|
|
| |
ŞİİRLER |
|
| |
İSKENDER
PALA |
|
| |
GÖZ
YAŞIM
Gözyaşım,
Dizeler güzeli dedim sana inci inci, ve güzeller
incisi koydum
adını dizi dizi…
Yabanlara gönderdiğimsin hem akın akın,
hem canımı verdiğimsin uzak yakın…
Sevgilinin geleceği yolları sulayıp süpürmek için
sakladım seni…
Kirpiklerimi süpürge ettim;
sultanlar ayağına düşürmek için tuttum ve bırakmadım
seni.
Gözyaşım,
Bütün boşluklarını sen doldurdun ömrümün…
Söylenmedik sözler yerine sen vardın yanımda.
Sevdaya dair yeminlerden sonra sen vardın.
Köhne zamanın direnci adına,
acı çağların yaşlısı ve genci adına yine sen vardın.
Dikenler gülden habersiz iken, gözler dilden de
fersiz iken;
zamanından geriye düşmüş acılar için,
mânâda biçimleri yitiren sancılar için;
aynalarda eriyen sırlardan taşarak,
ucu kıyamete çıkan asırları aşarak;
gerçekten daha gerçek kelamlarda ve
Güzeller Güzeli’nden vuslat müjdeli selamlarda sen
vardın...
Hep sen vardın...
Bir gözyaşı, gül mevsiminde güle karşı akarsa
aşk olur adı; sevgiyi damıtır en derin yerinden.
Suçlardan sonra tenha gecelerde akarsa tevbedir
tadı;
gönülleri arıtır en kara kirinden.
Madem ki gözyaşı bir kutlu demdir, elbette bir
erdemdir.
Bir gözyaşı, bir cevherdir ateşten kaynayan ve alev
gibi yanan.
Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın
olur.
Bir ateş düşünün, dumanı âh ile çıkar da külleri göz
yaşına karışır ya…
Hayat bir mum alegorisidir hani,
mumun başındaki yanış gözde yaş olur da gözyaşı
alevle barışır ya…
Alev can ipliğini yakınca, acıdır ki, bedenini
eritir de mumun,
su ile alev birbiriyle yarışır ya…
Aşıka göre cennet olur cinnet ve kendi gözyaşında
boğulur akıbet...
Gözyaşıdır ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar.
Arıtır ve eritir; temizler ve gizler… Fazilettir,
diyettir…
Bu yüzden denilir ki gözyaşı yiğitler kârıdır ve
civanmertler vakarıdır.
Şaire unuttuğu mısrayı bir gözyaşı hatırlatır,
şehrazad üveyikler uçuran acıları bir gözyaşı
anlatır.
Sancılı damarlarda ölümcül çılgınlıkları gözyaşıdır
okuyan satır satır.
Toplasan gözyaşlarını âşıkın, dalgalı bir deniz
olur;
süzülürken bağrından, yakar geçer iz olur.
Yalnız doğar gibi her insan,
yalnız akar her damla ve yağmur yağmur gözyaşıyla
ıslanır nisan.
Bir kere ölür de kahır yüklü savaşlarda nice aylar
batar
ve Filistin’de sapanlar çakıl taşları,
takaroflar kurşun yerine gözyaşı atar.
Ceylanları âmâ düşürünce avcılar,
avcıları ceylanlar vurur,
ve hamuru sevdaların, gözyaşıyla yoğrulur.
En son, yağmur kuşları konar kuşpalazı
çocukların salıncaklarına, gözyaşı şefkat olur.
Gözyaşı ki, kişinin kendisiyle kavgasının sonunda
akarsa tomur tomur mercandır;
ve eğer pişmanlıklarla tartılırsa mübarek bir
heyecandır.
Gül yüzlülerin kirini gülsuyu kokan gözyaşları alır…
Ve damla damla gül dökülen ellerde gül kokusu kalır.
Tohumu eken bilir
Göz yaşın döken bilir
Gül kadrin diken değil
Çileyi çeken bilir
Gel ey gözyaşım,
Bulutuna sadık yağmurlar gibi gel,
ve kadim bir dostu uğurlar gibi git…
Bir atımlık mesafede yalnızlığın kurşunlanan
coşkusuyla gel,
geleceği savaşa mecbur annelerin korkusuyla git…
Geceyi içine döken tomurcukların yeşiliyle gel;
goncayı açılsın diye bekleyen bülbülün diliyle git…
Bülbüller konan dallarda yaprak gibi gel,
ve derinlerde bendini yıkan bir ırmak gibi git.
Yalınkalem savaşlara meftun acılarla gel,
pişmanlık dolu yüreklerden sancılarla git…
Ve ağlamaktan korkma gözüm!..
İskender
PALA
|
|
| |
ANA SAYFA |
|
|
|
|