Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra DurmuşGülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
     
    
  MAKALELER  
  ŞULE AKAR  
 

BİR GÜN İŞE GİDECEĞİM

Bu sabah erkenden kalktım. Pek heveslenmemeye çalışsam da gideceğim iş görüşmesinden biraz umutluydum.. Olur ya belki bu defa şeytanın bacağını kırardım. Önce duşa girdim, iyi bir intiba bırakmak için siyah kumaş pantolonumu üzerine beyaz gömleğimi giydim. Sade gösterişsiz ama iş kadınına uygun bir kılık olduğuna karar verip az bir makyajla hazırlığımı bitirdim. Sonra her evden çıkışımda yaptığım gibi köpeğimi dolaştırıp tuvaletini yaptırdıktan sonra onu bırakıp gittim.

Karşımdaki hanım ben eşiyim sizinle önce ben görüşeyim dedi. Geniş balkonlu, bir daire şeklindeki işyerinin odasına aldı beni. Bilgisayar başında aynı zamanda telefonlara bakarken karşısındaki koltuğa buyur etti. Spor giyimli güler yüzlü ve içten bir tavrı vardı. Önceden faks çekmiştim bilgilerimi ama yinede benden de dinlemek istedi. Boşandığım tarihe kadar başarılı bir iş kadınıydım. Beşer yıl iki büyük fabrikada çalıştım dedim. Ama boşandıktan sonra bir düzen yakalayamıyorum. Gerek eğitim gerek dil eksikliğim ve yaşım etkiliyor iş bulmamı dedim. Para kazanmak zorunda olduğumdan istikrar olmayacağını bilsem de bulduğum her işe giriyor İki yada üç ay süreyle çalışıyorum dedim. Dürüstçe tüm gerçeğimi baştan söyledim ki beni alırlarsa bunu bilerek alsınlar diye.. Sekreter olarak çağırılmıştım. Ama hanım buranın temizliğini de yapar mısın dedi. Yaparım dedim. Sonra burada yemek yapıp yiyoruz, salata ızgara gibi şeyler dedi. Belli ki benim yapıp yapamayacağımı soruyordu. Olur dedim. Yavru bir kedileri vardı onun bakımı da var dedi, sorun değil dedim. Peki maaş ne istersin dediler.. İşsizlikten öyle yılmıştım ki her işe olur dediğim gibi maaşı da en azını söyledim. Benden sonra iki kişi geldi görüşmeye ama hiçbiri benim gibi her şeyi kabullenmediler, belli ki maaşı da yüksek istediler. Onlar gitti ben kaldım. Hemen işe aldılar beni ve akşama kadar kaldım..

İşsizlik, parasızlık ne beter bir şey. İnsan önce her şeyi kabul ediyor sonra bir bakıyor görünüm çok başka.. Ben güya sekreterdim ama orda ki konumum aşçılık ve müstahdemlikti. İş küçümsemem, gocunmam gerekirse yapardım da. Ama sekreter olarak alınıp bu işlerin ortaya konması sonradan beni üzdü. Çünkü orda sekreterliği benimle konuşan hanım yani patronun eşi yapıyordu zaten. Eve gelip ailemle konuşunca zaten belli olan ama beni göremediğim gerçeği fark ettim birden. Annem bana dedi ki her gün beş kişiye yemek yapmayı düşünebilecek misin? Çünkü ben iş yaşamımda öğlende gidip yemekhaneden yemeğimi yiyip masama gelmiş hesapları düşünmüştüm hep. Ne pişireceğimi değil..

Kendime kızdım o zaman.. Ah şu parasızlık, işsizlik dedim.. Kendi işimin dışında bile her şeyi kabul ettiren gerçeklere ah ettim.. Yapamayacağım şeyleri bile bir anda bana kabul ettiren bezginliğime sinirlendim. Üç kuruş para için üstesinden gelemeyeceğim, altından kalkamayacağım işe bir anda peki dediğim için kızdım kendime kızmasına ya.... sonradan da iş bulduğum için sevinemeden yine işsiz kalmanın hüznünü yaşadım.. İçimden bu duyguyu uzun bir süre atamadım...

Başladığım yerdeyim yine.. Pes etmedim. Pes etmeyeceğim.. Aşçılık yaptırmayan, müstahdem yerine koymayan beni gerçekten sekreter olarak alacak bir kapı bulacağım mutlaka..

Yine erken kalkacağım... Yine duşumu alıp evden çıkacağım.. Ve bir gün bende işe gideceğim...

Şule Akar
29.05.2006 Saat: 10.30

 

 

 
 
  ANA  SAYFA  
     
   
 

    

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi