|
HAKLI
ÇIKMAK
Merhaba sevgili dostlarım. Bugün hiç
keyfim yok biliyor musunuz? Moralim bozuk,
bir haftadır ne yapayım, ne söyleyeyim, ne
düşüneyim diye inanın içim içimi yiyip
bitiriyor. Canım nasıl sıkılmasın ki?
Aslında sizleri de sıkmak istemem ama
söylemeden geçemeyeceğim.
Son iki haftadır okullarımızdaki
öğrencilere bir hal olmaya başladı. Aslında
başlamadı, bunun başlayacağını daha önceden
bir yazımda söylemiştim. Eylül/2005 ayında
bu sayfada iki hafta süren bir yazım vardı.
“ Haykırmak İstiyorum” diye Milli Eğitim
Bakanına seslenmiştim. Aynı yazıyı da
Haziran ayında web sayfamda yayımlamıştım.
Belki hatırlayacaksınız; bu öğrencilere,
gençliğe yazık etmeyin sayın bakanım,
eşitsizlikten, adaletten ayrılmayın. Sınıfta
derslerinden kalan, okumayacağım diyerek
okulu terk eden, kendi isteğiyle tasdikname
alan öğrencileri affetmeyin. Bırakın sınıfta
kalsın, dersten kalsın. Eğer bunu
yapmazsanız bu öğrenciler ileride sorun
yaratır. Bu kararınızdan dönmezseniz beş
yıl, en geç on yıl sonra ortalığı
karıştıracak sorumsuz bir gençlik
yetişecektir. Yapmayın, geri adım atın
demiştim. Tabiî ki sakalım yok ki beni
dinlesin sayın bakanımız. Onun oy kaygısı
var, benim ise insan kaygım vardı. Ben genç
nesli düşünüyorum, siyasiler ise
koltuklarının kaygısında. Onlarla benim
aramdaki fark, ben insana yapılan yatırımı,
eğitimi düşünüyorum, bakanımız ise siyasi
yatırımını düşünüyor.
Ben en erken beş yıl diye
düşünürken birinci yılda öğrenciler bir
birlerine girmeye başladılar. Okullara
gitmeyip eğlence yerlerine gidiyorlar. Hani
arada sırada okula uğramıyor demesinler diye
de okula uğruyor sorumsuz, beceriksiz, ders
çalışmayan, öğretmenine tepeden bakan,
ukala, kendini bilmez densiz öğrenciler. O
yetmiyormuş gibi öğretmenlerine attıkları
havanın cabası ayrı. Bu konuda asla haklı
çıkmak istemezdim. Ne yazık ki, görünen köy
kılavuz istemediği gibi bela da geliyorum
demez. Ne yazık ki bu bela kısa zamanda
geldi. Bu konuda daha geniş detaylı yazı ve
tavsiyelerim olacak.
Birde moralimin bozuk olduğu
diğer konuya geleyim. Sevgili dostlarım,
bildiğiniz gibi ben Davutlar’a geleli daha
bir yıl olmadı. Ama ben Davutlar’ın 1977,
1978, 1979 yıllarında yaz aylarında her
hafta geldiğimi daha önce söylemiştim. O
dönemdeki fırındaki tava ekmeğini hala
bulamıyorum. Kayıp, bulan olursa bana hemen
getirsin dostlarım. Hani o güzel domatesler,
sebzeler, şeftaliler diyeceğim bu yaz yine.
Lütfen üreticiler saydığım yılların
ürünlerini yetiştirsinler de ben de rahat
edeyim. Sağlığımdaki düzelmenin hızı artsın.
Artsın ki Davutlar olarak tekrar nam salın
ortalığa.
Sevgili dostlarım şimdi sıkı
durun. Beni en çok üzen olayı söylüyorum.
Davutların simgesi olan çift yönlü yolunda
benim yaşımdan büyük, beklide bir çok
sevgilinin ismi yazılı olan, altında
dinlenip bu vatanın kurtarılması için
savaşan, bu ağacı dikenden Allah razı olsun
diyen insanların hayır dua ettikleri bir
DUT ağacı katledildi. Katledildi
diyorum, böyle bir ağacın tarihi eser olarak
korunması gerekirken katledildi sevgili
dostlarım. Orman haftası nedeniyle ağaç
dikilirken, var olan ağaçlar kökünden
söküldü, yerine yenisi dikilmek kaydıyla
diye. Ama beni üzen, sanıyorum tüm Davutlar
halkını, Davutlar insanını üzen bu katliam
bana göre tarihe de saygısızlık oluyor.
Avrupa’da bu tür ağaçlar özel koruma altına
alınıyor. Eğer oralardan yol geçecekse
yollar ağaçların sağından ve solundan
geçirilir. Böyle katliam yapılır gibi yol
sorunu bile yaratmayan ağcı köklemek
değildir.
Evet sevgili dostlarım.
Aslında söylenecek çok şey var. Sadece şunu
istiyorum. Yerinden sökülen asırlık dut
ağacının özel koruma altına alınmasını.
Kurutulmuş haliyle simgeleştirilmesi. Eğer
bu yapılamayacaksa, dut ağacından çok güzel
saz olur. O asırlık ağaçtan çıkarılabildiği
kadarıyla saz çıkarılsın, o sazlar her
çaldıkça; aşıkların isimlerini, hiç sebepsiz
öldürülüşünü dile gelerek söylesin ki, ona o
cezayı reva görenler belki hatalarından
dolayı pişmanlık duyar da bundan sonra öyle
asırlık ağaçlara dokunmazlar.
Kalın sağlıcakla.
Davutlar/31.03.206
Hüseyin DURMUŞ
|