| |
Canım arkadaşım,
Mektubunu aldığıma nasıl sevindim bilemezsin.
Hele bir de çok uzaklardan buralara geleceğini
anlatan sesini duyunca satırlarında, gözlerimden
süzülen sevinç gözyaşları, bir nisan yağmuru
gibi girdi gönül pencereme.
O uzak diyarlardan, gurbet ellerden buralara
gelirken kalbini bir kuş gibi bırak göklere.
Bırak ki özgürce dolaşsın memleketinde,
temizlesin engin deniz saklı kayalıklarını,
sonra açsın güneş tüm kapıları taa ardına kadar!
Memleketindesin işte! Var mı buralardan, buranın
en güzel insanlarının sıcacık merhabasından daha
güzel şey dünyada!
Elinde bir
bavulla basınca ayakların bu topraklara, kaldır
başını göklere. İşte bak, tam orada beyaz
bulutlar, mavi gökyüzünde “hoşgeldin” diyorlar
sana. Güneş aydınlatıyor seni baştan başa. Derin
derin solu memleketimin havasını. Hissedebiliyor
musun tüm doğayı yanı başında? Topraklarıma bas
tozlu ayaklarınla, dizlerini vura vura
oynuyorlar Aydın Efeleri tam yanında. Zeybeğin
sesini duy, sen de kıvır ellerini Harmandalı’da
Şimdi
buralarda günün en güzel vakti yaşanır. Kızıl
güneş vurdu mu Beş Parmak Dağları’na, altın bir
tepsiye bürünür Söke Ovası. tüm güzelliklerini
sana sunar. Uçsuz bucaksız pamuk tarlalarına
baktığında, yıllarca arayıp da bulamadığın
huzurlu bir sessizlik çıkar karşına. O zaman, aç
bağrını şu esen rüzgâra! Dinle bak yüreğini,
oradan bile ses çıkmaz bu büyülü zamanda. Sen
sarhoş olmuşken tüm bu güzelliklerle, ne tarafa
gidersen git, bırakmaz engin deniz seni
buralarda. Az biraz aşınca dağları, tepeleri
karşına ya Kuşadası çıkar, ya da Didim!
Kuşadası’nda yaşarsın
hayatı olanca doluluğuyla. Çünkü yaşantılarına
bir virgül çekenlerin uğrak yeridir burası.
Kimse kendini alamaz bu küçük kentten. Olanca
güzelliğiyle herkesi büyüler. Yok, eğer
bunalmışsan bu hayattan, dünyanın hızından,
bırak kendini Didim’in şefkatli kollarına.
Masmavi ve duru teniyle çağırırken seni uslu
deniz, kendini sıcacık ve tertemiz kumunda
güneşlenirken bulursun. Zaten “Altınkum” adını
takmışlar insanlar plâjına.
“Dünyanın en
şanslı yörelerinden biri” derler buralara. Öyle
ya, kim bulur bu kadar çok ağacı bir arada?
Zeytin, bir yağmur gibi düşer toprağa usul usul.
Tüm bu nedenlerden tarihteki en önemli kavimler
geçmiş buradan. Bu medeniyetlerin ürünleri
sayesinde, bir de “Açık Hava Müzesi” derler
topraklarımıza. Efes Harabeleri’nde birden
İyonya Kralı oluverirsin taştan tahtta. Milet ve
Prien’de Lidyalısındır. Meryem Ana’nın
mabedinden içeri girince, dinin tılsımlı
havasına erişirsin, inancınsa sessiz huzuruna...
Bütün tarihî eserler sanki tarihin tozlu
sayfalarından kopup gelmiş. Tarihi canlı tutan
bu yapıtlar karşısında şaşkınlığın bir kat daha
artar.
Tüm bu
güzellikleri sana anlatırken, sanki ben de
kapıldım gittim bu büyülü dünyaya. Bir tüy gibi
hafifim şimdi, unuttum tüm sıkıntılarımı.
Sanıyorum ki
bunca güzellikleri bir iki satırda okurken bile
sarhoş olacaksın, biraz sonra elinde bir uçak
biletiyle döneceksin.
Anneciğinin ellerinden
öper, ağabeyini en içten dileklerimle
selâmlarım.
Kucak dolusu
sevgiler...
Seda ŞİRİN
Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi Öğrencisi /
AYDIN
|
|