|
|
Hüseyin
DURMUŞ
Tüm Yazıları
| |
KİBRİT |
|
| |
Uzun zamandır görmediğim bir arkadaşım
rahatsızlanmış ve İzmir Göğüs Hastalıkları
Hastahanesi yatmıştı. Fırsat bulup bir türlü
kendisini ziyarete de gidememiştim. İşlerim çok
yoğundu.
Öğretmenlik yaptığım için sabahları
okulda neredeyse tam gün mesai yapıyordum.
Öğleden sonraları ise kendi ev işlerimi ve özel
işlerimi takiple geçiyordu. Fırsat
yaratamamıştım arkadaşımı ziyaret için.
Yine bir akşam üstü Tepecik
semtinde Trafik işlerinde plaka değişimi
nedeniyle Tepecik’e gittim. Hazır buraya
gelmişken bir de şu arkadaşımı ziyaret edeyim
dedim ve Tepecik Göğüs Hastalıkları
hastahanesine gittim.
Bahçede yürümeye başladım. Yolun
sağına ve soluna dikilen çam ağaçlarının
kokusunu alarak yürüyordum. Bahçe tamamen
yeşillenmiş, yürünen yollar ise asfalt veya
beton hale getirilmiş. Sağıma soluma bakınarak
giderken hastanenin girişine yaklaştım. Giriş
kapısına yakın banklara oturan hastaların durumu
doğrusu beni çok ürküttü.
Bacağı kesilen hastaların yanı sıra
gırtlak kanseri nedeniyle gırtlaklarına delik
açılan insanları gördüm. Bir tekerlekli
sandalyede oturan iki bacağı da kesilmiş bir
hastanın bana doğru baktığını gördüm. Bana doğru
işaret ediyor ve beni yanına çağırıyordu. Hiç
tereddüt etmeden hastaya doğru yürüdüm. Hastanın
yanına vardığımda :
- “ Beyefendi, ateşiniz var mı acaba” dedi.
- “Var ” dedim.
Eve gideceğim için markete uğramış,
evimin ihtiyaçlarını da almıştım. Torbamın
içerisinde iki düzine kibrit bulunuyordu.
Kibritler hemen torbanın üstünde bulunmaktaydı.
Ben “ sanıyorum sigarsını yakacak. Sigarayı da
gizli içmeyi düşünüyor.” Dedim. Bunu düşünerek:
- “ Ateşim yok,” dedim.
- “Neden yalan yapıyorsunuz, naylon
torbanın içindekileri ne?” diye bana sinirli
sinirli çıkıştı.
Kendisinden hiç beklemediğim bir
hareket yaptı. Zaten hastanın da çok
yakınındaydım. Elini naylon torbanın içine
hızlıca soktu. Kibrit düzinelerinden birini
aldı. İçinden bir kutu kibriti çıkardı ve açtı.
Ben kendisine hiç müdahale edemiyor,
şaşkınlığımdan ne yapacağımı şaşırmıştım. Bir
taraftan da sinirlenmeye başlamıştım. Ben şaşkın
bir vaziyette dururken, hasta kibriti çaktı ve
düzinenin içine soktu. Ben iyice şaşırmış,
sinirleneyim mi, yoksa acıyayım mı, derken
kibritlerin tutuşturmasını üzgün bakışlarla
izlemeye başladım.
Para sayarak aldığım bir düzine
kibrit kül oluyordu. Kibritleri yakan hasta bir
taraftan gülüyor, bir taraftan da söyleniyordu.
Ben artık sinirime hakim olamayarak:
- “ Beyefendi, ne yaptığınızı
sanıyorsunuz,” dedim.
- “Hiç, kibritleri yakıyorum,”
dedi.
- “Neden benim kibritimi yaktınız?,
dedim, öfkeli, öfkeli.
- “ Bu kibritler var ya, bu
kibritler”, dedi, biraz duraksadı. “Bu kibritler
benim hayatımı mahvettiler,” dedi. “ Bu
kibritler yüzünden benim iki bacağım kesildi.”
- “ Peki sebebi ben nasıl
oluyorum?” dedim.
- “Ah bu kibritler “ diyerek paketi
gösterdi.
- “ Peki benim kibritlerimin,”
derken, sözümü kesti.
- “ Eğer bu kibritler olmamış
olsaydı, ben de sigaraya başlamayacaktım.” Dedi.
- “ Peki sigara için çakmak
kullanmadın mı?” diye sordum.
- “ Çakmağı karıştırma şimdi.
Önemli olan ateşin benim başıma bela olması
değil mi?” diye sordu. Daha sonra başını sağa
sola sallayarak sinirini yenmek için
çalışıyordu. Ben bu arada kendisine:
- “Senin iki bacağının kesilmesi
senin yanlış uygulamandır, laf dinlememe ve
aksiliklerden olmuş olabilir. Ancak benim
kibritlerimin ne günahı var be adam,” dedim.
- “Benim hayatımı karartan bu
kibritlerden başka nasıl intikam alacağım,”
dedi.
- “Sen şimdi intikam aldığını mı
sanıyorsun? “dedim.
- “ Evet, intikam alıyorum, var
mı bir diyeceğin?” diyerek biraz ukalaca
hareketler yapmaya başladı. Bir taraftan da acı
acı gülümsüyordu. Belli ki acılar içerisinde
kıvranıyordu.
Bunun üzerine biraz düşündüm.
Allah zaten verilmesi gereken dersi bela olarak
kendisine vermiş. Benim ona yapabileceğim en
büyük kötülük ise beddua olacaktı. Şimdi o
bedduayı da yapamıyorum. Hem nasıl ve neresine
yapabilirim diye düşünürken kibritlerimi yakan
hastanın sesiyle irkildim.
- “Beyefendi, beyefendi...”
- “Buyurun ,”dedim.
- “Bir daha buralara kibrit
getirmeyin olur mu?”
- “Ne demek istiyorsunuz siz
beyefendi,” dedim.
- “ Hadi beyim fazla oldun,
önümden çek git, senin kibritlerin beni
ilgilendirmez,” dedi.
Tam sakinleşmek üzereydim ki bu
söz üzerine yine sinirlenmeye başladım. Kendime,
sinirlerime zor hakim oluyordum. Bu sırada
çevremizde iki üç kişi bizi dinlemeye
başladılar. Kendi kendimi teselliye başladım. “
Aman dikkat et, sakin ol, şeytana uyma, bugün
yeterince sinirlendin. Hiç olmadı şimdi sakin ol
da kendini hastaneye yollama.” Daha sonra
hastaya dönerek.
- “Beyefendi,” dedim. “ Yaktığın bu kibritler
var ya!”
- “ Evet,” dedi
- “ Sen bu kibritleri yakmakla
sadece bana zarar vermiyorsun, benim yanım sıra;
kendine, şu çevremizdeki insanlara ve tüm
insanlığa, doğaya zarar verdin.” Dedim.
- “ Doğa da kim oluyormuş? dedi.
- “ Ben sana ne diyeyim ki? “
dedim.
-
“Ben kimseye zarar vermedim,” dedi.
- “Bakın beyefendi! Siz bu
kibritleri yakarak ilk önce bana, daha sonra
insanlara ve doğaya zarar
verdiniz Bunu biliyor musunuz?,” dedim.
-
“ Ben hiçbir yere zarar vermedim,” dedi.
-
“ Bakın beyefendi: Kibritleri yakarak ilk olarak
bana zarar verdin. En önemlisi bu kibritleri
yakarak doğaya zarar verdin. Kendi sağlığına
zarar verdin. Eğer sen bu kibritleri yakmamış
olsaydın.”
Alaylı bakışlarla bana baktı. Daha
sonra zoraki gülümseyerek, birazda dalga geçer
gibi:
-
“Başka neler
yapmışım bakayım,” dedi.
-
“Seni ne yapmalı
bilmiyorum ki...”
-
“Beni Hitler gibi
sabun yapsan nasıl olur?”
-
“Seni...”
Söyleyeceklerimden dolayı kırıcı
olmak istemiyordum. Burada saçma sapan sözlerle
zaman kaybetmekte uygun değil. Hem ben buraya
hasta ziyaretine gelmemiş miydim.Zaten Allah
onun cezasını vermişti. Ben sakin olmak
zorundaydım. Çünkü ben sağlıklı ve sağlam
biriydim. Ayrıca ben onun yaşadıklarını da
yaşamadım. Birde kendimi o hastanın yerine
koymayı düşündüm. Ben olsaydım acaba aynı
davranışları yapar mıydım? Aynı rahatsızlığı
geçirseydim be ne yapardım diye düşündüm. Ancak
onunda yanlışı yapmazdım diye aklıma getirdim.
Çünkü insanda düşünmek için bir akıl vermiş
Allah. Ben zaten doktorların uyarısı ve kendimi
de rahatsız hissettiğim zaman sigarayı
bırakmamıştım. Eğer sigara içmeye devam etseydim
belki bende aynı duruma düşmeyecek miydim?
Ona benim vereceğim cezanın onun
yaptıklarından bir an önce kurtulmak olacağını
düşünürsek ki benim ona ceza vermem de mümkün
değil, ayrıca ceza verme yetkim de yok. Ben
böyle düşünürken kişinin bana seslendiğini
duydum.
- “ Ne oldu, cevap veremedin?”
dedi.
- “Allah sana verilmesi gereken
cezayı vermiş zaten.”
- “Peki ben ne gibi zararlar
vermişim, anlatmadın, çok bilmiş,” dedi.
- “Bakın beyefendi. Şu kibritleri
elde etmek için ormandan bir ağaç kesiliyor. Bir
ağacın taşına bilmesi içinde onun yolu
üzerindeki ağaçları da kesiyorlar. Kısacası bir
kutu kibrit için bir sürü ağaç ta zarar görüyor.
Ağaçların uzun yıllar süren yaşam mücadelesini
de düşünürsek, büyümesi ve yetişmesi uzun
yılları alan bu ağaçları yok etmek için bir
dakika yetiyor. Sadece öyle olsa...Bunca emek
yanında boşa gidiyor. Senin ve benim ihtiyacım
olan oksijeni temin eden ağaçlar böylece ortadan
kalkıyor. Birde senin gibi düşüncesiz, orman
kıyısında kaçak arazi elde edeceğim düşüncesi
ise ortalığı cehenneme çevirenleri de
düşünürsek. Senin gibi düşüncesiz, çıkarcılar
yüzünden gencecik fidanlar yanıp gidiyor,”
dedim.
- “ Daha başka neler söyleyeceksin.,”
dedi
- “ Senin gibilere ne söyleyebilirim
ki. Hep kendini düşünmekten bu hale gelmişsin.
Seni sevenlerini kırmışsın ama yine de
akıllanmamışsın. Kim bilir sana ne kadar sigara
içmemen konusunda neler söylediler. Eşin,
çocukların sana – Ne olur şu sigarayı içme, sana
yalvarıyoruz- dedikçe sen aksine sigarayı Allah
bilir inat uğruna arka arkaya yakmışsındır. Bu
hareketi yaparken hiç düşünmüyorsun da şimdi mi
insanlara kızıp intikam için hareket ediyorsun.
Baksan ya, sana acınması gerekirken acımak bile
gelmiyor içimden. Hani ormanlar Yanerken seni ve
senin gibi düşünenleri o yanan ağaçların
ortasına bırakarak cezalandırmak isterdim. Ancak
böyle bir davranışın senin yaptığın caniliği
hatırlatacağı için böyle yaparsam sana değer
verilmiş olur. Ben de senin gibi cani olmuş
olurum. Hem böylece sen kurtulmuş olursun.
Senin düştüğün alçaklığa, caniliğe düşmek
istemem,”dedim.
- “Bakıyorum sende
canileşiyorsun. Ne haber?” Dedi.
Ben
onun söylemiş olduğu bu söz karşılığında
durakladım. Haklıydı... Neredeyse onun kadar,
acımasız ve alçalma durumuna gelmiştim. Kendine
gel dedim, kendi kendime.
- “ Seninle uzun uzun konuşmak
isterdim. Ancak burada ziyaret etmem gereken bir
arkadaşım var. Onun yanına gitmem gerekiyor.
Senin gibi aciz, kişiliksiz bir kişi ile fazla
vakit harcamaya da değmez. Sana sadece
söyleyebileceğim şey; Allah sana verilmesi
gereken cezayı vermiş. Bir de bu insanların
ahını da aldığına göre sigara içmeye devam et.
Geri kalan cezanı da böylece çekmiş olursun.
Sigara içerek iki bacağın gittiğine göre,
yakında gırtlağını da delerler de konuşma
özgürlüğünü de yitirirsin. Hem senden bıkmış
olan aile fertleri kurtulmuş olur, hem de
çevrendeki insanlar senin dırdırın kurtulmuş
olurlar,” dedim.
- “Allah asıl senin belanı
versin,” dedi ve sandalyesinin tekerleklerini
çevirerek hızla yanımdan uzaklaşmak için çaba
harcamaya başladı.
Ben yaşadığım bu olay karşısında
kendimi zor tutmuş, kendi kendime söylenerek
arkadaşımın ziyaretini tamamlamak için koğuşlara
doğru yürümeye başladım. Etraftaki çiçekler ile
çam ağaçlarının kokuları ciğerlerimi
dolduruyordu.
İzmir 12.02.2002
Hüseyin
DURMUŞ54
|
|
| |
Ana Sayfa |
|
|
|
|