Dr. Sait Güngör ELGİN
Eğitim Bilim Uzmanı
SMS: 0 532-516 09 28
EĞİTİMİ ETKİLEYEN
GELİŞMELER
Gerek sosyo-ekonomik baskılar gerekse
nüfus patlaması ve bilgi patlaması eğitimi
dışardan zorlarken, eğitim kendi içinde de
bir takım gelişmelerin ve zorlamaların
etkisi ile karşı karşıya bulunuyor.
Psikoloji laboratuarlarında elde edilen
bilgiler, uygulamalara, programlara,
kavramlara yeni yaklaşımlar getiriyor.
Psikolojideki Gelişmeler
Psikoloji alanında yapılan çok çeşitli
araştırmalar arasında bizi en çok
ilgilendiren öğrenme-öğretme süreçleri ile
ilgili olanlardır.
Hayvanlar üzerinde yaptığı deneysel
çalışmalarla öğrenme konusunda ortaya
koyduğu teori, yarım yüzyıl bütün diğer
öğrenme teorilerine hakim olan Edward L.
Thorndike’a aittir. Thorndike’e göre
uyaranlar ile tepkiler arasında kurulan
bağlar öğrenmeyi teşkil eder. (Uyaran-Tepki)
formülü ile gösterilir. Bu bir bağ kuramı
olduğu kadar bir pekiştirme kuramıdır da.
Sınama-yanılma yoluyla öğrenmenin,
hayvanlarda olduğu gibi insanlar arasında da
en yaygın bir öğrenme şekli olduğunu
belirtir. Sonraları seçme ve birleştirme
yoluyla öğrenme de denilen bu öğrenme
şeklinde birey karşılaştığı problem duruma
iyi bir çözüm bulmak için bazı tepkiler
gösterir. Bunlar arasından seçmeler yapar,
sonuçlara göre U-T bağları geliştirir, bazı
U-T bağlarını da atar. Çözüme ulaşınca aynı
yolu tekrarlar, zaman daha kısalmış U-T
bağları güçlenmiştir. Doyurucu (tatmin
edici) etkiler, bağı kuvvetlendirir,
rahatsız edici bir etki ise aynı tepkinin
tekrar edilme olasılığını azaltır.
Thorndike sınama-yanılma kanunlarının:
1-
Hazır oluş
2-
Egzersiz kanunu (tekrar)
3-
Sonuç-etki
kanunlarına bağlı olduğunu ileri sürmüştür.
Thordike, öğrenme
sürecini kontrol etmede ve öğrenmenin
verimini artırmada:
1-
İşe ilgi
2-
Gelişme isteği
3-
İşin kişi için önemi
4-
Problem tutumu
5-
Dikkatini verme
hususlarına dikkati çekmiştir.
Ödül ve pekiştirme
konusunda Guthrie’nin görüşü: “Ödül,
tepkileri bağlı bulundukları uyaranlardan
çözülmekten korur, çağrışımsal öğrenmeye
mekanik bir düzen dışında hiçbir katkıda
bulunmaz.”
Güvercinler üzerinde yaptığı deneylerle
öğrenme kuramını ortaya koyan Skinner’e
göre: “Hayvan öğrenmesi insanınkinden çeşit
olarak değil fakat derece olarak farklı,
düzenlenmiş ve küçük adımlara ayrılmış
bilgilerin ödül ve pekiştirme şartı ile
yanılgılar en aza indirilerek istenilen
davranış değişikliği sağlanabilir.”
Crowder ise, öğretmenin bir iletişim süreci
olduğu ve öğrenmenin bir kaç genelleme ile
açıklanamayacak kadar karmaşık bir süreç
olduğu görüşündedir.
Öğretme-öğrenme süreçlerini bireyselleştirme
ve etkinleştirme yolunda yapılan yoğun
uğraşılara örnek olarak: J. Stuart Mill,
Spencer, Maria Montessory, Maryward’ın
çalışmaları ve daha sonra Dalton ve Winnetka
sistemleri gösterilebilir.
Öğrenme kuramına getirilen yeni yaklaşımlar
ve öğrenmenin nitelenmesi için belirtilen
fikirler şöyle sıralanabilir:
1-
Davranışta bir değişme meydana gelir.
2-
Öğrenme bireyin aktif oluşu, bir
takım edimlerde bulunuşu veya yaptığı
egzersizlerin bir sonucudur.
3-
Öğrenme oldukça kalıcı bir davranış
değişikliğidir.
4-
Öğrenme doğrudan doğruya gözlenemez,
gözleyebildiğimiz bireyin performansıdır.
5-
Öğrenme kişinin daha sonra
karşılaşacağı durumlara farklı bir yaklaşım
göstermesine sebep olur.
6-
Öğrenme davranışın referans
çerçevesindeki işaret ve ipuçlarındaki
değişme demektir.
7-
Öğrenme, her şeyden önce psiko-sosyal
bir süreçtir ve nihai olarak bireysel bir
etkinliktir.
8-
Öğrenme, psiko-sosyal bir ortamda
meydana gelmektedir.
9-
Geleneksel öğrenme yöntemleri,
genellikle bir grup öğrenciye yapılmakla
birlikte öğrenen grup değil bireydir.
Sayın Prof. Dr. Fatma Varış: “Son yıllarda
öğretim alanında en önemli eğilimlerden biri
de öğretimin bireyselleştirilmesi olmuştur”
diyerek bireysel öğretime dikkatimizi
çekmiştir.
Nüfus artışı ve eğitimin yaygınlaştırılması
(eğitimde fırsat eşitliği), bireysel
farkların öğretimde dikkate alınması “Bu gün
okulların, hizmetlerini bir yandan büyük
kitlelere ulaştırmaya, diğer yandan
programlarını bireyselleştirmeye, öğretimi
daha etken ve verimli hale getirmeye
zorlandığı bir gerçektir.” Sözleri ile
eğitimdeki ana sorun ortaya konulmuştur.
Eğitim Teknolojisinin Gelişmesi
Teknoloji, teknik bilim anlamına
gelmektedir. Teknik bilim, bilimsel
bilgileri uygulamaya koyma yöntemidir. Öyle
ki bilimsel ilkeler, insan-makine
sistemleri, çevresel faktörler,
uygulama-kuram arası ilişkilerin uygun bir
organizasyonla isletildiği ve geliştirildiği
bir disiplin alanıdır.
1-
Eğitim için büyük olanaklar yaratan
bir eğitim teknolojisi hızla gelişmektedir.
2-
Bütün uygulamalar, kuramsal kavram ve
ilkelere dayalı olarak yürütülmektedir.
3-
Öğretim-öğrenim süreçlerinin
etkenliği öğretme-öğrenme kuramlarının
bilinçli olarak uygulanmaya konmasına
bağlıdır.
4-
Bu güne kadar eğitim alanında
kuramdan uygulamaya uzanan bir bütünlük
sağlanamamıştır.
5-
Comenius, Rousseau, Dewey gibi insan
öğrenimini ve öğretimini bilen eğitimciler
dışında öğretme-öğrenme süreçleri ve eğitim
yöntemleri üzerinde durulmamıştır.
6-
Uygulamalı eğitim bilimi geliştirmede
Joseph Rice ve Edward Thorndike çalışmalar
yapmışlar, ancak eğitim kuramları deneysel
araştırma ve uygulamalardan çok felsefi
tartışmalara dayandığı için etkili
olamamıştır.
7-
Eğitim teknolojisis ve öğretim
yöntemleri insan davranışını deneysel olarak
inceleme ve analiz etme sayesinde
gelişmiştir.
8-
Yakın zamana kadar eğitimde öğrenme
etkinlikleri bir teknoloji hüviyeti
kazanamamıştır.
9-
Öğretme-öğrenme süreçleri gereği gibi
anlaşılamadığı, bilimsel bir analize tabi
tutulmadığı sürece gerçekçi bir eğitim
sistemi geliştirmek olanaksızdır.
10-
Öğretme-öğrenme süreçlerinde
sistemler yaklaşımı, programlı öğretim, yeni
eğitim ortamları, sınıfta öğretmen-öğrenci
etkileşiminin analizi ve bütünüyle bir
eğitim teknolojisi bu yöndeki gelişmenin en
iyi bilinen somut örnekleridir.
11-
Gelişmeler, felsefe, bilim, teknoloji
bütünlüğü sağlamalı ve uygulamalara bilimsel
bir yön verilmesi mümkün olmalıdır.
12-
Eğitim teknolojisinin gücü sonuç
olarak onun dayandığı eğitim felsefesinin
kalitesi ve öğrenme biliminin güvenirliğine
bağlı olacaktır.
13-
Program geliştirme, öğretmen
yetiştirme, okul mimarisi, ders kitaplarının
seçimi, televizyon derslerinin üretimi,
program zamanlamaları ve bütçe teknikleri,
eğitimin birbiriyle ayrılmaz ilişkileri
olan, temel öğeleridir.
Bu gün uygulanmakta olan sınıf öğretiminde
uygulanmakta olan öğretme-öğrenme teknik ve
kavramının “modası geçmiştir”. Bu modelde
öğretme bilgi iletme, öğrenme ise bilgileri
bellemedir. Bu anlayıştaki tüm sınıf
etkinliklerinde
1-
Öğrenciler bireysel olarak
öğrenememektedirler.
2-
Öğrenci dikkatsiz ve pasiftir.
3-
Öğretimde kullanılan araç ve
gereçlerin organizasyonu yetersizdir.
4-
Bir öğrenci tamamen aktifken, başka
bir öğrenci tamamen pasif kalabilir.
5-
Öğrenci kendisine verilen sorulara
cevap verse dahi, verdiği cevapların ne
kadar doğru olduğu hakkında anında bilgi
alma olanağından yoksundur.
“Geleneksel görüşler aslında
yanlış olmayabilir; ancak, bunlar
‘yaparak-yaşayarak öğrenme ilkesi’ denilen
ilkeyi uygulamak için gerekli ortamı
yaratacak güç ve nitelikte olmadıkları gibi
bunun için gerekli köklü teknolojik
değişikliklere de açık değillerdir.
|