Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra Durmuş
Gülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
     
  
     MAKALELER  
      SAMİYE SEZEN SAYIN  
 

          DÜŞLER SOKAĞI
       
        Yaşlı dünyamızla birlikte bedenlerimiz, gün ve gün yenik düşüyor, zamanın getirdiklerine .
         Kentlerimiz kabuk değiştirirken, insanlık da bu değişime ayak uyduruyor. Değişim dalga dalga geliyor. Kıyıda köşede kalmış değerleri de her dalga vuruşunda alıp götürüyor. Ruhlar da, bedenler de günden güne  değişiyor diye düşünüyorum.
    Yaşadığımız zaman diliminin olguları, düşünce dünyamıza, duygularımıza ve de davranışlarımıza yön vermektedir. Ülkemizde de AB’ye girme sürecinde büyük değişikliklerin yaşandığı hissedilmektedir. Daha fazla özgürlük, daha fazla refah…
       Değer yargılarımız, toplumsal ahlak anlayışımız kapitalist düzenin çarkları arasında, kendine yeni bir versiyon çiziyor. Bireysellik, zenginlik ve güzellik, her şeye sahip olmak; etrafında  olup bitenlere duyarsız kalmak.  Kendinden başkasına hesap vermemek gibi . Sosyal, ekonomik ve teknolojik değişimler ; insanın dünyasında da belirsizliklere ve çatışmalara neden oluyor  zaman zaman. Sanırım bu çatışmaları hepimiz  yaşıyoruz.
         Cool takılmak, ideolojilerin, inançların, amaçların  yok olduğu bir nesil, insanı derinden düşündürüyor.
          Bu gece  Bursa kentimin sokakları ışıl ışıl. İçimi aydınlatıyor ama, ne yol kenarlarına açılan tezgahlar ne  adım başı  avuç açan insanlar, ne de  sevgilerini bir birine sunan, özlemlerini gideren, hasretlerini paylaşan insanlar beni hiç mi, hiç  etkilemiyor. İnsan  seli içerisinden hızla akıyorum. Zamanında yerinde olmak pahasına nice güzellikleri yitiriyorum, bir çok insan gibi.  Önümde genç bir grup pür neşe ... Etrafa neşe saçıyorlar. Şarkıları ile gönüllere huzur sunuyorlar, şakalaşıyorlar, iltifatlarda bulunuyorlar birbirlerine .Hepsinin kanı kaynıyor, kızlı erkekli… Etraftan tepkiler geliyor. Bunlarda ne, bu saatte bu kızların, bu oğlanların yanında işi ne ? Bu gençlik mi  ? Şaşkınlık ve gıpta dolu bakışlar arasında gençler yollarına devam ediyorlar.
           Sokaklarda erkek egemenliği hakim, yoluma devam ederken, belediyenin ramazan etkinlikleri karşıma çıkıyor. Harika bir organizasyon, sanki bir festival kutlaması var. Zekai Tunca‘nın konseri. Kalabalık. İğne atsanız yere düşmeyecek. Burada da ne yazık ki erkek egemenliği hakim… Nedir bu toplumun  hali demekten kendimi alamıyorum .
            O gecesi doyumsuz bir keyifle, Oktay Arayıcı ‘nın eseri olan “Nafile Dünya”adlı oyunu Ahmet Vefik Paşa tiyatrosunda izliyoruz . Dönüşte Zekai Tunca’nın eşsiz yorumu ve nefis sesi kulaklarımızın pasını sildi süpürdü. Geceye bir yıldız gibi düştü. Şarkılarla duygular derinleşiyor, davranışlarla bütünleşiyordu.
           Kentimin sokakları hareketli olabildiğince, hızına yetişmek yürek istiyor ve de gören göz. Herşey  güzel  ta ki metro girişine kadar! Heykeldeki kalabalığı geride bırakarak metro istasyonuna yol aldık.Ne de olsa zamanımız sınırlı idi. 24 ‘ten sonra ulaşım sorunu başlayacaktı. Merdivenleri hızlı hızlı inerken bitiminde genelde alışık olduğum, manzara vardı.Dokuz yaşlarında bir erkek çocuk. Merdiven bitiminde, bacaklarını karnına doğru çekmiş kollarını bacaklarına kelepçelemiş yorgun düşmüş  ve de üşüyen bir beden . Önünde de sakız   kutusu. Gelen geçen para atıyor.  Bir an durdum. ”-Hala sen burada mısın?” Sorusunu gayri ihtiyarı yöneltim. Canımı fena sıkmıştı.
           Başını kaldırıp, sadece soran gözlerle baktı… Benden beklediği paraydı. Kutudaki sakızların satılmasıydı. Dışarıdaki hayat onu hiç mi hiç ilgilendirmiyordu.
          Okula hiç gitmemiş. Yaşıtlarından  apayrı bir dünya da,  yatağında olması gereken saatte sokaklarda… İçime sindiremedim  .. Bu yoldan  her gün yüzlerce kişi gelip geçiyor. Yetkilisi yetkisizi. Görmemek mümkün değil.Bunun gibi  onlarca çocuk var.Sonuç duyarsızlık , vurdum duymazlık, eğitimsizlik.  Okula gitmeyen çocuk kalmasın diyoruz. Kampanyalar düzenliyoruz. El ele diyoruz ama…
Yanlışları değil, doğruları yakalamaktır, mantığından  hareketle,  oradan uzaklaşırken Şubat ayında Bursa İhtisas Hastanesinin bahçesinde yaşadığım olay gözümün önünde canlandı.
           Kış güneşinin ışınlarından yeterince yararlanmak isteyen insanlar gibi bizde kantinin önündeki masalara oturmuştuk. Çayımızı yudumlarken, hastanenin bahçesindeki hareketliliğe kendimizi kaptırmıştık. Ambulansların biri geliyor, biri gidiyor. İnsanlar sel gibi akıyor. Bir taraftan otomobiller diğer taraftan koşanlar, bağıranlar ağlayanlar tam bir kaos. Bir ara kantinin önünde uzun süre duran birkaç kişiye gözüm takıldı. Önlerinde boya sandığı 14 -15 yaşlarında esmer, tenleri yanık. Gözler simsiyah zeytin gibi. Elleri boya içinde. -Boyayalım abi !-Abla boyayalım mı?  Gelene geçene söz göndermesi yaparak işlerini yapmaya çalışıyorlar. Zaman zaman da masaların aralarında dolanıyorlar.  Birisi göz işareti ile yanıma geldi. Ayakkabılarıma baktı hemen.   Gözlerinin içine bakarak “ –Sen okula gidiyor musun” diye sordum. Birden anlam veremedi, neden sonra, -Evet gidiyorum dedi.Hangi okula gittiğini kaçıncı sınıfta olduğunu sordum. Peki neden buradasın? Okulda değilsin? Dediğimde çalışıyorum, para kazanıyorum, görmüyor musunuz? Gibi yanıt verdi. Annesinin  ve babasının okula göndermeyip, çalışması gerektiğini anlattı. Peki sen bir haftadır buralardasın  okula gitmiyorsun, seni okuluna bildireceğim dediğim de; engellendiğini ya da haksızlığa uğradığını düşünerek savunmaya geçti. Satranç oyununda olduğu gibi can alıcı hamle son hamlede gelir misali O nun hamlesi de  “Sen bizim ekmeğimizle mi oynayacaksın   geçimimiz bu, bizim “Oldu. Bir insanın davranışını belirleyen etkenler akıl, duygu ve inançlarıdır.  Çocuk ailenin değerlerini, toplum değerlerinden üstün tutuyordu. Kültürel değerlilik, sosyal yaşantı neydi? İnsan ilişkileri onun dar kalıplarındaki ilişkilerdi.
              Gecenin karanlığında yol alırken, geleceğin dünyasında bu günün yerini ve önemini irdelemeye başlamıştım. Yüreğimin derinliklerinden  de bir ses yükseliyordu.
      ”Herkes kadar yapıyorsan, hiçbir şey yapmamışsındır”, ”Yarınlar, yorgun ve bezgin kimselere değil, rahatını terk edebilen gayretli insanlara aittir.”

                                                               Samiye SEZEN SAYIN
                                                               BURSA-15/10/ 2005
 

 
     Ana Sayfa                                                                 
     
   
 

        

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi