Sabah dükkanı babam
açmıştı.Bu hafta hep
o açtı zaten.Çok
şükür sağlığı
düzeldi.Ciğerlerinden
biri tamamen
düzeldi, diğerindeki
su oranı
azaldı.Doktor artık
kendini yormadan
çalışabilirsin
dedi.Üstelik
vücudunda oluşan ve
kötü bir şey çıkacak
diye bizi korkutan
kütle de yavaş yavaş
kayboldu.Bu yaştaki
bir adama kötü huylu
çıksa bile ameliyat
izin vermemişti
doktoru. Ailemizin
her bir üyesi kendi
içinde endişe taşıdı
hep.Birbirimize
söylemesekte için
için
korkmuştuk.Allah
biliyor ya hepimiz
içimizden aynı
düşünceyi
kovuyorduk. Ya
iyileşemezse? Ya onu
kaybedersek....
İşte tam bu süreçte
köpegim hastalanmıştı. 1
hafta gözümüzün önünde
erirken benimle birlikte
en çok babam
üzülmüştü.Her dakika
gelip gelip
bakıyordu.İkisinin
hastalığı birbirine
karışmıştı. Ve bu
iyileşme savaşında
köpeğim snopy yenik
düştü.
Yılbaşı gecesi babam
erken yattı.Ablam ve
çocuklar son anda bize
gelmekten
vazgeçmişlerdi.Annem ve
kız kardeşimle saat 12yi
vurduğunda önce babamın
odasına koştuk öptük.Bu
sene de hep beraberiz
diye şükrettik.Sonra
salona geçtik
birbirimizi kucakladık.
Annem bu yılbaşı bu evde
tek eksiğimiz snopy, o
kendini feda etti.Bu
evden bir cenaze
çıkacaktı, o baban
olacak diye çok
korkmuştum ama snopy
öldü dedi.
Gözyaşlarımızı tutamadık
o an.Sevincimle üzüntüm
birbirine karışmıştı.
Bir yandan köpeğimi
kaybetmeye üzülürken,
bir yandan babamın
varlığına
şükrediyordum.20 gün
geçti.Ben hala
köpeğimin ölümüne
alışamadım.
Sabah babam açmıştı
dükkanı ya, ardından
kardeşim gitmişti yanına
her zamanki gibi. Sonra
da annem. Öğlende de ben
gittim.Annem babamı alıp
eve döndü istirahat
etsin artık diye.
Kardeşimle ben dükkana
bakmaya devam ettik. Her
zamanki gibi dükkanda
lavabo olmadığından eve
yollandım birkaç saat
sonra.Yolda önümde
sahibi ile komşumun
köpeği çıktı. Snopyinin
arkadaşı.Elimde olmadan
buruklaştım.Tam
kapılarının önüne
geldiklerinde snopye çok
benzeyen şeker şey
durdu, dönüp bana
baktı.Kuyruk sallamaya
başladı. O an köpeğim
bana bakıyormuş gibi
hissettim.Tutamadım
kendimi bir
türlü.Gözyaşlarım
dökülürken gözlerimden
eve çıkamadım
hemen.Bahçeye
geçtim.Ayak basılmayacak
en ücra köşeye gül
ağacının dibine
gömmüştük köpeğimi.İçim
öyle rahat etmişti.
Derince kazmıştık
mezarını.Üzerine
tahtalar koymuş,
toprağının üstüne de
taşlar dizmiştik.Kediler
kazmasın diye. Mezarının
başına geldiğimde
hıçkırıklarımın arasında
seni seviyorum
diyebildim sadece.
Yukarı çıktığımda
salonda tv seyreden
babama
uğrayamadım.Gözlerimden
ağladığımı anlayıp
üzülmesin diye.Apar
topar lavaboya girip
çıkmış, annemle göz göze
gelmemeye çalışarak
kaçmıştım evden. Akşam
olana kadar da
oyalanarak unutmaya
çalıştım o anları.
Akşam eve geldiğimizde
annem sofrayı
hazırlamıştı her zamanki
gibi. Sofraya oturmadan
önce babam uzandığı
kanepeden seslendi bana.
Eve gelip gitmişsin,
niye uğramadın kız bana
diye şaka yollu
azarladı..Kendimi
kontrol edebildiğim için
artık söylemek zorunda
kaldım. Yalan
söyleyemedim. Benim
kadar üzülemezsin sen
dedi. Hep benim
yanımdaydı o. Doğru,
hastalığının ilk
dönemlerinde ben
çalışıyordum.Ve snopy
babam evde olduğu sürece
hep yanındaydı. Hatta
babam hasta değilken
bile hep yanındaydı. Bir
bana gelirdi zaten birde
ona.
Ama kızım yaşlanmıştı
dedi. Hepimiz göçüp
gideceğiz bu dünyadan.
Bak ben kaç kayıp
verdim. Sonra saymaya
başladı. Liste çok
uzundu. Haklıydı,
babanemi, dedemi,
dayımı, yengemi, halamı
ve daha birçok kişiyi
toprağa vermiştik.
Sürekli babamın
dostlarından acı
haberler alıyorduk. O an
babamın duygularını
düşündüm. Acı aynı idi,
ölüm acısı ama
düşünceler çok
farklıydı. Babam da
kendi sonunu düşünüyordu
o an belli ki. Kem
kendine hem de bize
alıştırarak. Acım daha
bir katlandı. Her
zamanki gibi kaçmaya
çalıştığım düşünceler,
duygulardı bunlar. Yine
kovdum kafamdan. Böyle
şeylere insan önceden
kendini hazırlayamıyordu
ki.
Bu evde en sessiz üyeyim
ben. Annem babam ve kız
kardeşimin ben evlenip
gittiğimde kurdukları
dünyayı hiç bozmadım
boşanıp geri döndüğümde.
Hep kendimi dışarda
bıraktım. Kendimce
onların güzel dünyasının
büyüsünü bozamadım. Bir
aile olsakta, aynı evde
yaşasakta ben hep
dışarda bıraktım
kendimi. Duygularımı
düşüncelerimi de kendime
sakladım. Birçok şeyi
düşünmeyen, birçok şeyi
paylaşmayan, yemekten
sonra odasına çekilen
biri gibi görünüyordum
belki onların gözü ile,
oysa beynimde nice
duygu ve düşünceyi
barındırıyordum
dostlarımla paylaştığım.
Acımı, kederimi yıllarca
dostlarımla dışarda
yaşadım.Onlarla
ağladım.Ailemin yükünü
üzerlerinden alamamanın
üzüntüsü idi bu
çoğunlukla.Kendime bile
itiraf etmesemde hep
içimdeki acı buydu.için
için beni üzen.
Yıllar önce annem ve
babamı günü birlik turla
uludağa göndermiştim.
Çok eğlenmişler aylarca
ballandıra ballandıra
anlatmışlardı. Sonra
maaşımı alıp annemi ve
kardeşimi tatile
götürmüştüm. Şimdi
yıllar varki ne deniz
gördüler, ne de
eğlence..
Snopyi kaybettiğimde onu
son bir kez çimenlere
götürüp dolaştıramadığım
için günlerce üzüldüm.
Ya aileme
yapamadıklarımın
üzüntüsü.. Şimdi bu
denli yaşıyorken bu
üzüntüyü ilerde nasıl
taşıyacaktım. Yürek bu
kadar güçlü
olabilecekmiydi.
Dayanabilirmiydim bu
acıya..
Birbirimizden çok
farklıyız 3 kardeş. En
çok kızkardeşim öper
annemi ve babamı. Ben ki
sevdiği insanlara
sarılmadan doymayan,
öpmeden hasreti geçmeyen
duygusal biriyim, çok
sevmeme rağmen babama
doya doya sarılamadım
bir türlü..O da bana gel
kızım sarılalım demedi.
Çünkü ikimizde
duygularımızı hep
içimizde yaşadık
birbirimize belli
etmeden. İki güçlüyü
oynadık, kendimizi
kandırdık. Çok duygusal
değilmişiz gibi
davrandık. Hala rol
yapıyoruz babamla
birbirimize. Oysa
ikimizde biliyoruz ki
uzaktan bakışlarımız ile
birbirimize sevgimizi
yolluyoruz.
Ona sarılıp sarılıp
öpmesemde, saatlerce
oturup dertleşmesemde
orda, salonda kanepede
olduğunu bilmek, odamda
en azından bu huzurla
oturmamı sağlıyor.
Galiba kendimizi hep
böyle avutuyoruz. Sahip
olma duygusu bizi ayakta
tutuyor.
Şimdi gecenin birinde
oturmuş bunları
yazıyorum. Babam çoktan
uyudu annemle birlikte.
Ve ben uyanmadan çoktan
kalkıp kahvaltısını
etmiş olacak. Ve yine
erkenden ekmek kapısını
açacak rızkını kazanmak
için.
Yine bu satırları onlar
hayattayken yazmanın
verdiği huzur bir yana,
içimde dönüp dolaşan
duygu ve düşüncelerimin
karmaşasını atmaya
çalışıyorum. Yine bir
umudu yakalayıp, yine
ayaklarımın üstünde
durup, yine eski günlere
kavuşmayı
gerçekleştirmek için güç
bulmalıyım.Kız kardeşim
gibi aileme destek
olmalıyım. Hayat devam
ediyor.
Affet beni babam. Keşke
değiştirebilsem bazı
şeyleri. Gücüm buna
yetmiyor. Ama gücüm şu
an gecenin bir yarısı
seni yazmama yetiyor. Ve
sen bu satırlardan
haberdar olmasanda ben
yazıyorum işte.Son
kelimelerimi de yine
içimden geldiği gibi
yazacağım.
"seni çok seviyorum
babacığım." Ama sen
zaten bunu biliyorsun
eminim. Allah sana
sağlık, huzur ve hayırlı
kazançlar nasip
etsin.Rızkın bol olsun
canım benim.
Ortanca kızın
Not. Siz bu satırları
okurken ben yeniden
çalışmaya başladım.Ve
babam sağlıklı çok
şükür.Ama ben hala
köpeğimin yokluğuna
alışamadım.
Şule Akar
10.01.2007 Saat.01.20-
11.02.2007 saat.24.00