Dr. Sait Güngör ELGİN
Eğitim Bilim Uzmanı
SMS:0532-516 09 28
19 MAYIS
ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK ve
SPORBAYRAMI MÜNASEBETİYLE EĞİTİM,
ÖĞRENME VE ŞİDDET
Bu
köşede niçin eğitimle ilgili
konuları yazıyorum?
1.Benim uzmanlık alanım eğitim
bilim, sadece bu konularda
konuşabilir ve yazabilirim.
2.Eğitim yalnız eğitimcileri
ilgilendiren bir alan değildir.
Ana-baba, vatandaş ve politikacı
herkesi ilgilendiren bir alandır.
Bazılarının şaka yollu belirttikleri
gibi “Eğitim yalnız eğitimcilere
bırakılamayacak kadar önemlidir.”
Ana-baba ve mahalle, çocuğun ilk
eğitim çevresidir. Okul hayatı
başladıktan sonra da bu çevre
etkisini sürdürmeye devam eder.
Doğru ve yanlış davranışlar bu
çevrede kazanılır. Okul yanlış
davranışları düzeltmeye çalışır.
Ancak, gerçek şudur ki, ailede
alınan eğitim ne kadar güçlü ise
yanlış davranışların düzeltilmesi
de o kadar zor olur. Hiçbir aile
çocuğunun yanlış davranışları
alışkanlık haline getirmesini
istemez Ama çocuğun davranışları
karşısında takındıkları tavır,
istemeseler de yanlış davranışın
ödüllendirilmesine ve davranışın
pekiştirilmesine neden olabilir. Bu
bakımdan aile bireylerinin ne tür
davranışları ödüllendirmeleri, ne
tür davranışları cezalandırmaları
gerektiği konusunda kararlı olmaları
gerekir. Bunun için de çocuklarının
iyiliği için, kulaktan dolma
bilgilerle onları eğitmek yerine
uzmanların yazdıkları kitapları
okuyarak, onlar üzerinde düşünerek,
çocuklarına doğru eğitim vermeleri
gerekir. Böyle yaptıkları takdirde
çocuklarının okul hayatı ve meslek
hayatı daha başarılı olabilir.
Çünkü, ailenin çocuk üzerindeki
etkisi daha çoktur ve çocuğun
zamanının büyük bir kısmı aile ve
yakın çevresi arasında geçmektedir.
Okul öncesi eğitim, ana okulu, kreş
v.b. isimlerle anılan eğitim
sistemleri sayesinde uzman
öğretmenler elinde çocukların
eğitimleri daha bilinçli ellerde
yukarıda sözü edilen yanlış
davranışların kazanılması
önlenebilir. Aslında zorunlu
eğitimin 4-5 yaşlarından
başlatılmasında eğitim açısından
büyük yararlar vardır.
Okul
çağındaki problemli çocuklar, okul
rehberlik servisleri tarafından
incelenip gerekli yardımları
alabilmektedirler. Bu servislerin
çalışmalarına anne-babaların da
yardımcı olmaları, çocuklarının
geleceği açısından yararlıdır..
Ailede alınan eğitim ve öğrenilen
şeyler, ileride öğrenilecek bilgiler
için destekleyici veya engelleyici
olabilirler. Bu bakımdan ana
babaların yakın akrabaların eğitme
bakış açıları, çocukların
gelecekleri açısından çok önemlidir.
Öğretmenler ve okul idareleri
velilerle yapacakları toplantılarda
yalnızca öğrencilerin ders
başarıları üzerinde durmak yerine
karşılıklı olarak birbirlerini
anlamaya çalışmalıdırlar.
Ailesinde şiddete maruz kalan
çocukların bu şiddeti okula
taşıyacakları düşünülebilir. Ailede
ilgisizlik kadar aşırı düşkünlük ve
lüzumundan fazla sevgi de çocuk
üzerinde olumsuz etkiler
yaratabilir. Günümüzde öğrenci
velilerinin okula karşı takındıkları
tavırlar, çocuklar üzerinde olumlu
veya olumsuz etkilerde
bulunabilmektedir. Örneğin,
öğretmeni tarafından
cezalandırıldığı için ağlayarak
evine koşan çocuğunun elinden
tuttuğu gibi öğretmene hesap sormaya
giden velinin yaptığı bu hareketten
sonra o çocuğun, öğretmenine
saygısını ve sonuç olarak
öğretmeninin sınıf üzerindeki
otoritesini ne duruma getirir
düşünebiliyor musunuz? Karşılıklı
sevgi ve saygının olmadığı bir yerde
güven ve itaat olur mu? Güven ve
itaatin olmadığı bir yerde disiplin
olur mu? Disiplinin olmadığı bir
yerde başarı ve mutluluk olur mu?
Olmaz. Ne olur ? Saygısızlık,
başarısızlık, şiddet ve huzursuzluk
olur.
Bakınız Atatürk bu konuda ne diyor?
“Nerede karşılıklı sevgi ve saygı
varsa orada itimat ve itaat vardır.
İtimat ve itaatin olduğu yerde
disiplin vardır. Disiplinin olduğu
yerde de başarı ve mutluluk vardır.”
Eğitimli insanın şiddet kullanması,
insanlar üzerinde baskı uygulaması
düşünülemez. Sürekli olarak
kendisini meşgul eden işlerle
uğraşan eğitimli bir insanın vakur,
kendinden emin; sorunlarını, bilimin
ışığında çözeceği için; şiddetle işi
olamaz.
Okullara şiddeti sokan zihniyet,
eğitimin nurundan faydalanmış,
kafası ve kalbi aydınlık, demokrat
ve cumhuriyetçi olamaz.
3.
Türkiye Cumhuriyeti genç bir devlet,
demokratik halk idaresidir.
Cumhuriyetin ve demokrasinin
vazgeçilmez şartı ise yurttaşların
eğitimli olmasıdır. Çünkü yönetime
katılmak; bilgi, değerlendirme
becerisi, seçicilik özelliği ister.
Türk Milletinde değerlendirme ve
seçicilik özelliği doğuştan vardır.
Ama bilgi sahibi olmak, eğitimli
olmayı gerektirir. En azından
yurttaşlar okuma-yazma bilmeli ve
okuduklarını anlayıp
yorumlayabilmelidirler. Cumhuriyete
karşı olanlar, halkın cehaletini
bahane ede gelmişler, onu
bilgilendirmek, aydınlatmak için
gayret sarf etmemişlerdir. Ancak,
başta Büyük Atatürk olmak üzere Türk
Milletinin sağduyusuna inanan,
Cumhuriyetimizin kurucuları;
“Hakimiyet Kayıtsız Şartsız
Milletindir” sözünü Cumhuriyetimizin
ve demokrasimizin ilkesi
yapmışlardır. Dünyada demokrasinin
beşiği sayılan Atina’da ve Roma’da
bu hak sadece hür vatandaşlar
tarafından kullanılabilirken,
köleler bu haktan
yararlandırılmamıştır. Yakın zamana
kadar A.B.D’de bile zenciler ve
başka ırklardan bazı azınlıklar bu
hakkı kullanamamakta idiler. İşte
Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk
Demokrasisinin üstünlüğü bu ilkede
yer alan “kayıtsız, şartsız”
terimleri ile ifade edilen tüm
yurttaşların hakkı ve görevidir. Bu
hak ve görevin bilincinde olan Türk
Milleti, buna layık olduğunu daima
göstermiştir ve gösterecektir. Ulu
Önder Atatürk, bunu milletin
doğuştan sahip olduğu bir karakter
olarak görmekte ve şöyle ifade
etmektedir: “Türk Ulusunun
yaradılışına ve karakterine en uygun
idare Cumhuriyet idaresidir. Bugünkü
hükümetimiz, doğrudan doğruya ulusun
kendi kendine, kendiliğinden yaptığı
bir devlet teşkilatı ve hükümetidir
ki, onun adı Cumhuriyettir. Artık
hükümetle Ulus arasında geçmişteki
ayrılık kalmamıştır. Yönetim halk,
halk yönetim demektir.(Nutuk, Cilt
3, s.75, Cilt 2, s.230)”
Asırlarca, kendisini yönetenler
tarafından ihmal edilmiş, küçük
görülmüş, kendisine verilmeden hep
kendisinden alınmış olan
milletimizin, cehaletle mücadelede
de başarıya ulaşacağı, bir kültür ve
fazilet rejimi olan Cumhuriyete ve
kendi “hakimiyet”ine sahip
çıkacağına inanılmıştır. Bu amaçla,
HALKIN en kolay yoldan bilgisini
artırması için gerekli önlemler de
alınmış, öncelikle diline uygun
olmayan Arap alfabesinin yerine,
Türk alfabesi kabul edilerek
(3/11/1928) okuma-yazma işi çok
kolaylaştırılmıştır. Böylece 1920’li
yıllarda tahminen %10’larda olan
okur-yazarlık oranı, 88 sene gibi
kısa bir sürede: % 80’lere
çıkarılmıştır.
1926’da Büyük Atatürk “En önemli
işimiz eğitimdir.” Diyerek, dikkati
eğitim üzerine çekmiştir. Bu söz
daima geçerliliğini koruyacak ve
eğitim işleri tüm yurttaşlar için en
önemli iş olmaya devam edecektir.
Eğitim; yalnızca okulların,
çocukların ve eğitimcilerin değil,
işverenlerin, işçilerin, memurların,
amirlerin, esnafın da ilgilenmeleri
gereken bir alandır. İşle ilgili
yenilikleri izleyebilmek, bu
yenilikleri iş hayatında
kullanabilmek eğitimli olmayı
gerektirir. Hızla ilerleyen medeni
dünyaya ayak uydurmanın başka bir
çaresi yoktur.
Öğrenme, bir araçtır. Öğrenerek
davranışlarımızı değiştirir ve yeni
davranışlar ediniriz. Öğrenme
özelliği yalnız insanda vardır.
Çünkü bir araştırmaya göre
yaptıklarımızın % 85’i öğrenme ile
elde ettiğimiz becerilerdir. Bir de
doğuştan getirdiğimiz içgüdüler
vardır. Bunlar da davranışlarımızın
% 15’ini oluşturmaktadır. Diğer
yaratıklarda ise öğrenmeye dayalı
davranışlar yok denecek kadar azdır.
İnsanı diğer yaratıklardan ayıran en
önemli özelliği; insanın öğrenme
yeteneğine sahip olmasıdır. İnsan
olmanın, insan kalmanın yolu
öğrenmedir. Bu yetenek insanın
doğumu ile başlar, ölünceye kadar
devam eder. Her gün yeni şeyler
öğreniyoruz ve sürekli olarak
değişiyoruz.
Şüphesiz herkesin öğrenme hızı,
öğrenme kapasitesi aynı değildir.
Öğrenme yeteneğini sürekli
kullananlar, aynı zamanda onu
gelişme ve değişmelere açık
bıraktıkları kadar, öğrenme
hızlarını da artırmaktadırlar.
Öğrenme yeteneklerini kullanmak
istemeyenler ise, bu nimetin
sağladığı faydalardan da kendilerini
alıkoymaktadırlar. Çünkü öğrenme işi
zihnin bir faaliyeti olup, zihnin
sağlıklı kalmasını sağlar. Bu yüzden
doktorlar, ileri yaşlardaki kişilere
zihinlerini çalıştıracak işlerle
uğraşmalarını önerirler; bilmece
çözmek gibi. Bazı oyunların da beyni
çalıştırdığı söylenebilir. Satranç,
dama, tavla, domino vb. Bazı
eğitimciler oyunların zaman kaybı
olduğunu ileri sürmüşlerdir. Okuma-
yazma, ciddi konularla ilgili
toplantı ve konferanslara katılma
da beyni etkileyen, en kolay bilgi
edinme yolları oldukları
bilinmektedir.
Yenilikleri izleme, çevremizde
meydana gelen olaylarla ilgilenme,
kendimizi geliştirmek için sürekli
okuma-yazma gibi faaliyetler zihin
sağlığımız kadar; genel sağlığımız
açısından da önemlidir.
Sonuç
olarak, eğitim konuları üzerinde
konuşmak, düşünmek, gerekli
önlemleri almak, günlük işlerimiz
arasında bu konularla yoğun olarak
ilgilenmek zorundayız.