Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra DurmuşGülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
  Yunus Emre
Pir Sultan Abdal
Köroğlu
Erzurumlu Emrah
Dadaloğlu
Aşık Veysel
 
   MAKALELER
   Samiye  SAYIN SEZEN  
 

               ÇANAKKALE'YE GEZİ  

 
 

 
      
  Anadolu’mun  kuzey batısından, yeşili ile mavinin bütünleştiği koylarında yakamozların  dans ettiği nağmelerin hiç eksik olmadığı, sevdaların yanık türkülerinin  sokaklarında yankılandığı tarih kentimin,  semalarından, sokaklarından içsel değerlendirmelerimle, bir geziyi  Çanakkale gezisini tarih kentimizin bin bir  çeşit ayrıntılarının arasından yaşadıklarımı paylaşmak istedim, sizlerle …
         Mayıs ayı, takvim yapraklarının  altısını gösterdiği günün  akşamı uzun ve heyecanlı  bir yolculuk başlıyordu Bursa’dan . Her yolculuk öncesi gibi bir telaş bir koşuşturma… Kimi ilk kez evden uzaklaşmanın, kimi ilk kez gideceği yeri görmenin hayali, kimi öğretmeniyle çıkacağı yolculuğunun heyecanını coşkusunu yaşıyordu. Zaman daraldıkça öğrencilerimin heyecanları ve telaşları, artıyor; sağa sola koşuşuyorlardı. Umut, günler öncesinden heyecanlıydı. Ne uyku tutuyor ne de yüreği duruluyordu.  Annesi : - Oğlum uyu. Bak yola gideceksiniz . Kendini toparla, dedikçe,  O daha da heyecanlanıyordu…
         Sevgül, Seda, Mihrican, Şirin  gibileri de yaşça daha büyüktüler ama onlar da  ilk defa tek başlarına ailelerinden uzak bir geziye katılmanın heyecanını yaşıyorlardı. Cıvıl cıvıl ,rengarenk, hayat dolu, umutları filizlenmek üzere,hepsi pür telaş! Buluşma yerine hepsi zamanından önce gelmişlerdi. Sanki Umre ‘ye gidiyorlar. Aile fertlerinin hepsi gelmiş uğurlamaya… Onlar bir an önce yola çıkmanın telaşı içinde koltuklarına oturdular. Eller sallandı. Gece karanlığı içinde kaybolduk. Her okul gezilerinde olduğu gibi öğrenciler, hiç durulmadı, dur durak bilmediler. Nağmeler, ezgiler kimi için sevda, kimi için sevinç, kimi için mutluluk kimi içinse umut ve hüzün olup yükseldi göğe …Yol boyunca bulutlar eşlik etti. Ay yolumuzu zaman zaman aydınlattı zaman zaman yorgun düştü tıpkı öğrencilerim gibi.
          Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte tarihi kentimize ulaştık. Bir Çanakkaleli olarak başka bir haz duyuyor  ve de gururlanıyordum .Sanki giden, ben değil, bekleyendim. Tarih kentimin tarih sayfalarını hazırdım çevirmeye... İlk ışıklarla birlikte karanlıkların gizlediği gerçekler ne yazık ki gün gibi ağarıyordu..   Çanakkale ‘den Eceabat’a feribotla geçtik ve adımımızı atar atmaz 1980 ‘li yılların öncesinde yaşanan kuyrukların değişik versiyonu ile karşılaştık. Uzayıp giden otobüs kuyrukları… Yemyeşil arazinin arasında teknoloji harikası, uzakları yakın eden otobüsler kilometrelerce uzunlukta yol alıyorlar. Yollar dar ve sancılı… İlk  durak yerimize vardığımızda manzara daha da korkunçtu. Dar park alanlarında Anadolu’nun dört bir yanından gelen otobüsler ve insan seli.. Herkes birbirini kaybetmeme  telaşında.  Ne açıklamalar  ne uyarılar ne de  görülenler amacına ulaşıyor. Gölgede kalan bir çok gerçek.
          Önceden belirlenen nokta bölgelere ulaşmak gerçekten yorucu. Arabadan iniyorsunuz, nefes alıyorsunuz  tekrar arabaya biniyorsunuz , tekrar iniyorsunuz, tıpkı  maraton koşucusu gibi yola devam. Tam on bir noktayı soluk soluğa gezip görmek için. Soluklanacak, çay içilecek, karın doyurulacak bir yer yok. İhtiyaç giderilecek alanlar  ayrı bir sorun.    Özümsemek, keyif almak huzurlu ortamla sağlanır;  keyifsizliği yaşıyoruz bu aşamada. Rehber de her yerde benzer açıklamalar yapıyor, oldukça yavan... Son süratle:“-şimdi anlattıklarımı görün, yazıları okuyun, resimlerini çekin!... - Haa sakın oyalanmayın süreniz on dakika…- Sağdan başlayın sola doğru ilerleyin.” Her şehitlikte gruplar birbirine karışmış, kimin ne ne aradığı ne yaptığı, kim kiminle belli değil. Herkes hatıra fotoğrafı çektirme derdinde. Sanki panayır yeri. Bu kargaşalığı arttıran, düzensizliği daha da düzensizleştiren turistik eşya satıcıları işin cabası… Sözde hepsi turizme hizmet ediyor. Gelişigüzel serpilmişler, derme çatma açılan boş ve park alanlara.. Öğrenciler hediye alma telaşında. Öğretmen ve veliler öğrencileri kaybetmeme derdinde.
       -Çocuklar ayrılmayın !.
       -Öğretmenim Ayşe yok
       -Ali neredesin !.. Nerede grup başkanınız ?
        Bitmeyen senfoniler….. Karmaşık topluluklar, öğrenci kitleleri, yetişkin insan toplulukları, hayatın son baharını yaşayan bir nebze de olsa ilkbaharı yaşamak istercesine  ayakta olduklarını ispatlamaya çalışan 70-80 li yaş grubunun davranışlarını gıpta ile seyrediyorum. İbret alınacak sahneler sunuyor, biz gençlere. Kimi sevgilisiyle gelmiş sarmaş dolaş, ailelerinden, gözlerden uzak; özgürlüğün tadını çıkarıyorlar. Ne tarih umurlarında ne de gelecek; anı yaşıyorlar.   Bir insan seli oluşmuş Gelibolu yarım adasında, bir de otobüs seli… Sanırım rant sağlayan turizm sektörü doğmuş. Kuralsız, düzensiz, insanları içine sürükleyen . Bütün bunların yanında göğsümü kabartan “Şehitler Abidesi ”görkemli yapısı, hele yeni çevre düzenlemesi ile göz  kamaştırıyordu. Ne yazık ki  bizler bu manzarayı doyasıya, içimize çekemedik. Çanakkale’nin o meşhur rüzgarı, lodosu  buna engel oldu. Müthiş bir rüzgar. Herkesi sürüklüyor, yürümek adım atmak mümkün değil. Öğrenciler savruluyor.Bedenlere, gözlere toz zerrecikleri inanın bir mermi gibi batıyor… Rehberlerin açıklamaları rüzgarla uçup gidiyor.
        Bir ara çığlıklar yükseldi… Ne görelim.? Öğrenciler anıtın merdivenlerinde savruluyor sağa sola, gözlükler, şapkalar, hırkalar sanki kağıt parçası gibi uçuşuyor havada.. Bir kadının feryadı yükseliyor.
        -Gitti çantam!..  İnsanlar peşine düşüyor havada uçan çantayı yakalamak için . Herkes sığınacak kuytu bir köşe arıyor. Çanakkale’ nin rüzgarı yakıyor, sersemletiyor bizleri. Keyifli başlayan gezi yavaş yavaş kabusa dönüşüyor.
         Bu arada deniz, rüzgara eşlik edercesine hırçın, dalgalar dövüyor kıyıları, beyaz köpükler uzuyor da uzuyor… Doyumsuz bir manzara sunuyor. Gökyüzü ayrı bir güzellikte. Doğa ile yarış içerisinde .Ben de varım güzellik yarışında dercesine. O gün yağmurlu denildi. İnadına bir damla yağmur düşmedi… Gezimizin daha da zorlaşmasına direndi sanırım.
         Güzelim Gelibolu  yarım adası yıllar önce (1994 ) yürekleri dağlayan orman yangınından yenik düşmüş görüntüsünü üzerinden atmış, yeşiline koşan bir görüntü endamı ile gelenleri selamlıyordu. Anafartalar tepesi, apayrı bir güzellik sunuyor. Kalplerimiz burada atıyor. Yürekler bir oluyor. Burada hayat buluyoruz, ulus olarak  Bir tarafta Marmara denizi, diğer tarafta Eğe denizi muhteşem bir manzara … Doruk noktasında Anadolu’nun bekçiliğini yapan ecdadımız. Sessiz sedasız   yatıyor.. Bu bölgede 57. alayın yok oluşu yüreklerimizi  derinden sarsıyordu. Etkisinde kaldığım yerlerden birisi de Seddülbahir, ilk şehitler anıtı denilen yer. Seyit Onbaşı’yı, Yahya Çavuşu göğsümüz kabararak  rahmetle andık. Seddülbahır dönüşümüzün son safhası . Köy çok güzel, manzara mükemmel, bölge harika, tarihi bir nokta; ama  köy yollarının daracık olması, otobüslerin yollarda kalmaları, dönüş yapamamaları, bizi ve tarihi mekanları üzüyordu. Çıkış yolu köyün içinden geçiyor. Kuyruk uzadıkça uzuyor. Öğrenciler sıkılıyor ama çareleri yok beklemekten başka. Bir otobüsün geçeceği kadar genişlikte yol. Dönüşler korkulu anlar yaşatıyor. Otobüsler yan yatıyor, devrildi devrilecek. Adım adım ilerliyoruz. Köyün tam çıkışında trafik karşıdan gelen arabalarla  tamamen arapsaçına dönmüş. Nitekim köyü çıkar çıkmaz yüz metre ileride otobüs karşı taraftan gelenin rahat geçe bilmesi  için kenara yanaşıyor ve araba yan yatıyor. (06 plakalı) Biz ve bizim gibiler aynı tedirginliği defalarca yaşadık. Bu tür sorunları yaşamayı sanırım hak etmiyoruz. Bin bir umutlarla yeni yerleri görme ,tarihini tanıma sevinçiyle çırpınan yüreklere, korkulu anlar yaşatmaya ne hakkımız var… Bunca turist çeken bir bölge , yıllardır aynı sorunları yaşıyor, neden?
         Gelişimizin, güzelliğini dönüşümüzde de yaşadık. Çanakkale’den değil de Gelibolu’dan Lapseki’ye geçtik. Araba vapurunda  tüm sorunlar bitti. Feribotun çevreye saçtığı köpükler yeni umutlara yelken açmıştı. Nihayet yağmur başlamıştı. Tüm olumsuzlukları alıp götürdü…

                                           Samiye SEZEN SAYIN
                                             BURSA-09.05 2005


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                              Ana Sayfa

 
     
   
 

        

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi