Uzak
yerlerden
geldim, beni
karşıla.
Mavi ile
yeşilin
şuursuzca
birleştiği,
martıların
ahenkle
süzüldüğü,
nemli
havasından
geldim.
Uzaklardan
çok
uzaklardan
geldim,
kollarının
sevgi ile
sarılacağını
düşünerek.
Akşamın
alaca
karanlığı
bağrımı
kanatırken,
nerden
bilirdim
unuttuğunu,
oysa elimden
tutup beni
karşılarsın
sandım. Yine
hazan
mevsimiydi,
yapraklar
rüzgarın
ardı sıra
gidecek,
deli gönlüm
bu mevsimde
hicranını
tek başına
çekecekti.
Ciseleyen
yağmur
gözyaşımı
yıkarken ,
yavaştan
yollara
düştüm.
Yabancıydı
her şey, bir
tek gerçek
vardı sendin
ama
gelmedin.
Oysa
sen gel
demiştin,
inandım.
Bana yabancı
sokaklarda
yürüyorken
tek başına,
gücümü
yüreğime
sardım.
Bilmediğim
bir eve
gitmek için
bir araca
binip yol
aldım. Onlar
beni tanıdı
ama sen
yoktun,
soluklanıp
elimi yüzümü
yıkadıktan
sonra tavşan
kanı çayla
demlendim,
dinlendim.
Yağmur
çiseliyordu,
kasvetli
mahur bir
vardı,
yaşadıklarım
beni
yanıltmadı.
Hazan
mevsiminde
yaprakların
dökülüşü
gibi, elime
düştü bütün
umutlarım.
Acıkmıştım,
buz gibi
mevsimin buz
gibi havası
esiyordu
içeride,
boğazımda
düğümlendi
yediklerim.
Saat gece
yarısını
gösterirken
geldin,
keşke
gelmeseydin.
O an çıkıp
gitmek geldi
içimden, buz
gibi havanın
esintisiydi
nefesin.
Oysa ben
uzaklardan
çok
uzaklardan
geldim.
Dinlenmek
için uyumaya
çalıştım,
zaman sabahı
müjdelerken,
an be an
geceyi
seyrettim.
Uyumadım!
rüzgarın
keskin ıslık
seslerini
yüreğimde
hissettim.
Tan gruba
doğarken
nasıl da
yırtıyordu
ıssız
geceyi....
Gökyüzü
maviden
griye
dönüp,yıldızlar
göz
kırparken,
ay
dolanıyordu
geceyi
sessizce.
Hazanda
morbenekli
kelebekler
uçurdun
gönül
bahçemden,
zemheride
kor ateşler
yaktın
ocağıma,
teşekkür
ederim sana.
Gel desen de
gelmem
artık, şimdi
yüreğimin
tozlu
raflarında
yalnızlığa
gömdüm seni.
En
çok yüreğine
dokunduğum
yüreğimi
özleyeceksin!.....