Ten
solar, dil kurur, ıssızlaşır
gövden
Kentlerinden gider sevdiklerin
birer
İçinde büyüdüğün o gül kalır
seninle
Çalmaya başladığın bilmediğin
plaktan
Adlarını çağıran mahur bir şarkı
yaşar dilinde
Bakma, bırak çocukluk
fotoğraflarını
Şarkılara sor, koy onları yerine
İlk gençliğin çıkmasa da olur şu
yokuşları
Unutma artık o, yaşlı saçlarında
koşuyor
yüreğinin açık pencerelerinden
Akdeniz mavisi bir cennet
görünüyor
Ağartsın saçlarını zaman
Bu senin tanıklığındır barışa ve
sevdaya
Bir gün zulümleri anlatacaksın
insanoğluna
Çığlık gibi yaşadığın o zaman
anlaşılacak
En çok kadınlar yanacak
Avuçlarından kayıp giden
dostluğuna
Ay da tutulabilir, ölümler de
olabilir artık
Yaşam her daim bağbozumu
değildir
Seninle kimse ayağa
kalkmayabilir
Çünkü
dağlar öylesine uzak, öylesine
mavi ki
laleler, peryavşanlar,kardelenler
zamanında açmayabilir
Vazgeçme bütün şiirlerde kendini
sorgulamaktan
Tuz bas yarana bir ölümü
yaşarken bile
Pir sultan gülleri olsun elinde,
darağacına çıktığında
Assınlar, bir yağlı ipin ucunda
kapansın gözlerin
Yalnızca hesap soran gülümsemen
kalsın dudaklarında
Dinçer SEZGİN