Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra Durmuş
Gülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
     
  
    ÖYKÜLER  
    GÜL DİVARCI  
 

               
              
BENİ BEN YAPAN DÜNÜM

                1

               Hepimizin hayatında yaşadığı eğlenceli, korkunç, üzücü bir olay hatta bir çok olay vardır. Önemli olan bu olaylardan birini seçmek, ayrıntıları ile hatırlayıp anlatabilmektir. Yazık ki çoğumuz bize böyle bir soru yöneltildiğinde bocalarız. Beynimizi baştan savma yoklayıp, tam anlamıyla istediğimiz gibi bir olay bulamayız. Oysa yaşadığımız öyle değerli, sıcak, tatlı anılar vardır ki. Tek yapmamız gereken beynimizi biraz yormak…
                Şu anda sıramda oturup yazıma giriş yapmaya çalışırken aklıma öyle anılarım geldi ki… Bunlardan birkaçını size anlatacağım. Kim bilir çoğunuzun hoşuna gidecek, tebessüm ettirecek, kiminizse burun kıvırıp yarım saat sonra unutacaksınız. Oysa onlar benim beynime çiviyle tek tek işlenmiş gibiler, onları asla unutmayacağım.
                 Bir ders yılı daha sona ermiş, karnelerimizi almıştık. Her yaz yaptığımız gibi yazlığımıza taşınmıştık. Bütün arkadaşlarım yazlıktaydılar. Neredeyse bütün günü birlikte geçiriyor, birlikte havuza giriyor, bisiklete biniyor, oyunlar oynuyorduk. Akşamları ya sahile iniyor ya da sitemizin otoparkında oyunlar oynuyorduk. Ailelerimiz bir birlerini yıllardır tanıdıkları için gece geç saatlere kadar dışarıda kalmamıza izin veriyorlardı. Fakat bizi sık sık uyarıyorlardı; “ Otopark, akşamları çok karanlık, dikkat edin, bir birinizin başın kaza gelebilir.” Oysa küçük olduğumuz için bu uyarıları pek dikkate almıyor, o karanlıkta bir uçtan bir uca koşuyorduk.
                 Sonunda bir gün olan oldu; iki grup olarak ayrılmıştık. Bir yarımız karanlıkta saklambaç oynarken, diğer yarımız da salıncaklarda salınıp sohbet ediyordu. Ben salıncakta sallananlar arasındaydım. Biz onların oyunlarını izliyor, kahkahalarına eşlik ediyorduk. Çek eğleniyorlardı. Asena ebeydi ve Aycan’ı saklandığı yerde bulmuştu. Sobeleyebilmek için olanca gücüyle koşuyordu.
                 Derken bir çığlık koptu. Asena koşarken önündeki yüksek bankı görmemiş ve onun üzerinden yere çakılmıştı. Şaşkındık… Ne Asena’dan bir ses çıkıyordu ne de bizden ve sonra hep birlikte gülmeye başladık. Çünkü Asena baş aşağı oldukça komik duruyor, olanlara kendiside gülüyordu. Fakat birden gülmesi ağlamaya dönüştü. Dehşetle ellerine bakıyor, daha kötü hıçkırıyordu. Ellerini boynuma dolayınca benim de boynumun kan içinde kaldığını fark ettim. Asena’nın sağ dizi çok feci yırtılmış, yağ dokuları, etleri dışarıya çıkmıştı. Öylesine kanıyordu ki…
                Hemen onu sırtlayıp bizim eve getirdik. Çünkü ailesi evde değildi. Şans bu ya bizde amcamlar ve komşumuz vardı. Amcam sağlık memuruydu ve pansuman malzemelerini daima yanında taşırdı. Annem ve komşumuz Ayşe Teyze ise hemşireydi. Bizim telaşımızı görünce onlar da paniklediler. Saat gecenin on ikisiydi ve bu saatten sonra hastaneye gidilemezdi.
                Hemen pansuman malzemelerini getirdiler ve Asena’yı içeriye, dikiş operasyonuna aldılar. Asena’yı yere yatırdılar. Normal bir zamanda çok korkmama, yaralara, pansumana, dikişe hiç dayanamadığım halde, arkadaşı olarak yanına bir tek ben girebildim. Bir yandan Asena’yı sakinleştiriyor, terini siliyor; bir yandan da olan, yapılan her şeyi görüyor ve ağlıyordum. Asena’nın çıkan yağ dokularını ve etlerini ya dikiyor ya da koparıyorlardı. Korkak olan ben oradaydım, canım arkadaşımlaydım.
               Sonunda operasyon bitti ve eniştesi onu kucağına alarak ağlama sesleri arasında eve götürdü. Herkes korkmuş ve telaşlanmıştı. Ama kimse benim kadar etkilenmemişti. Ertesi gün arkadaşlarla hep beraber Asena’yı ziyarete gittik.  Önceki akşam olanlara hep beraber güldük. Sonuçta; bu olay karşısında hepimiz bir şey öğrenmiştik. Biz hepimiz çok iyi arkadaştık ve her zamanda böyle kalacaktık.

              2

              Yine bir yaz dönemiydi. Halamın oğlu olan Ali ağabeyimin düğünü için Fethiye’deydik. Düğünün yapılacağı ev; iki katlı, kocaman bahçesi ve seraları olan- çünkü halamlar seracılık yapıyor- bir evdi. Düğün hazırlıkları son sürat devam ettiği için evde kargaşa hakimdi. Bizi ayak altında olmamamız ve eğlenmemiz için amcamların evine götürdüler.
              Amcamların evi Fethiye’nin iç taraflarında, deniz kenarına yakın, havuzu, üstü kapalı çay bahçesi, havuzun kenarında güneşlenmek için şezlongları olan, sitelerdeydi. Yani hem yazlık hem de kışlık olarak kullanılabiliyordu. Burayı hem ben, hem de kuzenlerim Hazal ve Süleyman çok beğenmiştik. Günlük programımızı da yapmıştık.
              Yakın arkadaşımız olan Onur da bize katılacak, okey oynayıp havuza girecek, karnımızı doyurup bütün günümüzü burada geçirecektik. Akşama doğru babamlar gelip Hazal ve beni de kuaföre götüreceklerdi.
              Okeyimizi oynadık, sohbet ettik ve havuza girdik. Şimdi sıra halamın bana tembihlediği gibi Süleyman’ın ve kendimizin karnını doyurmaktaydı. Süleyman küçük bir çocuk değil, sadece rahatsız olduğu için ilaç saatlerini geçirmemeliydi. Hep beraber hazırlıklara başladık, iş bölümü yaptık. Onur; “ Size çok güzel bir omlet hazırlayacağım.” diyerek, bizim gönüllü aşçımız olarak ocağın başına geçtik. Biz de dikkatle onu izlemeye başladık. Yumurtaları kırdıktan sonra, içinde dolapta ne kadar baharat bulduysa atmaya başladı; kimyon, kekik, biber, tarçın, karabiber, nane daha ne varsa… Hepimiz şaşkındık ve tiksintiyle bir birimize bakıyorduk. Çünkü yaptığı omlet sarı değil kahverengi olmuştu. Onur ise, halinden gayet memnun, zaferle bize gülümsüyordu.
              Omleti özenle sofranın ortasına koydu. Kıvançla ayakta dikiliyor ve yaptığıyla böbürleniyordu. O, bu kadar mutluyken yiyemeyiz diyemezdik. Mecburen herkes bir parça alıp tadına baktı. Aman tanrım tadı berbattı. Ama yine de çok beğenmiş gibi yaptık. Fakat daha fazla dayanamayıp iğrenç diyerek kendimizi tuvalete attık. Onur da dahil, hepimiz hem fikirdik.
            O sırada kapı çaldı. Bizimkiler Hazal’la beni almaya gelmişlerdi. Derhal bu yumurtanın ortadan kaldırılması gerekliydi. Aklıma bir fikir gelmişti. Yumurtayı güzelce sarıp sarmalayarak balkondan fırlattık. Fakat torba adres şaşırdı ve site bahçıvanının kafasına geldi. Biz hem gülmekten kırılıyor, hem de yaptığımızdan utanç duyuyorduk. Annemler bu halimize bir anlam veremeyip ısrarla bize ne olduğunu soruyorlardı. Ama biz cevap vermedik. Bu bizim omlet sırrımız olarak aramızda kalacaktı. Ama hep beraber karar vermiştik omlet yapmaya. Ancak omlet yapmak; hem sağlık hem de çevre açısından Onur’a yasaktı.

                                                                        Söke / 2005
                                                                        Gül DİVARCI
                                                         Vakıfbank İlk Öğretim Okulu
                                                                            8/A Sınıfı

 

     Kaynak: Hilmi Fırat Anadolu Lisesi/ Genç Bakış / mart 2005/ yıl-4/sayı-4 

 
     Ana Sayfa                                                                 
     
   
 

        

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi