|
BİZİM ÇOCUKLARIMIZ
Merhabalar sevgili dostlarım. Hani
geçen hafta size söylemiştim. Bu hafta
sizlerle sohbetimiz biraz değişik olacak. Bu
haftaki sohbetimizde biraz eğitime
değineceğiz diye hatırlarsanız konuşuruz
demiştim. Şimdi rahat edin. Yine yasak olsa
da bir sigara yakınız.Yakınız ki içiniz
biraz şenlensin, üstüne çaydan da yudumlayın
ki kötürüm olan ciğerlerinizi sigara ile
birlikte haşlama yapsın. Yalnız bu yazımı
erken yazmak zorunda kaldım. Çünkü bu hafta
seyahate çıkıyorum. O nedenle yazımı
erkenden yazmak zorunda kaldı. Eee ne
yapalım, hep sizin işleriniz olacak,
randevulara gidecek değilsiniz ya! Birazcık
ben de şöyle bir gezinivereyim
İstanbullarda.
Biliyor musunuz, ben hala çocuğum,
annemin çocuğu. Yaşım 53 oldu ama inanın ben
hala çocuğum. Ya sizler de çocuk olduğunuza
inanıyor musunuz? Bakın önümüzde benim için
çocuk bayramı var. Kendimi ona hazırlıyorum.
Yoksa siz hala hazırlıklarınızı yapmadınız
mı? Doğrusu üzüldüm hazırlık yapmadığınız
için. Bayrakları hazırladınız sanırım. Ben
evimin balkonuna büyükçe bir bayrak
asacağım. İlk önce o işi hemen başlatalım,
sakın unutmayın. Durun bir dakika bir şey
unuttum. Türk bayrağını asarken yanınıza
çocuklarınızı da alın ki onlarda böyle milli
bayramlarda bayrak asma geleneğini daha
sonra sürdürsünler ve onlar da çocuklarına
bunu anlatsınlar.
Biliyor musunuz ben neden hala
çocukluktan kurtulamadım. Neden hala çocuk
olma özlemi içerisindeyim? Size neden çocuk
olmak istiyorsunuz diye sorsam şimdi inanın.
Bana yine kaçamak cevaplar vermeye
başlayacaksınız. Biliyor musunuz bundan 86
yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ulu
önder Mustafa Kemal, silah arkadaşları, bu
memleket için kellesini koltuğa alan gerçek
vatanseverlerce Ankara’da açıldı. Bu
memleket mandayı kabul edemez, esareti kabul
edemez, tek başına ya var olacak ya da yok
olacak kararıyla milli mücadeleye
başlamışlardı. Üç yılın sonunda da Türkiye
Cumhuriyeti tarih sayfasında yerini aldı.
Şimdi size asıl konu ile
ilgili hem sorular sormak hem de bilgi
vermek istiyorum. Şimdi biraz daha rahat
edin, daha rahat oturun olmaz mı? Dünya
üzerinde çocuklarına bayram hediye eden tek
ülke Türkiye, bunu bilmeyenimiz yoktur
sanırım. Her sene çocuklarımız okulları
kanalıyla 23 nisan hazırlıkları yapar ve
büyük bir sevinç yaşamak için çalışırlar.
Kutlama töreninde görev alanlar sevinçli,
alamayanlar ise içleri buruk, seneye ben de
görev alırım düşüncesi ile teselli
buluyorlar. Ben de bu yıl dönümü nedeniyle
şöyle bir dolaşayım halkın arasında dedim.
Öğrencileri gördüm. Halkın bazılarına ise
şunu sordum:” 23 nisan Ulusal Egemenlik ve
Çocuk Bayramı nedir? Sizler 23 Nisan Ulusal
Egemenlik bayramı için neler yapıyorsunuz?”
İsterseniz tüm okuyucularım
hemen kısa bir düşünsünler bakalım bu
soruyu. Öğrencilerden gelen cevap; bu
bayramı bize Mustafa Kemal Atatürk hediye
etti. Büyük bir sevinçle her sene kutluyoruz
diye cevaplandırdılar. Büyüklere sordum,
inanın biraz şaşırdım. Cevap veren de oldu,
kafasını yana çevirip yoluna devam eden de
oldu. Ama şunu söyleyeyim ki çok üzüldüm
değerli okuyucularım. İnanın çok üzüldüm.
Beni bu konuda mazur görün ama sizlere bu
konuda bir iki laf etmeden geçemeyeceğim.
Şimdi beni dikkatli ve can
kulağıyla dinler misiniz lütfen. Bu çocuklar
bizim çocuklarımız. Ama ne yazık ki bu
çocuklarımızın gelecekleri ile, geleceği ile
ilgili hiçbir harekette bulunmuyoruz.
Okullarda bir takım olaylar olmaya başladı,
ama bu olayların önlenmesinde sadece okul
yönetiminden, polisten yardım bekliyoruz.
Asıl biz velilere de görev ve sorumluluk
düştüğü halde ilgilenmiyoruz bile. Okula
çağrılan veliler kaçacak delik arıyor.
Gidersem para isteyecekler diye. Öğretmen
çağırır, çocuğu ile ilgili bir şeyler
söyleyecektir ama okula gitmez. Yani
olumsuzluklarda taşın altına elinizi sokmaya
eriniyorsunuz.
Siz eriniyorsunuz ama bundan 86
yıl önce Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk hiç
üşenmemiş. Hem de çocuğu olmadığı halde
senin için, benim için, gelecek olan genç
nesil için kelle koltukta gece gündüz
durmadan çalışmış silah arkadaşıyla. Meclisi
oluşturanlar kelle koltukta çalışmışlar.
Vatan, bağımsızlık, bayrak adına ölüm ile
dans edercesine çalışmışlar. Bir gün olsun
şikayet etmemişler. Peki sizler neden
şikayet edip duruyorsunuz? Gelecek olan
nesle sahip çıkan ecdadının karşısında önünü
ilikleyip bir dakika olsun neler yaptığını,
neler yapman gerektiğini kendi kendine
sordun mu, kendi kendinize sordunuz mu hiç?
Okuldan yönetici ve öğretmenler çağırmadan
okula gidip çocuğunuzun eğitim durumunu
araştırdınız mı, derslere giriyor mu?
Ecdadın aç, kuru ekmeği bulamadığı halde
savaşı senin için yaparken o ecdada layık
olacak hangi hareketi yapıyorsunuz,
kendinize sordunuz mu hiç değerli
okuyucularım? Bu nasıl bir hayat ki, ehli
keyif yaparken sen, bu toprakların
savunulmasının bu kadar rahat olunmadığını
ne zaman öğreneceksiniz?
Önümüzdeki hafta eğitime devam
edeceğim dostlarım. Yalnız şunu unutmayın
ki, bu vatan toprakları için şehit olan
ecdadımıza layık olmayı düşünüyorsak
aklımızı başımıza alalım. Çocuklarımızın
okullarına ara sıra gidelim. Durumlarını
inceleyelim. Bu ülke bizim. Bu topraklar
bizim. Başka Türkiye yok, kendimize gelelim
artık. Şu rahatımızı kaçıralım artık,
kaçıralım ki geleceğin genç nesli olan
çocuklarımızı eğitime, geleceğe nasıl
kazandırırız diye okul ile iş birliğine
girelim. Gün doğmadan neler doğar derlermiş.
Lütfen doğacak olan güneşin karabulutlar
içerisinden bize bakmasını beklemeyelim ve
çocuklarımızı yetiştirmek için uğraşalım.
Uğraşalım ki, sonra torunlarımıza anlatacak,
anlata bilecek anılarımız olsun. Bayrağımızı
yine bir 23 nisanda torunlarımız ile daha
ilerlemiş bir ülkenin insanı olarak
göğsümüzü gere gere asalım balkonumuza,
olmaz mı dostlarım.
Kalın sağlıcakla.
Hüseyin DURMUŞ
|