Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra Durmuş
Gülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
     
  
      MAKALELER  
      SAMİYE SAYIN SEZEN  
 

       

           ALİ  PAŞA ÇİFTLİĞİ

         Kasım ayı,güz güllerin,  kasımpatıların hayat bulduğu, bir yığın güneş rengi yaprakların solduğu nice hayatların son bulduğu, hüznün ayrılıkların, kederlerin yaşandığı ay. Çocukluğumdan beri beynime yer etmiş bu düşünceler. İlk hüznü ilkokul sıralarında bu ayda yaşadım.  Öğretmenlerimin ağlamalarına simsiyah giyinmelerine hüzünlü yüzlerine  o zamanlar tanık olmuştum. Atamın resminin önünde karmaşık duygularla çocuk aklımla anlam yüklemeye çalıştığım sonraları çok çok iyi anladığım onunla özdeşleştiğim ilkelerim olan  O yüce insanı bu ayda kaybetmenin hüznünü bugünde yaşıyorum.
         Güneş solgun yüzünü gizlemeye çalışsa da   kasvetli havayı yumuşatamıyordu. Puslu bir hava, kurşun ağırlığında; sis bir şeyleri gizlemeye çalışıyor sanki. Görkemli yapı zamana yenik düşmüş. Çam ağaçları bel vermiş kırıldı kırılacak o eski halinden eser yok. İhtişamı canlılığı yok. Terk edilmiş gibi yalnızlığa mahkum sanki. Kuş uçmuyor ,kervan geçmiyor. Bahçesinde atlar koşmuyor. Köpekler kediler oynaşmıyor. Uzun kış gecelerinde üşüyor sanırım, tıpkı benim gibi yalnızlığı yaşamak kalabalık içinde.  Toplumsal ve teknolojik değişimler bu çiftliği de etkilemiş. Yanından hızla akan trafik, egzoz dumanı, çağın metrosu nispet yaparcasına  her gün bir şeyler alıp götürüyor. ALİ PAŞA ÇİFTLİĞİ, Cumhuriyet döneminde önemli karaların alındığı, Paşamızın soluklandığı  tarihi mekanlardan biri. Metroyla her önünden geçişimde içimden bir şeyler alıp götürüyor.  Bu çiftlik oysa, daha dün  Atamızı ağırlamıştı.
        Yolunuz Bursa ‘ya düşerse, mutlaka çiftliğin ortasından geçeceksinizdir. Görmemeniz mümkün değildir. Bursa ‘da yaşayıp da bu çiftliği bilmeyen yoktur. Mutlaka duymuştur. Çiftliğin ortasından geçmiştir. Ama bu ismin taşıdığı anlamı manevi değerini bir o kadar az insan biliyor. Çiftlikle ilgili bir  öğretmenimin anlattıklarını mealen sizlerle paylaşmak istiyorum.
         “Yıl 1989 bir cumartesi günü. Her gün önünden geçtiğim görkemli çiftliğin sahiplerini ve içini merak ediyordum. Kime sorsam yanıt alamıyordum. Kafama koymuştum. Çiftliğin kapısını çalacaktım. Trafik  o zamanlar şimdiki gibi yoğun değildi. Ankara’dan gelmiş medeniyetle yıllar önce tanışmış, kültürlü bir o kadar da genç ve güzel bir bayan olarak kendime güvenim sonsuzdu. Merinos Kavşağını geçer geçmez karar verdim. Çiftliğe gidecektim. Sıcak sudan sonra arabamı çiftliğin yoluna çevirdim. Beyaz bir Brodwey. O zamanlar en gözde arabaydı. İçinde alımlı bir bayan  kuğu gibi süzülerek çiftlik yolunda ilerledim. Önce kahya karşıladı. Hoş geldiniz demesine fırsat vermeden, çiftliğin sahiplerini sordum. Yeşilliklerin, çiçeklerin  ve de çam kokuların arasından süzülerek konağın merdivenlerine geldim. Başımı kaldırdığımda merdivenlerde çok şık, yakışıklı, saçları kül rengi orta yaşlarda bir bey ve hemen arkasında asil bir hanımefendi karşıladı.(adını sonradan öğrendiğim, Ali Muhittin Dinçsoy ve eşi Berrin Hanım)
-Affedersiniz, çok özür dilerim sizleri bu şekilde rahatsız etmek istemezdim ama merakımı yenemedim kapınıza kadar geldim. Paşa sözcüğünün Türkiye’de Atatürk’e izafeten söylendiğini Paşa ile bir bağlantısının olup olmadığını, neden Paşa çiftliği denildiğini, böyle güzel bir mekanın bizlerden mahrum edilemeyeceğini mutlaka görülmesi ve gezilmesi gereken bir yer olduğunu düşünerek kapılarını çaldığımı söyledim.
            Öğretmen olduğumu, Ankaralı olduğumu bir solukta anlattım. Uzun bir sorum olduğunu onları böyle ayakta rahatsız edemeyeceğimi dile getirirken, Beyefendi  içeriye davet etti. Beyefendi nazik oldukça kibar bir üslupla; medeni cesaretimden dolayı beni kutlayarak; yıllardır burada oturduklarını şimdiye kadar kimsenin böyle  kapılarını çalmadığını  ve çok onur duyduğunu dile getirdi. Bir öğretmeni, hele Atatürkçü bir öğretmeni konuk etmekten büyük keyif alacaklarını söyleyerek içeriye davet ettiler. Ricalarını kırmayarak davetlerini kabul ettim. İçerisi muhteşemdi. Sadelik ön plandaydı.Konukları olduğu halde bana zaman ayırmışlardı. Ali Muhittin Bey, Ali Bey’in oğlu Sorularımın cevaplarını anlatmaya başlamıştı. Sanki  o günleri yaşıyor  ve yaşatıyor gibiydi. Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk Bursa’ya sık sık gelirmiş. Tren istasyonun yanındaki mütevazi evlerinde konuk olurmuş.. Misafirperverliğinden çok memnun kaldığı ve annesinin yemeklerini takdir ettiğini anlatarak, bu minnettarlığına karşılık olarak  bataklık araziyi kendilerine tahsis etmiş olduğunu anlattı .Bundan dolayı bu ismin çiftliğe verildiğini öğrenmiş oldum.”
             Geçmişin derinliklerinde boğulmamak aydınlık yarınlara yelken açmak için çırpınan insanlarımıza, değerlerimize ne kadar sahip çıkıyoruz; sahip olduğumuz şeylerin kıymetini ne kadar biliyoruz.
         Güneşin kavurmadığı,rüzgarın savurmadığı toprakların çölleşmediği, karartılmamış aydınlık Türkiyemde önce kendinin lideriydi sonra ulusunun lideri daha sonrada çağın en büyük devlet adamı oldu. O olmayı düşlediği kişi oldu.. Ya bizler bu günün modern toplumun çağdaş insanları…ATAMIZA layık olabiliyor muyuz.

                                                            Samiye SEZEN-SAYIN
                                                              08/11/2005 BURSA
 

 
     Ana Sayfa                                                                 
     
   
 

        

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi