| |
EĞİTİLMEK
Mİ?
Bir çocuğu, bir yetişkini, bir
insanı eğitmek mi önemlidir yoksa eğitilenin;
aldığı eğitim ile uygulama yapması mı önemlidir,
ne dersiniz? Hemen herkes eğitim üzerinde
duracaktır. Eğitim olmadan kişinin yetişmesini
nasıl sağlarız. Bilimi, teknolojiyi,
davranışını, toplum içerisinde oturup
kalkmasını, işlevsel özelliğini hangi ortam ve
yerde yapması gerektiğini ancak eğitim ile
verebiliriz diyebilirsin. Haklısınız diyeceğim,
ancak sadece verilen, işe yaramayan; verilen
eğitimin uygulama alanı ve ne teknolojik alanda
nede sosyal yaşam içerisinde uygulama alanına
konmayan eğitime eğitmek mi denir? Neden eğitim
ve öğretim yapıyoruz? Ulus olarak geleceğimiz,
ulus olarak dünya durdukça kıyamete kadar Türk
Ulusu olarak tarih sayfasından ve bulunduğumuz
coğrafyadan yok olmamak için değil mi? Bu soruya
da yine evet diyeceksiniz. Hepinize teşekkür
ederim bu düşünceleriniz için.
Günümüzde eğitim ve öğretim anlayışı
değişti ne yazık ki! Eskiden alınan eğitim ve
öğretim anlayışı ile bu ulus neler yapmamış ki;
Orta Asya’da Ulus olarak ayakta kalmasını
bilmiş, Anadolu’yu kendisine yurt edinmiş,
Anadolu’da yaşarken yozlaşmak üzere olan diline
sahip çıkmış, 29 mayıslarda, 18 martlarda, 19
mayıslarda başlayan kurtuluş savaşlarının
kazanılmasına ve bizlere ise sadece öğünmekle
çevreye gülücükler dağıtmamızı sağlamıştır.
Gerçek eğitim almış eğitimin ve öğretimin ne
olduğunu anlayan gerçek liderler sayesinde bu
Türk Ulusu ayakta kalmasını bilmiş. Şimdi biz
geleceğin gençleri de dahil sadece seyircilik
yapıyoruz. Leyleğin ömrü lakla geçer misali
bizlerde her gün kahve köşelerinde, sosyete
toplantılarında, süslü basını ve tv lerinde
eğitimden ve ahlak anlayışından uzak günler
içerisinde günümüzü gün ediyoruz. Öğretmenine
saygısından dolayı her yerde önceliği veren bir
Fatih’in, gerçekten zeki ve başarılı olduğunu
öğrenip “Burada iki Mustafa var. İnsanlar
seninle beni karıştırmasınlar. Bundan sonra sana
Kemal ismini ben veriyorum.” diyerek bir ulusun
yok olmasını engelleyen öğretmenlerimiz
olmasaydı ve onlar iyi bir eğitim vermemiş
olsaydı acaba bugün ayakta kalabilir miydik?
Günümüzde eğitim anlayışımız da,
eğitim ve öğretim anlayışımız da değişti. Sadece
taklit ettiğimiz bir eğitim anlayışını
sergiliyoruz. Sık sık yaz boz tahtasına dönüşen
eğitim uygulamalarının yanı sıra çıkarcı bir
eğitim anlayışı yanı sıra; “ Ben yaptım, ben
uyguladım, ben karar verdim, sorumluluğu bana
ait, hesabını vereceksem ben veririm.” diyerek
sorumluluktan kaçan, yanıldıklarını belirtenler
gerçek eğitim ve öğretimi almış olsalardı
bunları söyleye bilirler miydi? Büyük bir deprem
sonrası verdiği sözü yerine getiremeyen
Japonyalı belediye başkanının intiharını
duymayan kalmamıştır sanırım. İşte alınan
eğitim, devlet adamlığı sorumluluğu, görevini
yerine getirememe, o kişiye intiharı seçtirmiş.
Ben ülkemizdeki yöneticilerin yaptıkları
yanlışlardan dolayı intiharlarını istemiyorum.
Devlete verdikleri zararları ödesinler, devlete
kimlerin ne kadar zarar verdiğini açıklasınlar,
devleti yönetirken acele ile verilen karalardan
dolayı hesap verilmesin diyerek kendilerini
koruma zırhından arındırarak; “ Bu ülkede,
ülkeyi yönetmeye talip olanların yaptıkları,
yapacakları yanlış nedeniyle mutlaka hesap
verir, vermelidir.” Düşüncesinin devlet yönetimi
felsefesine ve uygulama alanına girmesini
istiyor ve bekliyorum. Eğer bunlar yerleşirse
işte biz o zaman eğitime başlamış, devletin
geleceği garanti altına alınmış, devlet gerçek
yöneticilerini yetiştirmeye başlamış demektir.
Sözü fazla uzatmak istemiyorum. Eğitim ve
öğretim konusunda fazla kötümser olmak
istemiyorum. Benim öğretmenlik yaptığım yıllarda
özlemini duyduğum; öğrencilerime ısrarla
söylediğim, ancak çeşitli olumsuzluklar, yeterli
mali kaynak olmayışı nedeniyle yapmadığım bir
çalışmayı emekli olduktan sonra Aydın ili, Söke
ilçesinde eğitim öğretim yapan HİLMİ FIRAT
ANADOLU LİSESİ’nde gördüm. Bu çalışma ve
başarılarından dolayı başta okul müdürü olmak
üzere tüm öğretmenlerimizi kutlarım. Yabancı dil
bölümü öğretmenlerinin çalışmaları, Edebiyat
öğretmenlerinin çalışmalarını ilk gördüğümde
inanın gözlerimden mutluluk ve sevinç gözyaşı
aktı. Okulda kültürel faaliyetler içerisinde;
dergi çıkarmalarını, yazan öğrencilerini nasıl
desteklediklerini, genç yaşta başarılı
öğrencilerin yazdıklarını bir kitapta toplanarak
o kitapların basılmasına nasıl ön ayak
olduklarını gördüm. Merak edenleriniz okuldaki
yaşları küçük, ancak düşünce ve çalışmalarıyla
ne kadar büyük insanlar olduğunu görmek sanırım
okulu ziyaret eder veya telefon ederek bilgi
almak mümkün.
Evet değerli okuyucularım. Aslında o
kadar çok söylenecek sözler ve davranışlar çok
ki... Hangisini anlatsam bilemiyorum. Umutsuz
değilim. Mutlaka bu ülkede eğitim ve öğretim
anlayışı değişecek. Bu ülkede gerçekten eğitim
ve öğretimin uygulama alanına geçtiğini de
göreceğiz. Belki ben yaşım gereği göremeye
bilirim. “Umut fakirin ekmeğidir.” Demişler. Ben
boşa umut değil, gerçek umutları görmeyi ve
duymayı diliyorum. Geçmişte olduğu gibi bugünde;
sadece insanların eğitimi ve öğretimi için büyük
çabalar sarf eden, verdikleri ile yetinmeyip ne
kadar daha fazlasını verebilirim diye düşünen,
geleceğimizin gençlerini kendilerine emanet
ettiğimiz öğretmenlerimizin 24 Kasım öğretmenler
gününü kutlar, yaşamlarında ve çalışmalarında
mutluluklar, başarılar dilerim. Öğretmenler
gününüz kutlu olsun sevgili öğretmenlerim.
İzninizle genç yaşlı görevde bulunan, emekli
olan öğretmenlerimizin önünde saygı ili eğilip,
onların hepsinin ayrı ayrı ellerinden öpmek
istiyorum.
Saygılarımla.
Davutlar/ 22.11.2005
Hüseyin DURMUŞ
www.kafiye.net
|
|