Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra Durmuş
Gülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
     
  
   ÖYKÜ    
    SAMİYE SEZEN SAYIN  
 

   

         BEN OKUMAK İSTİYORUM
      
       
Uzun yıllar yaşadığı kasabaya veda ediyordu. İçi buruktu, dokunsalar ağlayacaktı. Geride anılarını, hayallerini, dostlarını ve de yıllarını verdiği bir kenti bırakıyordu. Ağlamayacaktı, direniyordu. Dönüp baksa arkasına yenik düşecekti. Gözyaşları içine aktı. Buruk acıyı dindirmek kolay olmayacaktı. Her an geri dönebilirdi, ama direndi. Karakışa direnen karabataklar gibi. Daha önceleri de ayrılıklar, göçler yaşadı ama böylesi onu hiç mi hiç etkilememişti. Sanırım radyodan yayılan müzik duygularını daha da dalgalandırıyordu. En çok sevdiği şarkı ona eşlik ediyordu.
            Ne ağlarsın benim zülfü siyahim
            Bu da gelir buda geçer ağlama,
            Göklere erişir feryadın ahın
            Bu da gelir bu da geçer ağlama
            Ne de olsa kışın sonu bahardır.

 
         Kimseyi görmüyordu, çok uzaklara dalmıştı. Ne çocuklarını  ne hanımını , ne el sallayanları ne  uğurlayanları ne de kalabalığı. Bu kasabada  çok sevilmişti. O da sevmişti, bu kara denizin küçük mütevazi ilçesini. İnsanların yalınlığı, dürüstlüğü, candan oluşu, çalışkanlığı onu daha da bağlamıştı bu kentte. Sanki  bu kasabayla bütünleşmişti. Her sokağında bir parçası, her insanın yüreğinde  bir sevgisi kalmıştı.
          Oradan uzaklaşırken sesler de rüzgarla birlikte savruluyordu. Zaten hiçbirini duymamıştı.
          “Sizi çok özleyeceğiz Kaymakam Bey.  İnanın unutmayacağız…”
         “Gittiğiniz yerlere güneş gibi doğacaksınız. Uğurlar ola kaymakam bey…Yolunuz hep açık olsun .”
          “Bizleri sakın unutmayın.”
         “Sizin için hep dua edeceğim. Güle güle…”Arkalarından kovalar dolusu sular boşaltılır. Gidenler gibi, geride kalanların da yüreği yanar. Herkes gözyaşlarını gizlemeye çalışır.
          “Ne o kız sende mi ağlıyorsun? -Ya sen ağlamıyor musun?  -He valla  sanki babamdan ayrılmışım gibi . ”
          “Çok şey borçluyuz kaymakamımıza. Bizleri gün ışığına çekip çıkardı. Dünyaya gözlerimizi açtı, değerli olduğumuzu hissettirdi.”
          “Kızlarında okuyabileceklerini, her şeyin kader olmadığını öğretti ailelerimize.”
          Geride kalanlar kendi aralarında konuşurken Kaymakam beyin geçmişe yolculuğu başlamıştı bile.
          Aslında bu kasabaya gelmeyi pek istememişti. O sıcak iklimlerin insanıydı. Karadeniz biraz soğuk kalıyordu  isminden midir nedir? Gönlünde daha büyük ilçeler yatıyordu,hele bir  de batıya yakın olursa .
          “Göreve başlarken nerede olursa olsun her yerde görev yaparım diye ant içmiştim.Görev her yer de görevdir  ne değişir ki “ ikilemi içinde gidip geliyordu.Sonraları bu yargı iyi ki bu kasabaya gelmişim burada yaşamışıma bırakacaktı.
          Kaymakam, bürokrat adamı olmaktan çok halk adamıydı. Kısa süre içinde herkesle dost oldu. Hoşgörülü ve sevecendi. Kapısı herkese açıktı. Masa başında oturmayı sevmezdi. Sorunları yerinde görüp çözmeyi yeğlerdi. Onunla birlikte kasabada değişimlerde başlamıştı .
           O senesi kış, uzun sürmüştü. Doğa ile birlikte  gelen hareketlilik  ve değişim insanların  doğasına da yansımıştı. Gerçi kaymakam bey kasabaya atandığından beri durmamıştı. Onca işlerinin  arasında okulları ziyaret etmiş gördükleri karşısında şok olmuştu. Okulların bakımsızlığı, hepsinin de soba ile ısınması onu çok  sarsmıştı.. Orada aldığı kararla o yıl  tüm okullara kalorifer  sistemini  kurdurur. Yine o yıl çocuklar  onun sayesinde bilgisayarla tanışır.
         Halkın arasına girmek onlarla dertleşmek, şakalaşmak yetmiyordu. İnsanlardaki dar düşünce kalıplarını da kırmak gerekiyordu. Gelişen dünyaya ayak uydurmaları lazımdı. Bilimden teknolojiden haberdar olmalıydılar. Kadınlarında dört duvar arasından çıkmaları hele kız çocukların mutlaka okumaları, el becerilerini geliştirecek iyi bir ev kadını olmaları  yolunda onlara öncülük etmeliydi.
