarı ve mutluluk olur mu? Olmaz. Ne olur ? Saygısızlık, başarısızlık,  şiddet ve huzursuzluk olur.

Bakınız Atatürk bu konuda ne diyor? “Nerede karşılıklı sevgi ve saygı varsa orada itimat ve itaat vardır. İtimat ve itaatin olduğu yerde disiplin vardır. Disiplinin olduğu yerde de başarı ve mutluluk vardır.”

Eğitimli insanın şiddet kullanması, insanlar üzerinde baskı uygulaması düşünülemez. Sürekli olarak kendisini meşgul eden işlerle uğraşan eğitimli bir insanın vakur, kendinden emin; sorunlarını, bilimin ışığında çözeceği için; şiddetle işi olamaz.

Okullara şiddeti sokan zihniyet, eğitimin nurundan faydalanmış, kafası ve kalbi aydınlık, demokrat ve cumhuriyetçi olamaz.

3. Türkiye Cumhuriyeti genç bir devlet, demokratik halk idaresidir. Cumhuriyetin ve demokrasinin vazgeçilmez  şartı ise yurttaşların eğitimli olmasıdır. Çünkü yönetime katılmak; bilgi, değerlendirme becerisi, seçicilik özelliği ister. Türk Milletinde değerlendirme ve seçicilik özelliği doğuştan vardır. Ama bilgi sahibi olmak, eğitimli olmayı gerektirir. En azından yurttaşlar okuma-yazma bilmeli ve okuduklarını anlayıp yorumlayabilmelidirler.  Cumhuriyete karşı olanlar, halkın cehaletini bahane ede gelmişler, onu bilgilendirmek, aydınlatmak için gayret sarf etmemişlerdir.  Ancak, başta Büyük Atatürk olmak üzere Türk Milletinin sağduyusuna inanan, Cumhuriyetimizin kurucuları;   “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözünü Cumhuriyetimizin ve demokrasimizin ilkesi yapmışlardır. Dünyada demokrasinin beşiği sayılan Atina’da ve Roma’da bu hak sadece hür vatandaşlar tarafından kullanılabilirken, köleler bu haktan yararlandırılmamıştır. Yakın zamana kadar A.B.D’de bile zenciler ve başka ırklardan bazı azınlıklar bu hakkı kullanamamakta idiler. İşte Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Demokrasisinin üstünlüğü bu ilkede yer alan “kayıtsız, şartsız” terimleri ile ifade edilen tüm yurttaşların hakkı ve görevidir. Bu hak ve görevin bilincinde olan Türk Milleti, buna layık olduğunu daima göstermiştir ve gösterecektir. Ulu Önder Atatürk, bunu milletin doğuştan sahip olduğu bir karakter olarak görmekte ve şöyle ifade etmektedir: “Türk Ulusunun yaradılışına ve karakterine en uygun idare Cumhuriyet idaresidir. Bugünkü hükümetimiz, doğrudan doğruya ulusun kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilatı ve hükümetidir ki, onun adı Cumhuriyettir. Artık hükümetle Ulus arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Yönetim halk, halk yönetim demektir.(Nutuk, Cilt 3, s.75, Cilt 2, s.230)”

Asırlarca, kendisini yönetenler tarafından ihmal edilmiş, küçük görülmüş, kendisine verilmeden hep kendisinden alınmış olan milletimizin, cehaletle mücadelede de başarıya ulaşacağı, bir kültür ve fazilet rejimi olan Cumhuriyete ve  kendi “hakimiyet”ine sahip çıkacağına inanılmıştır. Bu amaçla,  HALKIN en kolay yoldan bilgisini artırması için  gerekli önlemler de alınmış, öncelikle diline uygun olmayan Arap alfabesinin yerine, Türk alfabesi kabul edilerek (3/11/1928) okuma-yazma işi çok kolaylaştırılmıştır. Böylece 1920’li yıllarda tahminen  %10’larda olan okur-yazarlık oranı, 88 sene gibi kısa bir sürede: % 80’lere çıkarılmıştır.

1926’da Büyük Atatürk “En önemli işimiz eğitimdir.” Diyerek, dikkati eğitim üzerine çekmiştir. Bu söz daima geçerliliğini koruyacak ve eğitim işleri tüm yurttaşlar için en önemli iş olmaya devam edecektir.

Eğitim; yalnızca okulların, çocukların ve eğitimcilerin değil, işverenlerin, işçilerin, memurların, amirlerin, esnafın da ilgilenmeleri gereken bir alandır. İşle ilgili yenilikleri izleyebilmek, bu yenilikleri iş hayatında kullanabilmek eğitimli olmayı gerektirir. Hızla ilerleyen medeni dünyaya ayak uydurmanın başka bir çaresi yoktur.  

Öğrenme, bir  araçtır. Öğrenerek davranışlarımızı değiştirir ve yeni davranışlar ediniriz. Öğrenme özelliği yalnız insanda vardır. Çünkü bir araştırmaya göre yaptıklarımızın % 85’i öğrenme ile elde ettiğimiz becerilerdir. Bir de doğuştan getirdiğimiz içgüdüler vardır. Bunlar da davranışlarımızın % 15’ini oluşturmaktadır. Diğer yaratıklarda ise öğrenmeye dayalı davranışlar yok denecek kadar azdır. İnsanı diğer yaratıklardan ayıran en önemli özelliği; insanın öğrenme yeteneğine sahip olmasıdır. İnsan olmanın, insan kalmanın yolu öğrenmedir. Bu yetenek insanın doğumu ile başlar, ölünceye kadar devam eder. Her gün yeni şeyler öğreniyoruz ve sürekli olarak değişiyoruz.

Şüphesiz herkesin öğrenme hızı, öğrenme kapasitesi aynı değildir. Öğrenme yeteneğini sürekli kullananlar, aynı zamanda onu gelişme ve değişmelere açık bıraktıkları kadar, öğrenme hızlarını da artırmaktadırlar. Öğrenme yeteneklerini kullanmak istemeyenler ise, bu nimetin sağladığı faydalardan da kendilerini alıkoymaktadırlar. Çünkü öğrenme işi zihnin bir faaliyeti olup, zihnin sağlıklı kalmasını sağlar. Bu yüzden doktorlar, ileri yaşlardaki kişilere zihinlerini çalıştıracak işlerle uğraşmalarını önerirler; bilmece çözmek gibi. Bazı oyunların da beyni çalıştırdığı söylenebilir. Satranç, dama, tavla, domino vb. Bazı eğitimciler oyunların zaman kaybı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Okuma- yazma,  ciddi konularla ilgili toplantı ve  konferanslara katılma da beyni etkileyen, en kolay bilgi edinme yolları oldukları bilinmektedir.

Yenilikleri izleme, çevremizde meydana gelen olaylarla ilgilenme,  kendimizi geliştirmek için sürekli okuma-yazma gibi faaliyetler zihin sağlığımız kadar; genel sağlığımız açısından da önemlidir.

Sonuç olarak, eğitim konuları üzerinde konuşmak, düşünmek, gerekli önlemleri almak, günlük işlerimiz arasında bu konularla yoğun olarak ilgilenmek zorundayız.
 

 
 
                                                                                                 Ana Sayfa  
     
   
 

    

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi