Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra DurmuşGülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
  Yunus Emre
Pir Sultan Abdal
Köroğlu
Erzurumlu Emrah
Dadaloğlu
Aşık Veysel
 
     MAKALELER                                          
   GÜNEŞ  KAYACAN  
 


      
HAYKIRIŞ

          Dünyaya gelmeden “güle güle!” demeyi öğrenen bebekler ve şehirdeki masum çocuklar...Oyun yerleri, bombaların atıldığı, kana boyanmış topraktan gelen, ağır bir kokunun sardığı bomboş sokaklardı.

          Paramparça bir şehir, ıssız sokaklar, terkedilmiş evler ve ölüme sığınmaya mahkum insanlar!Her yeni gün; bir başka ölüm, her yeni yıl; bir başka acı, her gelecek, dibi görünmeyen karanlık bir kuyu bu şehirde!

          Şehir yalnızdı, yapayalnız. Paramparça olmuş şehrin, her bucağına acı taşıyan haykırışlarıydı şehirde tek hissedilen.Şehirden dışarı taşmayan haykırışlar. Her insanın hissedebileceği haykırışlar değildi şehrin haykırışları. Şehirden dışarı taşan tek şey; giderek şehri yutan kan gölüydü.

          Hiç kimsenin umurunda değildi bu doymak bilmeyen kan gölü!Hiç kimse farkında değildi, dünya kör olmuştu!Açın gözlerinizi, uyanın artık!Görünmez bir güç bu şehri ele geçirecekti, âdeta hipnoz etmişti dünyayı. Yoksa dünya ile güneş körebe mi oynuyordu?Esrarengiz bir güç dünyanın gözünü bağlamış, hadi güneşini bul diyor. Dünya güneşini arıyor, kışını yaşıyor.

          Şehir duraksadı ve dinledi küçük bir çocuğun sözlerini: “Anne baksana güneş doğuyor, hadi uyan sabah oldu.” Yerde uzanan, bir kadın cesedi. Çocuk annesinden cevap alamayınca, etrafında olanlardan habersiz, anlamsız duyguların hakim olduğu masum bakışlarda etrafı süzdü.Ardından gelen; şehrin haykırışlarında boğulan, çocuğun hıçkırıkları. Yalınayak, yüzü gözü kir pas içinde, ağlamaya başlamıştı çocuk, önceden olacakları sezmiş gibi.

          Ruhunu kaybetmiş düşman askerlerinin ayak sesleri ve pis gülüşleri duyuldu ve sonra da çocuğun hıçkırıklarını kesen bir patlama!Alnından fışkıran kanla, çocuk, yanıbaşındaki annesinin cesedi üzerine yığılıverdi.Şehirdeki tek yaşam belirtisini de silmişlerdi.

          Gökyüzünden serpilen kurşun yağmurunun her damlasıyla genişleyen kan gölünde, derinden gelen haykırışlarıyla boğulan şehir, vatan toprağının üzerine örtülen bir al şal gibi, masum insanların cesetlerinden akan kanların, derin fısıltısını da içine çekerek son nefesini aldı.

Güneş KAYACAN

 

 
 

 
 
                                                                                                 Ana Sayfa  
     
   
 

    

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi