| |
2 PERDELİK KOMEDİ
1. P E R D E
İzmir’de bir yaz başlangıcı.
Okullar tatil olmuş, herkes kendisini sahil
kıyılarına atmanın yollarını aramaktadır. Hava
sıcaklığı gölgede 35 derecedir.
Oyunumuzun kahramanlarından evin
reisi Cemal KESKİN, bir lisede öğretmenlik
yapmaktadır. Anne ise resmi bir kurumda memurluk
yapmaktadır. Evin kızları da ilköğretim okulu
öğrencisidirler. Okullar tatil olmuş, evde boş
oturmaktan çocukların canları sıkılmaktadır.
Anne yıllık iznini almış tatil yapmaktadır.
Öğretmen Cemal, Yaz Okulu
uygulamaları nedeniyle derslere girip çıkmakta
ve öğrencilerle uğraşmaktadır. Okulların tatil
olması nedeniyle aile içerisinde yaz tatilinin
nerede geçirileceği tartışmaları olmakta, babaya
bu konuda baskı yapılmaktadır. Tatile giremeyen
baba, çocuklarının tatile nasıl çıkacağı
konusunu araştırmaktadır.
S A H N E 1
( Perde açıldığında sahnenin görünümü: Bir evin
oturma salonudur. Salonda oturma koltukları, bir yemek masası,
televizyon, kütüphane, duvarda birkaç resim,
saat, yerde sağa sola rast gele atılmış dergi,
kitap vardır.)
TUĞÇE- Allah kahretsin yine deniz
kıyısına gidemedik. Arkadaşlarım şimdi denizde
yüzüyorlar. Ben burada cehennem azabı yaşıyorum.
TULYA- Anne! ablam televizyon
kumandasını aldı, bana vermiyor.
ANNE- (Dışarıdan seslenir.) Güzel
güzel geçinin. Oraya gelmeyeyim şimdi.
TUĞÇE- Gammazcı.
TULYA- Hep senin istediğin yerleri
izlemek zorunda mıyım?
TUĞÇE- Sanki açtığın kanalları
izliyorsun da, al! İstediğini izle.
TULYA – İzlemek istemiyorsan
gidersin.
ANNE- (Salona girer.) sizler neden
kavga yapıyorsunuz bakayım?
TULYA- Bizim kavga yaptığımızı sana
kim ispiyonluyor?
ANNE-
Ben mutfaktayken sesiniz oraya
kadar geliyordu.
TUĞÇE – Sen yanlış anlamışsın. Biz
kavga yapmıyorduk, sadece tartışıyorduk.
ANNE- Siz benimle dalga mı
geçiyorsunuz?
TULYA- Biz kavgayı kendi aramızda
yapıyoruz. Size ne zararımız oluyor?
ANNE- Kendi aranızda kavga yapıncaya
kadar alın kitabınız defterinizi de eski
bilgilerinizi tekrar edin.
TULYA
– Babam kitap okumamızı
yasakladı.
ANNE- Ben bu yasaktan bir şey
anlamadım ya!
TUĞÇE- Babam öğretmen olduğuna göre
bir bildiği olsa gerek.
ANNE- Kavga yapmaktansa hiç olmadı
roman, şiir, öykü gibi kitapları okuyun.
TUĞÇE-
Anne. Hafta sonu denize gidelim mi?
ANNE- Biz deniz için karar
veremeyiz. Akşam babanız eve geldiğinde oturup
konuşuruz. Denize gitmek o kadar da kolay değil.
Yüzebileceğimiz en iyi yer 50 km. Bunun için
para gerekli.Dört kişinin masrafını hele bir
düşünün bakalım.
TUĞÇE- Ben anlamam, ben denize girmek
istiyorum. Yaz tatili geçtikten sonra denize
niye gideyim ki?
ANNE- Henüz tatil yeni başladı.
Akşam babanız eve geldiğinde oturur konuşuruz.
TULYA- İş babama kaldıysa bu senede
evde kaldık demektir. Durmuş pansiyona Hoş
geldiniz. Tam pansiyon mu, yarım pansiyon mu
olsun?
TUĞÇE – Ben almayım. At terli su
içmez.
ANNE- Siz dalganızı geçin bakalım.
Babanı elbette buna da bir çare bulacaktır.Evin
erkeği olduğuna göre bizleri rahat ettirmekte
onun görevi.
TULYA- Akşama babam eve gelince ilk
işi “ Çok yorgunum. Bana bir şey söylemeyin.
Bıktım şu öğrencilerden. Allah belalarını
versin. Şimdi tatile çıkamayız. Ben her gün
okula gidiyorum . Buradan ayrılamam. Zaten
paramız da yok.” Diyecek. Zaten babamın ne
zaman parası oldu ki.
ANNE- Babanıza haksızlık yapmayın!
TUĞÇE- Oldu da biz gezdik mi?
ANNE- Hadi yavaş yavaş mutfakta
yemeği hazırlayalım. Babanız yorgun gelecek.
TUĞÇE- Ben salata falan hazırlamam.
TULYA- Ben de salata yapamam.
ANNE – Salata olamasa da olur.
TULYA- Babam salatasız sofraya
oturmaz, bilmiyor musun anne!
ANNE- Bıktım şu salatadan. Bugün
salatasız olsun yemek.
( Işıklar söner)
S A H N E 2
( Kapı zili çalar)
TUĞÇE
– Kim o? (Kapıya doğru
koşar) Geldim.. Kim o?
BABA- ( Dışarıdan seslenir) Benim
kızım. ( Baba il Tuğçe sahneye girer) kızım
kapıyı neden geç açtın.?
TUĞÇE- Hemen geldim babacığım.(
Babasına nazlı nazlı ) Eee babacığım, hafta sonu
ne yapacağız?
BABA- Kızım hele bir oturalım.
Biraz dinleneyim. Ben sizin gibi bütün gün evde
değildim. Alsancak’ın o yakıcı sıcağı beynimde
patladı.
TUĞÇE- Tamam babacığım.( Babasının
elinden paketleri alır ve mutfağa gider.
TULYA- ( Koşarak salona girer.) Aa babam gelmiş. Hoş geldin babacığım. Nasılsın?
BABA- Sağol kızım, iyi olmaya
çalışıyoruz.
ANNE- ( Salona girer) Hoş geldin
hayatım.
BABA- Hoş bulduk canım. Bu
sıcaklarda nasılsın hayatım.
ANNE- Nasıl olalım hayatım. Bu gün
evde canımız çıktı. Evin dağınıklığını
toparlamaktan, temizlik yapmaktan canımız çıktı.
Annemden emdiğim süt burnumdan geldi. Sen
nasılsın, neler yaptın?
BABA- Öğrencilerle uğraşmaktan
bıktım artık. Ne verdiğimizi alıyorlar, ne de
derse giriyorlar. Adı yaz okulu. Gelende
geçecek, gelmeyende. Temizlik yaparken çocuklar
yardım etmediler mi?
ANNE – Hep beraber yaptık.
BABA - Öyle olmak zorunda.
TUĞÇE- Baba, temizliği beraber
yaptık ama, kardeşim bizlere yardım etmedi.
TULYA- Baba, ablam yalan söylüyor.
Vallahi yardım ettim. İstersen anneme sor.!
ANNE- Doğru söylüyor.
BABA- Anlaşıldı kızlarım. Ancak evi
kirlettiğiniz gibi temizlemekte sizin göreviniz.
Bu evde oturuyorsak, bu evi ortak kullanıyorsak,
evin temizlik hizmetlerini de ortak yapacağız.
TUĞÇE- Temizlik yerine güneş
altında bir tatili tercih ederim.
BABA- Haklısınız. Ancak evi
kirletiyorsak temizliğini de ortak yapmak
zorundayız. Evin temizlik işleri bir kişinin
üzerine yıkılmamalı.
ANNE- Babanızı fazla meşgul etmeyin
bakalım. Haydi hayatım, üstünü değiştirir misin?
Evin temizliğini hep birlikte yaptık.
BABA- Ben üstümü değiştirmeye
gidiyorum. ( Sahneden çıkar.)
TUĞÇE- anne, bu hafta denize
gidelim mi ?
ANNE- Babanız salona gelsin
konuşuruz.
TUĞÇE- Ne olur denize gidelim.
ANNE- Benim de canım çok istiyor
denize gitmek.
TULYA- ( Biraz şımarık ) Gidelim,
bana ne gidelim. Ben denize gitmek istiyorum.
ANNE- Şımarmayın öyle. Babanız
salona gelsin, konuşuruz dedim.
TUĞÇE- Anne, babama söyleyelim de
bizi Ürkmez Öğretmen Evine götürsün. Bu hafta
denize girelim artık.
TULYA- Ürkmez’e gitmeyelim.
Çeşmealtı’ndaki deniz daha güzel, oraya gidelim.
Ben Çeşmealtı’nı çok seviyorum.
ANNE- Siz sabretmesini bilmez
misiniz? Babanız salona gelsin, konuşuruz
demedim mi?
BABA- ( Salona girer.) Yemek
hazır mı?
ANNE- Her şey hazır. Sadece salata
yapmadım.
BABA- Salata olamadan yemek
yenmez. Bir gün de şu salatayı hazır etseniz ne
olur? Salatayı her zaman ben mi yapacağım?
ANNE- Bu gün de salata olmayı
versin ne olur?
BABA- Salata ne zaman doğru
dürüst oldu ki, bu gün de hazır olsun!
ANNE- Ne yapayım, üşeniyorum.
BABA- Ben salatamı yaparım. Siz
yapmasanız da ben kendi salatamı kendim yaparım.
Hiç olamadı zihin yönüyle dinlenmiş olurum
salatamı yaparken.
ANNE- Bırak şimdi salatayı. Bak,
çocuklar bir şeyler istiyor.
BABA- Hayrola kızlarım? Neler
oluyor?
TUĞÇE- Bizi denize götürür müsün
babacığım?
TULYA- Ne olur hayır deme
babacığım?
BABA- Bu konuyu hafta sonu
düşünürüz. Hele bir hafta sonu gelsin.
ANNE- Düşünürüz deme. Çocuklara
cevabını şimdi ver. Hafta sonuna kadar meraktan
ölmesin çocuklar.
BABA- Yemekten sonra konuşalım.
ANNE - Yemekten konuşsak olmaz
mı? Nasıl olsa bu konuyu sofrada da konuşacağız.
Hiç olmadı şimdi konuşalım da çocukların merakı
girsin.
TUĞÇE – Baba, ne olur bu hafta
sonu bizi denize götür.!
BABA - Çocuklar… Bütün gün
yoruldum. Zaten öğrencilerin stresi üzerimde.
Bir de sıcak başımıza vuruyor! Hele bir
dinleneyim…
TULYA- Ne olur baba!
ANNE- Bu işi şimdi konuşalım.
BABA – Bu hafta sonu belki denize
gidebiliriz. Yalnız bir telefon etmem gerekli.
TUĞÇE
– Kime telefon edeceksin
babacığım? Gümüldür’deki İsmail amcaya mı?
BABA
- Hayır kızım. İsmail amcana
değil, Edremit Akçay’da birin aramam gerekiyor.
ANNE – Akçay da neresi?
BABA- Balıkesir ili, Edremit
ilçesine bağlı bir belde. Türkiye’nin en önemli
yazlıkların bulunduğu bir belediyelik belde.
Çanakkale yolu üzerinde Edremit’ten 10 km. sonra
yolun solunda. Denizi, doğal güzellikleri ve
kaplıcaları ile önemli turistik bir beldedir.
( Tuğçe ve Tulya büyük çığlıklar
atarak odanın içerisinde dönmeye başlar. Bir
birlerine sarılırlar. )
TULYA- TUĞÇE – ( Birlikte) Aslan
babamız. Haydi baba, telefon et artık.
ANNEANNE – ( Salona girer.) Ne bu
çığlıklar böyle.?
TUĞÇE
– Anneanne, babam bizi hafta
sonu Akçay’a denize götürecek.
ANNEANNE – Orası da neresi ki?
TULYA
- Anneanne, Edremit’ten
sonra yolun solunda, güzel deniz kıyısı bulunan
bir beldeymiş. Orayı sen neden bilmiyorsun?
ANNE - Kızım, anneanneniz nereden
bilsin. Ben bile Akçay’ın nerede olduğunu
bilmiyorum. Bilmemek suç değil ya!
BABA
– Durun, acele etmeyin.
TUĞÇE
– Ne oldu babacığım?
BABA - Size gidiyoruz demedim.
Hele bir telefon edeyim. Konuşmanın durumuna
göre size cevap verebilirim.
TUĞÇE – Baba nazlanma artık.
İstersen salatanı ben yaparım.
BABA – Hemen heveslenmeyin bakalım.
Denizi görmeden mayoları hazırlamayın…
ANNEANNE - Cemal, Akçay neresi
oluyor?
BABA – Anne, Çanakkale’ye giderken,
Edremit’i geçtikten 10 km. sonra yolun solunda
oluyor. Sanatçıların, turistlerin gözde yeri.
Siyasetçiler, milyarderlerin akın ettiği sayfiye
yeri. Kışın nüfusu 10 bin, yazın ise 100 bini
buluyor.
ANNE
– Kime gideceğiz orada?
BABA - Hanım, daha gideceğiz
demedim.
ANNE – Bu işi şimdi sonuçlandıralım,
sürüncemede kalmasın.
BABA – Hele bir telefon edeyim.
Telefon konuşmasına göre gidip gidemeyeceğimizi
size söyleyebilirim. Daha önce ne söz
verebilirim, ne de gidiyoruz diyebilirim!
TUĞÇE – TULYA - ( Hep bir ağızdan
dua ederler. Koro halinde ) Ne olur babacığım
hemen telefon, hafta sonu denize gidelim.
Allah’ım ne olur bizlere hayır demesinler.
BABA
– Siz hele sofrayı hazırlayın,
ben de telefon edeyim.
TUĞÇE
– Haydi babacığım.
BABA
- Peki, peki çocuklar. Teflon
edeyim, daha sonra yemeği-mizi yeriz.
TULYA- TUĞÇE – ( Hep birlikte )
Aslan babacığım.. Oley, oley, oley…
BABA - ( Çantasını içinden bir
kart çıkartır. Telefonun başına gider.
Numaraları çevirmeye başlar. ) Alo , alo, ben
öğretmen Cemal KESKİN, kiminle görüşüyorum?
AĞA - ( Sesi megafondan verilir.
) Şerafettin YİĞİTER. Buyurun efendim.
BABA – Şerafettin Bey, ben öğretmen
Cemal KESKİN.
AĞA
– Buyurun hocam, nasılsınız?
BABA – Sağ olun efendim, sizler
nasılsınız?
AĞA – Allah’a şükür sıhhatimiz
yerinde.
BABA – Şerafettin Bey, sizden bir
isteğim olacak.
AĞA - Buyurun hocam, emrinizi
bekliyorum.
BABA – Efendim, emir vermek ne
haddimize.
AĞA – Benim için öğretmen
kutsaldır. İster tanıdık olsun isterse tanımadık
olsun. Öğret-menlerin istekleri benim için bir
emirdir, buyurun hocam.
BABA
– Efendim. Eğer müsait
iseniz, hafta sonu çocuklarla birlikte Akçay’a
gelmek istiyoruz.?
AĞA
– Ne demek hocam. Hay hay,
buyurun, sizleri misafir
etmekten şeref duyarım.
BABA – Bu hafta sonu müsait
misiniz?
AĞA – Buyurun, bekliyorum. Yer
durumuna gelince onda bir düşünceniz olmasın.
Sıkıntımız yok. Çünkü burada benim yazlık 6 blok
halinde. Bir blokta da siz kalırsınız olur
biter.
BABA – Sağ olun efendim.
AĞA – Ne demek efendim, sizler
sağ olun. Bizlere değer vererek arayıp
misafirimiz olmak istiyorsunuz. Bu bile benim
için büyük bir şereftir.
BABA
– Bir hafta kalmayı
düşünüyoruz.
AĞA
– İsterseniz bir ay kalın.
TULYA- TUĞÇE
– ( Hep bir
ağızdan) Oley, oley, oley ..bravo, sağ ol
babacığım. ( Diyerek babalarının yanaklarından
öperler.)
BABA – Şerafettin Bey, oraya
gelirken; çarşaf, nevresim, battaniye, pike gibi
malzemeleri de getirelim mi?
AĞA
– Gerek yok hocam. Burada her
şey var. O saydıklarınızı getirmek için
uğraşmayın. Sizler sadece kendinizi getirin
yeter.
BABA – Şimdi hiçbir şey
getirmeyeceğiz, öyle mi?
AĞA – Evet efendim. Hiçbir şey.
Sizler sadece geleceğiniz zamanı söyleyin yeter.
Diğer ihtiyaçlarınızı karşılamak benim görevim.
Eh, nede olsa ağayız.
BABA – Cumartesi günü
gelebiliriz.
AĞA – Bekliyorum efendim.
BABA – Şerafettin Bey, şayet bir
terslik olursa biz size haber veririz. Ancak
orada bir değişiklik olursa siz de bizi haberdar
edin.
AĞA – Bildiririm efendim.
BABA – Telefon numaramı
veriyorum. 2323482
AĞA – Yazdım efendim.
BABA
– Hafta sonu görüşmek
üzere.
AĞA – Görüşmek üzere, hoşça
kalın.
ANNE – Cumartesi günü mü
gideceğiz?
BABA – Evet.
TUĞÇE – Babacığım, orası nasıl
bir yer? Biraz anlatır mısın?
BABA - Kızlarım. Akçay;
Balıkesir ilki, Edremit ilçesine bağlı büyük bir
belde. İzmir’den Çanakkale’ye giderken
Edremit’ten sonra yolun solunda çok şirin bir
yer.
ANNE – Bırakın orayı anlatmayı
şimdi.
TUĞÇE – Ben öğrenmek istiyorum.
BABA
– Akçay’ı ilk defa
25.Mayıs.1975 yılında gördüm. Okulun tiyatro
ekibi ile birlikte Edremit’te “ Çakıl Taşları
“ isimli bir oyun sergileyecektik. Gündüz
öğrenci grubuyla birlikte Akçay’a gittik. Orada
şimdi rahmetlik oldu; Atlan ERBULAK, Füsun
ERBULAK, Nevra – Metin SEREZLİ ve daha başka
ünlü tiyatrocu kişilerle tanıştım. Aradan yıllar
geçti. Şimdi her yönüyle değişmiştir sanırım.
Son yıllarda ise Akçay, zenginlerin,
siyasetçilerin ve sinema, tiyatro, müzik
sanatçılarının akınına uğruyor. Gittiğimizde
büyük bir olasılıkla sizlerde bazı sanatçıları
göre bilirsiniz.
ANNE – Şimdi anlatmayı bırak.
Oraya cumartesi günü mü gideceğiz?
BABA - Evet. Cumartesi günü.
ANNE – Giderken oraya ne
götüreceğiz.?
BABA - Sadece kendimizi.
ANNE – Çarşaf, nevresim, yastık…
BABA – Bunların hiç biri
gitmeyecek. Zadece kendimizi götüreceğiz.
ANNE
– Nasıl olur. Hiçbir şey
gitmeyecek mi?
BABA – Ben Türkçe konuştum
sanıyorum.
TUĞÇE – Baba, sen Fransızca
konuştuğun için anlamdı. Anneciğim, oraya sadece
kendimizi götüreceğiz.
ANNE
- Benimle dalga geçmeyin.
BABA
– Seninle dalga geçen yok.
Cumartesi günü giderken sadece birkaç kıyafet
gidecek hepsi o kadar. Ne çarşaf, ne nevresim,
ne de yiyecek. Anlaşıldı mı hanım?
ANNE – Tamam, tamam, anlaşıldı.
TUĞÇE – Babacığım, Akçay’ı
anlatıyordun.
BABA
- Bildiğim kadarıyla Zeki MÜREN’in evi de Akçay’da. Deniz, yeşillik ve
doğa güzellikleri tam bir bütünlük sağlamış.
Akçay, Kazdağları’nın eteklerinde kurulmuş bir
sayfiye yeri. Denizi önemi, ayrıca meşhur
kaplıcaları da var. Ürün olarak,; narenciye,
zeytin ve zeytin yağ üretimi de yapılmakta.
Kısacası yaşanacak güzel bir yer. Cebin dolu
ise.
ANNE – Sen izin alacaksın
sanırım. ?
BABA
– Ne izni?
ANNE – Sen de bizimle beraber
kalmayacak mısın?
BABA – Hayır. Ben Pazar akşamı
geri döneceğim.
ANNE – Neden?
BABA – Yaz okulu uygulamaları
nedeniyle izin alamıyoruz. İzin aldığımız zaman
bunun telafisi yok. Bu nedenle benim izin almam
mümkün değil. Ben geri geldikten sonra siz
kalırsınız. Hafta sonu sizleri almaya
gelebilirim.
ANNE
– Sen bilirsin. Biz de
böylece biraz dinlenmiş oluruz. Bol bol güneş,
deniz ve biraz da sabah yürüyüşleri yaptık mı
zayıflamış oluruz.
BABA- Senin için ve çocuklar
için iyi olur sanırım. Biraz dinlenmiş
olursunuz.
ANNE –Yemek hazır. Haydi
yemeği soğutmayalım.
BABA - Benim salatam hazır
mı?
ANNE - Bırak şimdi salatayı.
Zaten yemekler soğudu.
BABA
– Ben kendi salatamı kendim
yaparım. Salata olamadan sofraya oturmam bunu
biliyorsun.
ANNE – Başlatma şimdi salatana.
Haydi sofra bizleri bekliyor.
BABA – Ya salata!
( Işıklar söner)
S A H N E 3
( Işıklar yanar. Sahnede sağa
sola koşuşturmalar vardır.)
BABA – Haydi, çabuk
olun.Garaja gidelim. Yoksa arabayı kaçıracağız.
ANNE – ( Dışarıdan seslenir.)
Oradan bağırıp duracağına, buraya gel de yardım
et. İşimizi de çabuk bitirmiş oluruz.
BABA – Allah ne verdiyse
götürmeyin. Nasıl olsa bir hafta kalacaksınız.
ANNE – ( Elindeki valizle
salona girer.) Bütün eşyalar bu valizin içinde.
Ağır olduğu için senin yardımını bekliyorum.
BABA
– Hamaliye parası
isterim.
ANNE – Nedenmiş o ?
TUĞÇE – Babacığım, hamallık
parana ortak ola bilir miyim?
BABA – Orada eğlenecek, gününü
gün edecek olan sizler-siniz. Denize girecek,
yolda yürüyüş yapacak olan da siz siniz.
ANNE
– Eee ne olmuş?
BABA – Giden bu eşyalar sizin
olduğuna göre, oradan dö-nüşte bu eşyaları
taşıtmak için hamal tutmayacak mısınız?
ANNE - Senin; başka işin,
başka derdin yok mu?
BABA – Olmaz olu r mu?
ANNE
– Başka ne derdin var?
BABA –Siz orada eğlenirken,
ben burada güneşin altında ders yapacağım Hem
de okumak istemeyen, derste uyuyan, yazmasını
dahi bilmeyen öğrencilerle uğraşacağım. Siz ise
eğlenecek, güneşlenecek…
ANNE – Kıskanma.
TUĞÇE – Haydi gitmiyor muyuz?
BABA – Aceleniz ne kızım?
TUĞÇE – Deniz ve güneş bizi
bekliyor babacığım?
BABA – Onların “ Deniz ve
Güneş ” isimlerinde kızları yokmuş.
TUĞÇE - Babacığım, kişilere
isim olan “ Deniz ve Güneş ” ten söz etmiyorum.
Hani şu içine girip yüzdüğümüz deniz ve
kumsalına yatım tepemizden bizi yakan güneş yok
mu, be onu kastediyorum.
ANNE
– Şu çocuklarla
eğlenmesen olmaz mı?
BABA – Bu günler başka nasıl
geçecek hayatım.?
ANNEANNE
– ( Sahneye girer)
Daha gitmeyecek miyiz?
BABA – Buradaki işlerimiz
bitsin, hemen gideceğiz.
ANNEANNE – Oyalanmayın
artık. Nereye gideceksek bir an önce gidelim.
TULYA – Hayrola anneanneciğim, Sen neden bu kadar meraklısın?
ANNE
– Kızlarım, anneanneniz
bu konuda
haklı.
BABA – Burada kalıcı değiliz?
ANNE
– Araba saat kaçta
hareket edecekti?
BABA – 17.30 da hareket
edecek. Yol üç saat sürecek.
ANNE – Gideceğimiz kişilere
geliş saatimizi bildirdin mi?
BABA
– Akçay’ı arayarak
buradan hareket saatimizi bildirdim. Haydi
çıkalım.
TULYA – Helesi yarabbi şükür.
Hep gidemeyeceğiz sandım.
BABA – Vay gidi köfte horlar
sizi…
( Işıklar söner. Perde
kapanır.)
2.
P E R D E
( Işıklar yandığında sahne değişmiştir.
Sahnede; sayfiye evlerinin görünüm vardır.
Yazlık bir ev. Çevresi tahta çitlerle çevrilmiş,
bahçesinde plastik büyük bir masa. Çevresine
dağıtılmış sandalyeler. Bir kaç saksı. Yerlere
atılmış bir hortum. Ev sahibi elinde bağ budama
makasıyla çiçeklerin sağını solunu
düzeltmektedir.)
AĞA – Hanım. Sat kaç oldu?
NEJLA – ( Sahneye girer.)
Saat 19.30 olmuş.
AĞA – Misafirler gelemedi.
Acaba yolu mu bulamadılar?
RAZİYE NİNE – Fazla
meraklanma ağam, nasıl olsa buraya gelecekler.
Eh, nede olsa ilk defa gelecekler. Evi bulmada
biraz zorlanabilirler.
NEJLA – Misafirler İzmir’den
saat kaçta hareket edeceklerdi?
AĞA –
Yanılmıyorsam saat 17.30 da hareket edeceklerdi.
NEJLA
– Şuan saat 19.30,
onların gelmesine daha iki saat var.
AĞA – Desene geç gelecekler.?
NEJLA – Otobüsle gelecekleri
için dört saatte gelebilirler. Biz kendi özel
arabamızla bile üç saatte anca geliyoruz. Fazla
meraklanmana gerek yok.
AĞA – Merak edişimin nedeni
ilk defa gelmeleri değil, yolu bulamayıp
kaybetmeleridir. (Hizmetçi kadına seslenir.)
Şerife, kızım, misafirlerimiz gelmek üzere. Her
şey hazır mı, bir noksan yok değil mi?
ŞERİFE – ( Sahneye girer. )
Ağam, bütün her şey emrettiğin gibi hazırlandı.
AĞA – Kızartmalar, kavun,
karpuz, patlıcan ezmesi, dolmalar, hepside hazır
mı?
ŞERİFE – Ağam, neyi
emrettiysen hepsini de aynen hazırladım.
NEJLA
– Misafirlerin gelme
saati yaklaştığına göre sende şu üstüne,
kılığına kıyafetine bir düzen versen.
AĞA – Hiç önemli değil hanım.
Gelen misafirlerimiz, beni olduğum gibi
görsünler. Hiçbir zaman olduğumdan daha değişik
görünmek istemem.
RAZİYE NİNE – Ne iyi söyledin
ağam. “ Ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun
gibi görün ” görün demişler. Çağa ayak
uydurayım derken, çağdan uzak kalmayalım.
AĞA-
Gelen misafirlere karşı
gösterişten uzak, sade bir görünüm
sergileyeceğim. Çünkü resmiyeti sevmiyorum.
Sanıyorum gelen kişilerde pek resmi olacak
değiller.
NEJLA
– Sen yinede kıyafetini
değiştir.
AĞA – Gelenleri resmi bir
kıyafet ile karşılarsam bu iyi olmaz. Aynen
protokolü andırır. Bu davranışımızla
misafirlerimizi daha ilk günden sıkmış oluruz.
Böylece tedirgin olmalarına da neden olabiliriz.
İnsanlar buraya şehrin gerginliğinden, stresten, resmiyetten çıkarak geliyorlar. Ben
de onları yeni bir sıkıntıya sokamam. ( Bahçenin
içinde sağa sola gidip gelmeye başlar.) Şerife,
misafirlerin yatacağı yerleri de hazırladın mı?
ŞERİFE – Emrettiğin gibi
hazırladım.
RAZİYE NİNE – Ağam, fazla
titizlenme. Bu gelen misafirleri kızımızın
sayesinde gıyaben tanıyoruz. Daha ilk defa
karşılaşacağız. Kızımızın öğretmeni, onun eşi ve
çocukları geliyorlar.
AĞA
– Evet. Kızımızın
öğretmeni ve ailesi. Ancak, bu gelenler her
şeyden önce birer insan. İnsana gereken değeri
verirsen, insan olarak değer kazanır. Bunlar da
birer insan olduğuna göre, bunlara da insanca
değer vermemiz gereklidir.
NEJLA – Ben değer vermeyelim
demedim ki?
AĞA
– Yinede dikkat etmemiz
gerekiyor.
RAZİYE
NİNE – Gelen insanlar mürekkep yalamış kişiler.
Onların nasıl davranacağını tahmin
etmemize gerek.
AĞA
– Misafir her zaman
misafirdir.
RAZİYE NİNE
– Dikkat etmemiz
gerekli.
AĞA
– Dur, hele sözümü kesme.
RAZİYE NİNE
– Buyur ağam.
AĞA
– Misafir, ister tanıdık
olsun isterse tanımayalım. Benim için hepside
bir insandır. Gelen misafir bir beklenti
içerisinde olabilir. Bu nedenle misafir mutlaka
beklediğini, umduğunu bulmalıdır.
NEJLA – Haklısın.
AĞA – Misafir eğer umduğunu
bulamaz, beklentilerini göremezse, o zaman
kişiler arasına soğukluk girer. Ben böyle bir
durumu yaşamak istemiyorum.
RAZİYE NİNE – Çok doğru
söyledin ağam.
AĞA
– Sende beni noter gibi
onaylayıp durmasana!
(Işıklar söner)
S A H N E 2
( Işıklar yandığında sahneye
sadece öğretmen Cemal ve ailesi girerler.)
BABA
– ( Elindeki kağıda
bakarak.) Verilen adres ve tarife göre ev
burası olmalı.
ANNE – Telefonda evin adresini
ve tarifini tam olarak almış mıydın?
BABA
– Evet. Anlaşılamayacak
bir nokta yok. Ev burası olmalı. (Seslenir)
Kimse yok mu? Şerafettin Bey. Bakar mısınız?
ANNE
– Burası değil galiba.
AĞA
– ( Sahneye girer.)
Buyurun, bir şey mi istemiştiniz?
BABA – Biz bir adres arıyoruz.
AĞA
– Yardımcı olayım efendim.
BABA
– Şerafettin YİĞİTER’in
evini arıyoruz.
AĞA
– Efendim adres burası. Ben
Şerafettin. Buyurunuz.
BABA
– Ben öğretmen Cemal.
AĞA – ( Misafirleri bahçeye
alır.) Hocam hoş geldiniz. Buyurun yenge,
buyurun çocuklar, teyzeciğim buyurun. Öyle
dışarıda kalmayın.
ANNE
– hoş bulduk Şerafettin
Bey.
BABA
– Ailem . ( Ailesini birer
birer tanıştırır.)
AĞA
– Memnun oldum efendim.
ANNEANNE - Ben de memnun oldum
efendim. Nasılsınız?
AĞA
– Sağ olun efendim.
Sağlığınıza duacıyız.( Küçük kızlara yönelir.)
Nasılsınız hanım kızlarım?
TUĞÇE- Sağ olun efendim.
TULYA
– Memnun oldum efendim.
AĞA
– Şanslısınız. Çünkü sizin
yaşınızda bir kızımız var. Onun-la gezer, eğlenir Akçay’ı tanırsınız.
AĞA
– Hocam. Yorgunsunuzdur.
İsterseniz odalarınızı bir görün, eşyalarınız
koyun, sonra bol bol oturur sohbet ederiz.
BABA
– Nasıl uygun görürseniz.
TUĞÇE- TULYA
– ( Hep birlikte
) memnun olduk.
AĞA
– ( İçeriye seslenir. )
Şerife! Misafirlerimiz geldi. Misafir-lerimizi
odalarına götürelim. Gidip odalarına
yerleşsinler. Biraz dinlenince buraya gelirler.
ŞERİFE – ( Sahneye girer) Hoş
geldiniz. Buyurun, sizi kalaca-ğınız yere
götüreyim
RAZİYE NİNE- ( Sahneye
girer.) Hoş geldiniz. Ağam, misa-firleri
gidecekleri yere ben götürürüm. Benim yolumun
üzeri. Şerife diğer hazırlıklara başlasın.
Buyurun beraberce gidelim.
AĞA – Sen bilirsin. Hocam,
biraz yorgunluk giderin, eşyalarını-zı
yerleştirin.
Daha sonra konuşmaya devam ederiz.
BABA
– Yorgun değiliz. Ancak
eşyalarımızı bırakırsak iyi olacak.
AĞA
– Hocam. Yemeği bahçede
mi, yoksa içeride mi yemek istersiniz?
BABA
– Bizim için fark etmez.
Sizlerin tercihine bırakmak isterim.
AĞA – Hele siz bir yerleşin,
gerisi kolay.
( Baba, anne, çocuklar sahneyi
terk ederler.)
ŞERİFE – Ağam ben
hazırlıklara başlayayım.
AĞA
– Yemeği bahçede yiyelim.
Daha iyi olur.
ŞERİFE – Olur ağam.
AĞA – Ben de şu bahçeyi bir
toparlayıp düzene sokayım. Masanın üzerini
sileyim. Hazırlığımızı yapalım.
( Işıklar söner )
S A H N E 3
( Işıklar yanar )
AĞA
– Hocam, kahveyi nasıl
içersiniz?
BABA
– Orta şekerli olursa
memnun olurum.
AĞA - Yanında başka bir şey
alır mısınız?
BABA – Maden suyu olursa iyi
olur.
AĞA
– Yenge hanım, siz
kahveyi nasıl alırsınız?
ANNE – Ben kahve almayayım.
Çayı da sevmem.
AĞA
– Madensuyu, kola,
gazoz, süt…
ANNE – Ben süt alayım.
AĞA
– ( Anneanne’ye doğru)
Efendim, siz ne almak ister-siniz.? (Çocuklara
döner) Çocuklar, sizlere kola getirteyim mi?
ANNEANNE
– Ben orta şekerli
kahve alayım.
TUĞÇE / TULYA – ( Hep
birlikte ) Kola içelim.
AĞA
– ( Eşine döner) Hayatım
sen çay alır mısın? ( Şerife’ye seslenir.)
Kızım, bize gereğini yapıver.
ŞERİFE
– Emredersin ağam. (
Sahneyi terk eder.)
BABA – Şerafettin Bey,
Makbule kızımız evde yok mu?
AĞA – Sözlüsüyle gezmeye
gittiler. Neredeyse gelirler. Sizin geleceğinizi
biliyorlar.
BABA
– Biraz erken olmuş.
AĞA – Önümüzdeki hafta
nişan yapacağız. Bitişik komşumu-zun oğluyla
nişanladık. Yüksek okulu okumak istemedi.
Almanya’ya gidecek gelin olarak.
BABA – Yinede okuması daha
iyi olurdu.
ANNE
– Hayatım kızı burada
bari rahat bırak. Artık o senin öğrencin değil.
AĞA
– Ne demek efendim?
ANNE
– Bırak kızı da
gönlünce eğlensin.
BABA – Ben kıza bir şey
yapmıyorum. Merak ettim, sormak, öğrenmek,
sanırım suç değildir, ne dersiniz ağam?
AĞA – Ne demek efendim. Siz
onlar için bunca zahmete katlanın, buraya
gelince de sizi karşılamasın.
ANNE – Yine de karışma
hakkı yok.
AĞA – Hocamın doğal olarak
sormaya da, öğrenmeye de hakkı vardır. Onların
hepsi de sizin kızlarınız değil miydi?
ANNE – Yine de burada kızı
rahat bırakmalı.
NEJLA
– Efendim, sizlerle
sohbet etmek güzel olacaktı. Sizlerle sohbete
devam etmek isterdim. Ancak benim gitmem
gerekiyor. Daha önceden bir randevum
vardı.
BABA
– Önemli değil
efendim. Bizim için bir sakınca yok. Daha sonra
konuşuruz.
NEJLA
– Şerafettin sizlerle
beraber olacak.
ANNE – Siz rahat olun,
biz sıkılmayız.
BABA
– Bu sakinliğin
değerlendirmesini yaparız. Siz rahat olun,
nasılsa Ağa da burada olacağına göre bizleri
merak etmeyin.
RAZİYE NİNE
-( Nejla’ya
doğru) Kızım sen merak etme. Ben buradayım. Ağa
da burada olacak.Ben kızım( Anneyi gösterir )
ve annesiyle ilgilenirim.. Çocuklar da bizim
kızla oturdular. Ne güzel anlaşıyorlar.
NEJLA – Şerafettin’ciğim, beni götürürü müsün?
AĞA
– Hocam, ben hanımı
götürüp hemen geleyim. ( Sahneye Makbule girer.)
Bakın, kızımız da geldi. ( Ağa ile Nejla sahneyi
terk ederler.)
BABA – Görüşmek üzere
ağam.
MAKBULE
– Hoş geldiniz hocam, nasılsınız?
BABA – hoş bulduk,
Allah’a şükür iyiyim. Sen nasılsın?
MAKBULE – Kusura
bakmayın, biraz geç kaldım.
BABA
– Önemli değil.
Sen eğlenmene bak.
MAKBULE – ( Öğretmeninin
hanımına doğru gider ) Yenge hoş geldiniz.
Nasılsınız ? ( Anneanne’ye ) Teyzeciğim,
sizler nasılsınız? (Kucaklaşırlar)
Çocuklar, sizler de hoş geldiniz. ( Çocuklarla
da kucaklaşır.)
ANNE – Sağ ol kızım.
Sen nasılsın?
MAKBULE – İyiyim yenge.
ANNEANNE – Nasılsın
kızım.?
MAKBULE
–İyiyim
teyzeciğim. Sağ olun.
ŞERİFE - ( Sahneye
girer) Hoş geldin kızım, geç kaldın.
MAKBULE – Nişanlımla
nişan davetiyelerinin dağıtımını yapıyorduk. Ben
eve döndüm. O şimdi yalnız başına dağıtılacak
olanların dağıtımını yapıyor.
BABA - Makbule, bu iş
biraz erken değil mi?
MAKBULE
– erken oldu,
fakat..
BABA – Hani okulda
üniversiteyi okumayı düşünüyordun. Bakıyorum
oğlanı bulunca hemen okuldan kirişi kırıyorsun.
MAKBULE – ( Biraz
utangaç) Yanlış anlamayın öğretmenim. Ancak
gelecek meselesi.
RAZİYE NİNE – Damat
adayı Almanya’da çalışıyor. Bu neden-le bu
evliliğe izin verdik. Yoksa izin vermezdik.
MAKBULE
– Eğer bir
terslik olmazsa Almanya’da okula devam edeceğim.
ANNE – Kızı rahat bırak,
utandırma kızı.
BABA –
Ne utandırması,
ben okulda onlara okulu bitirince kocaya
gidersiniz deyince bana ilk itiraz eden
Makbule’ydi. Ama haklılığım da ortaya çıktı.
ANNE – Yinede onun
kararı, sonunda olumlu veya olumsuz olacağına
yinede o karar verecek.
BABA – Hiçbir zaman bir
öğrencimin sonunda vermiş olduğu karardan dolayı
üzülmesini istemem.
MAKBULE – Öğretmenim,
Almanya’da mutlaka üniversiteye gideceğim.
Buradaki görmüş olduğum dersleri, aldığım
notları gösteren bir belgeyi alacağım. Çünkü
Almanya’da bu bilgileri istiyorlarmış. Söz,
yüksek okulu mutlaka okuyacağım.
ANNE – Burada bile kızı
zorluyorsun.
RAZİYE NİNE – Zorlamıyor,
yapılması gerekeni yapıyor. Keşke bizim
zamanımızda da böyle bizi sıkıştıran
öğretmenlerimiz olsaydı. Bunda utanılacak hiçbir
şey yok.
BABA – Ben, öğrencilerin
öğrenim çağında arkadaş edinmelerine, karşı
cinslerle olan arkadaşlıklarına karşı değilim.
Ancak her öğrencimin mutlaka bir yüksek okulu
okumasını istiyorum. Hele hele kız
öğrencilerimin mutlaka okumasını zorunlu
buluyorum.
ANNE
– Sonuçta karar
yine gençlerin olacaktır. Biz karışa-mayız.
RAZİYE NİNE – Yine de
sağ olun hocam. ( Şerife’ye döner) Çiğ köfte
hazırlandı mı? Haydi getirin, zaman ilerledi,
yoksa çiğ köfte bozulacak.
BABA
– Yanında yayık
ayranı olsun.
ANNE- Ağzının tadını
biliyorsun.
BABA – Yapılan
hazırlığın hakkını verelim.
TUĞÇE / TULYA – (
Çığlık atarlar.) Çiğ köftenin yanında kola
alırım.
( Işıklar söner.)
S A H N
E 4
( Işıklar yanar. Sahnede
Ağa ve baba vardır.)
BABA
– Şerafettin Bey,
ağa ağa diyorlar. Hiç ağalık var mı?
AĞA
– Biraz bulaştı
hocam.
BABA -Bu ağalık büyük
olduğun için mi, yoksa gerçekten bildiğimiz
ağalardan mısınız?
AĞA
– Hocam, benim
ağalığım var. Eğer buna ağalık denirse.
BABA
– Ağalığı merak
ediyorum doğrusu.
AĞA – Ben emekli
hakimim. Bu devlete uzun yıllar hizmet ettim.
Yurdu karış karış dolaştım. Şimdi ise keyfi
olarak avukatlık yapıyorum.
BABA
– Biraz erken
emekli olmuşsunuz sanırım.
AĞA - Hocam, ben altmış
beş yaşındayım. Kalp krizi geçirince emekli
oldum. Şimdi avukatlık yapıyorum. İhtiyaçtan
değil, fobi olarak yapıyorum. Şimdi avukatlıktan
da uzaklaştım sayılır. Şimdi burada
dinleniyorum. Yaz kış burada kalıyorum.
BABA
– Doğrusu güzel bir
yerde kalıyorsunuz.
AĞA – Ara sıra Ankara’ya
gidiyorum. Bazen de Adıyaman’a gidip geliyorum.
Ben sağlığıma en uygun yer burası. Senede bir
iki defa Adıyaman’a gidip orada ki işleri düzene
sokuyorum. Ağalığıma gelince: Doğudaki yaşam ile
ilgili bazı bilgiye sahipsindir sanırım.
BABA – Urfa’da görev
yaptığımda bir şeyler duydum. Bazı gördüklerim
de oldu.
AĞA
– Benim evin büyük
oğlu olmam nedeniyle ağalık bende. Zaten şu an
iki kardeş kaldık, bir Raziye Nine ve ben.
BABA – Peki köy olayı.
AĞA – Büyük çocuk olmam
nedeniyle babadan kalma; tarla, bahçe, bağ
dışında bana bağlı olan, benim mülkiyetimde
görülen on beş tane de köyüm var. Biraz büyük
olmam, biraz da saygınlı nedeniyle ağa diyorlar.
Nerede o eski ağalıklar.?
BABA
– Yerleşmek için
neden burayı seçtiniz?
AĞA
– Havanın nem
oranı, doğa güzellikleri, doğa şartlarının
sağlığıma iyi gelmesi nedeniyle burasını seçtim.
Bir tarafta deniz, diğer tarafta ise yeşillik,
İnsanın ruhu dinleniyor burada. Buz gibi kaynak
suları, temiz dağ havası, bol oksijen. Ayrıca
burada en iyi kaplıcalar bulunuyor. Doğrusu
sağlık için ne istersen var.
BABA
– Önemli olanda
temiz hava ve stresten uzak bir yaşam.
AĞA
– Yazın burası çok
kalabalık olur. Eş-dost ziyaretimize gelir.
Yazın işler bitince eylül ayında da Adıyaman’dan
misafirler gelir.On beş gün burada kalırlar.İki
hizmetli ise evin işleri ile ilgilenirler.Sabah
kahvaltısıyla kurulan bu masa , gece yarısına
kadar hiç kalkmaz. Bu masada mutlaka yemek yiyen
biri vardır.
BABA – Gelen giden çok
olduğuna göre, giderlerde çok oluyordur. Bunları
nasıl karşılıyorsunuz?
AĞA
– Anladım hocam.
İşte ağalığımız burada başlıyor. Benim erzakım
çuvallarla gelir. Yaz başlangıcında; fasulye,
nohut, pirinç, mercimek, un, bulgur, şeker ve
benzeri yiyecekleri çuvallarla ambara koyarım.
Peynir, reçeller, bal ise tenekeler halinde
getirtirim. Amaç,gelen misafirleri rahat
ettirmek.
BABA – Doğrusu çok
ilginç.
AĞA
– Neden hocam.?
BABA
– Ağa olmak kolay
değilmiş?
AĞA – Hocam, ekmek
elden su gölden demedim. Babamdan gelecek
demedim, devamlı çalıştım. Babamın varlığına da
güvenmedim. Doğrusunu söylemek gerekirse çok
yoruldum. Bugünkü halime ancak çok çalışarak
geldim.
BABA – peki
Adıyaman’dan destek geliyor mu?
AĞA
– Buradaki
masraflarımın çoğunu Adıyaman’dan yapılan
katkılarla karşılı-yorum. Ağa olmak kolay değil…
BABA –
Burada
günlerinizi nasıl geçiriyorsunuz?
AĞA
– Burada her gün üç
kilometre yürüyorum. Yürümezsem rahatsız olurum.
Sabah ve akşamları denize girerim, yüzmek
sağlığıma iyi geliyor. Ancak hafta sonu denize
girmiyorum. Çünkü burası Pazar günleri çok
kalabalık oluyor. Bu nedenle Pazar günlerini
dağdaki ormanlık alanda geçiriyorum.
BABA – Doğrusu
imrenilecek bir ortam var.
AĞA – Bazı akşamlar
arkadaşlarla buluşup okey, tavla, briç
oynuyoruz. Benim hanım oyuna çok düşkündür.
Hanım konken ve poker oynar. Çoğu zaman sabaha
karşı eve geliyor. Ben onun kadar oyunu
oynamıyorum. Sağlığıma dikkat ediyorum.
BABA – Tavla ve okey
dışında diğer oyunları bilmiyorum.
AĞA – Boş zamanlarımda
yürüyüş yorgunluğunu şiir yazarak kendimi
dinlendiriyorum. Bir şiir kitabım yayınlandı.
Yakında ikincisini yayınlayacağım.
BABA – Hayırlısı olsun.
Ben de şiiri çok severim. Lise öğrenimimden bu
yana şiir yazıyorum. Ayrıca öykü ve tiyatro
oyunu da yazıyorum. Bu yazma işine ilk olarak
kendimi eleştirmeyi düşünerek başladım. Henüz
yazdıklarımı yayımlama imkanı bulamadım.
AĞA – Üzülmeyin hocam,
Bir gün o da olur. Her şey zamanı gelince
oluyor. Seninde yayınlayacak zamanın gelir. (
Saatine bakar.) Vakit ilerlemiş. İstersen
yatalım artık.
BABA
– Yatalım ki erken
kalkalım. Biraz da denizde yüzelim.
AĞA – Çocuklar çok
yorulmuş ki sesleri hiç çıkmadı. Burada
istediğiniz gibi davrana bilirsiniz. Rahat edin,
çekinmeyin. Sabahları, bizi kalksınlar da
beraber kahvaltı yapalım diye beklemeyin. Ben
sabahları kahvaltı yapmıyorum. Ben sabahları bir
dilim kavun veya karpuz yanında biraz beyaz
peynir oluyor.
BABA – Doğrusu yazın
yenilecek en iyi yiyeceklerde bunlar.
AĞA
– Benim için
sofrada kavun olsun yeter. Ben yazın misafirler
için römorklarla kavun ve karpuz alırım.
BABA – Kavun, karpuz
yanında domates ve acı biber de iyi oluyor.
AĞA
– Artık yatalım.
Nasıl olsa bir hafta burada kalacaksınız. Daha
çok konuşacak ve sohbet edecek zamanımız
olacak.
BABA – Şerafettin bey,
ben burada bir hafta kalamayacağım. Çocuklar
burada kalacaklar. Ben görevime dönmek
zorundayım. Şu an yaz okulunda görevliyim. Bu
görev nedeniyle izin de alamıyoruz. Ancak hafta
sonu böyle gidip gelme durumu oluyor.
AĞA
– Sahi daha önce
söylemiştin, ben unuttum. Biz yine de yatalım.
BABA – Fena olmaz hani,
hayırlı geceler. ( Ayağa kalkar.)
AĞA – Hayırlı geceler.
(Ayağa kalkar )
( Işıklar söner)
S A H N E 5
( Işıklar yanar )
RAZİYE NİNE – Hadi kızım,
Allah kavuştursun.
ANNE – Sağ ol teyzeciğim,
Allah razı olsun.
RAZİYE NİNE – Haydi
kahvaltımızı yapalım.
ANNE – Benim canım pek
istemiyor.
RAZİYE NİNE
– Sen yine de
bir şeyler yemeye çalış. Hani çocuklar nerede?
ANNE – Onlar biraz sonra
gelecekler. Biz kahvaltıdan önce denize girmek
istiyoruz. Deniz dönüşü kahvaltımızı yaparız.
(Sahneye çocuklar, anneanne ve
evin küçük kızı girer.)
TUĞÇE – Günaydın. Anne
haydi denize gidelim.
RAZİYE NİNE – Kızım, aç
karına denize gidilmez. Kahvaltınızı yapın,
denize öyle gidin. Sonra güneş altında
fenalaşırsınız.
ŞERİFE
- Herkese günaydın.
Nasıl rahat ettiniz mi?
ANNE
– Çok rahat bir gece
geçirdik.
ŞERİFE – Sabah kahvaltısı
hazır. Haydi kahvaltınızı yapın.
ANNE
– Canımız kahvaltı
istemiyor, ilk önce denize gidelim, daha sonra
yaparız.
ANNEANNE – Kızım insanlar
bunca hazırlık yapmışlar. Kahvaltımızı yapalım,
denize öyle gideriz. Deniz yerinden kaç mı yor
ya?
TUĞÇE
– Anneciğim,
kahvaltımızı yaptıktan sonra denize gidelim.
TULYA
– Kahvaltı yapalım.
RAZİYE NİNE – Haydi bırakın
şu denizi, kahvaltıya buyurun.
TULYA – Kahvaltıda ne var?
ANNE – Haydi çocuklar.
Kahvaltımızı yapalım, daha sonra denize gidelim.
ANNEANNE – Kahvaltı için
hazırlanmış insanlar, yemezsek ayıp olur.
ŞERİFE – Kahvaltıda; peynir,
reçel, zeytin, salam, sosis, tavuk budu, kavun
karpuz var. Çay, süt ve ıhlamur var. Kim
hangisinden istiyorsa söylesinler.
RAZİYE NİNE – Bu sabah
Şerife sizin için özel bir hazırlık yaptı.
Kahvaltınızı kuvvetli yapın. Denizden sonra
biraz çevrede dolaşın. Bugün Akçay’ın pazarı.
Buranın da pazarını görürsünüz. Hem sizin için
değişiklik olmuş olur.
ANNE
– Çok iyi olur.
Pazarda el işleri, oya bölümü hoşuma gider.
RAZİYE NİNE – Hadi, fazla
konuştuk, şu kahvaltımızı yapalım.
ANNE
– Haydi çocuklar,
kahvaltıya.
( Işıklar söner.)
S A H N E 6
( Işıklar yanar)
AĞA – Hava kararmaya
başladı, bizim misafirler ortada yok. Nerede
kaldı bunlar?
RAZİYE NİNE – Meraklanma
ağam. Denizden sonra pazara uğrayacaklardı. Her
halde pazara takıldılar.
AĞA – Şerife, kızım,
hazırlıklara başlayın. Misafirler neredeyse
gelirler. Deniz ve Pazar onları yormuş olabilir.
ŞERİFE –( Sahne dışından
seslenir.) hazırlıklar tamam ağam. Biraz sonra
masayı hazırlarım. Merak etmeyin, her şey hazır.
RAZİYE NİNE – Acele
ettirme ağam. Biraz geç yiyiverelim. Sen zaten
akşam yemeği yemiyorsun. Acele etmeye gerek var
mı ?
AĞA
– Bu yaştan sonra
sağlığıma dikkat etmeliyim bacı. Kavun, karpuz,
peynir benim için en güzel akşam yemeğidir. Bir
römork kavun ile karpuza boşuna mı para verdik?
RAZİYE NİNE – Boşuna
değil ama, fazla perhize de gerek yok.Hem can
boğaz-dan girer, yine boğazdan çıkar.
AĞA – Bacı , biz camız
mıyız ki, ha bire tıkınacağız.? Nefsimizi
terbiye etmeliyiz. Nefsimizi terbiye etmezsek
kontrolü elden kaçırırız.
RAZİYE NİNE – ( Yola doğru
bakar ) Misafirler göründü.Şerife… Misafirler
geliyor. Kızım, masayı hazırlayıver.
AĞA – Artık yemek vakti.
Ben de yiyeceğimi hazırlayıvereyim.
RAZİYE NİNE
– Şerife,
kızım, misafirlerin ellerinde torbalar var.
Yükleri ağır galiba. Zor taşıyorlar, onlara
yardıma gider misin?
AĞA
– Allah, Allah…
Ellerindeki ne acaba?
ŞERİFE
– ( Dışarıdan
seslenir) Yardıma gidiyorum ana kız, hemen
gidiyorum. Yettim çocuklar.
RAZİYE NİNE
– Fazla
meraklanma ağam, biraz sonra nasıl olsa
göreceğiz.
AĞA – Bende yardıma
gideyim. Yükleri biraz ağır gibi. ( Sahneden
çıkar.)
RAZİYE NİNE – ( Kendi
kendine söylenir ) Meraktan yardım edeyim
demiyor da, zor taşıyorlar, acıdım diye yardım
edecekmiş. Yok efendim, nezaket kuralları gereği
yardım edeyimmiş. Sen onu benim külahıma söyle.
Meraktan çatladım da o yüzden yardım edeyim
demiyor da, yardıma gidiyorum diyor. Meraktan
yerinde duramadı.
( Anne, anneanne,
çocuklar ve Ağa sahneye girerler.)
AĞA – Bu torbalarda ne
var böyle.? Bayağı da ağırmış.
ANNE – Kavun, karpuz, topan patlıcan, domates…
AĞA – Ne demek efendim?
ANNE – Adettir.
AĞA
– Nasıl olur?
ANNE – Bizim yörede
adettir. Misafir olduğun eve elin boş gidilmez.
Pazarda gördüklerimizden getirdik.
AĞA
– ( Birden
hiddetlenir) Ne demek efendim? Bugüne bugün ben
bir ağayım! Koskocaman Köy Ağasıyım. ( Sahne
içerisinde dolaşmaya başlar.)
ANNE – Bizim yörede
adettir ağam, elimiz boş gelmeyiz.
AĞA
– Bu yiyecekleri
kabul edemem.
ANNE – Ağalığınıza bir
şey demiyorum. Sadece adettendir diye bu
yiyecekleri getirdim. Hem siz kavunu çok
seviyorsunuz diye kavun da aldık. Ben de kavunu
çok severim.
AĞA
– ( Sinirli bir
durumda ) Haşa…! Bir ağanın evine kavun
getirmek.! Ağanın evine yiyecek getirmek ha..! Hemde kocca bir ağanın evine..! Bu beni küçük
düşürmektir.
ANNE – Ağam, sizi
küçük düşürmek niyetim yok.Böyle bir amacım da
olamaz. Adet olduğu üzere getirdim.
AĞA
– Hayır ! Bu
kavunlar , bu yiyecekler, bu eve giremezler!
Benim evimde bir römork kavun, karpuz var. Sen
kavun, karpuz istiyorsan istediğin kadar ye !
Sana niye kavun karpuz yedin diyen mi var?
ANNE – Öyle bir şey
demediniz?
AĞA
– Sizin
önünüzden yemeği esirgeyen mi var? Ben sağ
olduğum sürece ağanın evine misafirin yiyecek
getirmesi söz konusu olamaz!
TUĞÇE
– Ağam,
bunları beraber yiyelim diye getirdik.
AĞA
– Benim evime,
misafir yiyecek getiremez. Ev halkımın önünde
beni küçük düşüremezsiniz? Beni sülalemin önünde
küçük düşürmeyin. Buna izin veremem.
ANNE – Bizim
önümüzden yemeği esirgemiyorsunuz ama, benim
getirdiğim kavun karpuzun size ne zararı Var?
Sizi zehirleyeceğimden mi korkuyorsunuz?
AĞA
– Fesuphanallah..
Bak şu kadına ya rabbim!
ANNE
– İşinize
gelmeyince duaya başlıyorsunuz.
AĞA
- Ben bir ağayım.
Benim memlekette benim için sonra ne derler
bilir misin?
ANNE
– Ne diyecekleri
beni ilgilendirme. Beni ilgilendiren sizin
birazcık olsun adetlerinizden uzaklaşarak insan
ilişkilerini anlamanız.
TUĞÇE
– Şerafettin
amca.
AĞA
– Buyur kızım.
TUĞÇE
– Şerafettin
amca, annem bu kavunların kokusun dayanamadı.
Sizin de sevdiğinizi bildiği için aldı. Bunda ne
var ki?
AĞA – Ben onu bunu
bilmem. Bu kavunlar bu eve giremez. Ben bir
ağayım. Memlekette “ Koskocaman ağa, misafirinin
getirmiş olduğu kavunu, karpuzu yemiş. Bizim
ağamız bu kadar düştü mü” derler. Ben bunu
dedirtmem.
RAZİYE NİNE – Ağam
kimse öyle bir şey demez.
AĞA – Bacı, bacı… sen
benim işime karışma.
RAZİYE NİNE – Bak
insanlar bunları getirmişler.
AĞA
– Bacı sen sus.
Birde sen beni rezil etme.
RAZİYE NİNE - Ne
gibi?
AĞA – Bak hala
konuşuyor. Sana sus dedim.
ANNE
– Kardeşinizden öfkenizi çıkarmak için
uğraşmayın. Ben bu kavunları buraya ağız tadıyla yiyelim diye getirdim.
AĞA – Ben onu bunu
bilmem. Kesinlikle bu yiyecekler bu eve giremez.
Alın götürün bunları. Çöpe mi yoksa denize mi
atarsınız bilmem. Ancak bu evden dışarıya
çıkarın bu yiyecekleri gözlerim görmesin.
ANNE
– Yo.. o kadar da
değil. Siz sağ iken bu kavunlar buraya girecek.
AĞA – Giremez.!
ANNE – Girecek.siz ağa
olabilirsiniz. Zengin de olabilirsiniz.Sizin bir
ağalık gururunuz da olabilir.! Ama insanlık
gururunuza ne oldu?
AĞA
- Ne demek
istiyorsun?
ANNE
– Her insanın bir
gururu vardır. Ben de bir insanım. Benim de bir
gururum var. Bu yiyecekleri de benim
memleketimde adet olduğu için getirdim. Hiç bir
art niyette yok. Sen bilirsin.
AĞA – Tabi ki ben
bileceğim. Ben sizi küçük düşürmüyorum. Ama siz
beni küçük düşürmek için uğraşıyorsunuz.
ANNE
– Siz hala beni
anlamak istemiyorsunuz. Size özel bir
düşmanlığım da yok.
RAZİYE NİNE
– Haydi
uzatmayın artık. Bu dalaşa bir son verin.
AĞA – Ben sana sus
demedim mi?
ANNE
– Kimseyi tehdit
edemez siniz?
AĞA
– Bu yiyecekler
derhal dışarıya
çıkarılsın.
RAZİYE NİNE
– Ağa !
Ağam, işi fazla uzatma artık. Bak, kız sen
kavunu seviyorsun diye getirmiş. Ağız tadıyla
yiyelim. Bunda hiçbir kötülük yok.
AĞA – Sen karışma Raziye nine! Ağan konuşurken sana laf düşmez ,
bunu iyi bilirsin. Bir de seninle uğraşmayayım.
RAZİYE NİNE – Neden
konuşmayacakmışım?
AĞA
– Fazla konuşma.
Onlar benim misafirim.
ANNE – Herkes düşüncesini söyleme hakkına
sahiptir. Kimse kimseyi düşüncesinden dolayı
susturamaz.
AĞA
– Ben kimsenin
özgürlüğünü elinden almıyorum. Konuşma hakkınız
kısıtlamaya kalksam, sizler böyle benim karşımda
konuşamazdınız. Ben sadece bu yiyecekleri evimde
istemiyorum.
ANNE
– Ben de diyorum
ki, bu kavunlar, bu yiyecekler sen de ben de sağ
oldukça bu eve girecek ve bu evde bunları
yiyeceğiz.
AĞA – Ben burada
kalıp kavga yapmaktansa yürüyüşe çıkmak daha
iyi. Ben yürüyüşe çıkıyorum. Döndüğümde bunlar
görmek istemiyorum.
ANNE
– Madem ki siz
bu kavun ve yiyecekleri burada istemiyorsunuz…
AĞA – Evet..
ANNE – Benim
getirdiğim yiyeceği istemeyen bir ağanın evinde
bende kalamam.
AĞA – Ne demek
istiyorsunuz?
ANNE – Bunda
anlamayacak ne var? Ben de çocuklarımla beraber
evi terk ediyorum. Haydi çocuklar, hemen
toparlanalım.
AĞA – Sakın ha !
Sizler bana emanetsiniz. Hocamın bir
emanetisiniz. Ben, sizin, buradan bu akşam
ayrılmasına izin veremem. Ne sokakta ne de
otelde kalmanıza asla izin veremem. Benim
şanıma, şerefime, ağalığıma aykırı bir davranış
olur.
ANNE
– Bunu daha önce
düşünseydiniz.
AĞA – sakın ha.!
ANNE
– Bu durumların
ne şanla , ne de şerefle hiç alakası yok.Siz
bizim yiyeceklerimizi çöpe atarken şeref, şan ,
kişilik olmuyor, ortadan kalkıyor da , ortada
bulunmuyor da , biz evi terk etmeye kalkınca mı
şeref aklınıza geliyor.?
AĞA – Bir birimize
bağırmış olabiliriz. Bir birimizi kırmış
olabiliriz. Ancak sizlerin bu akşam bu evden
dışarıda kalmanıza izin veremem. Ancak
isterseniz yarın gidebilirsiniz. Eğer hala
gitmek isterseniz.
ANNE – Bu akşam
burada sizin zoraki misafiriniz olabiliriz.
Ancak yarın biz İzmir’e döneceğiz.
AĞA
– Bence de en
uygun olanı bu.
ANNE
– Biz bu akşam
hem burada kalacağız hem de getirmiş olduğumuz
yiyecekler de burada kalacaklar.
AĞA
– Bu işi fazla
uzatmayalım.
ANNE
– Hem buradayız,
hem de bu yiyecekleri de bu evde yiyeceğiz. Çöpe
atılacak ne param, ne de yiyeceğim var.
AĞA – Siz beni
çıldırtmak mı istiyorsunuz be kadın?
ANNE – Hayır.
AĞA – Ben şimdi
yürüyüşe çıkacağım. Sizlere iyi geceler.
ANNE
– Size de iyi
geceler. Gittiğiniz yollara dikkat edin
AĞA
– Hayrola.
ANNE – Sizin
yollarınıza başkaları da girip kavun ikram
etmesin!
AĞA – Fe süphanallah,
beni delirtecek bu kadın Allah’ım. ( Sahneyi
terk eder)
ANNE
– Güle güle, iyi
geceler.
RAZİYE NİNE – Kızım,
kızım.. Sen Ağa’nın bu davranışına kızma., kulak
bile asma olmaz mı?
TUĞÇE – Raziye nine,
bu ne biçim ağa böyle?
ANNE – Bir insan bu
kadar cahil olmaz.
RAZİYE NİNE –
Cahillik değil yavrum.
ANNE
– Sen yıllarca
bu devlette hakimlik yap… Avukatlık yap…
İnsanların haklarını savun…Sonra bu o kişi
değilmiş gibi zırvala dur. Neymiş, ağa imiş.
Ağanın evine misafir yiyecek mi getirir? RAZİYE NİNE –Kızım
hele bir sakinleş. Şöyle kendine bir gel.
ANNE
– Hal mi kaldı
teyzeciğim.?
RAZİYE NİNE – Hele
bize biraz meyve, içecek getirin de kendimize
gelelim.
ANNE
– Ben hiçbir
şey istemiyorum.
RAZİYE NİNE – Hele
bir oturalım. Sakinleşin.
ANNE – Oturalım
bari. Başka bir çaremiz mi var?
RAZİYE NİNE – Oturun
da size bazı şeyler anlatayım. Sen hiç merak
etme o kavunları da, topan patlıcanları da bu
evde yiyeceğiz. Yiyeceklerin hiç biri çöpe
atılmayacak.
ANNE – Tabi ki
yiyeceğiz. Ben onlara para verdim. O parayı çöpe
atmak için kazanmıyoruz biz. Ben ağa mağa
tanımam, hakkımı da kimseye yedirtmem. Yağma
Hasan’ın böreği mi de bunları çöpe
atacağım.
RAZİYE
NİNE – Hele herkes bir otursun bakalım. Şu
kavunları da getirin buraya. Şerife, kızım al şu
kavunları ketse afiyetle yiyelim.
ŞERİFE – Hemen Raziye ana.
RAZİYE NİNE –
Şerife, kavunları kestikten sonra patlıcanları
da bir güzelce közle.
ŞERİFE
– Emredersin Raziye ana.
ANNE
– Şerife
hepsini kes, ağaya hiçbir şey kalmasın.
TULYA – Kavunun
yanında peynirde olsun.
ALİYE – Benim babam
çok sinirlidir. Ancak ilk defa böyle
kızgınlığını görüyorum.
TULYA
– Ohoo. Sen
benim babamı görsen, babamda bir ses var, sesi
duyduğun an titrersin. Ağanın sesi onun yanında
hiçbir şey değil.
ANNE - Bırakın
şimdi babalarınızı anlatmayı. Bu akşam ne ağa,
nede baba sözü duymak istemiyorum. Tüm
erkeklerin canı cehenneme.
RAZİYE NİNE – Bak
kızım.. Bu ağanın böyle yaptığına bakma. Böyle
konuş-tuğuna da aldırma. Yine de çok iyi kalpli
biridir.
ANNE – Beni çok
kırdı Raziye nine. Onun iyi kalbini ben ne
yapayım.
ANNEANNE – Onun
iyiliği boynu altında kalsın. Yüzünü köpekler
görsün. Baksana kızıma, tirtir titriyor. Böyle
ağalık olmaz olsun.
RAZİYE NİNE
– Kırdı
kızım. Ben ağam ile ilgili bir şeyler
anlatacağım. Hele şöyle bir çevrelenin etrafıma
da iyice dinleyin.
ANNE
– Buyur Raziye
nine.
TUĞÇE - Anlat Raziye nine.
TULYA
– Oooo..
Heyecanlı anlar başlıyor.
ANNE
– Kızlarım
dinler misiniz?
RAZİYE NİNE – Bu
ağamız var ya kızım.! Adıyaman’dan bir misafir
gelse, bu yiyecekleri o getirmiş olsa, o
kişilere asla kızmaz.
ANNE – Nedenmiş o?
RAZİYE NİNE – Bizim
oradan gelen misafirler, mutlaka yiyeceklerini
de yanında getirirler. Zaten ağam onların sahibi
değil mi?
ANNE
– Ben onları
bilmiyorum.
RAZİYE NİNE – Evet
kızım. Ağam o köylülerin sahibidir. Kişiler
sahibinin yanına gelirken, sahibine getirilmesi
gerekenleri de getirirler. Onun sana kızmasının
nedeni bu. Çünkü sen ağanın malı değilsin. Bizim
orada köylülerin hepside ağanın malı gözü diye
bakılır. Bu nesnenin insan olup olmaması önemli
değildir.
TULYA – Anlat Raziye
nine, heyecanlı olmaya başladı. Ağanın kirli
çamaşırları bunlar. Oyalanacak bir konu bulduk.
TUĞÇE
– Şımarma
öyle, sululuk yapma.
RAZİYE NİNE
– O sana
söz geçiremeyeceği için kızdı. Yoksa niye
kızsın.
ANNE
– Bana kızmaya
hakkı yok.
RAZİYE NİNE – Kızım
siz ağanın misafiri siniz. Bizim oralarda ağanı
evine gelen misafirler özel günler, düğün
dışında hediye getiremez. Sizler ağanın köyünden
olmadığınız için ağaya yabansınız. Yabandan
gelenlerde ağanın misafiridir.
TULYA
- Biz şimdi
yaban mıyız?
ALİYE
– Evet. Siz
bize yabansınız.
TULYA – Desenize biz
şimdi yabaniyiz.
ALİYE
– Evet.
RAZİYE NİNE – Bizim
oralarda ağanın evine yiyecek getirmek demek,
onun ağalığı ile, ağalık şerefi ile alay etmek,
onun onurunu kırmak demektir. Ağanın ırgatları
önünde onu küçük düşürmek demektir.
ANNE
– Vay anasını.
Bak hele.
RAZİYE NİNE – Senin
iyi niyetin bizim oralarda yoktur. Ağanın sana
kızması bundandır. Ne sen onu, ne de o seni
anlayabildin.
ANNE - Doğrusu bu
kadarı da saçma..!
RAZİYE NİNE –
Saçmalık değil kızım. Daha anlatacaklarım
bitmedi.
ANNEANNE – Anlatsan
ne olacak, insan olmadıktan, kişilere değer
vermedikten sonra. Ben ağadan nefret ediyorum.
ANNE
– Hele bir
anlat bakalım.
RAZİYE NİNE –
Köyden gelen kişiler buraya gelirken; fasulye,
nohut, mercimek, şeker, bulgur, un çuvallarla
gelir. Bal, reçel, tere yağ ise tenekelerle
getirilir. Bir kısmı da buraya sadece para
getirir. Buradaki harcamaların karşılanması
için. Bu yiyecekler için ağanın cebinden bir
kuruş çıkmaz. Çünkü bunların hepside ağanın
malıdır.
TULYA
– Anne benim
babam neden ağa değil?
ANNE
– Bırak
şimdi babanın ağalığını.Ağa gördükte ne oldu.?
RAZİYE NİNE – Bu
yiyeceklerin çoğu da ağanın tarlalarında
üretilir.
ANNE – Vay canına
, ağa bozuntusuna bak sen…Ne haltlar
beceriyormuş , bize başka türlü ötüyor.!
RAZİYE NİNE
– Ya
kızım bunlar bizim kaderimiz.
ANNE
– Anlaşıldı…
ağa bize karşı başka, kendi köyünden gelenlere
karşı başka davranıyor. İki yüzlü adam ne
olacak.
RAZİYE NİNE –
Kızım sen hiç “ Ağanın pohu üstüne poh yapılmaz
” diye bir şey duymadın mı?
TUĞÇE – Bir daha
söylesene Raziye nine.
ANNE – bırakın
tekrarı. Bu sözü ben filmlerde duyardım. Fakat
bir gün böyle bir durumla karşılaşacağımı hiç
aklıma getirmedim.
RAZİYE NİNE – Ne
yapalım kızım. Bu bizim oraların kaderi. Bu güne
kadar değişmedi, değişmesi de mümkün değil.
Yıllardır bu konuda söylenen düzeltilecek asla
gerçekleşmedi. Vaatler yerine getirilmedi,
ağalık da kaldırılamadı.
ANNE
– Doğrusu çok
üzüldüm.
TULYA
– Raziye
nine!
RAZİYE NİNE
– Buyur
kızım.
TULYA
– Köy ağalığı
nasıl bir şey.?
RAZİYE NİNE
– Ben
sana şimdi ne kadar anlatırsam anlatayım hiç
birin anlamayacaksın.
TULYA – Sen hele
bir anlat.
TUĞÇE
– Tabii..
Cahil kalmayalım. Bakarsınız bir gün de ben
hanım ağa olurum.
TULYA
– Gırgır
geçilecek bir şey yok.
TUĞÇE – Bende merak
ediyorum, anlat Raziye nine.
( Dışarıdan korna
sesi gelir.)
RAZİYE NİNE – Ağa
geldi. Bu konuyu kapatalım artık. Daha sonra
anlatırım sizlere.
AĞA – ( Sahneye
girer ) Hayırlı geceler. Maşallah herkes ayakta.
ANNEANNE – İnsanda
uyku mu bıraktın,
yaptıklarınla?
AĞA – Efendim,
geçmişe dönmeyelim. Küçük kızlarımız da
uyumamışlar. Hayrola çocuklar. Bu saate kadar
nasıl dayandınız?
TULYA – Benim uykum
gelmedi.
TUĞÇE - Raziye
ninenin masallarını dinledik.
AĞA – Raziye
ninenizin masalları meşhurdur. Günlerce masal
anlatsa kimsenin uykusu gelmez. Devamlı dinlemek
ister.
RAZİYE NİNE – O
kadar da değil ağam. Fazla atmayalım. Herkesin
bildiği hikayeleri biraz değiştirip anlatıyorum.
AĞA – ( Anneye
doğru.) Nasılsınız efendim?
ANNE
– Beni çok
kırdığınızı unutmadınız sanırım?
AĞA
– Efendim o
konulara tekrar dönmeyelim.
ANNE – neden
dönmeyecek mişim?
AĞA –
Efendim bir
defa bir hata yaptık. Tekrarına gerek var mı?
ANNE
– Aldığım
kavun, topan patlıcan, kırmızı biberleri
istemeyişinizi hâlâ unutamıyorum. Siz paranızın
çarçur olmasını ister misiniz?
AĞA
– Kesinlikle
istemem.
ANNE
– Benim
harcadığım parayı neden çarçur etmek istediniz?
AĞA – Hayır efendim.
Sadece bu konuda siz beni yanlış anladınız.
ANNE
– Asıl siz beni
yanlış anladınız.
TUĞÇE – Şerafettin
amca, bizi sen yanlış anladın. Neden hala
anlamak iste mi yorsun?
AĞA – Kızım bizim
adetimizi Raziye nine anlatmıştır size. Ben
misafirimin yiyecek getirmesini istemem. Tabi
ki bu misafir benim sülalem dışında ise. Benim
akrabalarım ve çalışanlarım benim yanıma
gelince yiyecek getirmek zorundalar. Ancak bu
akşam sen de ben de bir cahillik ettik.
Yapılmaması gerekeni yaptık. Bir birimizi
anlayıncaya kadar testi kırılmış oldu. Artık
tamir etsek te kırılan yerler belli olacak.
ANNE – Bence de öyle
oldu. Boşu boşuna bir birimizi kırdık. Ancak ben
sizin ağalığınıza bir şey söylemedim. Zaten
söylemeye hakkımda yok. Sizin kavunu, topan
patlıcanı, kırmızı biber közlemesini sevdiğinizi
duyunca birde ben de getireyim, ağız tadıyla
yiyelim diye düşündüm. Kavunu mis gibi kokanına
dayanamam.
AĞA
– Ben de çok
severim. Her gün onları yer, onların
dışındakileri yemem. Ancak yine de misafirimin
benim evime yiyecek getirmesi benim onurumu
kırar. Bir daha yapmazsanız sevinirim.
ANNE – Sanırım biraz
bu konuda geç kaldık.
AĞA – Yenge, bu
konuyu fazla uzatmayalım. Gerekirse yarın burada
kalıp kalmayacağınızı tekrar konuşuruz.
ANNE – Gerçeklerin
ortaya çıkmasını önlemek için çok iyi kaçmasını
biliyorsunuz.
TULYA – Haydi
Şerafettin amca kıvırtmayalım.
AĞA – Kızım sen bile
yanlış anlamışsın.
ANNE
– Bunda yanlış
anlaşılacak bir durum yok.
AĞA – Geç oldu.
Şimdi yatalım. Yarın gerekirse kaldığımız yerden
devam ederiz.
ANNE
– Hayırlı
geceler dilerim.
AĞA – Hayırlı
geceler efendim. Yarın görüşürüz. ( Sahneyi terk
eder)
TULYA – Vay be, ağa
nasılda kıvırtıyor ama.
RAZİYE NİNE –
Kızlar. Bizler de yatalım artık. Çok geç oldu.
Haydi hepinize hayırlı geceler.
ANNE - Hayırlı
geceler Raziye nine. Haydi çocuklarım, bizlerde
yatalım.
( Hep birlikte iyi
geceler temennileri yapılır. Işıklar söner)
S
A H N E
7
( Işıklar yanar.
Sabah olmuş, gün ışımıştır. )
ANNE – Haydi
kızlarım. Biraz acele edelim. İlk önce denize
girelim, daha sonra kahvaltımızı yaparız.
TUĞÇE – Ben hazırım.
TULYA. Ben de
hazırım. Ne yani ben hazır olamaz mıyım?
ANNE – Çeneyi
bırakında biran önce denize gidelim. Vakit
kaybetmeyelim.
ANNEANNE
– Daha
erken değil mi? Buranın denizi buz gibi. Biraz
daha uyuyalım.
ANNE
– Bırak şimdi
erken demeyi. Bugün denize girelim.Akşama da
İzmir’e döneceğiz.
ANNEANNE
– Bu akşam
mı gideceğiz.?
TUĞÇE
– Anne birkaç
gün daha kalalım, ne olur?
TULYA
– Evet anne.
Birkaç gün daha kalalım ne olur?
ANNE
– Kalmasına
kalalım da benim canım kalmak istemiyor. Biz
bugün İzmir’e dönelim. Bakarsınız birkaç gün de Ürkmez’de , İsmail Bey’lerin yazlığına
kalırız.
TUĞÇE – Ağa ile
tartıştık diye gitmek zorunda mıyız?
TULYA – Ağa ile
tartışmak zorunda mıydın?
ANNE – Bırakın ağa
ile tartışmayı şimdi. Denize gitmek için acele
edelim.
TULYA
– Anne Ürkmez
de yazlığımız yok ki?
ANNE
– Babanızın
söylediğine göre Ürkmez’de İsmail Bey’lerin
yazlığında da birkaç gün kalacakmışız. Bu
nedenle biraz acele edelim.
TULYA
– Aslan
babacığım, hep bizleri düşünür.
ANNE – Haydi
hazırlanın da denize gidelim artık.
AĞA
– ( Sahneye
girer.) Günaydın., nasılsınız
bakalım?
ANNEANNE
– Nasıl
olalım. Bizleri çok kırdın. Senin gibi bir
ağadan, kültürlü birinde beklemiyordum. Bütün
gece uyuyamadım. Çoluk çocuk hepimiz kırdın
geçirdin.
TULYA – Az daha
hastahaneye gidecektik.
AĞA - Hayrola, bir
rahatsızlık mı oldu?
ANNE – Öyle bir
durum yok.
TULYA – Az önce
anneannem söyledi ya, ağanın bizi kırıp
geçirdiğini!
ANNE – Kızım dalga
geçme bakayım.
AĞA –
Ben size kırgın değilim. Sizleri kırdıysam, bana
kırgınsanız barışalım. Küs durmak insanlara
yakışmaz.
ANNE – Ben çok
kırgınım. Küs durmak başka, kırgın olmak
başkadır. Sizin gibi kültürlü bir insanın, böyle
gelenek ve göreneklere bağlı, sabit fikirli
olarak hareket etmesine bir türlü akıl
erdiremiyorum.
AĞA – Ben sabit
fikirli falan değilim, sizlere öyle gelmiş.
TUĞÇE – Şerafettin
amca, biz bugün İzmir’e gideceğiz.
AĞA – Daha birkaç gün
kalmanızı bekliyorum. Biraz tartışma oldu diye
gitmenize gerek yok.
ANNE – Benim yiyelim
diye getirdiğim kavun,patlıcan, biberlerin
atıldığı bir evde benim de kalmam söz konusu
olamaz her halde.?
AĞA
– Hele siz denize
bir gidin. Dönüşünüzde oturur konuşuruz. Burada
birkaç gün daha misafirim olursanız sevinirim.
ANNE – Ben hiç
düşünmüyorum. Akşam İzmir’e döneceğiz. Yinede
bizler için yapmış olduğunuz her şey için
teşekkür ederim. Eşim adına, çocuklar adına
bizleri ağırladığınız için teşekkür ederim.
Allah razı olsun, bizleri rahat ettirdiniz. Şu
kavun, biber, patlıcan olayı olmamış olsaydı çok
iyi olacaktı.
RAZİYE NİNE – (
Sahneye girer ) Herkese günaydın. Denize mi
gidiyorsunuz?
ANNE
- Evet. Bugün
denize erkenden girelim dedik.
RAZİYE NİNE
–
Kahvaltıyı yaptıktan sonra denize gitseydiniz
daha iyi olurdu. Haydi ilk önce kahvaltı
yapalım.
ANNE – Bizim yiyecek
yönüyle bir sorunumuz yok. Bizim amacımız; kısa
günde, kısa zamanda denizden ve güneşten, temiz
havadan daha fazla yararlanmayı istiyoruz.
Yiyecek bizim için ikinci planda kalıyor.
AĞA – Ben yürüyüşe
çıkıyorum. Sizleri de deniz kıyısına bırakayım.
ANNE
– Haydi hep
beraber gidelim.
ANNEANNE – ( Ağaya
doğru) Biz denizin yolunu biliyoruz. Sen
istersen yalnız gidebilirsin. Bizi beklemene
gerek yok.
AĞA – Efendim, artık
bir birimizi kırmayalım. Barışalım artık. Olmaz
mı?
ANNE –Evet Ağam.
Hep beraber çıkalım. Hem biraz beraber yürümüş
oluruz, hem de yürüyüşün sonunda biz denize
girmiş oluruz.
TULYA - Haydi
gidelim .
TUĞÇE
– Anneciğim,
burada birkaç gün daha kalamaz mıyız?
TULYA
– İzmir’e
gitmeyelim, ne olur burada kalalım anneciğim?
ANNE – Peki. Hele
bir denize gidelim. Denizden dönüşte oturur
tekrar kalıp kalmayacağımıza karar veririz.
Şimdi denizi fazla bekletmeyelim. Herkes denizde
yüzerken biz burada zamanı boşa harcıyoruz.
TULYA – Oley… denize
bir iki …
ALİYE – Bende Tuğçe’ lerle denize gidiyorum.
RAZİYE NİNE – Olur
kızım.
( Işıklar Söner.
Sahne boşalır. )
S
A H N E
8
( Işıklar yanar )
RAZİYE NİNE –
Şerife, kızım Şerife! Neredesin yavrum?
ŞERİFE – (Sahneye
girer) Yettim koca ana, buyur.
RAZİYE NİNE – Bak
kızım, misafirlerimiz biraz sonra gelirler.
Haydi kahvaltı sofrasını hazırlayalım.
Misafirler için patlıcan ezmesi, kırmızı biber
kızartması yap. Kavun ve karpuz da kesiver.
ŞERİFE – Tamam Raziye nine. Ben bugün misafirlerimize sürpriz
yapacağım.
RAZİYE NİNE – Ne
sürprizi? Bugün akşamüzeri İzmir’e gidecekler.
ŞERİFE
– Ben onlar
için çiğ köfte yapacağım. İzmir’e gitmeden önce
yereler.
RAZİYE NİNE –
Aferin kız. Kasaba birini gönderelim. Makbule
burada mı?
ŞERİFE
– Evet nine.
( Makbule’ye seslenir.) Makbule, kızım, bakar
mısın?
MAKBULE
– ( Sahneye
girer.) Buyur anneciğim.
RAZİYE NİNE –
Makbule, kasaba git. Misafirimiz var, bana iki
kilo çiğ köftelik et veriri misin diyeceksin.
Ayrıca çiğ köfteliğin baharatlarını da almadan
gelme.
MAKBULE – Peki koca
ana. Başka getirilmesi gereken var mı?
RAZİYE NİNE – Bir
tepsi taze yoğurt ta al, bol bol ayran yapalım.
ŞERİFE – Haydi kızım
, fazla oyalanmadan gidip geliver.
MAKBULE – Tamam,
hemen gidiyorum. (Sahneyi terk eder)
RAZİYE NİNE – Sende
diğer hazırlanması gerekenleri hazırlayıver bu
arada.
ŞERİFE –
Söylediklerinin hepsini daha önce hazırladım.
Şimdi onların gelmesini bekleyeceğiz.
RAZİYE NİNE – Aferin
kız. Yalnız biraz acele et. ( Yol tarafına doğru
bakar) Bak misafirlerimiz göründüler. Ağır ağır
geliyorlar.
ŞERİFE – Peki koca
ana. ( Sahneyi terk eder.)
( Sahneye ; anne , anneanne, Tulya,
Tuağçe, Aliye girerler. Çocuklar ve anne çok
üzgündürler. Hareket edecek dermanları kalmamış,
moralleri bozuk bir durumdadırlar.)
RAZİYE NİNE – Hoş
geldiniz. (Şaşırmış bir durumda.) Kahvaltıyı
hazırlatayım mı ?
ANNE – Biraz
bekleyelim Raziye nine.
RAZİYE NİNE –
İsterseniz duşunuzu alıp gelin, karşılıklı
olarak bir kahvaltı yapalım, ne dersiniz?
ANNE – Sağ ol Raziye nine. Bizim canımız hiçbir şey istemiyor.
Çocukların moralleri çok bozuldu.
RAZİYE NİNE
–
Hayrola kızım, ne oldu?
TUĞÇE – Raziye nine
ben çok korktum. Hele o kızı gördükten sonra (
Ağlamaklı bir durumda) artık denize bile girmek
istemiyorum.
TULYA
– Ne olur
buradan gidelim.
RAZİYE NİNE – Ne
oldu çocuklar, anlatsanız ya ?
ANNE – Denizde
gözümüzün önünde bir kız çocuğu boğuldu.
RAZİYE NİNE
– Allah
rahmet eylesin. Nasıl oldu?
ANNE – Deniz
motorunun çektiği su atından düştü.
RAZİYE NİNE – Peki
yardım eden olmadı mı?
ANNE
– Düştüğünü
geç fark ettiler. Kişiler yardımına koşuncaya
kadar gözümüzün önünde boğuldu. Kimse
yetişemedi.
RAZİYE NİNE – Vah
yavrum vah.
TULYA – Niye
kurtarmadılar ki ?
RAZİYE NİNE – Siz
ne düşünürseniz düşünün ama ne yazık ki her sene
bu denizde bu tür kazlarla beş altı kişi ölüp
gidiyor.
ANNE – Peki, bunu
için bir önlem almıyorlar mı?
RAZİYE NİNE
– Bunun
önüne geçmek mümkün değil. Her sene deniz keyfi
böyle Azrail ile yok oluyor. Nice genç kızlar
toprağa veriliyor. Aileler boynu bükük geri
dönüyorlar.
ANNE
– Aileler
çocuklarının önlem alınmamış olan bu deniz atına
binmesine nasıl izin veriyorlar?
RAZİYE NİNEN –
Binerler kızım.
ANNE - Haydi izin
aldınız, bindiniz. Yüzme bilmeyenlerin böyle bir
deniz atına binmelerine nasıl izin veriyorlar.?
RAZİYE NİNE –
Gösteriş yavrum, gösteriş. Gösteriş budalalığı.
Hani sonradan görme derler ya,işte böylelerine
deniyor. Kişiler sonradan görme olunca sonuçları
da böyle oluyor. Ama hiç kimsede bu olaylardan
ders almıyorlar.
ANNE - Her şey
gözümüzün önünde bir anda oldu. Göz göre göre
gitti fidanım kız. Hem de hiçbir şey yapamamak,
aciz kalmak ne kadar zormuş. Neden? Neden böyle
bir olay oldu?...
TULYA
–
Anneciğim, ne yapacağız?
RAZİYE NİNE – Siz
hele bir duşunuzu alıp gelin. Gelin de hem
sakinleşirsiniz, hem kahvaltımızı yapmış oluruz.
ANNE
– İnanın
canı hiçbir şey istemiyor. Biz yavaş yavaş
toplanalım. Akşama da İzmir’e gideriz artık.
RAZİYE NİNE -
Hani burada bir hafta daha kalmaya karar
vermiştiniz.?
ANNE
–
Böyle bir olaydan sonra çok zor. Ne benim, ne
de çocukların burada denize giresi gelmez artık.
ALİYE -
Teyzeciğim, giymeseniz, bir hafta daha kalsanız?
Ben Tulya ile Tuğçe’ye çok alıştım. Olmaz mı?
TULYA - Aliye,
ben de sana çok alıştım ama bu olay olmamış
olsaydı keşke…
TUĞÇE - Ben
burada kalamam. Anneciğim, bugün İzmir’e
gidelim.
ANNE - Akşama
gideriz kızlarım. Ne yapalım, nasip bu kadarmış
burada.
RAZİYE NİNE -
Sizlere geçmiş olsu ölene de Allah rahmet
eylesin. Fakat ne olursa olsun hayat devam
ediyor. Ölenle ölünmüyor. Biz kahvaltımızı
yapalım.
ANNE - Zor
olacak ama, bir şeyler atıştıralım.
ANNEANNE - Fazla
oyalanmayalım, daha hazırlık yapacağız.
ANNE - Sende
şimdi acele etme. Birde seni çekemem şimdi.
RAZİYE NİNE –
Şerife kızım, haydi kahvaltıyı hazırlar mısın?
TUĞÇE
- Ben çok
acıkmışım.
TULYA
– Acıkmadım
deseydin şaşardım.
ANNE - Kardeşin
için neden öyle söylüyorsun kızım?
TULYA - Az önce
ne diyordu, şimdi ne yapıyor anne, baksana şuna!
RAZİYE NİNEN -
Şerife, kızım, haydi acele edelim, misafirler
açlıktan ölecekler.
ANNE - Bu olay
burada benim kızlardan birinin başına gelseydi,
Allah göstermesin, eşime bunu anlatmam mümkün
olamazdı.
RAZİYE NİNE –
Hayrola, böyle bir düşünce de nereden çıktı?
ANNE – Benim
kızlarım da aslında binmek için biraz istediler.
RAZİYE NİNE -
Sakın ha… Yüzme bilmiyorlarsa böyle bir olaya
hiç girişmesinler. Şerife, nerede
kaldınız?
ANNE - Acele
ettirme Koca ana. Aceleye gerek yok. Bırak
gönlüne göre yapsın.
ŞERİFE – (
İçeriye elindeki servis tabaklarıyla girer.)
Yenge hanım. Bugün sizin için yine çiğ köfte
yapacağım.
ANNE – Zahmet
etmesen, sağ olun, geçen gün yedik nasıl olsa.
TUĞÇE – Biraz
acılı olsun. Yanında ayran, marul, azıcıkta
roka olsun.
ŞERİFE – Sizin
istediğiniz gibi olsun.
ANNE - Keşke
eşim de burada olsaydı.
ŞERİFE - Bir
dahaki sefer oda olur. Ayrıca hocam için de
paket yaparız, ona da götürürsünüz.
RAZİYE NİNEN –
Aferin kız, iyi düşündün. Hem hocam da yemiş
olur.
ŞERİFE - Hocam
doğulu mu? Çiğ köfteyi çok sevdiğine göre.
ANNE
– Çiğ köfte
olsun, yanında bol ayran. Hani birazda acılı
olursa yanında başka bir şey istemez. Canı ne
zaman çiğ köfte istese arkadaşımızı eve çağırır
çiğ köfte yaptırır. İlk görev yeri olan Urfa’nın
Akçakale ilçesinde görev yaparken alışmış.
ŞERİFE
– Benim
yaptığım Adıyaman usulü, Urfa yapımına benzemez.
ANNE – Bizim
arkadaşımız Kahramanmaraşlı. Urfa usulü çiğ
köfte olmuyor.
ŞERİFE
–
Çocuklar, sizler kahvaltıda ne içmek
istiyorsunuz?
TUĞÇE - Ben süt
istiyorum.
TULYA – Ben de
süt istiyorum.
ANNE – Sağ ol
Şerife, ben de süt alayım.
ANNEANNE – Ben de
süt alayım.
RAZİYE NİNE –
Buyurun afiyet olsun.
AĞA – (Sahneye
girer ) Herkese afiyet olsun efendim.
ANNEANNE
– Bela
geliyorum demez. Kendini davet ettirir.
AĞA – Bir şey mi
dediniz efendim.?
ANNEANNE – Ne
demek, koskocaman bir ağaya bizim sözümüz mü
düşer?
AĞA
-
Söylediğinizi anlayamadım da.
ANNEANNE –
Allah’a şükür bir tarafınıza bir şey olmamış
yürüyüş yaparken.
AĞA – Sağ olun
efendim.
ANNE – Ağam,
buyurun kahvaltıyı beraber yapalım isterseniz.
AĞA – Ben de
sizinle oturayım efendim. Nasıl, burada kalmaya
karar verebildiniz mi, yoksa kararınızda ısrarlı
mısınız?
ANNE - Biz
bugün İzmir’e gideceğiz Şerafettin bey.
AĞA – Kalmanızı
isterdim. Demek ki bana çok kızmışsınız.
ANNEANNE –
Günaydın, yeni mi anladın?
AĞA
– Üzüldüm
doğrusu. Keşke böyle bir olayı yaşamasaydık ta
kırgın gitmeseydiniz., inanın çok
üzüldüm.
ANNE –
Size kızdığımız için giymiyoruz. Ayrıca size
kırgın ve kızgın değilim. Ama gitmemize neden
kesinlikle siz değilsiniz, bu konuda rahat olun.
AĞA - Sağ
olun, buna sevindim. Peki neden
gidiyorsunuz?
ANNE - Denizde
çok üzücü bir olayla karşılaştık.
AĞA
– Hayırdır
inşallah.
TULYA
– Bir kız
gözümüzün önünde denizatından düşüp boğuldu.
ANNE
– Gözümüzün
önünde olan bu olay bizim moralimizi bozdu.
AĞA
– İnanın çok
üzüldüm.
ANNE – Bizler
kıyıda çocuk için hiçbir şey yapamadık. Çocuğu
kıyıya, yanı başımıza taşıdılar. Kız çocuğu yanı
başımızda boylu boyunca uzanınca hiç birimizde
moral kalmadı.
AĞA
– Allah
rahmet eylesin, nasıl oldu olay?
ANNE
– Deniz
motorunun arkasına bağlanan deniz atı dedikleri
kuyruktan düştü. Motorun çektiği denizatında 5
kişi vardılar. Denizatının üzerinde bir
birleriyle şakalaşıyorlardı. Bir ara birinin
denize düştüğünü gördük. Kız imdat istedi.
AĞA – Kimse de
oralı olmadı. Çünkü nasılsa yüzme bilir, şaka
yapıyordur demişlerdir. Her zaman olduğu gibi.
ANNE
– Kıyıdaki
kişilerde sizin dediğiniz gibi kızın şaka
yaptığını sandı. Motordan da kimse kızın
yardımına koşmadı. Kızın şaka yapmadığı
anlaşılınca da çok geç kalınmıştı. Zavallı kız
gözlerimizin önünde göz göre göre boğulmuştu.
Bir de bizim yanımıza çıkarılınca, bizde hiç
moral kalmadı.
AĞA – Çok
üzüldüm. Burada bunu gibi kazalar sonucu denizde
5 kişi bazen daha fazla insan ölüyor. Karada
ölen gençler sayısı da on kişiyi buluyor.
Denizde yaşanan olaylar ise çok daha başka.
İçkiyi içip sürat motoruna biniyorlar. Denize
açılıyorlar. Daha sonra kıyıya çok yakın
geçiyorlar. Geçen hafta yine bu kıyıda genç bir
delikanlı motorun pervaneleri altında beyni
parçalandı. Sonuç tutanaklara kaza olarak geçti.
Kazayı yapan zengin, kazaya uğrayan zengin,
fakat sonuçta anlaşma yapılıyor. Kazayı yapan
hapse bile girmiyor.
ANNE
– Peki bunun
önlemi alınmıyor mu?
AĞA
– Kim alacak
ki? Bu işin önlemini almak için uğraşan yok.
Bunu en önemli sorunu saygısızlık,
sorumsuzluktur. Kişilerin insana saygısı
olmayınca sonuç kaçınılmaz oluyor. Aslında
kişinin ilk önce kendisine saygı duyması
gerekiyor. Burunları kafdağında olunca dünyayı
ben yarattım oluyor.
ANNE –
Bilemiyorum. Kız denizatından düşünce ilk önce
onun yanındaki arkadaşları yardım etmeliydi.
Yardım etmedikleri gibi çekip gittiler. Kıyıdan
gidenler de zamanında yetişemedi. Bana göre bu
bir cinayettir. Sorumluları mutlaka bulunmalı.
AĞA – Efendim,
son zamanlarda buraları çok değişti. Daha önceki
yıllar böyle olaylar olmazdı. Deniz bir taraftan
yollar da bir taraftan kan gölüne döndü. Buna
karşılık hiçbir yaptırım yok. Son zamanlarda
gelmiş olduğunuz İzmir yolu “ölüm yolu” oldu.
Yaptıkları hareketlerle ölüme meydan okuyorlar.
ANNE
– Yolda
nasıl bir oyun oynuyorlar ki?
AĞA
– Gece 23 ten
sonra içkinin etkisiyle ehliyetli ehliyetsiz
kişiler eğlenceye çıkıyorlar. İzmir asfaltında
ikişerli gruplar halinde yarış yapıyorlar.
ANNE – Nasıl
yani
AĞA – Nasıl
olacak. Asfaltta yan yana diziliyorlar. Belirli
bir mesafede sürat deniyorlar. Kaybedenler büyük
para ödüyorlar, kısacası arabalarla kumar
oynuyorlar. Bu yarışların sonunda bazen ölüm
kazanıyor. Sadece bu olsa tehlike. Anayolda
seyir eden araçlar bu yarışlardan habersiz
kendilerini kazanın içinde buluveriyor.
Kasabanın içinde yaptıkları sürat ise ayrı bir
bela.
TULYA
– Polisler
bir şey yapamıyor mu?
AĞA – Hayır. Bu
insanlar sadece kendisine zarar verse inanın
hiç acımayacağım. Ancak kendileri dışındaki
insanlara da zarar veriyorlar. Bu yarış sonunda
ya bir ağaç, ya da bir trafik levhası onları
durduruyor. Acı son ise kaçınılmaz oluyor.
ANNE – Bunu önüne
geçmek için bir önlem alan yok mu?
AĞA – Hanım
efendi, bu Akçay’ın yerlisi azdır. Kış
ayarlında buraları çok sakindir. Yaz ayı
gelince burası kaynamaya başlıyor. Akçay’ın
nüfusunun üç katı insan gelir yazın buraya.
Bunların çoğu; fabrika sahibi, holding sahibi,
büyük firma sahipleri, siyasetin en üst düzey
yetkilileri, siyasiler, bürokratların çocukları
bunlar. Çoğunun ailesi burada fazla kalmaz. Acı
son karşısında göz yaşı döker, çocuğunun
cenazesini alır ve buradan gider. Bu çocuklar “
dünyayı biz yarattık ” havasıyla yaşıyorlar
burada. Bunların çoğunu babası bu durumları
bile bilmiyor.
ANNE – Bizim
gençliğimiz acılar içerisinde geçti. Anarşi kol
geziyordu. Bu gençlere çok acıyorum. Eskiden,
kıran, döken, yakan, devireceğim diyen gençlik
vardı. Şimdiki Üniversite gençliği ise “sev
gençliği” oynuyor. Rezillik diz boyunu aştı.
AĞA
– Maalesef
çok yazık.Bu gençlere inanın ben de çok
acıyorum. Ama elden bir şey gelmiyor. Ben bunlar
için bir şey yapamıyorum. Bunun sıkıntısı en çok
beni üzüyor. Bir tarafta para sıkıntısı çeken
aileler. Çocuklarını okula gönderemeyen aileler,
diğer tarafta ise verdiğiniz para yetmiyor diyerek isyan eden
gençler. Paranın hesabını, parasızlığın ne
olduğunu bilmeden harcayan gençlik.
ANNE – Aslında
konuşulacak çok konular var ama. Müsaade
ederseniz biraz dinlenmek istiyoruz. Akşama da
İzmir’e dönmek istiyoruz.
AĞA – Müsaade
sizin efendim. İzin istemenize gerek yok.
ANNE – Haydi
çocuklarım. Biraz dinlenelim, daha sonra
yolculuk hazırlığımızı yapalım.
AĞA – Siz
dinlenirken bizde yemek için hazırlık yapalım.
Ben biletlerinizi alırım. Saat kaçta gitmek
istersiniz?
ANNE – 18.00 ile
19.00 arası olsun. Otobüsün orta kısmından yer
olursa memnun olurum.
AĞA – Siz nasıl
isterseniz efendim. Haydi Allah rahatlık versin.
( Anne ve
çocuklar sahneden ayrılırlar.)
AĞA -
Misafirlerimizi memnun edelim. Onları moralleri
düzelmiş olarak gönderelim.
RAZİYE NİNE –
Şerife, misafirlerimiz için; patlıcan ezme,
kırmızı biber kızartması, kavun hazırla sofraya.
AĞA
– Koca ana,
şimdi; kavun patlıcan, karpuz, biber
kızartmasından bahsetme. Beni kızdırmak için
uğraşma. Misafirler için hazırlanması gereken ne
ise onlar hazırlansın.
RAZİYE NİNE –
Ağam, sen beni yanlış anlama.
AĞA – Bırak
şimdi yanlışı. Hiçbir yerde Ağa’nın evine gelen
misafirin yiyecek getirdiği görülmemiştir. Ben
misafirlerin getirdiklerini kabullenemiyorum. Bu
benim ağalığıma hakaret oluyor.
RAZİYE NİNE –
Sen olayı abarttın. Bu misafirler sana hakaret
olsun diye yiyecek getirmediler. Kendi
yörelerindeki gelenek gereğince yiyecek
getirmişler. Bunu da böyle söylediler.
AĞA – Yinede
getirmeyeceklerdi.
RAZİYE NİNE –
Bunlar, misafir oldukları ev kimin olursa
olsun misafir oldukları için getirmişler. İşi
fazla uzattın, bu durumu fazla uzatmazsan iyi
olur.
AĞA - Oldu bir
kere, her kes kendi sorumluluğunu bilmeli. ben
kendi sorumluluğumu bilerek onla; yiyecek,
çarşaf, nevresim getirmemelerini söyledim. Ben
bunu bu kadar söylerim.
RAZİYE NİNE –
Peki sen bunları söylerken; ağa olduğunu, ağanın
evine yabandan gelenlerin yiyecek getirmemeleri
konusunda uyardın mı? Eğer bu eve yiyecek
getirirlerse bunun yanlış olacağını, böyle bir hareketin
kendine hakaret olacağını onlar gelmeden önce
onlara söyledin mi?
AĞA
– Söylemem
gerekiyor mu?
RAZİYE NİNE –
Peki. Onlar senin ağa olduğunu biliyor mu?
AĞA
–
Bilemiyorum.
RAZİYE NİNE –
Bak onlar da bu durumu bilememişler.
AĞA –
Anlayamadım?
RAZİYE NİNE –
Sen kendilerini ağalığın ve bu sakıncalar
konusunda uyarsaydın, buların hiçbiri olmazdı.
Onlar bu uyarı karşısında yiyecek getirmemiş
olurlardı. Böyle bir olayda yaşanmamış olurdu.
AĞA
– Her neyse
biz hazırlığımızı yapalım.
RAZİYE NİNE -
Misafirler buradan ayrılmadan bu konuyu tatlıya
bağlayalım.
AĞA
– Tatlıya
bağlayalım da gidiyorlar artık. Kısa zamanda bu
işin tamiri olmaz.
RAZİYE NİNE –
Kısa zamanda nasıl kırdıysan, yine kısa zamanda
onarmasını da bil.
AĞA – Hele bir
sofraya gelsinler, gereğini yaparız.
( Işıklar söner.
Sahne boşalır.)
S
A H N E
10
( Işıklar
yanar )
ANNE – Haydi
kızlarım biraz acele edelim.
TUĞÇE
–
Aceleye gerek yok anneciğim.
ANNE – Zaman
çabuk ilerlemiş kızlarım. Acele etmezsek
arabanın kalkışına zor yetişiriz.
TUĞÇE –
Aceleye ne gerek var anneciğim. Zaten garaj
buraya çok yakın.
ANENEANNE
– Ev
halkı yok olmuş sanki! Bizi yolcu bile etmek
istemiyorlar.
Onca konuşmalar, özür dilemelerin bir anlamı
yokmuş.
ANNE – Öyle
söyleme anneciğim. Bak biletlerimizi bile
almışlar.
TULYA
– Oh,
oh.. bugün kârdayız.
ANNE – Şimdi
kârından başlayacağım senin.
TULYA – Ben ne
dedim ki?
ANNE
– Daha ne
diyeceksin.
ANNEANNE –
Kendileri bilir.
ANNE – Kavun,
karpuz patlıcan, kırmızı biber alıp eve
getirirsen sonuç böyle olur. Ağanın yiyecekleri
üzerine yiyecek getirir misin, sonuç bu olur
işte. Buna da şükür.
RAZİYE NİNE –
( Sahneye girer.) Hazırlanmışsınız. Keşke birkaç
gün daha kalsaydınız. Çok sevmiştim sizleri.
ANNE – Koca
ana, burada kalamayız artık. Moralimiz çok bozuk
ve bunu nedenini de biliyorsunuz.
RAZİYE NİNE –
Olsun be kızım. Ne sen kasıtlı davrandın, ne de
bizim ağa kötülük yapmak için kasıtlı bir
davranışta bulunmadı.
ANNEANNE – Onun
ağalığı boynu altında kalsın.Şurada birkaç gün
eğlenelim, biraz güneş görelim dedik.Kızımın
moralini bozdu.Sanki onun ağalığını yedik kör
olasıca.!
RAZİYE NİNE
–
Öyle söyleme kardeş, insanlar yanılamaz mı?
ANNE – Bizim
moralimizi denizdeki yaşanan olay bozdu.
Kırgınlık ve kızgınlığımız yok. Bunu da böyle
bilin koca ana.
RAZİYE NİNE –
Sağ ol kızım. İnşallah yine görüşürüz.
ŞERİFE – (
Sahneye girer.) Maşallah hazırlanmışsınız.
Buraya geldiğiniz için çok memnun oldum.
İlgilenebildiysek ne mutlu bizlere. Bir
kusurumuz olduysa mazur görün.
ANNE – Sana ne
kırgınlığımız olabilir ki? Bizim için
yaptıkların için asıl biz teşekkür ederiz.
TULYA –
Bilhassa yiyecekler , çiğ köfte için ben
teşekkür etmek isterim.
TUĞÇE – Bende
teşekkür ederim Şerife teyze.
ANNEANNE – Ben
de teşekkür ederim.
ŞERİFE – Sizin
memnuniyetiniz beni mutlu eder. Sağ olun. Yine
beraber oluruz bir gün inşallah.
AĞA – ( Sahneye
girer) Merhabalar efendim. Hazırlanmışsınız.
Arabanın da hareket saati yaklaştı. Ben
biletlerinizi aldım.
ANNE – Araba
saat kaçta hareket edecek?
AĞA
- Araba
saat 18.00 de hareket edecek. Bunlarda
biletleriniz, buyurun efendim.
ANNE – Sağ
olun, teşekkür ederim. Biz artık fazla
oyalanmayalım. Saat yaklaşmış.
AĞA
-
Geldiğiniz için memnun oldum. Hocama benden
selam ve hürmetlerimi götürün. Sizleri garaja
kadar arabamla götüreceğim. Yalnız kısa süren bu
misafirlikten ben bir şey anlamadım. Hani arada
yaşanan şu tatsızlık olmamış olsaydı daha iyi
olacaktı.
ANNE
– Bende
istemezdim. N e olursa osun; kavun, topan
patlıcan, kırmızı biber için bir birimizi
kırmamalıydık. Fakat oldu bir kere.
AĞA
– İnşallah
bir daha gelirsiniz de o zaman kendimizi
bağışlatırız.
ANNE – Yine de
her şey için teşekkürler. Ben kızgın değilim.
Eşim adına, kendi adıma ve çocuklar adına
teşekkür ederim. Yinede eğlendik diyebilirim.
AĞA
– Seneye
sizleri buraya tekrar bekliyorum. Eğer
sonbaharda burayı görmek isterseniz bir hafta
sonu ekim ayında ya da kasım ayında da
gelebilirsiniz. Hocama saygılarımı sununuz.
Sonbaharda mutlaka sizleri buraya bekliyorum.
Gelmeden önce bir telefon etmeniz yeterli
olacaktır.
ANNE – (
Gülerek ) Gelmesine geliriz de; kavun, topan
patlıcan da getiririz. Onları da çöpe atarım,
onları da sokağa atarım demez seniz. Ağalığınıza
leke sürüldü, hiç ağanın evine misafir yiyecek
mi getirir mi demeyecekseniz.?
AĞA – (
Gülümseyerek ) Nasıl isterseniz efendim.
ANNE –
Bizlerin misafir olarak bu eve sizin sevdiğiniz
bir yiyeceği getirebileceksek geliriz. Belki o
zaman daha neşeli, daha iyi geçer günlerimiz.
AĞA – Siz
yinede gelin. Başımın üstünde yeriniz var.
ANNEANNE –
Bizleri bir daha kırıp geçirmezseniz
gelebiliriz.
AĞA
–
Geçmişi fazla deşmeyelim. Ağız tadıyla ayrılalım
bir birimizden.
ANNE – Fazla
oyalanmayalım.
AĞA –
Başımın üstünde yeriniz var. Haydi gidelim
artık.
ANNE -
Allah’a ısmarladık.
ŞERİFE –
(Elindeki paketi uzatır.) Sizin için yolda
yiyesiniz diye azık hazırladım. Ayrıca Hocam
için bol acılı çiğ köfte paket ettim. Hep
beraber yersiniz.
AĞA – Aferin
Şerife kızım.
ANNE
– Sağ
olasın Şerife. ( Paketi alır) haydi
oyalanmayalı, sağlıcakla kalın. Allah’a
ısmarladık.
RAZİYE NİNE
– Güle güle gidin, yine görüşürüz.
( Sahneye
Aliye ve Makbule girer)
MAKBULE –
Güle güle yengeciğim. Hocama selamlarımı
söyleyin.
ALİYE – (
Üzgün ) Güle güle Tulya, Tuğçe, teyzeciğim.
( Sahnede vedalaşma yapılır.
Işıklar söner. Sahne boşalır.)
S
A H N E
11
(Işıklar
yanar )
AĞA
– İzmir’e
varmışlar mıdır acaba?
RAZİYE NİNEN
– Daha varmamışlardır.
AĞA
–
Hayırlısıyla İzmir’e varsalar da, kazasız
belasız eve vardıklarının haberini bir alsak.
RAZİYE NİNE
- Üzdük misafirlerimizi. O kız çocuğunun ölmesi
de onları çok etkiledi doğrusu.
AĞA
– Bizim
aramızda hiçbir kasıt yoktu. Yanlışlık
anlaşılınca bir birimizden özür diledik ve iş
tatlıya bağlandı.
RAZİYE NİNE –
Sen onu öyle san. Çocuklar ve annesi buradan
üzgün ayrıldılar. Onların buradan ayrılmasına
bahane de denizde ölen çocuk. Bunda
anlaşılmayacak ne var?
AĞA – Öyle
olduğunu sanmıyorum.
RAZİYE NİNE –
Yinede memnun kaldıklarına inanıyorum. Çocukları
çok sevimliydi. İnşallah izin alırlarda tekrar
buraya gelirler.
AĞA
– Tabi
gelecekler.
RAZİYE
NİNE – Hocayla fazla konuşma fırsatı bulamadım
ama, hanımı gerçekten hanımefendi imiş. Hele o
çocuklar. Hiç yaramazlık yapmadılar. Bu kadar
sakin olmaları , çevreye zarar vermemeleri
doğrusu imrendim. İçeride, dışarıda
varlıklarıyla yoklukları belli olmuyordu.
AĞA -
İkisi de üniversite bitirmişler. Çocuk nasıl
yetiştirilir biliyorlardır her halde. Onlar da
yetiştiremezse vatandaş nasıl yetiştirecek.
RAZİYE –
öyle deme ağam. Bizim gelinler, oğlanlar da
üniversite bitirdiler. Onların çocukları nasıl
bir düşünsene! Bu iş üniversite bitirmeyle
olmuyor. Çocuğun iyi yetiştirilmesi ile
mayasındadır. Çocukların her istediklerini
yapmayacaksın. Bak karar verdikten sonra hiç
kararları değişti mi.? Önemli olan verilen
kararda sonuna kadar durmak.
AĞA
–
Kararlı olmak güzel bir şey.
( Telefon
çalar )
AĞA – Alo,
alo.. Buyurun efendim, ben Şerafettin.
BABA
– (
Sesi fondan verilir. ) Şerafettin Bey , ben
öğretmen Cemalettin. Nasılsınız efendim?
AĞA
– Sağ
olun hocam. İyiyim Allah’a şükür. Ya sizler
nasılsınız efendim. Çocuklar eve varabildiler
mi?
BABA
–
Allah’a şükür iyiyim efendim. Sağlığınıza
duacıyım. Ev halkı nasıllar? Çocuklar eve
geldiler efendim. Allah’a şükür kazasız belasız
gelmişler. Onlar da yeni geldiler.
AĞA –
Allah’a şükür efendim. Onları merak etmeye
başlamıştık. Burada Raziye nine ile çocukları,
yenge hanımı konuşuyorduk. Çok memnun oldum.
BABA
– Biraz
yorgunlar. Yaptığınız her şey için teşekkür
ederim.
AĞA – Ne
demek efendim, sözü mü olur, görevimizi yaptık.
BABA –
Göndermiş olduğunuz paket için de teşekkür
ederim. Ayrıca Eşinize hürmetlerimi sunarım.
AĞA – Sağ
olun efendim.
BABA
–
Ayrıca Raziye nineye, Şerife’ye de teşekkür
ederim.Hepinizden Allah razı olsun.
AĞA –
Efendim bu işler bizim görevimiz. Bizim
kusurumuz olduysa bağışlamanızı dilerim.
BABA – Ne
kusuru efendim.
AĞA –
Efendim, biz yenge hanımla kısa bir atışma
yaptık.
BABA –
Hayrola Şerafettin bey, bir kusurumuz mu oldu?
AĞA – Hayır
hocam. Kavun, karpuz, topan patlıcan meselesi.
Bir birimize sert davrandık.
BABA
– Eşim
henüz bana anlatmadı. Ama yinede ortada bir
kırgınlık olduysa ben eşim ve çocuklar adına
özür dilerim.
AĞA -
Efendim, özür dilenecek bir durum yok.Biz zaten
burada o işi aramızda hallettik. Bu nedenle
fazla önemli değil.
BABA – Mesele
yok o zaman. Her şey için yinede teşekkür
ederim. Tekrar görüşürüz inşallah.
AĞA – Hocam
sizleri buraya seneye de bekliyorum. Yenge
hanıma da söyledim. Mutlaka beklerim.
BABA
– Nasipse
olur. Şimdiden söz vermeyelim.
AĞA – Hocam,
burada sonbahar mevsimi çok güzel olur.
İsterseniz sonbaharda da gelebilirsiniz.
BABA –
İnşallah geliriz. Hele sonbahar mevsimi gelsin.
Mutlaka arayacağım.
AĞA
-
Bekliyorum efendim.
BABA – Tekrar
teşekkür ederim. Görüşmek üzere , herkese
selamlarımı ve hürmetlerimi sunuyorum. Telefonu
eşime veriyorum.
ANNE
- ( Ses
fondan verilir. ) Şerafettin bey, her şey için
tekrar teşekkür ederim. Biz sağ salim geldik.
Bunu haber verelim dedik. Çocukların selamları
da var.
AĞA – Sağ olun
efendim.
ANNE – Görüşmek üzere hoşça kalın.
AĞA – İyi
günler efendim, hoşça kalın, görüşmek
üzere.
( Telefon konuşması sona erer.)
RAZİYE NİNE
– Ne iyi insanlar.
AĞA – Bana
kırgın değiller Allah’a şükür.
RAZİYE NİNE
– Ne kadar efendi insanlar. Hem vardıklarını
bildirmek, hem de tekrar teşekkür etmek için
telefon ediyorlar.
AĞA – Ben bu
insanlara ısındım. Keşke tekrar gelseler.
RAZİYE NİNE –
Getirecekleri yiyecekleri atmazsan gelirler.
Hele kavun, patlıcan ve kırmızı biberleri bol
bol getirirlerse.
AĞA – Koca
ana, başlatma kavun, patlıcandan.
( Işıklar
söner . Perde kapanır. )
S O N
Bütün sıkıntı ve imkansızlıklarına rağmen
babamla birlikte beni okutan annem Ümmühan
DURMUŞ’ a bu tiyatro oyunumu ithaf ediyorum.
İzmir 18.08.1998
Hüseyin DURMUŞ54 |
|