Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra DurmuşGülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
     
    
  MAKALELER  
  DR. SAİT GÜNGÖR ELGİN  
 



Dr. Sait Güngör Elgin
Tel:0256-646 11 49
Cep:0532-516 09 28

 

ATATÜRK VE EĞİTİM

 

Cumhuriyetten önce, bugünkü okul sistemleri için klasik ve geleneksel kabul edilen bir öğretmen, yazı tahtası, kitapla sınırlı olan sınıf öğretimine benzer bir öğretim anlayışı hakimdi. 

Cumhuriyet döneminde eğitim alanında elde edilen başarılar, Atatürk!ün büyük bir cesaretle ve açıklıkla ortaya koyduğu çağdaş eğitim anlayışına uygun olan görüşlerin uygulanması sayesinde olmuştur. Bu görüşler, Atatürk’ün çeşitli konuşmalarından şöyle özetlenebilir:

1.      Bilim ve fendeki gelişmeler izlenmelidir.

2.
      Bireyler, fen alanında, çağdaş gereklere göre eğitilmelidir.

3.
      Hangi alanda olursa olsun eğitimin, bilimsel verilere dayalı olarak, bilim ve fennin öncülüğünde yapılması gerekir.

4.
      Fen alanında verilecek eğitimin amacı, her alanda başarılı, yararlı ve etkili, bilimsel düşünce sahibi kimseler yetiştirmektir.

5.
      Okullarda, hayatta işe yarayacak ve kullanılabilecek temel bilgiler verilmelidir.

6.
      Bu bilgiler, mümkün olan her türlü eğitim araçlarının yardımıyla uygulamalı olarak, yaparak ve yaşayarak öğrenme yöntemleriyle öğretilmelidir.

7.
      İlçe merkezlerine kadar ülkenin her yerinde, canlı ve cansız eğitim araçlarının sağlanabileceği eğitim araçları kaynakları oluşturulmalıdır.
 

Atatürk’ün yukarıda özetlenen eğitime ilişkin düşünce ve direktifleri, program çalışmaları, eğitim araçlarının sağlanması ile ilgili önlemler, öğretmen yetiştirme, gerekli kanunların çıkarılması, yeni okullar açılması ve Talim ve Terbiye Dairesi gibi bilimsel kurumların kurulması, öğretmen şûraları vb. yoluyla uygulamaya konulmağa çalışılmıştır.

Program Değişiklikleri 

İlkokul programlarında yapılan değişiklikler, devrimlere ve ihtiyaçlara, eğitim anlayışındaki gelişmelere uygun olarak aşağıda belirtilen tarihlerde ve gerekçelerle hızla yapılmış ve uygulanmıştır:

1.      1924-1926 programı. Yeni bir eğitim görüşünün oluşturulmasını sağlamak amacı ile yapılmıştır. (Lâik program anlayışı)

2.
      1930-1932 programı. Yeni Türk alfabesinin kabulünden sonra gerekli değişiklikleri yapmak için hazırlanmıştır. Bu programda, çevreye uyma, yakın çevreden ve çocuğun ilgilerinden harekete geçme, yaparak öğrenme (iş prensibi), hayatta gerekli pratik bilgilerin verilmesi ilkeleri vurgulanmıştır.

3.
      1934-1937 programı. Fen eğitiminde, çocuk gelişimine önem veren, öncekilere göre  daha bilimsel ilke ve yöntemler önerilmiştir.

4.
      1948-1949 programı. Fen eğitiminde fazla bilimsel konular yerine, insan yaşamını etkileyen konuların öğretilmesi ve her konuya, insan yaşamının etkisi yönünden bakılması önerilmektedir. Yaparak-yaşayarak öğrenme, günlük yaşamda karşılaşılacak fen problemlerinin bilimsel yöntemlerle çözülmesi ve öğrencilerin bireysel ayrılıklarına göre öğretim, bu programda, fen öğretiminin temeli olarak ele alınmıştır.

5.
      1960 sonrası programları. Bu programlarda, fen eğitimi teknolojisinde, bilimin ilkelerini ve gelişmelerini basit araçlarla, bilimsel yöntemi kullanarak ve zihinsel süreç becerilerini geliştirerek öğretme, öğrencilerin bireysel ayrılıklarının dikkate alınarak uygulanması önerilmektedir.

Programların, fen eğitimi açısından incelenmesi, Atatürk’ün konuşmalarında da belirtildiği gibi, fen eğitiminin, Türkiye için taşıdığı önemdir.

Fen Eğitimi Araçlarının Sağlanması

Derslerde kullanılacak araçların sağlanması, kullanılması sorunları, bugün bile çözümlenmiş değildir. Bu konuda şimdiye kadar yapılanlar şunlardır:

1.      Öğretmen ve öğrenci yapımı araçlar: Araçların, çevre olanakları ile yapılması; bunları anlatan kitap ve dergiler çıkarılması, kurslar açılması gibi etkinliklerdir. Aslında araç yokluğundan doğan bu yöntem, fen derslerinin öğretiminde en iyi yöntemdir.

2.
      Okul Müzelerinin kurulması: 1926 yılında, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından kurulan bu müze, iç ve dış piyasadan alınacak, ya da yurt içinde yaptırılacak ders araçlarını toplayıp okullara gönderecekti. Ayrıca, Ankara’daki okullara ödünç araç verecek, öğretmenlere araç kullanma kursları açacak ve bu konuda kılavuz kitaplar hazırlayacaktı. Bu kuruluş, sadece bir defa biyoloji, fizik, kimya araçları ithal ederek, yeni yapılan Gazi Eğitim Enstitüsüne ve bazı büyük liselere vermiştir. Ancak, okulların sayısının hızla artması karşısında ekonomik yetersizlik yüzünden, görevine devam edememiş ve kapanmıştır.

3.
      Millî Eğitim Basımevi ve Basılı Eğitim Araçları : Millî Eğitim Basımevi 1795 yılında, “Matbaa-i Amiriye” adıyla, bir devlet matbaası olarak kurulmuştur. Uzun yıllar bu adla hizmetini sürdüren matbaa, 27 Ocak 1927 tarihinde, 968 sayılı yasa ile Millî Eğitim Bakanlığına bağlanmış ve bugünkü şekliyle örgütlenmiştir. Bu matbaa, Talim ve Terbiye Dairesinin uygun gördüğü kitapları ve diğer basılı eğitim araçlarını basmaktadır. Bu yayınlar, yetmiş yayınevinde satılmaktadır. Dergiler, ansiklopediler, kitaplar basılıp okullara dağıtılmaktadır.

4.
      Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulunda “Ders Araçları Yapımı”: 1945-1950 yılları arasında okulların fiziki kimya ders araçları gereksinimlerini karşılamak için, iki yüz takım araç üretilerek okullara dağıtılmıştır. Bu, Türkiye’de, ders araçlarının ilk defa toplu şekilde üretimidir.

Eğitim Araçları Merkezlerinin Kurulması

1.      Film-Radyo ve Televizyonla Eğitim Merkezinin Kurulması: Bu merkez, 1951 yılında, her dereceli okullar için öğretici film, film-şeridi ve slayt hazırlayıp dağıtmak üzere M.E.B. tarafından “Öğretici Filmler Merkezi” adıyla kuruldu ve kısa zamanda il merkezlerinde şubeler açtı, 1963 yılında “Film, Radyo, Grafik Merkezi” adını alarak, radyo programları da yapmaya başladı. 1968 yılında ise,  “Fil-Radyo ve Televizyonla Eğitim Merkezi” adını alarak, televizyonla eğitim için programlar da hazırladı.

2.
      Ders Aletleri Yapım Merkezi: 1961 yılında, II. Akşam Sanat Enstitüsü ve Ders Aletleri Yapım Merkezi adıyla bir merkez kuruldu. Bu merkez, ana sınıfından üniversiteye kadar eğitimin her kademesindeki okullar için oyuncak, model, deney araç ve gereçleri üretmek, piyasadan sağladığı araçlarla, ithal ettiği araçları da kendi ürettikleri ile birlikte ilgili okulların, belirli dersleri için araç takımları haline getirerek okullara dağıtmakla görevlidir.

3.
      İşletme Donatım Genel Müdürlüğüne bağlı Endüstri Meslek Liseleri: İşletme Donatım Genel Müdürlüğü, daha çok Endüstri Meslek Liselerinin donatım ve takım teçhizatlarının yapımıyla ilgilenen bir genel müdürlüktür. Okulların sıra, sandalye, yazı tahtası vb. ihtiyaçları ile ilgili üretim de, İşletme Donatım Genel Müdürlüğüne bağlı Endüstri Meslek Liseleri Döner sermayelerine sipariş usulü ile yaptırılır.

4.
      Eğitim Araçları Genel Müdürlüğü: 12/10/1961 tarihinde 17493 sayılı muciple, Eğitim Araçları ve Teknik İşbirliği Genel Müdürlüğü olarak kurulmuştur.

5.
      İl Eğitim Araçları Merkezleri: 1951 yılında, il merkezlerinde, “Öğretici Filmler Merkezi” adıyla kurulan ve Ankara’daki üretim merkezine bağlı bulunan örgüt, 1963 yılında “İl Eğitim Araçları Merkezi” adını almıştır.

Kız ve Erkek Sanat Enstitüleri, Ticaret Liseleri

Ülkenin ihtiyaç duyduğu meslek ve ticaret adamlarını yetiştirmek amacıyla açılmış bulunan bu okullar da kendi alanlarında başarılı hizmetler vermişlerdir.

Öğretmen Yetiştirme

Enstitüler ve Yüksek Okullar

Yukarıda ele alınan Atatürk’ün eğitime ilişkin görüşlerinin uygulanmasında en önemli adımlardan biri de şüphesiz öğretmen yetiştirme sorununa hızlı ve kaliteli öğretmen yetiştirme politikasının belirlenmesi ve uygulanması idi.

Orta dereceli okullar için iki sene süreli yatılı Eğitim Enstitüleri açıldı. İlk açılan eğitim enstitüsüne Gazi adı verildi. Şimdi Gazi Üniversitesine dönüşmüş olan Gazi Eğitim Enstitüsü, yıllarca öğretmen ihtiyacını karşılamış ve saygın eğitim kuruluşları idi.

Sanat enstitülerine öğretmen yetiştiren Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu, Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulları açıldı. Bu okullar da şimdi Gazi Üniversitesi bünyesinde fakülte olarak görevlerini sürdürmektedirler.

Eğitmen kursları, askerde çavuş olarak görev yapmış yetenekli gençleri kısa süreleri kurslardan geçirerek ilkokulların ilk üç sınıfında görev yapabilecek öğretmenlere eğitmen adı verildi. Daha sonra eğitmen kursları için yapılmış olan tesislere yenileri de katılarak Köy Enstitüleri kuruldu.

Köy Enstitüleri, 1940'ta bir kanunla hizmete girdi ve 1946'da kurucusu olan İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in görevlerinden alınması ile kuruluşunu tam olarak tamamlayamadan çalışmaları yavaşlattı. 1954 yılında da programları tamamen klasik İlköğretmen Okulları programına  dönüştürüldü.

Köy Enstitülerinden eğitimin içinde bulunan insanların bile tam olarak bilgi sahibi olmamaları, kuruluş ve kapatılış hikayesinde siyasi etkenlerin rol oynaması gösterilebilir. Halbuki Köy Enstitüleri, eğitim tarihimizde önemli  yeri olan bir projedir. Köy Enstitüleri projesi tamamıyla yurttaşların ihtiyaçlarının karşılanması amacı ile ve tamamen Türk Eğitimcileri tarafından yaratılmış, köylüye yönelik ve köyün kalkınmasını amaç edinen bir eğitim sisteminin adıdır. Köy problemlerini ele alan, köyün öğretmen ve diğer eleman ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlayan, ülkede 21 bölgede eşit olarak dağılarak yurdun her köşesine aydınlık ve hizmet götürmeyi amaçlayan, köyden aldığı çocukları gene köy için hazırlayan bir uygulamanın adıdır Köy Enstitüleri. Açık bulundukları kısa zaman içerisinde 17 000 mezun vermiş ve göreve yerleştirmiş, onları izlemiş, programlarını sürekli olarak, ihtiyaca göre değişebilir bir özellik vermiştir.

Köy Enstitülerinin başarısındaki temel ilke, Atatürk'ün eğitime ilişkin görüşleridir. Bu görüşler enstitünün kurucusu İsmail Hakkı TONGUÇ tarafından şöyle ifade ediliyordu: "Uygulanmayan bilgi boş ve lüzumsuz bilgidir. Bilmek demek yapmak demektir. Bir şeyi yapabiliyorsak aynı zamanda biliyoruz demektir. Doğru, iyi, düzgün yazamıyor veya resim yapamıyorsak, anlatmak istediğimiz konuyu bilmiyoruz demektir. Bir olayın deneylerini yapmaktan, müzik parçalarını bir alet ile çalmaktan veya notaya uygun olarak söylemekten aciz isek o olayı veya o parçayı bilmediğimiz anlaşılır. İlgili kitabı veya dergiyi okuyarak tabiatı ve sosyal hayatı inceleyerek bilgi edinemiyorsak, kitapta yazılan veya öğretmenin anlattığını ezberleme yolunu tutmuş, skolastiğin esiri haline gelmişiz demektir. Köy enstitülerinde yetiştirilen çocuklar, skolastiğe köle olmaktan kurtarılmaya uğraşılmıştır. Onların kültürleri, cila şeklinde ve ezberlenerek benimsenmiş bilgi değil, iş içinde, iş vasıtasıyla öğrenilen gerçek ve öz bilgilerdir." Köy Enstitülerinde bu fikirler uygulanmış ve başarılı sonuçlar alınmıştır.

Köy enstitülerinde:

·                    Bir müzik aleti çalma mecburiyeti, halk türküleri ve klasik batı müziğini amaçlayan çok sesli müzik çalışmaları,

·                    Tarım ve işle ilgili bilgilerin tarım ve iş alanlarında uygulanması mecburiyeti,

·                    Serbest okuma saatlerinde belli sayıda kitap okuma ve özetleme mecburiyeti,

·                    Milli oyunlarımızı öğrenmek,

·                    Resim ve heykel çalışmaları,

·                    Sorunların öğrencilerin de katıldıkları toplantılarda demokratik yoldan çözülmesi uygulamaları yani demokratik eğitim anlayışının benimsenmesi ve öz güven kazanma eğitimi, 

·                    Yakın ve uzak çevre gezileri, dağ ve deniz sporları, bisiklet, motosiklet kullanma, traktör kullanma alışkanlıkları kazandırma çalışmaları,

·                    Arıcılık, ipek böcekçiliği, meyvecilik,

·                    Çevre okullarında ve köylerinde gerektikçe imeceye katılma,

·                    Tüm yıl okulun açık bulundurulması,

·                    Karma eğitim (kız-erkek birlikte), yatılı ve tüm ihtiyaçlar devlet tarafından karşılanıyordu.

Köy Enstitüsü sistemi, okuma yazma oranının % 10 olduğu ülkemize sağladığı kazanımlar; devlet bütçesine fazla yük getirmeden okulların kısa zamanda yapılması, öğretmen ihtiyacının karşılanması yolunda hızla yol alınması, köylere, arıcılık, meyvecilik, vb. sağlanan pek çok faydalı faaliyetin görülmesi sonucu başlangıçtaki karşı hareketin pek de haklı olmadığı kanaatini halkta uyandırmış ve son zamanlarda yalnız Köy Enstitüsü mezunlarının ilgilendikleri bir konu olmaktan çıkmış, üniversitelerde konu ile ilgilenmeye başlamışlardır.  Ayrıca bu proje Yurt dışı ülkelerinde de ilgi konusu olmuş, Ünesco tarafından Köy Enstitüsü Projesi gelişmekte olan ülkelere tavsiye edilmiştir.

Şüphesiz, Milli Eğitim Bakanlığı'nın ve Hükümetin desteği olmasa idi bu proje başarılı olamazdı ve uygulanamazdı. Nitekim, bu destek kalkınca uygulama da duraklamıştır. Daha sonraki yıllarda Köy Enstitülerinin tekrar açılması isteklerinde bulunulmuşsa da bu mümkün olmamıştır. Bundan sonra da böyle bir uygulamanın olabileceği mümkün görünmemektedir. O halde ne yapılmak isteniyor ? Niçin tekrar bu konuları konuşuyoruz ?

Çünkü ilköğretimden üniversiteye kadar hiçbir aşamadaki eğitimden kimse memnun değil. Neden ? İş için yetiştirdiğimiz elemanlardan çok azı o işle ilgili işlerde çalışabiliyor, önemli bir işsizlik oranı var. "Köy enstitüleri belki yeniden açılamaz ama, uygulanan eğitim yöntem ve tekniklerinden bugünkü eğitim kurumlarında yararlanılabilir." diye düşünülüyor. Gençler bu gün içinde bulundukları bolluk ve bereketin farkında değiller. Her alanda alabildiğine bir savurganlık almış yürümüş. Kendisine büyük ümitler beslediğimiz ve büyük paylar ayırdığımız eğitimden beklediğimiz faydaları göremiyoruz.

Bu konuşmalardan benim çıkardığım ders:

·                    Bilimin kılavuzluğunda, yani üniversitelerin rehberliğinde, Köy Enstitüsü uygulamasından elde edilen kazanımları  ele alıp inceleyerek bugünkü şartlara ve ihtiyaçlara uygun hale getirmek. Üniversitelerden bazıları bu konuyu ele aldılar, diğerlerinin de bir an önce ilgilenmeleri bekleniyor.

·                    Siyasi partilerin de siyasi tahassublarından kurtularak bu konuyu ele almaları ve eğitim politikalarını bu doğrultuda geliştirmeleri arzu edilir.

 

“En önemli işimiz eğitimdir” diyen Atatürk’ü bu çalışmalarda gösterdiği başarılar, yokluk içinde yarattığı değerlerden dolayı minnetle anıyoruz. Nur içinde yat Atam!

 
 
  ANA  SAYFA  
     
   
 

    

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi