|
Merhaba
değerli dostlarım;
Bana Karadenizli bir
hemşerimden bir hafta önce bir mektup geldi. Mektubu
okuyunca çok üzüldüm. Mektubu sizlere aynen
sunuyorum.
Bu konu ile ilgili olarak bir
Karadenizli olmama karışın hiç yorum yapmak
istemiyorum.
Saygılarımla.
Serap DURMUŞ
HASTANEMİ İSTİYORUM
" Çok küçük yaşındaydım hayatımdaki en önemli
insanlardan birini kaybettiğimde. Uzun bir süre
anlayamadım nereye gittiğini? Neden o tahta yatakta
bembeyaz yüzüyle hareketsiz yattığını? canım
babamın. Çok erken öğrendim ölümün acı tadını. Çok
acıttı ölüm içimi.
Ama ben birçok çocuğa göre şanslıydım. Her
şeyden önce babam yok yoksul bırakıp gitmedi. Her
şeyi çekip çevirecek güçte, kalbinin güzelliğiyle
hiçbir sevgiyi eksik etmeyen bir anneye sahiptim.
Annem genç yaşında büyük aşkını kaybetti. O da tattı
ölümün acı tadını. Kimbilir neler
yaşadı, neler hissetti. Sanırım yarım kalan aşkını
ahirette yaşamak planı. Ama önce iki yavrusunu
ayaklarının üzerinde duran bireyler haline getirmek.
Allah ömür verdikçe onların mutlulukları ile beraber
sevinmek.
Ben şuan 25 yaşımdayım ve lösemi hastasıyım.
Ölüp gitmek hiç umurumda değil aslında. Herkes bir
gün ölecek nasılsa. Bir şeyler vesile olacak ölüme.
Belki benim sebebimde bu hastalık olacak. Ama
vazgeçmedim yaşamdan, eksiltmedim gülümsemeyi
yüzümden. Daha yaşayacağım gün sayısı belli değil.
Bunu bir tek Allah bilir. Az da olsa çok da olsa
benim de her günüm değerli. Yaşayacağım her günümü
tadına vara vara. Herkeste olduğu gibi kimi zaman
acı kimi zaman güzel günlerimi. Yalnız artık yapmak
istediklerimi ertelemiyorum. Savaşacağım da bu
hastalıkla çünkü Allah’ım bedenimi korumak için
görevlendirmiş beni. İntihar edene cennetimde yer
yok demiş. Ben savaşmazsam hastalığımla intihar
etmiş olmaz mıyım? İllaki öleceksem bir gün, ahirete
gideceksem yerimin cennet olmasını istiyorum.
Savaşacağım bu hastalıkla çünkü ben ağladıkça benden
çok ağlayan ben güldükçe benimle gülen sevdiklerim,
anam için. Acı sonu beklememek için. Hiç sonu
gelmeyen yapacaklarımı yapmak için.
Ben aslında çok şanslı bir lösemi hastasıyım.
Sağlık sektöründe çalıştığım için çok erken öğrendim
hastalığımı. Tedavimin çok daha kolay olacağını
söylüyorlar. Mesleğimden dolayı tedavimi
kolaylaştıracak, bana yardımcı olacak bir sürü
dostlarım var. Allah’a şükür maddi sıkıntılarda
çekmeyen biriyim. Paranın hastalıkta önemini görecek
kadar çok insan tanıdım ve yaşıyorum.
Ben 1986’da Giresun’da yaşıyordum. Çernobil
yüzünden mi hastayım diye düşünmekten kendimi
alamıyorum. KML tipi löseminin özellikle radyasyona
maruz kalan kişilerde sıklıkla görüldüğü söyleniyor.
Benim amacım Çernobil Karadenizli’yi öldürüyor mu
diye bir polemik yaratmak değil. Çernobil yada
herhangi başka bir sebep değil konumuz. Konu
Karadeniz Bölgesi’nde kanser vakalarının hızlı
artışı, acıyan yüreklerin hızlı artışı. Bir
hastahaneye ihtiyacı var Karadenizin. Hemde en kısa
zamanda. Tedavi ve Araştırma Hastanesi. Bu durumun
tartışma konusu olmasını bile saçma buluyorum.
Sonbahar gelmiş gibi Karadeniz’e gencecik fidanlar
daha yeşermeden soluyor. Bu gerçek herkes tarafından
da biliniyor. Her hastanedeki kanser vakalarının
büyük bir çoğunluğu Karadenizli. İstiyorum bu
hasteyi artık fidanlar yeşersin diye. Anaların
yüreği acımasın diye. Eğer acımıyorsanız bunca
insana birde şu yönden bakın. Belki de kanserin
tedavisi Türkiye’de bulunacak. Çünkü araştırma
yapabileceğiniz büyük bir potansiyele sahipsiniz. Bu
insanları bir yandan tedavi edip bir yandan da
yüzyılın buluşunu gerçekleştirmeniz, kanseri
yenmeniz bir mücize olmaz sanırım.
Ben tattım ölümün acı tadını. Babamın yokluğu
yüreğimden hiç eksilmedi. Ama bir ananın, bir
babanın evladını kaybetmesi yüreği yok eden bir acı
olsa gerek. Savaşıyorum anam bu acıyı tatmasın diye.
Ellerimi açtım Allah’ıma dua ediyorum hakkımızda en
hayırlısını versin diye. Yöneticilerimize,
büyüklerimize, alimlerimize sesleniyorum.
Savaşımızda bize yardım edin diye. Bu hastahane bir
lüks değil acil bir ihtiyaç. Acı çekenlerin
acılarını azaltın. Unutmayın belki de bu acının sonu
da gelecek sayenizde."
|