| |
ÇOCUKLARIMIZ
VE SAĞLIKLARI
Çocuklarımız, bizim varlıklarımız, onlar olmayınca
yuvada büyük boşluklar hissettiğimiz canımızdan daha
çok sevdiğimiz varlıklarımızdır onlar. Hem öyle
varlıklarımızdır ki, onları seveceğiz, onları
koruyacağız derken bazen büyük yanlışlar yaparak
onları zorda bırakabiliyoruz. Genel olarak
çocuklarımız için canımız fedadır deriz her
seferinde. Vermeye de hazır oluruz. Fakat bir türlü
çocuklarımızla aramızdaki mesafeyi, aramızdaki sıcak
ilişki ve iletişimi ise bir türlü kuramayız nedense.
Sonunda çocuklarımızla aramızda bir çatışma başlar.
Çocuklarımız bizim onları anlamadığımız, onları
anlamak istemediğimizi bize haykırırlar ve ya
söylemeye çalışırlar. Bizler de onların bizi
anlamadığını, anlamak istemediğini kendilerine
söylemeye çalışırız. Ama bir şeyi unutuyoruz
yaşamda; ne çocuklarımız ne de biz aile büyükleri
ortak bir noktada durup konuları halletme yoluna
gitmiyoruz. Gidenler, o noktaya varanlar sorunlarını
çözmeyi başarmış ve arada tuzu biberi dediğimiz bir
davranış olgunluğu ile çocuklar ile aramızdaki
sorunları çözüvermiş oluruz.
Çocuklarımızın sağlığı derken bir çok
aile hemen sağlam olmalarını, hastalanmamalarını
düşünür ve bu düşüncelerinde de en çok
çocuklarımızın gözle görülen, bilinen hastalıklardan
korunması konusunda çaba harcarız. Ancak çağımızda
en önemli sorun olan, hatta hastalıktan da ileri
duruma varan gerçek bir psikolojik hastalığı hiç
kimse görmek istemiyor. Ne yazık ki, çocuklarımızın
da en çok yıkıldığı, yok olduğu ve hatta onları
yaşamdan bıktıran kısımda bu psikolojik
rahatsızlıktır. Bunu düşünmek bile istemeyiz. Bunu
düşünürsek o zaman çocuğumuz deli olmuş oluyor ve bu
da aileye büyük yıkım diye düşünülüyor. O kadar
yanlış ki bu yaklaşım, ama yine de aileler bu
davranış biçimine istemese de girmiş ve çocuklarını
psikolojik bunalıma itmişlerdir bile.
Ülkemizde eğitim çağında,
ilköğretim ve lise çağında 15 milyon genç kuşak var.
Buna üniversitede okuyan 3 milyon kişiye de eklersek
okumayan ve okuma imkanı bulamayan genç kuşak rakamı
24 milyonu buluveriyor hemen. Bu çocukların inanın
%80 nin aileleri ile büyük sorun yaşadığı gerçektir.
Çünkü aileler her seferinde çocuklarına duygusal ve
sevgi dolu bir yaklaşım ile değil, aksine maddeye
bağlı dediğimiz bir yaklaşım ile yaklaşmaktadır.
Okula gitmelerinde, onlar için yaptıkları
harcamalardan, onlar için ne kadar fedakarlık
yaptıklarından dem vurmaya başlarlar. Cesareti olan
çocuklar karşılığını verir ve rahatlar. Dayak yemeyi
bile göze alarak baba ve annenin görevi bizi
okutmaktır diyecek cesareti de gösterir. Aslında
bütün çocukların bu cesareti göstermesi gerekir.
Hatta babasının ve annesinin zevkine içtiği
sigarayı, içkiyi ailesine söyleyebilmeli;
" madem bu kadar ihtiyacımız var ve fedakarlık
yapacağız, o halde hep birlikte yapsak olmaz mı?"
demeleri sanırım en doğal hakları olsa gerek. Bunu
bile söyleyebilecek kaç çocuk çıkar acaba?
Sonuç olarak şunu söylemek
istiyorum değerli okurlarım. Çağımızda hastalıkların
bir çoğunun tedavisi var. Ruhsal bozukluğun da
tedavisi var. Ama ilk önce ruhsal tedaviye
kendimizden başlamamız gerekiyor. Yoksa bu vatanın
geleceği olan genç kuşağı gittikçe batağa itmeye
devam edeceğiz demektir. İlk önce kendimizden
başlayalım sağlıklı olmaya. Sonra çocuklarımız ile
iyi bir diyalog kuralım. Eğer çocuklarımızı
psikolojik bir bunalımın içerisine itmek
istemiyorsak çocuklarımıza değer verelim ve onları
koruyalım. Onlarla diyalogumuzu kesmeyelim. Onlar
bizim olduğu kadar bu vatanın da geleceği oluyor.
Vatanımızı psikolojik sorunu olan bir gençliğe
devretmek istemiyorsak önlemini hemen almaya
çalışalım. Kuşaklar arası çatışmayı, hep ben, benim
zamanımda, ben çocukken, ben... söylemlerini
bırakalım artık. Biz bunu, biz bu işi, biz bu
durumu... söylemleri ile ele alalım ve
çocuklarımızla öyle konuşalım.
Sağlıcakla kalın.
|
|