|
|
Hüseyin DURMUŞ
| |
Cumhuriyeti Yaşarken |
|
| |
CUMHURİYETİ YAŞARKEN
Yıllar var ki hala o çocukluğunda
yaşadığı ilk Cumhuriyet bayramı törenlerini
hatırladıkça içinde buruk bir acı yüreğini
sızlatır. Yine Cumhuriyet bayramı hazırlıkları
başladı ve yine içinde o unutamadığı anı onu
hüzünlendirdi.
1961 yılında bir sonbahar mevsiminin
ortasında yaşanıyordu. Biga’nın köylerinden
Koruoba köyünde yaşadığı o sabahı hala
hatırladıkça içinde buruk bir acı onu
mahzunlaştırır. Sabah erkenden kalktı. Çok
heyecanlıydı. Bugün hayatında ilk defa bir
Cumhuriyet bayramı kutlama törenlerine
katılacaktı. İlk defa bir bayram kutlamasının
nasıl geçtiğini görecekti. Çünkü ilkokula da bu
sene başladı.
Her zaman olduğu gibi sabah yer
sofrasında tarhana çorbasını içti. Tavada
tereyağ ile pişirilmiş yumurtadan yedi. Büyük
bir heyecanla siyah önlüğünü giydi, beyaz
yakasını boynuna taktı. Eline tahtadan yapılmış
okul çantasını aldı ve büyük bir heyecan
içerisinde okulun yolunu tuttu. Yol boyunca hep
bayramı düşünüyordu.
Artık büyüdüğünü düşünüyor, hem
okula da başlamıştı. İlk defa da bayram
kutlayacaktı. Bu güne kadar dini bayramları
kutlamış, milli bayram kutlamalarını
hatırlamıyordu. Küçük bir dağ köyünde yaşadığı
için milli bayram coşkusu neydi onu bile
hatırlamıyordu. Aklında bayram deyince; şeker
bayramı ise önce büyüklerin elleri öpülür sonra
arkadaş gruplarıyla köyde kapı kapı dolaşılır,
bazı evlerden akide şekeri, bazı evlerden lokum,
bazı evlerden de para alırdı. Kurban bayramında
da değişen bir şey yoktu. Kurban Kesilir,
beraber yenen yemekten sonra köyü arkadaş
gruplarıyla gezmeye çıkılırdı.
Okulda bugün kutlanacak olan bu
bayramda da acaba aynısı mı olacaktı? Bütün
öğrenciler sırayla okul müdürünün önünden
geçecekler, müdürün elini öpecekler, müdür de
onlara şekerler mi verecekti? Bu düşünceler
içerisinde okulun bahçesinden içeriye girmişti.
Köyün çocukları okulun bahçesinde
dolaşıyorlardı.Henüz toplanmamışlardı
öğrenciler.Demek ki daha bayram başlamamıştı.
Bu düşünceler içerisinde bahçede dolaşırken
abisi yanına geldi. Abisi ondan 3 yaş büyüktü. O
ne derse mutlaka yerine getirir itiraz etmezdi.
Evden Babası ve annesi ona hep abisini dinlemesi
konusunda öğüt verirlerdi. Abisi Osman yanına
gelmişti, kendisine:
- “ Sen okula niye geldin ki?”
- “ Bayram kutlamak için geldim abi.”
- “ Bana sorarsan sen hiç burada bekleme.”
- “Neden abi?” dedi.
- “Sen daha birinci sınıf öğrencisisin. Senin
burada olmanın hiçbir önemi yok. Bayramda
görev alan öğrenciler 3, 4 ve 5. sınıflar.” Dedi
- “ Ben de bayram kutlamak
istiyorum.” dedi.
- “ Sen daha küçüksün. Senin
bulunmana gerek. Bak senin gibi kaç kişi gelmiş
buraya?” dedi. “ Sen eve git, burada ayakta boşu
boşuna bekleme, haydi beni dinle, eve git.” Dedi
abisi.
Boynu bükük abisinin sözünü yerine
getirmek üzere evin yolunu tuttu. Hüzünlüydü,
düşünmeye başladı. Bir taraftan da istemese de
evin yolunu tutmuştu. İlk bayramı
kutlayamayacaktı. İlk defa bir milli bayramın
nasıl kutlandığını göremeyecekti. Milli bir
bayram ile dini bayram arasındaki arkı da
göremeyecekti.
Düşüne düşüne evin yolunu tuttu.
Evin avlu kapısından içeriye girdi. Evin
avlusunda babası balta ile odunları kesiyordu.
Onu bahçeye girdiğini görünce hemen ona doğru
yürümeye başladı. Elindeki baltayı bırakmış ona
doğru yürüyordu, bir taraftan da ona doğru
bağırmaya başlamıştı.
- “ Senin ne işin var burada? Sen
şimdi okulda olman gerekmiyor muydu? Bayram
törenleri bitti mi?” diye sordu.
- “ Hayır, daha başlamadı.” demişti
ki, daha sözünü bitiremedi.
Babası odunluktan almış olduğu ince
bir sopayı eline kaptığı gibi onun yanında biti
verdi. Bir taraftan küçük çocuğunu cevap
vermesini istemiyor, bir taraftan da söylenmeye
başladı.
- “ Demek ki
sen milli bayramlardan kaçıyorsun! Sen
nasıl olurda bayramı kutlamadan eve gelirsin?
Çabuk okula dönüyorsun. Seni gidi kaçak seni.”
Dedi ve elindeki sopa ile onun bacaklarına bacaklarına vurmaya başladı. Baba
arkada oğul önde okulun yolunu tuttular. Baba
koşan oğlunu yakaladıkça bacaklarına vuruyordu.
Babasının önünde koşuyor, bir
taraftan da düşünüyordu. Okula gitti abisi eve
gönderdi, eve geldi babası evde daha soru
sormadan, sebebini araştırmadan sadece dövmeye
başlamıştı. Artık neyi düşüneceğini bilemez
olmuş, sadece canını kurtarmak, babasından dayak
yememek için can havliyle okşuyordu. Ne kadar
koşarsa koşsun babası onu yakaladıkça :
- “ Seni gidi namussuz, seni gidi
vatan haini, seni gidi kaçak, sen nasıl olurda
böyle bir günde okuldan eve gelirsin.?” Diye
söyleniyordu. Bir taraftan da kafası iyice
karışmıştı. Gözyaşlarına boğulmuş, sopanın
vurduğu yerlerde cayır cayır yandığı için
düşünemez olmuştu.
Okul bahçesinden içeriye girdi.
Gözlerinden yaşlar akıyordu. Komşuları onu sopa
yerken görmüşlerdi. Ama hiç kimse ondan yana
olmamış, babasına da müdahale etmemişlerdi.
Çevreye “ Ne olur beni babamın elinden kurtarın,
beni dövmesin, benim bunda bir suçum günahım
yok, ben sadece abim eve git dedi diye eve
gittim. Ne olur bana yardım edin de durumumu
anlatayım diyordu” bakışlarıyla.
Bayram törenini izlemeye daldı.
Babası onu okulun bahçesine koymuş, geri
dönüyordu. Babasına göre terbiye edilmiş,
gerekli ders verilmişti ona. O bu ders sayesinde
kendine çeki düzen verirdi artık. Ama onu kimse
anlayamamıştı. Onu kimse dinlememişti. O sadece
kendisine söyleneni yerine getirmişti. O küçük
bedeni yediği sopalar yüzünden sızlıyor, ama
kimseye derdini anlatamıyordu. Küçücük aklıyla
düşünüyordu. Bütün düşünmesine karşın sebep ve
sonuçları bir araya getiremiyordu.
Yıllar boyu yediği dayak aklından
çıkmamıştı onun. Kendini anlatamamanın, derdini
söyleyememenin, haklılığını haykıramamanın
verdiği bir burukluk yaşıyordu. Bir türlü ne
babasına ne de abisine gerçekleri
söyleyememişti. İlk öğrenciliğine başladığında
çok merak ettiği ilk milli bayram heyecanını
tadamamış, duyamamıştı. Milli bayramlar ile dini
bayramlar arasındaki farkı o gün için
anlayamamış, aksine o günkü milli bayram ona
zehir olmuştu.
Ne zaman Cumhuriyet Bayramı
kutlamaları yapılsa o günü anımsamadan bir
bayram kutlaması yapamıyordu. Ona göre bu durum
daha güzel anlatılabilirdi, ama anlatılmamıştı.
Hala içinde bir ızdırap, bir acı o günü ona
hatırlatır. O günü düşünerek, o, çocuklarına
milli bayramlar ile dini bayramların önemini,
özelliklerini güzel bir şekilde anlatacak ve
çocuklarını bu konuda bilinçlendirecekti. Öylece
karar almış ve o çocuklarını aydınlatacaktı.
Öyle de yaptı ve o çocuklarını aydınlattı.
İzmir. 23.10.1997
|
|
| |
Ana Sayfa |
|
|
|
|