| |
Dr. Sait Güngör Elgin
Tel:0256-646 11 49
Cep:0532-516 09 28
ATATÜRK VE EĞİTİM
Cumhuriyetten önce,
bugünkü okul sistemleri için klasik ve geleneksel
kabul edilen bir öğretmen, yazı tahtası, kitapla
sınırlı olan sınıf öğretimine benzer bir öğretim
anlayışı hakimdi.
Cumhuriyet döneminde
eğitim alanında elde edilen başarılar, Atatürk!ün
büyük bir cesaretle ve açıklıkla ortaya koyduğu
çağdaş eğitim anlayışına uygun olan görüşlerin
uygulanması sayesinde olmuştur. Bu görüşler,
Atatürk’ün çeşitli konuşmalarından şöyle
özetlenebilir:
1.
Bilim ve fendeki
gelişmeler izlenmelidir.
2.
Bireyler, fen alanında,
çağdaş gereklere göre eğitilmelidir.
3.
Hangi alanda olursa
olsun eğitimin, bilimsel verilere dayalı olarak,
bilim ve fennin öncülüğünde yapılması gerekir.
4.
Fen alanında verilecek
eğitimin amacı, her alanda başarılı, yararlı ve
etkili, bilimsel düşünce sahibi kimseler
yetiştirmektir.
5.
Okullarda, hayatta işe
yarayacak ve kullanılabilecek temel bilgiler
verilmelidir.
6.
Bu bilgiler, mümkün
olan her türlü eğitim araçlarının yardımıyla
uygulamalı olarak, yaparak ve yaşayarak öğrenme
yöntemleriyle öğretilmelidir.
7.
İlçe merkezlerine kadar
ülkenin her yerinde, canlı ve cansız eğitim
araçlarının sağlanabileceği eğitim araçları
kaynakları oluşturulmalıdır.
Atatürk’ün yukarıda
özetlenen eğitime ilişkin düşünce ve direktifleri,
program çalışmaları, eğitim araçlarının sağlanması
ile ilgili önlemler, öğretmen yetiştirme, gerekli
kanunların çıkarılması, yeni okullar açılması ve
Talim ve Terbiye Dairesi gibi bilimsel kurumların
kurulması, öğretmen şûraları vb. yoluyla uygulamaya
konulmağa çalışılmıştır.
Program Değişiklikleri
İlkokul programlarında
yapılan değişiklikler, devrimlere ve ihtiyaçlara,
eğitim anlayışındaki gelişmelere uygun olarak
aşağıda belirtilen tarihlerde ve gerekçelerle hızla
yapılmış ve uygulanmıştır:
1.
1924-1926 programı.
Yeni bir eğitim görüşünün oluşturulmasını sağlamak
amacı ile yapılmıştır. (Lâik program anlayışı)
2.
1930-1932 programı.
Yeni Türk alfabesinin kabulünden sonra gerekli
değişiklikleri yapmak için hazırlanmıştır. Bu
programda, çevreye uyma, yakın çevreden ve çocuğun
ilgilerinden harekete geçme, yaparak öğrenme (iş
prensibi), hayatta gerekli pratik bilgilerin
verilmesi ilkeleri vurgulanmıştır.
3.
1934-1937 programı. Fen
eğitiminde, çocuk gelişimine önem veren, öncekilere
göre daha bilimsel ilke ve yöntemler önerilmiştir.
4.
1948-1949 programı. Fen
eğitiminde fazla bilimsel konular yerine, insan
yaşamını etkileyen konuların öğretilmesi ve her
konuya, insan yaşamının etkisi yönünden bakılması
önerilmektedir. Yaparak-yaşayarak öğrenme, günlük
yaşamda karşılaşılacak fen problemlerinin bilimsel
yöntemlerle çözülmesi ve öğrencilerin bireysel
ayrılıklarına göre öğretim, bu programda, fen
öğretiminin temeli olarak ele alınmıştır.
5.
1960 sonrası
programları. Bu programlarda, fen eğitimi
teknolojisinde, bilimin ilkelerini ve gelişmelerini
basit araçlarla, bilimsel yöntemi kullanarak ve
zihinsel süreç becerilerini geliştirerek öğretme,
öğrencilerin bireysel ayrılıklarının dikkate
alınarak uygulanması önerilmektedir.
Programların, fen
eğitimi açısından incelenmesi, Atatürk’ün
konuşmalarında da belirtildiği gibi, fen eğitiminin,
Türkiye için taşıdığı önemdir.
Fen Eğitimi Araçlarının
Sağlanması
Derslerde kullanılacak araçların sağlanması,
kullanılması sorunları, bugün bile çözümlenmiş
değildir. Bu konuda şimdiye kadar yapılanlar
şunlardır:
1.
Öğretmen ve öğrenci
yapımı araçlar: Araçların, çevre olanakları ile
yapılması; bunları anlatan kitap ve dergiler
çıkarılması, kurslar açılması gibi etkinliklerdir.
Aslında araç yokluğundan doğan bu yöntem, fen
derslerinin öğretiminde en iyi yöntemdir.
2.
Okul Müzelerinin
kurulması: 1926 yılında, Millî Eğitim Bakanlığı
tarafından kurulan bu müze, iç ve dış piyasadan
alınacak, ya da yurt içinde yaptırılacak ders
araçlarını toplayıp okullara gönderecekti. Ayrıca,
Ankara’daki okullara ödünç araç verecek,
öğretmenlere araç kullanma kursları açacak ve bu
konuda kılavuz kitaplar hazırlayacaktı. Bu kuruluş,
sadece bir defa biyoloji, fizik, kimya araçları
ithal ederek, yeni yapılan Gazi Eğitim Enstitüsüne
ve bazı büyük liselere vermiştir. Ancak, okulların
sayısının hızla artması karşısında ekonomik
yetersizlik yüzünden, görevine devam edememiş ve
kapanmıştır.
3.
Millî Eğitim Basımevi
ve Basılı Eğitim Araçları : Millî Eğitim Basımevi
1795 yılında, “Matbaa-i Amiriye” adıyla, bir devlet
matbaası olarak kurulmuştur. Uzun yıllar bu adla
hizmetini sürdüren matbaa, 27 Ocak 1927 tarihinde,
968 sayılı yasa ile Millî Eğitim Bakanlığına
bağlanmış ve bugünkü şekliyle örgütlenmiştir. Bu
matbaa, Talim ve Terbiye Dairesinin uygun gördüğü
kitapları ve diğer basılı eğitim araçlarını
basmaktadır. Bu yayınlar, yetmiş yayınevinde
satılmaktadır. Dergiler, ansiklopediler, kitaplar
basılıp okullara dağıtılmaktadır.
4.
Ankara Erkek Teknik
Yüksek Öğretmen Okulunda “Ders Araçları Yapımı”:
1945-1950 yılları arasında okulların fiziki kimya
ders araçları gereksinimlerini karşılamak için, iki
yüz takım araç üretilerek okullara dağıtılmıştır.
Bu, Türkiye’de, ders araçlarının ilk defa toplu
şekilde üretimidir.
Eğitim Araçları
Merkezlerinin Kurulması
1.
Film-Radyo ve
Televizyonla Eğitim Merkezinin Kurulması: Bu merkez,
1951 yılında, her dereceli okullar için öğretici
film, film-şeridi ve slayt hazırlayıp dağıtmak üzere
M.E.B. tarafından “Öğretici Filmler Merkezi” adıyla
kuruldu ve kısa zamanda il merkezlerinde şubeler
açtı, 1963 yılında “Film, Radyo, Grafik Merkezi”
adını alarak, radyo programları da yapmaya başladı.
1968 yılında ise, “Fil-Radyo ve Televizyonla Eğitim
Merkezi” adını alarak, televizyonla eğitim için
programlar da hazırladı.
2.
Ders Aletleri Yapım
Merkezi: 1961 yılında, II. Akşam Sanat Enstitüsü ve
Ders Aletleri Yapım Merkezi adıyla bir merkez
kuruldu. Bu merkez, ana sınıfından üniversiteye
kadar eğitimin her kademesindeki okullar için
oyuncak, model, deney araç ve gereçleri üretmek,
piyasadan sağladığı araçlarla, ithal ettiği araçları
da kendi ürettikleri ile birlikte ilgili okulların,
belirli dersleri için araç takımları haline
getirerek okullara dağıtmakla görevlidir.
3.
İşletme Donatım Genel
Müdürlüğüne bağlı Endüstri Meslek Liseleri: İşletme
Donatım Genel Müdürlüğü, daha çok Endüstri Meslek
Liselerinin donatım ve takım teçhizatlarının
yapımıyla ilgilenen bir genel müdürlüktür. Okulların
sıra, sandalye, yazı tahtası vb. ihtiyaçları ile
ilgili üretim de, İşletme Donatım Genel Müdürlüğüne
bağlı Endüstri Meslek Liseleri Döner sermayelerine
sipariş usulü ile yaptırılır.
4.
Eğitim Araçları Genel
Müdürlüğü: 12/10/1961 tarihinde 17493 sayılı
muciple, Eğitim Araçları ve Teknik İşbirliği Genel
Müdürlüğü olarak kurulmuştur.
5.
İl Eğitim Araçları
Merkezleri: 1951 yılında, il merkezlerinde,
“Öğretici Filmler Merkezi” adıyla kurulan ve
Ankara’daki üretim merkezine bağlı bulunan örgüt,
1963 yılında “İl Eğitim Araçları Merkezi” adını
almıştır.
Kız ve Erkek Sanat
Enstitüleri, Ticaret Liseleri
Ülkenin ihtiyaç duyduğu
meslek ve ticaret adamlarını yetiştirmek amacıyla
açılmış bulunan bu okullar da kendi alanlarında
başarılı hizmetler vermişlerdir.
Öğretmen Yetiştirme
Enstitüler ve Yüksek
Okullar
Yukarıda ele alınan
Atatürk’ün eğitime ilişkin görüşlerinin
uygulanmasında en önemli adımlardan biri de şüphesiz
öğretmen yetiştirme sorununa hızlı ve kaliteli
öğretmen yetiştirme politikasının belirlenmesi ve
uygulanması idi.
Orta dereceli okullar
için iki sene süreli yatılı Eğitim Enstitüleri
açıldı. İlk açılan eğitim enstitüsüne Gazi adı
verildi. Şimdi Gazi Üniversitesine dönüşmüş olan
Gazi Eğitim Enstitüsü, yıllarca öğretmen ihtiyacını
karşılamış ve saygın eğitim kuruluşları idi.
Sanat enstitülerine
öğretmen yetiştiren Kız Teknik Yüksek Öğretmen
Okulu, Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulları açıldı.
Bu okullar da şimdi Gazi Üniversitesi bünyesinde
fakülte olarak görevlerini sürdürmektedirler.
Eğitmen kursları,
askerde çavuş olarak görev yapmış yetenekli gençleri
kısa süreleri kurslardan geçirerek ilkokulların ilk
üç sınıfında görev yapabilecek öğretmenlere eğitmen
adı verildi. Daha sonra eğitmen kursları için
yapılmış olan tesislere yenileri de katılarak Köy
Enstitüleri kuruldu.
Köy Enstitüleri,
1940'ta bir kanunla hizmete girdi ve 1946'da
kurucusu olan İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı
Tonguç ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in
görevlerinden alınması ile kuruluşunu tam olarak
tamamlayamadan çalışmaları yavaşlattı. 1954 yılında
da programları tamamen klasik İlköğretmen Okulları
programına dönüştürüldü.
Köy Enstitülerinden
eğitimin içinde bulunan insanların bile tam olarak
bilgi sahibi olmamaları, kuruluş ve kapatılış
hikayesinde siyasi etkenlerin rol oynaması
gösterilebilir. Halbuki Köy Enstitüleri, eğitim
tarihimizde önemli yeri olan bir projedir. Köy
Enstitüleri projesi tamamıyla yurttaşların
ihtiyaçlarının karşılanması amacı ile ve tamamen
Türk Eğitimcileri tarafından yaratılmış, köylüye
yönelik ve köyün kalkınmasını amaç edinen bir eğitim
sisteminin adıdır. Köy problemlerini ele alan, köyün
öğretmen ve diğer eleman ihtiyaçlarını karşılamayı
amaçlayan, ülkede 21 bölgede eşit olarak dağılarak
yurdun her köşesine aydınlık ve hizmet götürmeyi
amaçlayan, köyden aldığı çocukları gene köy için
hazırlayan bir uygulamanın adıdır Köy Enstitüleri.
Açık bulundukları kısa zaman içerisinde 17 000 mezun
vermiş ve göreve yerleştirmiş, onları izlemiş,
programlarını sürekli olarak, ihtiyaca göre
değişebilir bir özellik vermiştir.
Köy Enstitülerinin
başarısındaki temel ilke, Atatürk'ün eğitime ilişkin
görüşleridir. Bu görüşler enstitünün kurucusu İsmail
Hakkı TONGUÇ tarafından şöyle ifade ediliyordu:
"Uygulanmayan bilgi boş ve lüzumsuz bilgidir. Bilmek
demek yapmak demektir. Bir şeyi yapabiliyorsak aynı
zamanda biliyoruz demektir. Doğru, iyi, düzgün
yazamıyor veya resim yapamıyorsak, anlatmak
istediğimiz konuyu bilmiyoruz demektir. Bir olayın
deneylerini yapmaktan, müzik parçalarını bir alet
ile çalmaktan veya notaya uygun olarak söylemekten
aciz isek o olayı veya o parçayı bilmediğimiz
anlaşılır. İlgili kitabı veya dergiyi okuyarak
tabiatı ve sosyal hayatı inceleyerek bilgi
edinemiyorsak, kitapta yazılan veya öğretmenin
anlattığını ezberleme yolunu tutmuş, skolastiğin
esiri haline gelmişiz demektir. Köy enstitülerinde
yetiştirilen çocuklar, skolastiğe köle olmaktan
kurtarılmaya uğraşılmıştır. Onların kültürleri, cila
şeklinde ve ezberlenerek benimsenmiş bilgi değil, iş
içinde, iş vasıtasıyla öğrenilen gerçek ve öz
bilgilerdir." Köy Enstitülerinde bu fikirler
uygulanmış ve başarılı sonuçlar alınmıştır.
Köy enstitülerinde:
·
Bir müzik aleti çalma
mecburiyeti, halk türküleri ve klasik batı müziğini
amaçlayan çok sesli müzik çalışmaları,
·
Tarım ve işle ilgili
bilgilerin tarım ve iş alanlarında uygulanması
mecburiyeti,
·
Serbest okuma
saatlerinde belli sayıda kitap okuma ve özetleme
mecburiyeti,
·
Milli oyunlarımızı
öğrenmek,
·
Resim ve heykel
çalışmaları,
·
Sorunların öğrencilerin
de katıldıkları toplantılarda demokratik yoldan
çözülmesi uygulamaları yani demokratik eğitim
anlayışının benimsenmesi ve öz güven kazanma
eğitimi,
·
Yakın ve uzak çevre
gezileri, dağ ve deniz sporları, bisiklet,
motosiklet kullanma, traktör kullanma alışkanlıkları
kazandırma çalışmaları,
·
Arıcılık, ipek
böcekçiliği, meyvecilik,
·
Çevre okullarında ve
köylerinde gerektikçe imeceye katılma,
·
Tüm yıl okulun açık
bulundurulması,
·
Karma eğitim (kız-erkek
birlikte), yatılı ve tüm ihtiyaçlar devlet
tarafından karşılanıyordu.
Köy Enstitüsü sistemi,
okuma yazma oranının % 10 olduğu ülkemize sağladığı
kazanımlar; devlet bütçesine fazla yük getirmeden
okulların kısa zamanda yapılması, öğretmen
ihtiyacının karşılanması yolunda hızla yol alınması,
köylere, arıcılık, meyvecilik, vb. sağlanan pek çok
faydalı faaliyetin görülmesi sonucu başlangıçtaki
karşı hareketin pek de haklı olmadığı kanaatini
halkta uyandırmış ve son zamanlarda yalnız Köy
Enstitüsü mezunlarının ilgilendikleri bir konu
olmaktan çıkmış, üniversitelerde konu ile
ilgilenmeye başlamışlardır. Ayrıca bu proje Yurt
dışı ülkelerinde de ilgi konusu olmuş, Ünesco
tarafından Köy Enstitüsü Projesi gelişmekte olan
ülkelere tavsiye edilmiştir.
Şüphesiz, Milli Eğitim
Bakanlığı'nın ve Hükümetin desteği olmasa idi bu
proje başarılı olamazdı ve uygulanamazdı. Nitekim,
bu destek kalkınca uygulama da duraklamıştır. Daha
sonraki yıllarda Köy Enstitülerinin tekrar açılması
isteklerinde bulunulmuşsa da bu mümkün olmamıştır.
Bundan sonra da böyle bir uygulamanın olabileceği
mümkün görünmemektedir. O halde ne yapılmak
isteniyor ? Niçin tekrar bu konuları konuşuyoruz ?
Çünkü ilköğretimden
üniversiteye kadar hiçbir aşamadaki eğitimden kimse
memnun değil. Neden ? İş için yetiştirdiğimiz
elemanlardan çok azı o işle ilgili işlerde
çalışabiliyor, önemli bir işsizlik oranı var. "Köy
enstitüleri belki yeniden açılamaz ama, uygulanan
eğitim yöntem ve tekniklerinden bugünkü eğitim
kurumlarında yararlanılabilir." diye düşünülüyor.
Gençler bu gün içinde bulundukları bolluk ve
bereketin farkında değiller. Her alanda alabildiğine
bir savurganlık almış yürümüş. Kendisine büyük
ümitler beslediğimiz ve büyük paylar ayırdığımız
eğitimden beklediğimiz faydaları göremiyoruz.
Bu konuşmalardan benim
çıkardığım ders:
·
Bilimin kılavuzluğunda,
yani üniversitelerin rehberliğinde, Köy Enstitüsü
uygulamasından elde edilen kazanımları ele alıp
inceleyerek bugünkü şartlara ve ihtiyaçlara uygun
hale getirmek. Üniversitelerden bazıları bu konuyu
ele aldılar, diğerlerinin de bir an önce
ilgilenmeleri bekleniyor.
·
Siyasi partilerin de
siyasi tahassublarından kurtularak bu konuyu ele
almaları ve eğitim politikalarını bu doğrultuda
geliştirmeleri arzu edilir.
“En önemli işimiz
eğitimdir” diyen Atatürk’ü bu çalışmalarda
gösterdiği başarılar, yokluk içinde yarattığı
değerlerden dolayı minnetle anıyoruz. Nur içinde yat
Atam!
|
|