HİZMET-İÇİ EĞİTİM
"İşçi
çalıştıran her kuruluş, işverenliğin yanı
sıra bir de
öğretmenlik yapmak durumunda kalacaktır."
(Peter F. Drucker, Gelecek İçin
Yönetim,1992, s. 358)
Hizmet Öncesi ve Hizmet-İçi Eğitim
Genel eğitim, daha çok genel kültür ve temel bilgilerin
kazanılmasına yardımcı olurken; mesleki
eğitim, bireylerin meslek edinmelerine
yardımcı olacak temel mesleki bilgilerin
kazandırıldığı bir eğitim alanıdır. Genel ve
temel eğitim ne kadar güçlü ve kapsamlı
olursa bireyin mesleki eğitimi o kadar kolay
ve çabuk sağlanır. Bu bakımdan gelişmiş
ülkelerde mecburi öğrenim süresi uzundur.
Eğitime meslek edindirme açısından baktığımızda;
mesleğin, hizmet öncesi ve mesleğe girdikten
sonra olmak üzere iki aşamada kazandırıldığı
görülür.
Meslek öncesi yapılan eğitim, HİZMET ÖNCESİ
EĞİTİM; mesleğin yapılması sırasında alınan
eğitim HİZMET İÇİ EĞİTİM olarak
adlandırılır.
Niçin Hizmet-İçi Eğitim ?
Bugün dünyanın elinde bulunan en
önemli kaynak bilgidir. Bilgi güçtür. Bilgi
kuvvettir. Bilgi hayattır. Bilgi servettir.
İlk çağlarda güç, tamamen
fizyolojinin bir sonucu idi. En kuvvetli, en
hızlı olan; kendinin olduğu kadar,
çevresindekilerin de hayatını yönlendirme
gücünü elinde bulundururdu. Medeniyet
ilerledikçe, güç mirasla geçer oldu. Gücünü
oluşturan simgelerin içinde yaşayan kral;
kusursuz otoritesiyle ülkeler yönetir,
diğerleri de güçlerini ona olan
yakınlıklarıyla kazanırdı. Endüstri çağının
başında güç, sermaye idi. Onu elde eden
endüstriyel ürünlere hükmederdi. Tüm bunlar
şimdi de hayatta rol oynamaya devam ediyor.
Parası olmak, olmamaktan; fiziksel yönden
kuvvetli olmak, olmamaktan daha iyidir. Her
şeye karşın günümüzde gücün gerçek kaynağı,
YİNE DE UZMANLAŞMIŞ BİLGİDEN GELİYOR. (Robbins,
Sınırsız Güç, 1992, ss:5-6).
Bilim ve teknolojide üretilen bilgi, alanın
uzmanlarının bile izlemekte zorlandığı bir
hıza ulaşmıştır. Bu durum BİLGİ PATLAMASI
terimi ile ifade edilmektedir. Bunun bir
sonucu olarak:
1. Meslekler daha küçük dallara ayrılmıştır.
2. Mesleklerde ihtisaslaşmanın önemi
artmıştır.
3. Uluslararası rekabet çok artmıştır.
4.Yeni teknolojiler daha bilgili ve becerili
işgücüne ihtiyaç duymaktadır.
5. Yeni meslek alanları ortaya çıkmıştır.
6. Okulların program kapsamları hızla
genişlemektedir.
7. Bilgiye ulaşmak ve yaymak için yeni
teknolojiler geliştirilmiştir.V.b.
Bu listeye daha birçok madde
yazılabilir. Ancak, bizim burada amacımız
bilgi patlaması ve teknolojideki gelişmeler
karşısında ne yapmamız gerektiğini ortaya
koymaktır.
İşletmeler ihtiyaç duyduğu bilgili ve
becerili elemanlara sahip olabilmek için
hizmet-içi eğitime önem vermelidir. Çünkü;
yeni bilgilerin okul programlarına girmesi
çok uzun zamanı gerektirmektedir (10-15
yıl).
Başarılı bir Hizmet-İçi Eğitim Sisteminin
kurulabilmesi için öncelikle yapılması
gereken hazırlıklar:
1.
Eğiticilerin yetiştirilmesi,
2. Personelin "Eğitim İhtiyacı"nın
belirlenmesi,
3. "Eğitim İhtiyaçlarını" giderecek eğitim
programlarının hazırlanması,
4. Uzun vadeli Eğitim Planının hazırlanması,
5. Yıllık Eğitim Planının hazırlanması,
6. Eğitim Uygulama Programlarının
hazırlanması,
7. Eğitim merkezi, dershane, laboratuvar,
atölye hazırlanması,
8. Bütün bu işleri yapacak bir birimin
kurulması.
