GELECEĞİN EĞİTİMİ
NASIL OLMALI ?
Psikoloji alanında
yapılan öğrenme ile ilgili laboratuar
çalışmaları sonuçları, öğretimde öğrenciyi
merkeze alan programların uygulanmasının
eğitsel değeri, bireysel öğretime verilen
önemin artması, nüfus patlaması, bilgi
patlaması, kaliteli öğretmen istihdamının
her geçen gün sorunlar yaratması,
demokratlaşmanın gereği olarak eğitimin
yaygınlaştırılması ve fırsat eşitliği
ilkesinin önem kazanması, eğitimde yeni
yöntemlerin uygulanmasını zorunlu hale
getirmiştir.
Teknolojide görülen hızlı gelişmeler hemen
her alanda yeni gelişmelere yol açmış;
sanayi, ticaret hattâ evlerin mutfağı bile
bu gelişmelerden etkilenmiştir. Eğitim de bu
etkiden uzak kalamazdı. makinenin bir çok
alanlarda başarı ile kullanılması, bir çok
çağdaş sorunları çözmekle yüz yüze gelmiş
bulunan ve bunalımlı dar boğazlara giren
eğitim alanına da makinenin uygulanması
yirminci yüzyılın ikinci yarısında en çok
tartışılan, araştırılan bir konu haline
gelmiştir. 1960’larda bu tartışmaların,
denemelerin patlama noktasına ulaştığını
görüyoruz.
“Programlı Öğretim” ve “Makine ile Öğretim”,
bu gün artık laboratuar çalışmalarından
uygulama alanlarına doğru yayılma temayülü
göstermektedir.
“Programlı Öğretim”, “Öğretim Makineleri”
kavramları “Eğitim Teknolojisi” ve “Program
Geliştirme” kavramları ile birlikte
Türkiye’ye de girmiş ve “Programlı Öğretim”
alanında doktora tezi seviyesinde
araştırmalar yapılmıştır.
Makine ile Öğretimin deneme ve araştırma
alanına girebilmesi için programlı materyale
nazaran bazı güçlükler görülmektedir. Bu
güçlüklerin başında makine yapımının teknik
bilgi ve atölye imkanlarına lüzum
göstermesidir. Bu güçlük bilgisayarın
yaygınlaşması ile ortadan kalkmış, ancak,
bilgisayara uyarlanacak eğitim
programlarının yazılması sorununu gündeme
getirmiştir.
Yüzyılın ortalarına doğru eğitimde modern
öğretim tekniklerinin yoğun olarak
kullanılmağa başladığını görüyoruz.
Aslında yeniliklere öncülük etmesi gereken
eğitimin; bu fonksiyonunu yerine
getiremediği; çağın gerisine düştüğü,
endüstrinin baş döndürücü gelişmelerine ayak
uyduramadığı eğitimle ilgilenenlerce ifade
edilmeğe başladığından beri eğitimde
modernleşme çabalarının yoğunlaştığı
söylenebilir.
Eğitimcileri bu yolda çalışmaya zorlayan
sebeplerin başında sosyo-ekonomik gelişmeler
ve bunların yarattığı dev eğitim sorunları
gelmektedir.
Çağı karakterize eden nitelikler “büyük ve
yoğun insan toplulukları, aşırı hareket,
dinamizm, hızlı değişme, bilimsellik ve
teknik” olarak ifade ediliyor.
EĞİTİM SORUNLARI
Eğitim kültürel,
sosyal, ekonomik ve politik değişmelerin
etkisi altında devamlı değişme durumundadır.
Eğitim kurumları ve eğitim işiyle ilgili
olanlar bu etkileri görmek ve programlarını,
planlarını, stratejilerini buna göre yapmak
zorundadırlar. Esasen başlı başına karmaşık
bir yapıya sahip olan eğitimin dış
etkenlerin baskısı ile daha da karmaşık hale
geldiği; sorunların adeta çözülemez, kontrol
edilemez boyutlara ulaştığı ve sık sık
eğitimde bunalımdan söz edildiği bir
gerçektir.
Eğitimde çözümü
yıllarca çalışmaya neden olacak sorunları
doğuran olguların başında hiç şüphesiz NÜFUS
PATLAMASI yer almaktadır. Tek başına nüfus
patlamasının doğurduğu ekonomik, sosyal,
politik sorunlarla eğitim, içinden çıkılmaz
bir fasit daire içine itilmiş durumdadır.
Nüfus Patlaması
İnsanın meydana
gelişinden 1776 yılına kadar 500 milyona
ulaşan dünya nüfusu bundan, 200 yıl sonra
1976 da 4,1 milyara ulaşmıştır. 2014 yılında
yani 38 yıl sonra 8,2 milyara ulaşacaktır.
Bunun anlamı 1970 lere kadar dünya nüfusunun
iki katına çıkması için 10 000 yıl
geçmişken, bu 38 yılda bir iki katına çıkar
duruma gelmiştir.
Son yıllarda nüfusu
büyük olan ülkelerce alınan önlemlerle nüfus
artışı biraz yavaşlamış görünmektedir. Ama
sorun gene de önemini korumakta, dünya
nüfusu her şeye rağmen artmasına devam
etmektedir.. 1970 yıllarının temposu ile
artış devam etseydi 4,1 milyarı bulan bu
günkü dünya nüfusunun iki katına çıkması
için 38 yıl geçmesi gerekirken, alınan
önlemler sayesinde 41 yıl sonra aynı
seviyeye ulaşacaktır.
Nüfus artışının
gösterdiği bu manzara bazı eğitimcileri
eğitim problemlerinin hemen hemen çözümsüz
olarak niteleyecek kadar kötümser yapmıştır.
Bilgi Patlaması
Eğitim için en önemli
sorunlardan biri de şüphesiz BİLGİ
PATLAMASI’dır. Her geçen gün pek çok
uzmanlık alanında bilgi üretilmekte ve bu
üretimden ancak o alanın uzmanları
haberdardır. Bu artışın izlenmesi adeta
olanaksız hale gelmiştir. Mevcut bilgi
kapasitesinin her on senede bir iki katına
çıktığı düşünülürse artışın önemi
kavranabilir.
Bilgi ile eğitim
arasındaki ilişki o kadar doğaldır ki
birinciden söz edince diğeri derhal
hatırlanır. Eğitimin en başta gelen
görevlerinden biri de hiç şüphesiz yeni
bilgi ve deneyimleri yetişen kuşaklara
tanıtmaktır. Bu kadar hızla gelişen bilgiyi
kısa zamanda eğitim kurumlarında gençlerin
önüne sergilemek, onları bu bilgilerden
yararlanarak aşmalarını sağlamak eğitimde
önemli sorunlar yaratmıştır.
Gerek nüfus
patlamasının, gerekse bilgi patlamasının
yarattığı eğitim sorunlarının geleneksel
eğitim-öğretim yöntemleriyle
çözümlenemeyeceği bir gerçek olarak
ortadadır.
Eğitimde Fırsat
Eşitliği Yahut Eğitimin Demokratlaştırılması
Günün eğitim
kurumlarına entelektüel zevklerini tatmin
veya bilimsel tutkuları için, yalnız
aristokrat sınıflar ilgi gösterirdi. Okullar
genellikle paralı ve azdı. Toplumların sosyo-kültürel
yapıları sanayideki devrimsel gelişmelerle
değişmiş, politik ortamda demokratlaşma
kaçınılmaz bir hal almıştır. Demokrat
hükümetlerin vatandaşlarına götüreceği
hizmetlerin başında da eğitim ve sağlık
hizmetleri yer almıştır. İlköğretimin
parasız ve zorunlu olmadığı bir demokrat
ülke kalmamıştır. Bu gün yalnız ilköğretim
ihtiyacının karşılanması yeterli
görülmemekte, orta öğretim ve yüksek
öğretimde de parasız eğitim
yaygınlaşmaktadır.
Hükümetler halklarının
eğitimden eşit şekilde yararlanmaları için
kendilerini zorlamaktadırlar. Çünkü sanayi
eğitilmiş insan gücünü gereksinmektedir,
eğitilmiş insanların sanayide istihdamları
daha iyi şartlarla mümkün olmaktadır.
Seçmenler oylarıyla hükümetleri bu yöndeki
ihtiyaçlarını gidermek için
zorlamaktadırlar. Her bölgeye yeter sayıda
okul, iyi yetişmiş öğretmen, ders araç ve
gereçleri sağlamak çözümü zor problemler
olarak hükümetlerin, politikacıların devamlı
uğraşmak zorunda oldukları sorunlardır.
Demokratik toplumların
eğitimde fırsat eşitliğinden
yararlanabilmeleri için geleneksel eğitim
yöntemleri ile sorunların çözümünün
olamayacağı görülmektedir.
Teknik Gelişmeler
Teknik gelişmeler her
alanda çok önemli değişikliklere neden
olmuştur. Tarım, ticaret, ulaşım… vesaire
insan yaşamının hemen her kesimi bu
gelişmeden etkilenmiş; evlerin mutfağının
bile çehresi değişmiştir. Bazı el sanatları
kaybolmakta ve yerlerini fabrikalar
almaktadır. Dün bire üç ürün aldığı için
haline şükreden çiftçi, tarım araçları,
gübre ve sulama tesisleri sayesinde bire
yirmi verim alır duruma gelmiş, bu olay onda
bilime, tekniğe olan inancı artırmış ve
bunun sonucu olarak eğitime, kitaba….,
verdiği önem değişmiştir. Eskiden köyde işe
yarayacağı şüpheli olan çocuklar okumaya
teşvik edilir ve devlet kapısında bir iş
bulmaları için okutulurken, bu gün
okumaktan, başka faydalar beklenmektedir.
Orta Öğretim Kurumlarının geleneksel ve
ihtiyaca cevap vermekten uzak yapılarına
rağmen köylere kadar uzanmalarının nedenini
başka türlü anlamak mümkün görünmemektedir.
Evvelce pek az öğrencinin devam ettiği
teknik liselere bu gün öğrenciler seçme
sınavları ile alınmaktadır.
Sanayideki gelişmenin
eğitimi ne kadar etkilediği bunlara benzer
daha bir çok örnekle gösterilebilir.
Eğitimin de endüstri üzerinde etkileri daima
kabul edilmiştir. Endüstri ile ilgili
yetkililer eğitimin önemini o derece inanmış
görünmektedirler ki eğitim vakıfları
kurarak, burslar vererek, iş yerlerinde
hizmet-içi eğitim kurs ve seminerleri
düzenleyerek bu eğilimlerini açığa
vurmaktadırlar. Bu gün bir çok fabrikada
hizmet-içi eğitim seminer ve kursları ile
ilgili eğitim çalışmalarını düzenlemek üzere
eğitim uzmanları istihdam edilmektedir.
Sanayinin eğitime
niçin bu ilgiyi gösterdiğini anlamak
mümkündür. Devamlı değişen ve gelişen
teknolojiye ayak uyduramayan kuruluşlar
fonksiyonlarını çok çabuk kaybettiği içindir
ki yenilikleri izleyebilecek yetenekli
personel aranmaktadır. Eğitim kurumlarının
da bu potansiyelde personel yetiştirmesi
istenmekte, eksiklikler hizmet-içi kurları
ile giderilmeğe çalışılmaktadır.
O halde çağdaş dünyada
eğitim-öğretimin “çok kere hafıza için bir
yük teşkil etmekten ileri gitmeyen bir takım
dağınık, ölü ve geçersiz bilgiler kazandırma
yerine, temel kavram ve ilkeler etrafında
bir anlama ve düşünme faaliyeti olması
gerekir.”
Görüldüğü gibi
endüstrinin istediği insan gücünün
yetiştirilmesi sorununun, geleneksel eğitim
anlayışı ile çözümlenemeyeceği
anlaşılmaktadır.
Dr. Sait Güngör ELGİN |