           İşe, Halk Eğitim Müdürünü ve diğer okul müdürlerini toplayarak başladı. Bilgi alışverişinde bulundular. Sorunlar ve nedenler tartışıldı.
           Kaymakam Bey sabırla ve sükunetle anlatılanları dinledi. Her zamanki içtenliği ve  samimiyeti ile söze başladı .
          “Arkadaşlar, sorunlar hakkında konuşmak kolaydır; hele düşünceleri gerçekleştirmek daha da zordur.  Bizler bu zoru başarmalıyız. Yakınma, sızlanma ve suçlama alışkanlıklarından vazgeçmeliyiz. Değişime açık olmalıyız. Önce biz istemeliyiz. Güçlükler ve alışkanlıklar bizi yıldırmamalı. Değişimi yürekten istiyorum ve sizlerinde bana destek olacağınızı  biliyorum.”
         -Okul müdürlerinden biri söz alır:-“Bizler her zaman sizin yanınızdayız. Sizin gibi bizi destekleyen arka çıkan sorunlarımıza birlikte çözüm arayan birini nasıl yalnız bırakabiliriz, Kaymakam Bey !”
          Bu konuşmalardan sonra, okul müdürleri ve kaymakamın yüzünde huzur ve mutluluk ifadeleri etrafa ışık saçıyordu. Bu ışık sanırım  o günden sonra hiç sönmedi.
            Kasabada bir şeyler değişmeye başlamıştı. Biçki dikiş kurslarına ilgi daha da artmıştı. Okuma yazma kursları açılmıştı. Daha önceleri de vardı  ama ilgi yoktu nedense?  Oysa şimdi her geçen gün kursiyer sayısı artıyordu.
             O senesi yıl boyunca hummalı bir çalışma yapılır.  Okulların dış ve iç  cephelerinin   boyanması sokak ve caddelerin her gün temizlenmesi, yeşil alanların  ve parkların yapılması  yöre insanını da etkiledi.  İnsanlar da çevreye  ve birbirlerine  karşı daha duyarlı  oluyorlardı. Hepsinden önemlisi  kızlar ve kadınlar evlerinden çıkmaya başlamışlardı. Biçki –nakış ve mefruşat kurslarına katılıyorlardı.
             Kursa katılanlarda tatlı bir  telaş görülüyordu. Elmas   on beşindeydi. Eli işe yatkındı.Makas tutmayı, sürfile yapmayı, kalıp çıkarmayı düz makine çekmeyi herkesten önce öğrenmişti. Sabah erkenden kalkmıştı. İçi içine sığmıyordu. Telaşla hazırlanıp evden çıktı.Suden teyzesinin kapısını çaldı.
             Hadi teyze geç kalıyoruz ! -Daha hazır değil misin?  Teyzesi anlam verememişti bu çabukluğuna.”
            “Acelen ne, saat daha kaç? Biliyorsun bugün ilk kez kendi biçtiğim ve de diktiğim elbisemi giyeceğim. Not alacağım. Benim için çok önemli . Bütün geçe uyuyamadım!”
            “ Benim deli kızım. Dur hele bir soluklan .”
            Buna benzer olaylar o kadar çok yaşandı ki ! Kendilerine olan güvenleri her geçen gün artıyordu. Birey olduklarının farkındaydılar artık. Peki bu değişim yeterlimiydi? Hayır! Daha çok yol alınması gerekiyordu.
             Her atılan adımda her yenilikte kaymakamın imzası vardı. Tabi ki arkasında da halk. Halkı onu hiç yalnız bırakmadı.
             Kaymakam, okul müdürleri ve kasabanın ileri gelenleri ile halk erken saatte meydanda toplanmışlardı. Bu heyecanlı toplantılar Mayıs ayında  sıkça yaşanır. Mayıs ayı aynı zaman da bir şölen ayıdır. Civar  köylerdeki sergilerin ve kermeslerin  açılışları yapılır. Kaymakam her sergi açılışlarına özellikle gider. O gün de kasabaya en uzak, yolu olmayan ÖĞÜRLÜ   köyüne gidilecektir. Yıl boyunca kızların ve   kadınların yaptığı el işlerin sergisinin açılışı yapılacaktır.
              Hareket saati gelir. Konvoy halinde yol alınır. Her mevsimde ayrı bir güzelliği vardır buraların, ama  bu mevsimde bir başka güzel olur.Yeniden doğuşun mu, uyanışın mı tazeliğin mi,yeşil denizin büyüleyici görüntüsü mü, yol boyunca size eşlik eden  çam ağaçların ve ceylanların oynaşmaları mı, berrak bir hava mı, nedir bilinmez. Sizi kendine hayran bırakır. Baharın o doyumsuz güzelliği sizi çekip alır,kendinizden geçersiniz. Böyle bir anda etrafı seyre dalmıştı herkes.  Bir taraftan da müzik bu güzelliğe eşlik ediyordu. Birden araba stabilize yola girer. Şoförün dikkatsizliği ve de hızlı girmesiyle otobüs  savrulur. Etrafta bir toz bulutu oluşur. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışır. Yavaş yavaş toz bulutu havalandıkça insanların gözleri faltaşı gibi açılır.
              -“Burası neresi ? Şuraya bakar mısınız ! Şu gelincik tarlalarına bakın !Ya şu tarafa ne dersiniz, kır papatyalarının  yaslandığı dağın eteklerindeki manzaraya ! “  Sanki tabloların içinden çıkmış gibi. Her taraf ormanlarla kaplı.
               Burası bir vadinin tepesi. Önünüzde uzanan heybetli karşı dağlar, vadinin tam ortasından   akan; nice aşklara tanık olmuş, acılarını sulara gömmüş ,her bir yaşanmışın izlerini taşıyan, zaman zaman coşan, zaman zaman durgunlaşan buz gibi suyuyla etrafına hayat  veren ırmak kıvrıla kıvrıla akmaktadır…Bu manzaradan kimse gözlerini uzun süre alamaz. Köy bu  ırmağın karşı tarafında dağın eteğine kurulmuştur. Yirmi beş haneli ,iki mahalleden oluşan  kendi kaderine terk edilmiş, sırtını dağın eteklerine yaslamış , kıyıda kalmış,  unutulmuş bir köy. Bu zamana kadar hiçbir yetkili gelmemişti.Hal ve hatırlarını soran olmamıştı.
             Arabalar dağ yolunda sancılı ve acıdan kıvranan insanlar gibi   dayanılmaz sesler çıkararak köyün içine  doğru  yol alır.
           O sabah ,gün doğarken köyde hummalı bir telaş vardır.Sanki güneş daha erken doğmuştu dağların ardından .Günlük koşuşturmalar yerini telaşa bırakmıştı..İnsanların içtenliği,samimiyeti sıcak kanlılığı ,gelenlerin yüreklerini ısıtmıştı. Bir anda sevgi yumağı oluşmuştu .Kısa bir  aradan sonra serginin açılışını kaymakam Şevket CİNBİR yapar. Açılışla birlikte konuşmaların eğlenmelerin ,naraların ,sevgi gösterilerinin ardı arkası kesilmez. Köyde tam bir görsel şölen yaşanır.
           Muhtarın daveti ile konuklar, köy meydanında caminin alt tarafındaki alanda hazırlanan  masalara otururlar. Köylü ikramda kusursuzdur.Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştür.  Sohbetlerde gittikçe koyulaşır .
            Birden bir hareketlilik göze çarpar. Onüç, ondört  yaşarlında bir kız çocuğu masaların arasından hızla geçerek tam kaymakamın önünde durur.Sesi heyecanlı,   kendinden emin  bir şekilde:
            “Ben okumak istiyorum  ama babam beni evlendirmek istiyor!” Diyen Ses bir anda yankılanır. Herkes şok olmuştur.Kiminin elinden çatalı düşmüş, kiminin lokması boğazına düğümlenmiş,vaziyette bütün gözler kıza çevrilir. Kaymakam kısa bir bocalamadan sonra .
           -Ne diyorsun sen  kızım,bir daha söyler misin? Kızdan gelen cevap aynıydı. “Ben okumak istiyorum ama babam beni evlendirmek istiyor!
          Uzun bir boy,serpilmiş gelişmekte olan bir beden ; çilekeş yaşamın,  ve kaybedilmiş düşlerin altındaki bir yaşamı ne kadar gölgelese de yüzünde umut kıvılcımları çakıyordu. Kız gözlerini dikmiş cevap bekliyordu. Son umudunun da yok olup gitmesini istemiyordu.Yalvaran ama boyun eğmeyen önüne çıkan engelleri aşacak bir yürek sergiliyordu.Bir an kendini görür gibi oldu kaymakam karşısında …
           Hemen yanı başında  oturan  muhtara  dönerek:  “Kızın babasını görmek istiyorum . Mümkün  mü muhtar bey?”
          Muhtar biraz şaşkın biraz sıkılgan bir tavırla :  “Hemen kaymakam bey ne demek .  Tiz bir sesle köy korucusuna seslenir. “Hüsyin efendi  ! Hüseyin efendi ! Kızın babasını alıp gelir misin .Kaymakam bey , kendisi ile görüşmek istiyor “.der.
           Az sonra köy korucusu önde ,arkasında kızın babası gelir.Adamın yüzünde yoksulluğun ve çaresizliğin derin izlerini  görmemek mümkün değildir.Elleri toprakla uğraşmaktan nasırlaşmış ve demir bir pençeye dönüşmüş. .Bahar ayında olunmasına karşın teni çoktan esmerleşmiş yüzündeki çizgiler yaşamın  derin sancılı  izlerini  yansıtıyordu. .Fakirlik belli ki çok belini bükmüş .
             Kaymakam yorgun yüze bakakalır.

            
Kızın babası kaymakamın eline sarılır . “Kaymakam, gel bakalım şöyle yanıma otur da seninle sohbet edelim biraz .”der.  Kızını evlendirmek istiyormuşsun oysa kızın okumak istiyor neden? Baba boynunu bükerek ,doğal haliyle:   “Biz fakir insanlarız,tuzumuzu ekmeğimize katık yaparız.Malımız , mülkümüz yok ,benim şehirde ev tutarak okutmam mümkün değil kaymakam bey.  Bizler bu yaşa gelen çocuklarımızı evlendiririz, aileden bir boğaz eksilir.”
             Bu sözler, kaymakamı yüreğinin en ince telinden  vurmuştu.  Pratik bir zekası vardı. Çözüm üretmede üstüne yoktu ama şimdi tökezliyordu.Geçici çözümler , çözüm değildi.Birden sözler dudaklarından dökülür.
          “Bu çocuğu ben okutacağım ve bütün masraflarını da karşılayacağım tamam mı baba”der  . O günden sonra  Sercan  ve Sercan’ın kaderini yaşayan kız çocukları yeni bir döneme adım atarlar.
             Kaymakam eve döndüğünde kafası karmakarışıktır. O gün yaşadıkları film şeridi gibi gözünün önünden geçer.Hala anlam veremez  okulda olması gereken kız çocukların ,evlendirilmelerine. Mutlaka bir çözüm bulmalıydı. Ve de bulacaktı.
              Kaymakam sayesinde .Sercan okuluna   yöre de ; dört yüz elli yataklı  kız öğrenci yurduna kavuşur.
            Kaymakamın dur durak bilmeyen azmi çalışkanlığı ve girişkenliği sayesinde Samsun’un Vezirköprü ilçesinde   ilklere imza atılır .Kendi hayatını yaşamak yerine başkalarının bir parçası olmuştur. Toplumsal değerler onun için ön plandadır.Bu değerlere evrensel boyutlar kazandırır. Olumsuzluklara meydan okuyan tavrı; çözüm üreten  enerjisi ve de hiç bitmeyen iç zenginliği ile   insanların kalplerine taht kurmuştur. Umutlarla,başarılarla dolu bir yaşam sürer bu Anadolu kasabasında ,Anadolu çocuğu…
              Bir gün, hiç beklemediği bir anda yaşamında  fırtınalar ,boralar esmeye başlar.  Bu mutlu tablo sislere  bürünür. Ödül yerine ,cezalandırılır,başka bir ilçeye sorgusuz sualsiz tayini çıkar . Kişisel uğraşlardan sonra istediği  kasabaya yolculuğu başlar.  Her şey bitti dediği anda, her şey yeniden başlıyordu. Geride yaralı bir yürek,tamamlanmamış bir  tablo bırakıyordu.Güle güle Kaymakam Bey. Yolunuz açık olsun .
             Günümüzde , bu  güzellikleri yaşatan insanlara  o kadar çok ihtiyacımız var ki !..
             Her nerede yaşıyor ve yaşatıyorsanız gönlümüz sizin  ve sizin gibilerle KAYMAKAM BEY…

                                                        Samiye SEZEN-SAYIN

                                                         BURSA 30.08.2005

 

 
     Ana Sayfa                                                                 
     
   
 

        

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi