İSTANBUL'UN FETHİ
Bizans’ın Yıkılışı ve
Fatih Sultan Mehmet ve Düşündürdükleri
29 Mayıs 2006,
İstanbul’un fethinin 553’üncü yıldönümü. Bu
olay sadece bir şehrin alınışı değil, 1100
yıllık Doğu Roma İmparatorluğunun
yıkılışıdır.
53 gün süren bir kuşatma ve dört taarruzun
sonunda Bizans düşmüştü. Padişah Sultan II.
Mehmet 21 yaşında İstanbul’u fethetme
şerefine ulaşmış ve Fatih unvanını almıştır.
Fatih Sultan Mehmet, 29 Mart 1432’de
Edirne’de dünyaya gelmiştir. Babası, II.
Murat ve annesi Huma Hatun’dur. Yeteneğini
çocukken kanıtladığı içindir ki, daha 13
yaşında iken babası tahtını ona bırakmış,
ancak; Haçlı Ordularının Anadolu’ya doğru
gelmeğe kalkacağı öğrenilince, babasını
padişahlığa davet etmiştir. Babası artık
padişahın kendisi olduğunu ve başının
çaresine bakması gerektiği yolunda verdiği
cevaba karşılık, verdiği yanıt
ilginçtir:”Sevgili babacığım, eğer padişah
sizseniz, memleketin size ihtiyacı var,
lütfen ordularınızın başına geçiniz. Yok
eğer padişah bensem, size emrediyorum,
başkomutanım olarak ordunun başına geçiniz.”
Bu mektup üzerine çaresiz kalan II. Murat
tahta geri döner. İşte Fatih böyle dirayetli
ve akıllı bir çocuktu. İkinci tahta çıkışı
19 yaşında olmuş ve tahta çıkar çıkmaz
izlediği siyasetle, Bizans’ın dikkatini
çekmeden, düşmanları ile anlaşmalar yapmış,
İstanbul’un fethi için gerekli hazırlıklara
başlamıştır.
Fatih, uzun boylu, dolgun yanaklı, kıvrık
burunlu, adaleli ve kuvvetli bir fiziksel
yapıya sahipti.
Fatih, azim ve irade
sahibi idi. Temkinli ve verdiği kararları
kesinlikle uygulardı.
1481 yılında ölümüne kadar 25 sefere bizzat
katılmıştır.
Devrinin en büyük
alimlerinden olan Fatih, yedi dil bilir,
şiir ve sanatla, felsefe ile ilgilenir,
kitap okumayı çok severdi. Farsça ve
Arapça’ya çevrilmiş olan felsefe eserlerini
okurdu. 1466 yılında Batlamyos Haritasını
yeniden tercüme ettirmiş ve haritadaki
adları Arap harfleri ile yazdırmıştır. Alim,
şair ve sanatkarlarla sık sık toplantılar
yapar, onlarla sohbet etmekten hoşlanırdı.
Hangi din ve meshebe mensup olurlarsa
olsunlar, bilginleri korurdu.
Fatih Sultan Mehmet,
29 Mayıs 1453 günü, hocaları ve vezirleri
ile ordusunun başında İstanbul’a girerken
bütün Rum halkı, merak ve heyecanla ordunun
girişini ve Padişah’ı görmek için
karşılamaya çıkmışlar, Rum kızları Padişaha
çiçek sunmak istemişlerdi. Ancak, Padişah
zannederek çiçeği Fatih’in hocası
Akşemsettin’e verecekleri sırada onun, göz
ucuyla yaptığı işaret üzerine Fatih’e
yönelmişler ve Fatih: “Çiçeği ona veriniz,
Padişah benim ama O zat benim hocamdır, beni
o yetiştirmiştir.” Diyerek Akşemsettin’e
işaret etmiştir.
Fatih, iman, ilim, teknoloji ve bunları
dengeli bir şekilde uygulamasını bilen
zekası sayesinde o güne kadar alınamaz denen
şehri almış, yıkılamaz denen surları
yıkmıştır.
Rumeli Hisarının
yapılması, gemilerin karadan Haliç’e
indirilmesi, surları yıkacak büyüklükte
“Şahi” toplarının dökülmesi için Mühendis
Musluhiddin, Sarıca Sekban, Macar Urban
ustaların görevlendirilmesi, toplarla ilgili
projelerin hazırlanmasında bizzat görev
alması, bu gün Havan Topu denilen ve fakat o
tarihlerde henüz bilinmeyen Aşırtma Gülleli
topların yapılması, kuşatma kuleleri ile
surlara kadar yanaşılabilmesi ve daha bir
çok askeri plan ve projelerin hazırlanması,
yukarıda sayılan ilim, teknoloji, bunları
cesaretle uygulayabilmek için iman. İşte
Fatih böyle müstesna özelliklere sahip bir
şahsiyetti.
Fatih’in ilme verdiği
önemin en somut örneklerinden biri de kendi
adı ile anılan Sahn-ı Semen (Sekizli
Medrese), 1471 yılında açılmış ve dünyanın
en ünlü müderrislerini bu üniversitede
toplamıştır. Bu hocalardan en meşhurlarından
biri olan Gökbilim alimi olan Ali Kuşcu’dur.
Ayrıca, Fatih’in
sanata olan ilgisinin ve sanata verdiği
önemin bir ölçüsü olarak, o zamanlar dinen
yasak olarak bilinen resim sanatına olan
inancını, İtalyan Bellini’yi davet ederek
kendi portresini yaptırarak göstermiştir.
29 Mayıs 1453 günü
İstanbul halkının önemli bir kısmı Ayasofya
Kilisesine sığınmışlar, dua ediyorlardı.
Fatih, Ayasofya’ya varınca, içeridekiler
dışarı çıkmış ve Fatih’in karşısında yerlere
kapaklanmışlar, merhamet dilemişlerdir.
Çünkü, o zamanların savaş geleneğine göre
zapt edilen şehir yağmalanır, halka esir
muamelesi yapılır, ileri gelenler
öldürülürdü. Fatih bunların hiçbirini
yapmamış ve halka şu sözlerle hitap
etmiştir:
“Kalkınız ve müsterih
olunuz. Ben Sultan Mehmet, hepinize
söylüyorum ki, bu andan itibaren ne
hürriyetleriniz, ne de hayatlarınız hakkında
gazap-ı şahanemden korkmayınız. Kimsenin
malı yağma edilmeyecektir, kimseye zulüm
yapılmayacaktır. Hiç kimse dini
inançlarından dolayı
cezalandırılmayacaktır.”
Fatih’in bu davranışı,
Mekke’nin Fatihi olan Hazreti Peygamberin
davranışına ne kadar benziyor.
İşte; iman, ilim ve
teknoloji ile en yüksek noktaya ulaşmış
Müslüman Türk evladı; en güçlü zamanında
bile soykırım, yağma ve zulüm yapmamış Necip
bir Milletin evladı. Ona ve onunla beraber
savaşan tüm şehit ve gazilere Allah’tan
rahmet dilerim.
Dr. Sait Güngör
ELGİN
Eğitim Bilim Uzmanı
SMS:0532-516 09 28 |