| |
ACI
Acıyı parmaklarında bile hissedersin…. Gözlerin
hep uzakta, hiçbir şey görmez duymazsın… Aklın
hep oradadır. Kelimeler hep yetersiz… Zaman
geçmek bilmez. İnançların kaybolmuş ve sen
ortada kalmışsındır. Boşluk her yanını
sarmıştır. Sevgiye özlemin her geçen gün artar.
Ama sen çıkarmak zorundasındır o koca kara
kutuyu içinden. Taşıyamayacağın kadar ağırdır
oysa. Acı çekersin…. Soğuk olur için… Her daim
kışı yaşamak gibi. Hiçbir şeyde yoğunlaşamazsın
ve yaşadığın güzelliklere dönüp bakmak bile
istemezsin. Hayatın ezberlenen birkaç cümleden
ibaret olur. Günaydın, iyi geceler vs. Hiçbir
şey içten değildir gözünde. Zamana ve insanlara
karşı bir nefretin başlar…. Yargılayıp,
sorgulamadığın anda suçu onlarda arasın. Ellerin
boş kaldığında o suçlara sığınırsın. Hep senin
özlemin giderilsin, hep sen mutlu ol istersin.
Gözlerinin önündeki perde yüzünden hak edilmeyen
anda, hak ettiğini düşündüğün şeyleri yaparsın.
Dönüp baktığında hep sevgi denen o belanın
bencilliğini görürsün. Yapmayacağın şeyleri
yapmış, verdiğin tavizlerin hepsi bir hiç haline
gelmiştir. Ağlayamazsın ve bu acını daha da
büyütür. Baktığın her şeyde, tanıştığın her
insanda bir parça özleminden ararsın. Bir
teselli…. Gözlerin her dolduğunda acını içine
atarsın. Ve acın saklandığı yerden her
çıktığında gözlerin ve yüreğin paramparça olur.
Ateşle buzun dansı vardır içinde. Bu dengesizlik
seni allak bullak eder. Çığlıkların acının
içinde çakılıp kalır ve sen boğulduğunu
hissedersin. Doğrular terk eder seni. Her şey
baştan başladığında ne inanç kalır, ne de sevgi…
Düşünür hep için… Sınırları zorladığını sanarsın…
İçinde acıya yer kalmadığını düşünürsün.
Gözlerin görmez, yüreğin ağlar olur… Hayal
kırıklıkları batar hep içine….
Kendi
benliğinle kavgaya başlayıp yenik düştüğünde,
verdiğin değere üzülmeyip, birilerinin ya da
bir şeylerin yokluğuna ağlarsın. Sevgin bir
şelale gibi güzeldir, güçlüdür, bağlayıcıdır ve
vazgeçmek cehenneme düşmek gibi bir şeydir.
İçindeki ateşe su, buzaysa sıcaklık ararsın.
Kahredersin kendini. Sevgiyi doğru yaşamak için
hep denemişsindir ve sonu hep acı olmuştur. İşte
bunu anladığında, daha da kahrolursun. Kendi
kendine isyan edersin. Eskiden yalan da olsa
birkaç umut vardır içinde. Özlemi yaşamak
sevgiyi kanıtlar zaten. Böyle düşünürsün ama
şimdi bu çıplak ve çok gerçek olan acıyı
karşına alıp yüzleşmek ölüm olur gözünde.
Boşluğa bakar olur gözlerin. Pis bir koku gibi
dağılır içindeki acı çevrene. Nefes almak bile
güçleşir. Yaşadığın her an bir damla kezzap…
Yakar geçer… Ama ölüm yoktur. Sindire sindire
acı çekmek zorundasındır. Ellerin bir anda
bomboş kalıverir. Ne içtiğin su ferahlatır ne de
giydiğin kazak ısıtır içini. Şimdi de hak
etmediğini düşündüğün şeyleri yaşadığın için
üzülürsün… Kahrolası bir deliğe tıkılıp
kalırsın, yaşadığın her ana lanet edersin…
Kelimeler yetersiz kaldığında,
kendinle ya da sevginle baş edemediğinde, zamanı
bir türlü ilerletemediğinde, gözyaşların tükenip
acı bir gülümseme halini aldığında, geçmişini
özlediğinde, yalnızlığı bir korku olarak görüp o
korkuyu doyasıya yaşadığında, inançlarını ve
insanlarını kaybettiğinde, içindeki kışı söküp
atamadığında, bir şeyleri geri getirme düşüncesi
aklından çıkmadığında, eskiye dönük
yaşadığında,ne yapılmış olunursa olsun
affedebileceğin düşüncesiyle ağladığın her anda,
dünyaya her küfür ettiğinde, isyanlarını
bastıramadığında, saatler geçmek bilmediğinde ve
o geçmeyen saatlerde, kelimesi kelimesine
yaşanan her şeyi tekrar tekrar yaşadığında, ne
sana, ne de mantığına ya da hayata uymayan
şeyleri her yaptığında ve son olarak kurduğun ya
da kurulan her cümlenin sonunda “şöyle olmuştu…”
dediğinde teninde yağmurları hissedemezsin.
Hayatı yaşayamazsın. Karşı koyma gücün tükenir
ve sen kendinle olan savaşını kaybedersin.
Hayata attığın gülücükleri özlersin. Gülüşünü,
tazeliğini bakışlarının, hayatını özlersin.
Yaptığın saçmalıklara gülersin kendi kendine ve
sana deli gözüyle bakarlar. Zaman senin
istediğin hızda olmasa bile geçer… Çok şey
yaşamışsındır. Yanlış anlaşılmasın; hiçbir şey
unutulmuş değildir; unutulamaz da… Ama hayatı
özlersin. Çektiğin acılar, yaşadığın
sıkıntılardan öğrendiğin şeyleri uygulama vaktin
gelmiştir. Bu insanın doğasındadır. “Hiçbir şey”
dememeyi öğrenmişsindir cümlelerinde ve bunu
uygulama vaktin gelmiştir. Gözündeki perde
açılmıştır artık. Doğrular benliğinde ve
ateş-buz savaşı sona ermiştir.Çözüm karşında ve
sen doğru olanı bulmuşsundur. Bir şeyleri
unutmaya çabalamak kendine yapacağın işkenceden
başka bir şey değildir. Bu yüzden bir şeyleri
unutmak yerine hatırlamamayı tercih edersin.
Yaşadığın iyi ya da kötü şeylerden pişmanlık
duymadığında zaten sen yaşananlardan bir şeyler
çıkarabilmişsindir kendince….
İşte bu kadar… Sevginin
bencilliğini anlattım size. İçimdeki sonuca
gelince; ben sevmekten korkuyorum…. Acıdan
korkuyorum…..
|
|