Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra DurmuşGülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
     
    
  MAKALELER  
  Dr. SAİT GÜNGÖR ELGİN  
 

                                İSTANBUL'UN FETHİ

Bizans’ın Yıkılışı ve Fatih Sultan Mehmet ve Düşündürdükleri 

29 Mayıs 2006, İstanbul’un fethinin 553’üncü yıldönümü. Bu olay sadece bir şehrin alınışı değil, 1100 yıllık  Doğu Roma İmparatorluğunun yıkılışıdır.

53 gün süren bir kuşatma ve dört taarruzun sonunda Bizans düşmüştü. Padişah Sultan II. Mehmet 21 yaşında İstanbul’u fethetme şerefine ulaşmış ve Fatih unvanını almıştır.

Fatih Sultan Mehmet, 29 Mart 1432’de Edirne’de dünyaya gelmiştir. Babası, II. Murat ve annesi  Huma Hatun’dur. Yeteneğini çocukken kanıtladığı içindir ki, daha 13 yaşında iken babası tahtını ona bırakmış, ancak; Haçlı Ordularının Anadolu’ya doğru gelmeğe kalkacağı öğrenilince, babasını padişahlığa davet etmiştir. Babası artık padişahın kendisi olduğunu ve başının çaresine bakması gerektiği yolunda verdiği cevaba karşılık, verdiği yanıt ilginçtir:”Sevgili babacığım, eğer padişah sizseniz, memleketin size ihtiyacı var, lütfen ordularınızın başına geçiniz. Yok eğer padişah bensem, size emrediyorum, başkomutanım olarak ordunun başına geçiniz.” Bu mektup üzerine çaresiz kalan II. Murat tahta geri döner. İşte Fatih böyle dirayetli ve akıllı bir çocuktu. İkinci tahta çıkışı 19 yaşında olmuş ve tahta çıkar çıkmaz izlediği siyasetle, Bizans’ın dikkatini çekmeden, düşmanları ile anlaşmalar yapmış, İstanbul’un fethi için gerekli hazırlıklara başlamıştır.

Fatih, uzun boylu, dolgun yanaklı, kıvrık burunlu, adaleli ve kuvvetli bir fiziksel yapıya sahipti. 

Fatih, azim ve irade sahibi idi. Temkinli ve verdiği kararları kesinlikle uygulardı.

1481 yılında ölümüne kadar 25 sefere bizzat katılmıştır.

Devrinin en büyük alimlerinden olan Fatih, yedi dil bilir, şiir ve sanatla, felsefe ile ilgilenir, kitap okumayı çok severdi. Farsça ve Arapça’ya çevrilmiş olan felsefe eserlerini okurdu. 1466 yılında Batlamyos Haritasını yeniden tercüme ettirmiş ve haritadaki adları Arap harfleri ile yazdırmıştır. Alim, şair ve sanatkarlarla sık sık toplantılar yapar, onlarla sohbet etmekten hoşlanırdı. Hangi din ve meshebe mensup olurlarsa olsunlar, bilginleri korurdu.

Fatih Sultan Mehmet, 29 Mayıs 1453 günü, hocaları ve vezirleri ile  ordusunun başında İstanbul’a girerken bütün Rum halkı, merak ve heyecanla ordunun girişini ve Padişah’ı görmek için karşılamaya çıkmışlar, Rum kızları Padişaha çiçek sunmak istemişlerdi. Ancak, Padişah zannederek çiçeği Fatih’in hocası Akşemsettin’e verecekleri sırada onun, göz ucuyla yaptığı işaret üzerine Fatih’e yönelmişler ve Fatih: “Çiçeği ona veriniz, Padişah benim ama O zat benim hocamdır, beni o yetiştirmiştir.” Diyerek Akşemsettin’e işaret etmiştir.

Fatih, iman, ilim,  teknoloji ve bunları dengeli bir şekilde uygulamasını bilen zekası sayesinde o güne kadar alınamaz denen şehri almış, yıkılamaz denen surları yıkmıştır.

Rumeli Hisarının yapılması, gemilerin karadan Haliç’e indirilmesi, surları yıkacak büyüklükte “Şahi” toplarının dökülmesi için Mühendis Musluhiddin, Sarıca Sekban, Macar Urban ustaların görevlendirilmesi, toplarla ilgili projelerin hazırlanmasında bizzat görev alması, bu gün Havan Topu denilen ve fakat o tarihlerde henüz bilinmeyen Aşırtma Gülleli topların yapılması, kuşatma kuleleri ile surlara kadar yanaşılabilmesi ve daha bir çok askeri plan ve projelerin hazırlanması, yukarıda sayılan ilim, teknoloji, bunları cesaretle uygulayabilmek için iman. İşte Fatih böyle müstesna özelliklere sahip bir şahsiyetti. 

Fatih’in ilme verdiği önemin en somut örneklerinden biri de kendi adı ile anılan Sahn-ı Semen (Sekizli Medrese), 1471 yılında açılmış ve dünyanın en ünlü müderrislerini bu üniversitede toplamıştır. Bu hocalardan en meşhurlarından biri olan Gökbilim alimi olan Ali Kuşcu’dur.

Ayrıca, Fatih’in sanata olan ilgisinin ve sanata verdiği önemin bir ölçüsü olarak, o zamanlar dinen yasak olarak bilinen resim sanatına olan inancını, İtalyan Bellini’yi davet ederek kendi portresini yaptırarak göstermiştir.

29 Mayıs 1453 günü İstanbul halkının önemli bir kısmı Ayasofya Kilisesine sığınmışlar, dua ediyorlardı. Fatih, Ayasofya’ya varınca, içeridekiler dışarı çıkmış ve Fatih’in karşısında yerlere kapaklanmışlar, merhamet dilemişlerdir. Çünkü, o zamanların savaş geleneğine göre zapt edilen şehir yağmalanır, halka esir muamelesi yapılır, ileri gelenler öldürülürdü. Fatih bunların hiçbirini yapmamış ve halka şu sözlerle hitap etmiştir:

“Kalkınız ve müsterih olunuz. Ben Sultan Mehmet, hepinize söylüyorum ki, bu andan itibaren ne hürriyetleriniz, ne de hayatlarınız hakkında gazap-ı şahanemden korkmayınız. Kimsenin malı yağma edilmeyecektir, kimseye zulüm yapılmayacaktır. Hiç kimse dini inançlarından dolayı cezalandırılmayacaktır.”

Fatih’in bu davranışı, Mekke’nin Fatihi olan Hazreti Peygamberin davranışına ne kadar benziyor.

İşte; iman, ilim ve teknoloji ile en yüksek noktaya ulaşmış Müslüman Türk evladı; en güçlü zamanında bile soykırım, yağma ve zulüm yapmamış Necip bir Milletin evladı. Ona ve onunla beraber savaşan tüm şehit ve gazilere Allah’tan rahmet dilerim.

Dr. Sait Güngör ELGİN
Eğitim Bilim Uzmanı
SMS:0532-516 09 28

 
     
     
   
 

    

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi