| |
BENİ BEN
YAPAN DÜNÜM
1
Hepimizin hayatında yaşadığı eğlenceli,
korkunç, üzücü bir olay hatta bir çok olay
vardır. Önemli olan bu olaylardan birini seçmek,
ayrıntıları ile hatırlayıp anlatabilmektir.
Yazık ki çoğumuz bize böyle bir soru
yöneltildiğinde bocalarız. Beynimizi baştan
savma yoklayıp, tam anlamıyla istediğimiz gibi
bir olay bulamayız. Oysa yaşadığımız öyle
değerli, sıcak, tatlı anılar vardır ki. Tek
yapmamız gereken beynimizi biraz yormak…
Şu anda sıramda oturup yazıma
giriş yapmaya çalışırken aklıma öyle anılarım
geldi ki… Bunlardan birkaçını size anlatacağım.
Kim bilir çoğunuzun hoşuna gidecek, tebessüm
ettirecek, kiminizse burun kıvırıp yarım saat
sonra unutacaksınız. Oysa onlar benim beynime
çiviyle tek tek işlenmiş gibiler, onları asla
unutmayacağım.
Bir ders yılı daha sona ermiş,
karnelerimizi almıştık. Her yaz yaptığımız gibi
yazlığımıza taşınmıştık. Bütün arkadaşlarım
yazlıktaydılar. Neredeyse bütün günü birlikte
geçiriyor, birlikte havuza giriyor, bisiklete
biniyor, oyunlar oynuyorduk. Akşamları ya sahile
iniyor ya da sitemizin otoparkında oyunlar
oynuyorduk. Ailelerimiz bir birlerini yıllardır
tanıdıkları için gece geç saatlere kadar
dışarıda kalmamıza izin veriyorlardı. Fakat bizi
sık sık uyarıyorlardı; “ Otopark, akşamları çok
karanlık, dikkat edin, bir birinizin başın kaza
gelebilir.” Oysa küçük olduğumuz için bu
uyarıları pek dikkate almıyor, o karanlıkta bir
uçtan bir uca koşuyorduk.
Sonunda bir gün olan oldu; iki
grup olarak ayrılmıştık. Bir yarımız karanlıkta
saklambaç oynarken, diğer yarımız da
salıncaklarda salınıp sohbet ediyordu. Ben
salıncakta sallananlar arasındaydım. Biz onların
oyunlarını izliyor, kahkahalarına eşlik
ediyorduk. Çek eğleniyorlardı. Asena ebeydi ve
Aycan’ı saklandığı yerde bulmuştu.
Sobeleyebilmek için olanca gücüyle koşuyordu.
Derken bir çığlık koptu. Asena
koşarken önündeki yüksek bankı görmemiş ve onun
üzerinden yere çakılmıştı. Şaşkındık… Ne
Asena’dan bir ses çıkıyordu ne de bizden ve
sonra hep birlikte gülmeye başladık. Çünkü Asena
baş aşağı oldukça komik duruyor, olanlara
kendiside gülüyordu. Fakat birden gülmesi
ağlamaya dönüştü. Dehşetle ellerine bakıyor,
daha kötü hıçkırıyordu. Ellerini boynuma
dolayınca benim de boynumun kan içinde kaldığını
fark ettim. Asena’nın sağ dizi çok feci
yırtılmış, yağ dokuları, etleri dışarıya
çıkmıştı. Öylesine kanıyordu ki…
Hemen onu sırtlayıp bizim eve
getirdik. Çünkü ailesi evde değildi. Şans bu ya
bizde amcamlar ve komşumuz vardı. Amcam sağlık
memuruydu ve pansuman malzemelerini daima
yanında taşırdı. Annem ve komşumuz Ayşe Teyze
ise hemşireydi. Bizim telaşımızı görünce onlar
da paniklediler. Saat gecenin on ikisiydi ve bu
saatten sonra hastaneye gidilemezdi.
Hemen pansuman malzemelerini
getirdiler ve Asena’yı içeriye, dikiş
operasyonuna aldılar. Asena’yı yere yatırdılar.
Normal bir zamanda çok korkmama, yaralara,
pansumana, dikişe hiç dayanamadığım halde,
arkadaşı olarak yanına bir tek ben girebildim.
Bir yandan Asena’yı sakinleştiriyor, terini
siliyor; bir yandan da olan, yapılan her şeyi
görüyor ve ağlıyordum. Asena’nın çıkan yağ
dokularını ve etlerini ya dikiyor ya da
koparıyorlardı. Korkak olan ben oradaydım, canım
arkadaşımlaydım.
Sonunda operasyon bitti ve
eniştesi onu kucağına alarak ağlama sesleri
arasında eve götürdü. Herkes korkmuş ve
telaşlanmıştı. Ama kimse benim kadar
etkilenmemişti. Ertesi gün arkadaşlarla hep
beraber Asena’yı ziyarete gittik. Önceki akşam
olanlara hep beraber güldük. Sonuçta; bu olay
karşısında hepimiz bir şey öğrenmiştik. Biz
hepimiz çok iyi arkadaştık ve her zamanda böyle
kalacaktık.
2
Yine bir yaz dönemiydi. Halamın
oğlu olan Ali ağabeyimin düğünü için
Fethiye’deydik. Düğünün yapılacağı ev; iki
katlı, kocaman bahçesi ve seraları olan- çünkü
halamlar seracılık yapıyor- bir evdi. Düğün
hazırlıkları son sürat devam ettiği için evde
kargaşa hakimdi. Bizi ayak altında olmamamız ve
eğlenmemiz için amcamların evine götürdüler.
Amcamların evi Fethiye’nin iç
taraflarında, deniz kenarına yakın, havuzu, üstü
kapalı çay bahçesi, havuzun kenarında
güneşlenmek için şezlongları olan, sitelerdeydi.
Yani hem yazlık hem de kışlık olarak
kullanılabiliyordu. Burayı hem ben, hem de
kuzenlerim Hazal ve Süleyman çok beğenmiştik.
Günlük programımızı da yapmıştık.
Yakın arkadaşımız olan Onur da
bize katılacak, okey oynayıp havuza girecek,
karnımızı doyurup bütün günümüzü burada
geçirecektik. Akşama doğru babamlar gelip Hazal
ve beni de kuaföre götüreceklerdi.
Okeyimizi oynadık, sohbet ettik ve
havuza girdik. Şimdi sıra halamın bana
tembihlediği gibi Süleyman’ın ve kendimizin
karnını doyurmaktaydı. Süleyman küçük bir çocuk
değil, sadece rahatsız olduğu için ilaç
saatlerini geçirmemeliydi. Hep beraber
hazırlıklara başladık, iş bölümü yaptık. Onur; “
Size çok güzel bir omlet hazırlayacağım.”
diyerek, bizim gönüllü aşçımız olarak ocağın
başına geçtik. Biz de dikkatle onu izlemeye
başladık. Yumurtaları kırdıktan sonra, içinde
dolapta ne kadar baharat bulduysa atmaya
başladı; kimyon, kekik, biber, tarçın,
karabiber, nane daha ne varsa… Hepimiz şaşkındık
ve tiksintiyle bir birimize bakıyorduk. Çünkü
yaptığı omlet sarı değil kahverengi olmuştu.
Onur ise, halinden gayet memnun, zaferle bize
gülümsüyordu.
Omleti özenle sofranın ortasına
koydu. Kıvançla ayakta dikiliyor ve yaptığıyla
böbürleniyordu. O, bu kadar mutluyken yiyemeyiz
diyemezdik. Mecburen herkes bir parça alıp
tadına baktı. Aman tanrım tadı berbattı. Ama
yine de çok beğenmiş gibi yaptık. Fakat daha
fazla dayanamayıp iğrenç diyerek kendimizi
tuvalete attık. Onur da dahil, hepimiz hem
fikirdik.
O sırada kapı çaldı. Bizimkiler
Hazal’la beni almaya gelmişlerdi. Derhal bu
yumurtanın ortadan kaldırılması gerekliydi.
Aklıma bir fikir gelmişti. Yumurtayı güzelce
sarıp sarmalayarak balkondan fırlattık. Fakat
torba adres şaşırdı ve site bahçıvanının
kafasına geldi. Biz hem gülmekten kırılıyor, hem
de yaptığımızdan utanç duyuyorduk. Annemler bu
halimize bir anlam veremeyip ısrarla bize ne
olduğunu soruyorlardı. Ama biz cevap vermedik.
Bu bizim omlet sırrımız olarak aramızda
kalacaktı. Ama hep beraber karar vermiştik omlet
yapmaya. Ancak omlet yapmak; hem sağlık hem de
çevre açısından Onur’a yasaktı.
Söke
/ 2005
Gül DİVARCI
Vakıfbank
İlk Öğretim Okulu
8/A Sınıfı
Kaynak: Hilmi Fırat Anadolu Lisesi/ Genç
Bakış / mart 2005/ yıl-4/sayı-4 |
|