| |
BEN
OKUMAK İSTİYORUM
Uzun yıllar yaşadığı kasabaya veda
ediyordu. İçi buruktu, dokunsalar ağlayacaktı.
Geride anılarını, hayallerini, dostlarını ve de
yıllarını verdiği bir kenti bırakıyordu.
Ağlamayacaktı, direniyordu. Dönüp baksa arkasına
yenik düşecekti. Gözyaşları içine aktı. Buruk
acıyı dindirmek kolay olmayacaktı. Her an geri
dönebilirdi, ama direndi. Karakışa direnen
karabataklar gibi. Daha önceleri de ayrılıklar,
göçler yaşadı ama böylesi onu hiç mi hiç
etkilememişti. Sanırım radyodan yayılan müzik
duygularını daha da dalgalandırıyordu. En çok
sevdiği şarkı ona eşlik ediyordu.
Ne ağlarsın
benim zülfü siyahim
Bu da gelir buda
geçer ağlama,
Göklere
erişir feryadın ahın
Bu da gelir
bu da geçer ağlama
Ne de olsa
kışın sonu bahardır.
Kimseyi görmüyordu, çok uzaklara
dalmıştı. Ne çocuklarını ne hanımını , ne el
sallayanları ne uğurlayanları ne de kalabalığı.
Bu kasabada çok sevilmişti. O da sevmişti, bu
kara denizin küçük mütevazi ilçesini. İnsanların
yalınlığı, dürüstlüğü, candan oluşu,
çalışkanlığı onu daha da bağlamıştı bu kentte.
Sanki bu kasabayla bütünleşmişti. Her sokağında
bir parçası, her insanın yüreğinde bir sevgisi
kalmıştı.
Oradan uzaklaşırken sesler de rüzgarla birlikte savruluyordu.
Zaten hiçbirini duymamıştı.
“Sizi çok özleyeceğiz Kaymakam Bey. İnanın unutmayacağız…”
“Gittiğiniz yerlere güneş gibi doğacaksınız. Uğurlar ola kaymakam
bey…Yolunuz hep açık olsun .”
“Bizleri sakın unutmayın.”
“Sizin için hep dua edeceğim. Güle güle…”Arkalarından kovalar
dolusu sular boşaltılır. Gidenler gibi, geride
kalanların da yüreği yanar. Herkes gözyaşlarını
gizlemeye çalışır.
“Ne o kız sende mi
ağlıyorsun? -Ya sen ağlamıyor musun? -He valla
sanki babamdan ayrılmışım gibi . ”
“Çok şey borçluyuz
kaymakamımıza. Bizleri gün ışığına çekip
çıkardı. Dünyaya gözlerimizi açtı, değerli
olduğumuzu hissettirdi.”
“Kızlarında okuyabileceklerini, her şeyin kader olmadığını
öğretti ailelerimize.”
Geride kalanlar kendi aralarında konuşurken Kaymakam beyin
geçmişe yolculuğu başlamıştı bile.
Aslında bu kasabaya gelmeyi pek istememişti. O sıcak iklimlerin
insanıydı. Karadeniz biraz soğuk kalıyordu
isminden midir nedir? Gönlünde daha büyük
ilçeler yatıyordu,hele bir de batıya yakın
olursa .
“Göreve başlarken nerede
olursa olsun her yerde görev yaparım diye ant
içmiştim.Görev her yer de görevdir ne değişir
ki “ ikilemi içinde gidip geliyordu.Sonraları bu
yargı iyi ki bu kasabaya gelmişim burada
yaşamışıma bırakacaktı.
Kaymakam, bürokrat adamı
olmaktan çok halk adamıydı. Kısa süre içinde
herkesle dost oldu. Hoşgörülü ve sevecendi.
Kapısı herkese açıktı. Masa başında oturmayı
sevmezdi. Sorunları yerinde görüp çözmeyi
yeğlerdi. Onunla birlikte kasabada değişimlerde
başlamıştı .
O senesi kış, uzun
sürmüştü. Doğa ile birlikte gelen hareketlilik
ve değişim insanların doğasına da yansımıştı.
Gerçi kaymakam bey kasabaya atandığından beri
durmamıştı. Onca işlerinin arasında okulları
ziyaret etmiş gördükleri karşısında şok olmuştu.
Okulların bakımsızlığı, hepsinin de soba ile
ısınması onu çok sarsmıştı.. Orada aldığı
kararla o yıl tüm okullara kalorifer
sistemini kurdurur. Yine o yıl çocuklar onun
sayesinde bilgisayarla tanışır.
Halkın arasına girmek onlarla
dertleşmek, şakalaşmak yetmiyordu. İnsanlardaki
dar düşünce kalıplarını da kırmak gerekiyordu.
Gelişen dünyaya ayak uydurmaları lazımdı.
Bilimden teknolojiden haberdar olmalıydılar.
Kadınlarında dört duvar arasından çıkmaları hele
kız çocukların mutlaka okumaları, el
becerilerini geliştirecek iyi bir ev kadını
olmaları yolunda onlara öncülük etmeliydi.
İşe, Halk Eğitim Müdürünü ve diğer okul müdürlerini toplayarak
başladı. Bilgi alışverişinde bulundular.
Sorunlar ve nedenler tartışıldı.
Kaymakam Bey
sabırla ve sükunetle anlatılanları dinledi. Her
zamanki içtenliği ve samimiyeti ile söze
başladı .
“Arkadaşlar, sorunlar
hakkında konuşmak kolaydır; hele düşünceleri
gerçekleştirmek daha da zordur. Bizler bu zoru
başarmalıyız. Yakınma, sızlanma ve suçlama
alışkanlıklarından vazgeçmeliyiz. Değişime açık
olmalıyız. Önce biz istemeliyiz. Güçlükler ve
alışkanlıklar bizi yıldırmamalı. Değişimi
yürekten istiyorum ve sizlerinde bana destek
olacağınızı biliyorum.”
-Okul müdürlerinden biri söz
alır:-“Bizler her zaman sizin yanınızdayız.
Sizin gibi bizi destekleyen arka çıkan
sorunlarımıza birlikte çözüm arayan birini nasıl
yalnız bırakabiliriz, Kaymakam Bey !”
Bu konuşmalardan sonra,
okul müdürleri ve kaymakamın yüzünde huzur ve
mutluluk ifadeleri etrafa ışık saçıyordu. Bu
ışık sanırım o günden sonra hiç sönmedi.
Kasabada bir
şeyler değişmeye başlamıştı. Biçki dikiş
kurslarına ilgi daha da artmıştı. Okuma yazma
kursları açılmıştı. Daha önceleri de vardı ama
ilgi yoktu nedense? Oysa şimdi her geçen
gün kursiyer sayısı artıyordu.
O
senesi yıl boyunca hummalı bir çalışma yapılır.
Okulların dış ve iç cephelerinin boyanması
sokak ve caddelerin her gün temizlenmesi, yeşil
alanların ve parkların yapılması yöre insanını
da etkiledi. İnsanlar da çevreye ve
birbirlerine karşı daha duyarlı oluyorlardı.
Hepsinden önemlisi kızlar ve kadınlar
evlerinden çıkmaya başlamışlardı. Biçki –nakış
ve mefruşat kurslarına katılıyorlardı.
Kursa
katılanlarda tatlı bir telaş görülüyordu.
Elmas on beşindeydi. Eli işe yatkındı.Makas
tutmayı, sürfile yapmayı, kalıp çıkarmayı düz
makine çekmeyi herkesten önce öğrenmişti. Sabah
erkenden kalkmıştı. İçi içine sığmıyordu.
Telaşla hazırlanıp evden çıktı.Suden teyzesinin
kapısını çaldı.
Hadi
teyze geç kalıyoruz ! -Daha hazır değil misin?
Teyzesi anlam verememişti bu çabukluğuna.”
“Acelen ne,
saat daha kaç? Biliyorsun bugün ilk kez kendi
biçtiğim ve de diktiğim elbisemi giyeceğim. Not
alacağım. Benim için çok önemli . Bütün geçe
uyuyamadım!”
“ Benim deli
kızım. Dur hele bir soluklan .”
Buna benzer
olaylar o kadar çok yaşandı ki ! Kendilerine
olan güvenleri her geçen gün artıyordu. Birey
olduklarının farkındaydılar artık. Peki bu
değişim yeterlimiydi? Hayır! Daha çok yol
alınması gerekiyordu.
Her
atılan adımda her yenilikte kaymakamın imzası
vardı. Tabi ki arkasında da halk. Halkı onu hiç
yalnız bırakmadı.
Kaymakam, okul müdürleri ve kasabanın ileri
gelenleri ile halk erken saatte meydanda
toplanmışlardı. Bu heyecanlı toplantılar Mayıs
ayında sıkça yaşanır. Mayıs ayı aynı zaman da
bir şölen ayıdır. Civar köylerdeki sergilerin
ve kermeslerin açılışları yapılır. Kaymakam her
sergi açılışlarına özellikle gider. O gün de
kasabaya en uzak, yolu olmayan ÖĞÜRLÜ köyüne
gidilecektir. Yıl boyunca kızların ve
kadınların yaptığı el işlerin sergisinin
açılışı yapılacaktır.
Hareket saati gelir. Konvoy halinde yol alınır.
Her mevsimde ayrı bir güzelliği vardır
buraların, ama bu mevsimde bir başka güzel
olur.Yeniden doğuşun mu, uyanışın mı tazeliğin
mi,yeşil denizin büyüleyici görüntüsü mü, yol
boyunca size eşlik eden çam ağaçların ve
ceylanların oynaşmaları mı, berrak bir hava mı,
nedir bilinmez. Sizi kendine hayran bırakır.
Baharın o doyumsuz güzelliği sizi çekip
alır,kendinizden geçersiniz. Böyle bir anda
etrafı seyre dalmıştı herkes. Bir taraftan da
müzik bu güzelliğe eşlik ediyordu. Birden araba
stabilize yola girer. Şoförün dikkatsizliği ve
de hızlı girmesiyle otobüs savrulur. Etrafta
bir toz bulutu oluşur. Herkes ne olduğunu
anlamaya çalışır. Yavaş yavaş toz bulutu
havalandıkça insanların gözleri faltaşı gibi
açılır.
-“Burası neresi ? Şuraya bakar mısınız ! Şu
gelincik tarlalarına bakın !Ya şu tarafa ne
dersiniz, kır papatyalarının yaslandığı dağın
eteklerindeki manzaraya ! “ Sanki tabloların
içinden çıkmış gibi. Her taraf ormanlarla kaplı.
Burası bir vadinin tepesi. Önünüzde uzanan
heybetli karşı dağlar, vadinin tam ortasından
akan; nice aşklara tanık olmuş, acılarını
sulara gömmüş ,her bir yaşanmışın izlerini
taşıyan, zaman zaman coşan, zaman zaman
durgunlaşan buz gibi suyuyla etrafına hayat
veren ırmak kıvrıla kıvrıla akmaktadır…Bu
manzaradan kimse gözlerini uzun süre alamaz. Köy
bu ırmağın karşı tarafında dağın eteğine
kurulmuştur. Yirmi beş haneli ,iki mahalleden
oluşan kendi kaderine terk edilmiş, sırtını
dağın eteklerine yaslamış , kıyıda kalmış,
unutulmuş bir köy. Bu zamana kadar hiçbir
yetkili gelmemişti.Hal ve hatırlarını soran
olmamıştı.
Arabalar dağ yolunda sancılı ve acıdan kıvranan
insanlar gibi dayanılmaz sesler çıkararak
köyün içine doğru yol alır.
O sabah ,gün doğarken köyde hummalı bir telaş vardır.Sanki güneş
daha erken doğmuştu dağların ardından .Günlük
koşuşturmalar yerini telaşa
bırakmıştı..İnsanların içtenliği,samimiyeti
sıcak kanlılığı ,gelenlerin yüreklerini
ısıtmıştı. Bir anda sevgi yumağı oluşmuştu .Kısa
bir aradan sonra serginin açılışını kaymakam
Şevket CİNBİR yapar. Açılışla birlikte
konuşmaların eğlenmelerin ,naraların ,sevgi
gösterilerinin ardı arkası kesilmez. Köyde tam
bir görsel şölen yaşanır.
Muhtarın daveti ile konuklar, köy meydanında caminin alt
tarafındaki alanda hazırlanan masalara
otururlar. Köylü ikramda kusursuzdur.Her şey en
ince ayrıntısına kadar düşünülmüştür.
Sohbetlerde gittikçe koyulaşır .
Birden bir hareketlilik göze çarpar. Onüç, ondört
yaşarlında bir kız çocuğu masaların arasından
hızla geçerek tam kaymakamın önünde durur.Sesi
heyecanlı, kendinden emin bir şekilde:
“Ben okumak
istiyorum ama babam beni evlendirmek istiyor!”
Diyen Ses bir anda yankılanır. Herkes şok
olmuştur.Kiminin elinden çatalı düşmüş, kiminin
lokması boğazına düğümlenmiş,vaziyette bütün
gözler kıza çevrilir. Kaymakam kısa bir
bocalamadan sonra .
-Ne diyorsun sen kızım,bir daha söyler misin? Kızdan gelen
cevap aynıydı. “Ben okumak istiyorum ama babam
beni evlendirmek istiyor!
Uzun bir boy,serpilmiş gelişmekte
olan bir beden ; çilekeş yaşamın, ve
kaybedilmiş düşlerin altındaki bir yaşamı ne
kadar gölgelese de yüzünde umut kıvılcımları
çakıyordu. Kız gözlerini dikmiş cevap
bekliyordu. Son umudunun da yok olup gitmesini
istemiyordu.Yalvaran ama boyun eğmeyen önüne
çıkan engelleri aşacak bir yürek
sergiliyordu.Bir an kendini görür gibi oldu
kaymakam karşısında …
Hemen yanı başında
oturan muhtara dönerek: “Kızın babasını
görmek istiyorum . Mümkün mü muhtar bey?”
Muhtar biraz şaşkın biraz
sıkılgan bir tavırla : “Hemen kaymakam bey ne
demek . Tiz bir sesle köy korucusuna seslenir.
“Hüsyin efendi ! Hüseyin efendi ! Kızın
babasını alıp gelir misin .Kaymakam bey ,
kendisi ile görüşmek istiyor “.der.
Az sonra köy
korucusu önde ,arkasında kızın babası
gelir.Adamın yüzünde yoksulluğun ve çaresizliğin
derin izlerini görmemek mümkün değildir.Elleri
toprakla uğraşmaktan nasırlaşmış ve demir bir
pençeye dönüşmüş. .Bahar ayında olunmasına
karşın teni çoktan esmerleşmiş yüzündeki
çizgiler yaşamın derin sancılı izlerini
yansıtıyordu. .Fakirlik belli ki çok belini
bükmüş .
Kaymakam yorgun yüze bakakalır.
Kızın babası
kaymakamın eline sarılır . “Kaymakam, gel
bakalım şöyle yanıma otur da seninle sohbet
edelim biraz .”der. Kızını evlendirmek
istiyormuşsun oysa kızın okumak istiyor neden?
Baba boynunu bükerek ,doğal haliyle: “Biz
fakir insanlarız,tuzumuzu ekmeğimize katık
yaparız.Malımız , mülkümüz yok ,benim şehirde ev
tutarak okutmam mümkün değil kaymakam bey.
Bizler bu yaşa gelen çocuklarımızı
evlendiririz, aileden bir boğaz eksilir.”
Bu
sözler, kaymakamı yüreğinin en ince telinden
vurmuştu. Pratik bir zekası vardı. Çözüm
üretmede üstüne yoktu ama şimdi
tökezliyordu.Geçici çözümler , çözüm
değildi.Birden sözler dudaklarından dökülür.
“Bu çocuğu ben okutacağım
ve bütün masraflarını da karşılayacağım tamam mı
baba”der . O günden sonra Sercan ve Sercan’ın
kaderini yaşayan kız çocukları yeni bir döneme
adım atarlar.
Kaymakam eve döndüğünde kafası karmakarışıktır.
O gün yaşadıkları film şeridi gibi gözünün
önünden geçer.Hala anlam veremez okulda olması
gereken kız çocukların ,evlendirilmelerine.
Mutlaka bir çözüm bulmalıydı. Ve de bulacaktı.
Kaymakam sayesinde .Sercan okuluna yöre de ;
dört yüz elli yataklı kız öğrenci yurduna
kavuşur.
Kaymakamın
dur durak bilmeyen azmi çalışkanlığı ve
girişkenliği sayesinde Samsun’un Vezirköprü
ilçesinde ilklere imza atılır .Kendi hayatını
yaşamak yerine başkalarının bir parçası
olmuştur. Toplumsal değerler onun için ön
plandadır.Bu değerlere evrensel boyutlar
kazandırır. Olumsuzluklara meydan okuyan tavrı;
çözüm üreten enerjisi ve de hiç bitmeyen iç
zenginliği ile insanların kalplerine taht
kurmuştur. Umutlarla,başarılarla dolu bir yaşam
sürer bu Anadolu kasabasında ,Anadolu çocuğu…
Bir gün, hiç beklemediği bir anda yaşamında
fırtınalar ,boralar esmeye başlar. Bu mutlu
tablo sislere bürünür. Ödül yerine
,cezalandırılır,başka bir ilçeye sorgusuz
sualsiz tayini çıkar . Kişisel uğraşlardan sonra
istediği kasabaya yolculuğu başlar. Her şey
bitti dediği anda, her şey yeniden başlıyordu.
Geride yaralı bir yürek,tamamlanmamış bir tablo
bırakıyordu.Güle güle Kaymakam Bey. Yolunuz açık
olsun .
Günümüzde , bu güzellikleri yaşatan insanlara
o kadar çok ihtiyacımız var ki !..
Her
nerede yaşıyor ve yaşatıyorsanız gönlümüz sizin
ve sizin gibilerle KAYMAKAM BEY…
Samiye SEZEN-SAYIN
BURSA 30.08.2005
|
|