Eğiticilik formasyonu bulunmayan
bireylerle eğitim üzerinde konuştuğumuzda;
eğitimin, herkes tarafından çok bilinen ve
benimsenen bir konu olduğu izlenimini
ediniriz. Ancak, eğitimin tanımı veya nasıl
bir şey olduğu sorusu ele alındığında, genel
olarak verilen cevaplardan, onun bir bilgi
aktarma süreci olarak algılandığı görülür.
Halbuki, eğitim, sadece bir bilgi aktarma
süreci değildir. Bilgi aktarma bir öğretme
yöntemidir. Hem de en iyi bir öğretme
yöntemi değildir. Çağdaş anlamda öğretme,
öğrenme ihtiyacı olan bireylere, bu ihtiyacı
ortadan kaldırmak amacı ile bir öğrenme
ortamı düzenleme işidir. Öğrenme, çoğunlukla
insana mahsus bir yetenektir. Çünkü
yapabildiklerimizin % 85'i öğrenerek elde
ettiğimiz becerilerdir. Diğer % 15 ise,
doğuştan getirdiğimiz içgüdüsel
davranışlardır. Sevme, gülme, ağlama,
acıkma, annemizi emme v.b. Bu oran
hayvanlarda hemen hemen tamamen terstir.
Öğrenme becerisi sayesindedir ki bugün insan
dünyaya ve bütün yaratıklara hakim olmuştur.
Ayrıca dünyanın bazı bölgelerinde bazı bitki
ve hayvanların yaşayamamasına rağmen, insan,
zekasının ve onun bir fonksiyonu olan
öğrenme yeteneğinin verdiği uyum kabiliyeti
sayesinde ekvatordan kutuplara kadar her
yerde; hatta uzayda bile bir süre
yaşayabilmektedir. Öğrenme, insan için her
ne kadar doğal bir eylemse de, insan
istemediği şeyleri öğrenmez. Öğrenmek
istemeyen birini de kimse bir şey öğretemez.
İngilizlerin ünlü bir atasözü şöyle der: Atı
suyun başına götürebilirsiniz, ancak
istemiyorsa su içiremezsiniz.
Eğitimde, bilgi bir araçtır.
Onunla bireyin yanlış olan davranışlarını
değiştirir veya eksik davranışlarını yeniden
kazandırırız.
"Bir kurumda çalışan insanlarda
görüş ve davranış değişikliği kısa sürede ve
çabuk olmaz." (Prof. Dr. Haydar TAYMAZ,
1981, s.32).
Doğuştan itibaren kendi
kendimize ve deneme-yanılma yoluyla
öğrendiğimiz bilgilerin, kazandığımız
becerilerin ve tutumların, yeniden gözden
geçirilerek, yanlışlarının düzeltilmesi,
eksikliklerinin tamamlanması suretiyle
bireylerde, istenilen davranışlar
oluşturulur ki buna eğitim diyoruz.
Akademik eğitim kaynaklarında, eğitim şöyle
tanımlanmaktadır:
"Eğitim, bireylerin kendi
yaşantıları (tecrübeleri) yoluyla kasıtlı
olarak ve planlı bir şekilde istendik
davranış değiştirme sürecidir."
Düzenli bir eğitim
olmaksızın bazı bilgi ve becerileri elde
etmek mümkün olmakla birlikte; yetişme uzun
zamanı gerektirir, malzeme israfına yol
açar, ıskartayı artırır, kalite
standartlarına ulaşmayı önler.
Eğitim tanımında yer
alan, "kasıtlı olarak" ifadesi, eğitimin çok
önemli bir öğesini ifade etmektedir. Bilerek
ve isteyerek yapılan bir faaliyet anlamına
gelmektedir. "Planlı bir şekilde" ifadesi de
eğitimin planlı bir faaliyet olduğunu, her
planlı faaliyet gibi amaçlarının bulunduğunu
ve bu amaçları gerçekleştirmek için uygun
yöntemler, teknikler ve araçlar kullanmak
gerektiğini göstermektedir.
Dr. Sait
Güngör ELGİN
Eğitim Bilim Uzmanı
SMS: 0532 516 0928
|