| |
HAYKIRMAK İSTİYORUM
Artık yeter, durun,
bu gencecik fidanlara kıymayın diye haykırmak
istiyorum! Bin bir hülyalarla gencecik
fidanlarla buluşmak umuduyla ilk defa
öğretmenlik görevine başlayacak öğretmen
adaylarını hayal kırıklığına uğratmayalım diye
haykırmak istiyorum! Sokaklarda bir zaman
işsizler ordusu vardı. Şimdi ise adını ve
soyadını zor yazan; üniversite kapılarında
kuyruk oluşturmak için umudunu dersanelere
bağlayan gençlerle doluyor sokaklar. Milli
Eğitim Bakanlığı makamına oturan her bakanımız;
eğitim öğretim yılı sonunda bir defaya mahsus
olmak üzere genelge gönderir. Ne hikmettir ki her
gönderilen genelgeler bir defaya mahsustur.
Sonraki sene çıkan genelge de yine o seneye
mahsus olarak karşımıza çıkar nedense!
Değerli okurlarım. Haykırmak
istediğim konu gerçekten çok önemlidir. Konu ile
ilgili olarak ilk önce ünlü şairimiz M. Emin
Yurdakul’un şu dizelerini yazmak istiyorum.
“ Bırak beni haykırayım, susarsam sen
matem et;
Unutma ki şairleri haykırmayan bir
millet,
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk
gibidir. ”
Evet sevgili dostlarım. Busene çocuklarımızın
geleceği, genç kuşağın yetişmesi, eğitilmesi,
öğrenmelerine yönelik bir konuda bana göre çok
yanlış bir adım atıldı. Bana göre diyorum,
ancak bir çok öğrenci olmak üzere veliler bayram
yapıyorlar. Nasıl yapmasınlar ki, Sayın Milli
Eğitim Bakanımız Hüseyin ÇELİK imzalı bir
genelge ile devamsızlıktan kalan, ikinci dönem
okulundan tasdikname alıp okumak istemeyen bazı
öğrenciler bile 2004-2005 öğretim yılına mahsus
olmak ve eğitim öğretimin 11 yıla çıkması
nedeniyle bu seneye mahsus olmak üzere kaldığı
derslerden sınava girecek. İster versin ister
vermesin bir üst sınıfa geçme hakkı oluyor ve
öğrenciler bir üst sınıfa böylece geçmiş oluyor.
Bunda ne var diyeceksiniz tabiî ki. Hatta
bazıları bana “ sana ne kardeşim, sen de kim
oluyorsun da böyle bir yazıyı kaleme alıyorsun,
ukala, kendini bilmiş, haddini bil.”
diyebilirsiniz. Merak etmeyin haddimi aşmayı
düşünmüyorum. Ama eğitimdeki adaletsizlik
karşısında da susmayı kesinlikle kabul
etmiyorum. Şimdi sizlere neden susmak
istemediğimi, neden yüksek sesle haykırmak
istediğimi yazacağım.
1-
a) Eğitim ve
öğretim konusunda T.C Anayasasının “ Eğitim ve
öğretim hakkı ödevi” ile ilgili maddeyi yazmak
istiyorum. Önemli gördüğüm bölümleri aldım.
“Madde 42. – Kimse, eğitim ve
öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.
...
Eğitim ve öğretim,
Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda,
çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin
gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara
aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.
Eğitim ve öğretim
hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan
kaldırmaz.
.....
Devlet, maddi imkanlardan
yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini
sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka
yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet,
durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı
olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri
alır...”
b)
Türk Milli Eğitiminin amaçları kapsamı
içerisinde olan, Genel amaçlarda yer alan 2.
maddeden de bazı önemli gördüğüm satırları
yazıyorum.
“ Madde 2- Türk
Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin
bütün fertleri,
1. ( Değişik:
16/6/1983 - 2842/1 md.) Atatürk inkılâp ve
ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk
milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli,
ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini
benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini,
vatanını, milletinin seven ve daima yüceltmeye
çalışan; insan haklarına ve anayasanın
başlangıcındaki temel ilkelere dayanan
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti
olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve
sorumluluklarını bilen ve bunları davranış
haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;
Beden, zihin,
ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve
sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve
karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş
bir dünya görüşüne sahip,
insan haklarına
saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren,
topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı
ve verimli kişiler olarak yetiştirmektir....”
2)
Milli Eğitim Bakanlığınca 26.07.2005 tarih
sayılı 379/
8099 ve sayılı genelgesi
2005/65
ile lise ve dengi okullarımızda; devamsızlık,
başarısızlık, olumsuz koşullar nedeniyle sınıfta
kalan, lise
eğitiminin de 4 yıla çıkması göz önünde
tutulursa 9, 10, 11 ve
12 sınıflarda sınav hakkı veriliyor. Öğrenciler
istedikleri kadar derslerden sınava girebilecek.
İsteyen sınavlara girmeyebilecek ( eğer ben
metni okurken yanlış anlamadıysam) ama bir üst
sınıfa devam edecek.
Sevgili dostlarım
bu iki maddede sizlere ters gelen bir şeyler
odlu mu bilmem ama bana bazı terslikler geldi.
T.C. Anayasasının 42. maddesinde eşitlikten,
öğrencilerin çağdaş bilim düzeyinde ve ilimle
donatılmış olması isteniyor. Ayrıca Türk Milli
Eğitiminin temel amaçlarında da aynı görüşlere
yer verilmiş ve eşitlik, adaletten ve bilhassa
koyu yazdığım yazıyı tekrar dikkatle okursanız;
sorumluluk duyan, yapıcı, yaratıcı gençlik
yetiştirmek diyor.
Şimdi düşünelim!
Yıllardır her sene eğitim öğretim sona
erdiğinde devamsızlık, başarısızlık nedenlerinden
dolayı mağdur durumda olan öğrenciler diye; bir
yıl boyunca ders çalışmamış, okula devamsızlık
yapmış, okuldan kaçan, topluma ve çevresine
uyumsuzluk gösteren öğrenciler bir kalemde ve
bir defaya mahsus olmak üzere her sene yine bir
defaya mahsus olmak üzere bir çok haklar verilir. Bu
senede aynı o bir defaya mahsus haksız ödül
başarısız ve hatta başarmamak için bütün sene
didinen öğrenciler ödül olarak verilivermiştir.
2002-2003 ve 2003-2004, eğitim
öğretim yılı sonunda devamsızlıktan kalan
öğrencilere yaz kursları düzenlendi. Bu kurslara
Türkiye genelinde belirlenen bu kurslara
giden öğrencilerin tam sayısını şuan hatırlayamıyorum.
Ama bildiğim kadarıyla bu yaz kurslarına katılma
hakkı elde eden öğrencilerin Türkiye genelindeki
başarı oranı % 20 ler de kalmış ve bu kurslara
kayıt yaptırdığı halde bu öğrencilerden % 30 u
yine kurslara devamsızlıktan kalmıştır.
2004-2005 Eğitim öğretim yılında
devam eden ve sene sonunda devamsızlıktan kalan
öğrenciler içerisinde bir önceki eğitim yılında
devamsızlıktan kalan öğrencilerden de oluşmuştur. Bu
oran %10-15 dolayındadır. İki yıllık öğrenim
gören öğrencilerden devamsızlık nedeniyle kalma
%30 civarındadır.İki yıllık öğrenci
olup sınıfını geçenler de yine % 15 civarındadır.
Yeni kayıt olan öğrencilerden % 20-30 u başarısız
durumdadırlar. Türkiye genelinde çeşitli
nedenlerle diye kabul edilen; devamsızlık,
başarısızlık sonucu kalma % 45-55 gibi bir oranı
bulmaktadır.
Ancak okula devam eden, eğitim öğretim yılı boyunca karda, kışta,
çamurda, bütün olumsuz koşullar karşısında bile
başarılı olup sınıfını geçen öğrenciler % 40-45
civarındadır. Bana göre yine büyük bir başarıdır
bu rakam. Ama ne yazık ki bu başarılı durumdaki
öğrencilerimiz bilhassa bu sene büyük bir hayal
kırıklığına uğramışlardır. Nasıl ki daha önceki
yıllarda başarılı olanlar hayal kırıklığına
uğramışlarsa. Bu öğrencilerimizin ilk sorduğu şey “
Biz neden çalıştık, biz enayi miyiz, bu bize
haksızlık değil mi? Hani eğitimde eşitlik ilkesi
ve hakkı? Çalışan ile çalışmayan ayırımı
yapılmayacaksa bizim suçumuz ne? Bu durumda
başarılı olan değil; başarısız olana ödül
verilmiyor mu?” gibi sorular art arda
sıralanıveriyor. Kısacası eğitimde eşitlik
ilkesi ve milli eğitimde öğrenciler arasında ki
eşitlik ilkesi anlayışı bana göre yok olmuştur.
3)
Olaya birde okullardaki eğitim açısından kısaca
değinmek isterim. 2003-2004 eğitim öğretim
yılında ki, bu öğretim yılına mahsus affı
nedeniyle sınıfını geçen de sınıfını geçemeyen
öğrenciler de bir önceki eğitim affını da
düşünürsek; “ Benim çalışmama gerek yok. Sene
içerisinde sokakta dolaşayım, nasıl olsa bakan
sene sonunda bizi affeder. Bakan amca en iyisini
yapar. Öğretmenden bana ne! Enayi miyim ben! “
düşüncesi, öğrencilerin içine ne yazık ki %
50-60 oranında yerleşmiş ve bu öğrencilerin bir
kısmı 2004-2005 eğitim öğretim yılı içerisinde
bunu uygulama alanına sokmuştur. Eğitim öğretim
süresince sınıflarda bu konuda öğrencilerden
bazıları öğretmenlerine zorluk bile
çıkarmışlardır. Öğretmenlerine “ Öğretmenim,
bizi düşünme. Benim kalmam sorun olmaz. Nasıl
olsa bakanımız yazın bir af çıkarır. Sen
bıraksan da ben bakanımız sayesinde geçerim. Siz
merak etmeyin, kendinizi üzmeyin hiç. Beni,
benim gibi olanlara nasıl olsa bir af daha
çıkar.” Demişler. Bazı öğrenciler
öğretmenlerimizi zor durum da bile
bırakmışlardır. Sınıfta saygısızlıklar
yapılmıştır. Okulların disiplin kurulları
işlemiştir. Ancak disiplin kurulları da eğitime
kazandırmak amacı güttüğünden öğrenci gerçek hak
ettiği cezayı almamıştır. Gerçi bu konu biraz
tartışma da götürür ama bana göre disiplin
suçlarının yeniden değerlendirilmesi ve tekrar
gözden geçirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Bu arada öğrencilere
bilgi veren, onların yetişmesi için bütün
güçlerini harcayan öğretmenlerimizin bu aflar
nedeniyle uğradıkları mağduriyeti düşünelim.
Öğrenci ile bir yıl boyunca uğraşan, ona eğitim
öğretim veren, onu yetiştirmek için gece gündüz çalışan bu
öğretmenlerimiz, birinci dönem ve ikinci dönem
öğretmenler kurulunda; öğrencilerin durumlarını
değerlendirirken çoğu zaman bu başarısızlık oranları
nedeniyle üzülmüşlerdir. Öğrencilerin başarısızlıkları nedeniyle
öğretmenler kurulunda açıklamalar yapmak zorunda
kaldıklarında bile üzüntülerini belirtirken. ben
elimden geleni yaptım, hatta bu başarı oranını
yükseltmek için bazı öğrencilerimizin kritik
olanlarını kanaat notu kullanarak yükselttim.
Ellerinden gelen her türlü kolaylığı
gösteren bu öğretmen arkadaşların üzülmelerine
rağmen; Sayın Milli Eğitim Bakanımız, bu seneye
mahsus çıkarılan affın ; öğretmen arkadaşların
hiç görüşüne ve düşüncelerine baş vurmamıştır. Siz isterseniz bırakın, ben o
bıraktığınız öğrencileri geçiriyorum, bu affı da
bunun için çıkarıyorum gibi
olmuyor mu acaba? Bu konuda okullardaki zümre
başkanlarının görüşlerine başvurularak, onların
da görüşleri
doğrultusunda bir işlem yapılamaz mıydı? Bu yapılan
bir defaya ve bu seneye mahsus açıklamanız acaba
bu öğretmenlerimizin haklarını çiğnemek olmuyor
mu? Doğrusu bu konuda ben çok üzüldüm.
İnanın bu kararın açıklandığında ağladığımı
söylemek istiyorum. Öğrencileri karşısında emek
harcayan öğretmenlerimizin düştüğü o boşluğu
onların içinden emekli olmuş, bir emekli öğretmen
olarak çok iyi anladığımı ve ne kadar çok
üzüldüğümü anlatacak sözleri bile bulmakta
güçlük çekiyorum.Sayın Milli eğitim Bakanım
Hüseyin Çelik Bey’e sesleniyorum:
1-
3 yıldır süre gelen bu “ Bu eğitim öğretim
yılına mahsus olmak üzere” genelgelerini
yollamadan önce okul yönetimleri ile
öğretmenlere de bu konuda görüş sormuş
olsaydınız daha iyi olmaz mıydı? Böylece öğrenci
affı konusunda birlik ve beraberlik sağlanamaz
mıydı?
2-
3 yıldır süre gelen bu af olayları ile bu 3 yıl
öncesindeki öğrencilerin başarı ve
başarısızlıklarını istatistikler doğrultusunda
inceleme yapılarak, acaba yıl yıl değerlendirmeye
aldınız mı? Bu durumda olan öğrencilerin
affından sonra başarı oranlarını Türk halkına
açıklamak ister misiniz? Biz de bunun yararını
öğrenelim. Sanırım en doğal hakkımızdır, ne
dersiniz sayın bakanım?
3-
Eğitim öğretimde eşitlik ilkesi bu alınan
kararlar ve genelgeler ile çiğnenmiş olmuyor mu?
Öğrencilere adaletten, eşitlikten, özveriden
bahsederken bu o öğrencilerimize adaletsizlik
olmuyor mu? Bu durumu bu öğrencilere seneye
öğretmenlerimiz nasıl açıklayacaktır? Sanırım
bunun başarılı öğrencilere açıklamasını yapmak
size düşüyor Sayın Bakanım!
4-
Bu şekilde 2005-2006 eğitim öğretim yılının
bitiminde böyle bir genelge de şimdiden
düşünüyor musunuz? Düşünmüyorsanız, aynı
şekilde bir genelgenin çıkmayacağını öğretmen
arkadaşlarımıza garanti verebilir misiniz? Hiç
olmadı seneye rahat bir eğitim öğretim
yapabilsinler!
5-
Eğitim öğretimde öğretmen açığını kapamak
amacıyla 25.000 nin üzerinde gencecik fidan gibi
öğretmenler alacaksınız. Bu öğretmenler de
seneye böyle bir durum ile karşılaşırlarsa
onların o idealist düşüncelerine, çalışma
arzularına, özverili gayretlerine balta vurmuş
olmaz mı?
6-
Mustafa Kemal Atatürk’ün “ Öğretmenler, yeni
nesil sizlerin eseri olacaktır. Onları sizler
yetiştireceksiniz.” düşüncesine bu öğrenci
afları uyum sağlıyor mu acaba? Çünkü eğitim
öğretim yılı sonunda başarısız olan, hatta
sınava bile girmeden sınıfını geçme hakkı elde
eden bir öğrenci grubu karşısında öğrencileri
affetmek ne kadar doğru oluyor?
Aslında
o kadar çok söylenecek sözler var ki sevgili
dostlarım. Bu öğrencilerin affı konusunda
sizlerinde görüşlerini bekliyorum. Bu konuda
sizlerinde düşüncelerinizi yayınlamak ve
bakanımıza iletmek isterim. Haykırmak istediğimi
söylüyordum. Evet avazım çıktığı kadar, sesimin
son perdesine kadar çalışkan öğrenciye karşılık
bu yanlış karar nedeniyle bağırmak, sesimi
duyurmak istiyorum. Çocukları affa uğrayan
öğrenci velileri sevine bilir. Peki bu
öğrencilerin yetişmeden, öğrenmeden, bilgi
edinmeden mezun olmaları çocuklarınıza bir
kötülük değil midir? Bana bunun cevabını sizler
verebilir misiniz? Eskiden işsizler ordusu
vardı. Şimdi kusura bakmayın ama bilgisiz ve
cahiller ordusu geliyor. Bu ülke bunun acısını
çok değil 10 - 15 yıl sonra görecektir. İnanın o
zaman kim bilir ne kadar lanetler yağacaktır şu
an öğretmenlik görevi yapan öğretmen
arkadaşlarımıza! Ne yazık ki bu durumdan
kesinlikle onlar
sorumlu tutulacaklardır. Bu nedenle haykırmak
istiyorum. Bu yapılan ve gelecek olan
haksız suçlamalara karşılık zaman geçmeden
haykırmak istiyorum. Eğer şimdi seslenmez ve
haykırmazsam 10 yıl sonra kendimi suçlu
hissederim. Bu öğrenci aflarından ve bu
gençliğin sokaklarda yığılmasında öğretmenlerin
hiç bir suçu yoktur, dönemin siyasi idaresi ile
ondan önceki siyasi idarelerin eğitim ve
öğretime müdahalelerinin olduğunu duyurmak ve
haykırmak benim en doğal hakkım sanıyorum.
Bırakın Sayın
Bakanım! Çalışmak
istemeyen, sınıfta kalmak için direnen, "Ben
okumak istemiyorum" diye bağıran öğrenciyi lütfen
sınıfta bırakın. Sınıfta bırakın ki, öğrencisi
karşısında itibarını yitirmek üzere olan
öğretmenlerimizin yüzüne neşe ve gülümseme
gelsin. Bırakın ki, sınıfında ders çalışmayan,
sınıfa elinde bir defter ve kalem dahi götürmek
istemeyen öğrenci, hak ettiğinin karşılığını alsın da
öğretmenine karşı isyana kalkmasın! O öğrenci
haddini bilsin ve o öğrencileri siz geçirmemiş
olun Sayın Bakanım.
İnanın
çok üzgünüm dostlarım. 25 yıl öğretmenlik yaptım.
Ama bu öğretmenliğim süresince çalışan ile
çalışmayan öğrenciyi hep ayırt ettim. Ama emekli
olduktan sonra bu seneki af olayını öğrendiğimde
yemin ederim ki beynimden vurulmuşa döndüm.
Hiçbir köşe yazısı, hiç bir makale okumak bile
istemedim. Genelgenin yayımlandığında İzmir
dışında idim. Bu nedenle biraz basından da uzak
kaldım. Şimdi bu konu üzerine eğildim ve o kadar
çok söylenecek söz var ki, şöyle yazdıklarıma
bir baktım da dostlarım, öğretmen arkadaşlarımın
ve sınıfını geçen başarılı öğrencilerimizin
düşüncelerine tam olarak tercüman olamamışım. Ne
yapayım fazla uzatarak kimsenin canını sıkmak
istemiyorum. Vatanımıza, memleketimize ve
milletimize bu öğrenci affı hayırlı uğurlu
olsun. Kalın sağlıcakla.
İzmir
/ 13.08.2005
Hüseyin DURMUŞ |
|