| |

HÜSEYİN DURMUŞ
İzmir
12.Mart.1994
Oyun başlangıcında okunacak olan
şiirdir.
Ç A N A K K A L E
Kelimeler yazıya
birer birer dökülse,
Siperlere sağnak sağnak mermiler atılsa,
Tüm şehitler toprağa deste deste gömülse
Şehitler diyarı Çanakkale anlatılamaz!
Yeşilliğin
Beslendiği kanlı deresini,
Seyit Çavuş’umun koyduğu güllesini,
Fatma Bacı’nın şimdi gürleyen gür sesini,
Şehitler diyarı Çanakkale anlatılamaz!
Yedi düvel düşmanın
saldırdığı karaya,
Siper etti göğsünü, çıkarmadı karaya,
Toprağın her parçası döndü kanlı karaya,
Şehitler diyarı Çanakkale anlatılamaz!
Öc almak ister
kıyıya vuran dalgaları,
Bulsa şu boğazda düşmanın kadırgaları,
Uçakları, modern tankları, küçük salları,
Şehitler diyarı Çanakkale anlatılamaz!
Şehitlerin kanını
aşamadı düşmanlar,
Can havliyle kaçmaya çalışan düşmanlar,
Şimdi boğazın suyunda boğuldu düşmanlar,
Şehitler diyarı Çanakkale anlatılamaz!
İzmir
/ 19.03.2003
Hüseyin DURMUŞ
Edebiyat Öğretmeni
2 PERDELİK OYUN
KARAKTERLER:
Mehmet Çavuş
Halide Onbaşı
Fatma Onbaşı
Zekiye ( Hemşire)
Tuğba ( 1. Küçük Kız)
Kübra ( 2. Küçük Kız)
1.
Kadın
2.
Kadın
3.
Kadın
4.
Kadın
Düşman
Subayları
1.
Amiral
2.
Amiral
3.
Amiral
Asker
1. P E R D E
Hava buz
gibi. Rüzgar alabildiğine ortalığı kasıp
kavurmaktadır. Düşman Anadolu’yu işgal edebilmek
için geçiş noktası olarak düşündüğü Saroz
Körfezi ile Gelibolu Yarımadasına yığınak yapmak
için gemileriyle Ege denizinden bir taraftan
boğazı geçerek İstanbul’a gitmenin yollarını
ararken, diğer taraftan da Gelibolu
yarımadasını işgal etmenin yollarını arıyorlar.
Gemilerden Gelibolu yarımadası dövülürken bir
taraftan da boğazdan geçişin planları
yapılmaktadır.
S A H N E 1
( Işıklar yanar. Düşman gemilerinin
birinin güvertesidir. Güvertede duvarlara
asılmış, 3 harita vardır.Bunlardan biri
Gelibolu yarımadasını, biri Anadolu’yu, diğer
harita ise dünyayı göstermektedir. Sahnede düşman subayı
ve bir asker vardır. )
1.
AMİRAL – ( Güverteden Çanakkale boğazına nasıl
girileceğini düşünerek gözetleme yapmaktadır.)
Asker , bir fincan kahve getirir misin ?
ASKER – Emredersiniz komutanım . (Sahneden
dışarıya çıkar)
1.
AMİRAL – ( Kendi kendine söylenir gibi) Şu
körfeze geleli neredeyse 5 ay oluyor, bir türlü
boğazı geçemedik. Hasta adamın bu kadar dayanma
gücünü nereden bulduğunu doğrusu şaşı-yorum.
(Elindeki pipoyu ağzına götürür.) Biz bir hata
yapıyoruz, ama nerede?
ASKER – ( Sahneye girer ) Buyurun komutanım.
1.AMİRAL – Sağ ol asker. ( Askere döner ) Sen ne
dersin bu işe asker ?
ASKER – Han iş komutanım?
1.
AMİRAL – Kaç aydır buralardayız. Boğazı geçelim
diye uğraşıyoruz. Ama daha bir adım bile
ilerleyemedik. ( Başını sağa sola sallar) Sen ne
düşünüyorsun?
ASKER – Komutanım , bende anlayamadım. Burada
dünyanın her yerinden asker geldi. Bir kısmı
karada, bir kısmımız ise denizden saldırıyoruz,
ancak bir türlü geçemedik. Boğaza girme-ye
başladığımızda sanki bütün bombalar bizi yok
edecek gibi üstümüze geliyor.
1.
AMİRAL – Aylardır tüm siperleri gemilerden
dövüyoruz. Ne bir beyaz bayrak gördük, nede
teslim olma işareti. Bir hata yapıyoruz da
nerede?
2.
AMİRAL – ( Sahneye girer ) Günaydın amiralim.
1.
AMİRAL – Günaydın. Nasılsınız?
2.
AMİRAL – İyiyim. Bugün daha iyi olacağıma
inanıyorum.
1.
AMİRAL – Hayrola amiralim?
2.
AMİRAL – Yarın şu son gözden geçirme
toplantısını da yapalım hele.
1.
AMİRAL – Bu kaçıncı toplantı, her defasında
bugün bu iş bitecek diyoruz. Ancak hala bitmedi.
Neredeyse biz biteceğiz ama şu boğazı bir türlü
geçemedik.
2.
AMİRAL – Amiralim, bugün yeni kuvvetler buraya
ulaşıyor. Üç gün sonra tam bir savaş
yapacağımıza inanıyorum. Kuvvetlerimiz daha da
güçlenecek. Osmanlının nesi var ki? Kaç gündür
tüm siperleri dövüyoruz. Başlarını siperden bile
çıkarmadılar.
1.
AMİRAL – Biz de bir türlü boğazı geçemedik ama.
ne onlar, ne de biz başarılı olamadık. Bunu
nasıl açıklamak istersiniz amiralim?
2.
AMİRAL – Yapacağımız toplantıda son saldırıyı
gözden geçireceğiz. Evet bugüne kadar ne onlar,
ne de biz bir başarı gösteremedik. Ancak üç gün
sonra yapacağımız bu toplantıda artık neyimiz
var neyimiz yok saldıracağız. Ayrıca savaş
uçaklarımız da saldırıda bize yardım edecekler.
Buna da karşı koyacak halleri yok her halde.
Zaten ellerinde cephane olarak neleri kaldı ki?
1.
AMİRAL – Her gün ellerinde neleri kaldı ki diye
diye saldırdık, ancak bir türlü şu boğazı geçip
İstanbul’a gidemedik.
2.
AMİRAL – Düşündüğün duruma bak. Ben yavaş yavaş
hazırlık yapmaya başlayacağım.
1.
AMİRAL – Neyin hazırlığını yapmayı
düşünüyorsunuz?
2.
AMİRAL – İstanbul’a varınca neler yapacağımı.
Hayal şehri İstanbul’u bir defa görmüş-tüm. Çok
kısa zaman kaldım.Ancak hala unutamıyorum.
1.
AMİRAL – Daha boğazı geçemedik amiralim.!
2.
AMİRAL – Yeni savaş tekniklerinin de eklendiği
takviyelerle bir aydır karada savaşıyoruz.
Aldığım haberlere göre Osmanlının yavaş yavaş
tükendiğini, eğer ağır bir saldırıda bulunursak
dayanacak güçlerinin kalmayacağını, teslim
olmanın koşullarını görüşeceklerini söylüyorlar.
1.
AMİRAL – Ben de aynı duyumları alıyorum. Ancak
alınan duyumlar hiçte doğru çıkmıyor. Karada
göğüs göğse savaşlar oluyor, siperleri aldık,
biraz ilerleyeceğiz diyoruz, bir saat sonra
nereden geliyorlarsa elimizdeki siperleri geri
alıyorlar. Kıyı şeridine sıkıştık, ne geri
dönebiliyoruz, ne de karada ilerleyebiliyoruz.
Hasta Osmanlının bu kadar kuvvetli
olduğunu doğrusu beklemiyordum.
2.
AMİRAL – Amiralim, fazla karamsar olma. Bu ayın
sonunda İstanbul’dayız. Mart 1915 ayının sununu
İstanbul’da geçireceğiz. Şu toplantıyı bir
yapalım. Gerekirse bu yarımadayı Osmanlı-ya
dar edeceğiz. Burası cehenneme dönecek,
Osmanlının bu cehennemden başarıyla çıkması
mümkün değil.
1.
AMİRAL – Hele o gün bir gelsin bakalım. Yalnız
bu kara ile denizin bize cehennem yaşatmasını
istemiyorum.
2.
AMİRAL – Düşündüğüne bak amiralim.
1.
AMİRAL – Düşünmemek elde değil.
2.
AMİRAL – Asker, yavrum bize birer fincan çay
getirir misin?
ASKER –
Emredersiniz komutanım.
1.
AMİRAL – Yapacağımız şu toplantıya iyi bir
hazırlık yapmalıyız amiralim. Bugüne kadar olan
harekatların neden başarılı olamadığını, bundan
sonra nasıl hareket etmemiz gerektiğini bir ele
alalım da gözden geçirelim. Yoksa bu körfezdeki
kampımız son bulmak üzere. Bizler de aylarca
burada kalacak değiliz.
2. AMİRAL – Nasıl istersen amiralim.
Hazırlanalım bakalım.
ASKER –
( Sahneye elindeki fincanlarla girer) Buyurun
komutanım. Çaylarınız geldi.
( Işıklar
söner.)
S A
H N E 2
( Işıklar
yanar )
(
Çanakkale yarımadasında İntepe koyu. Boğazı
gören muhkem bir yer. Türk siperleri.)
MEHMET
ÇAVUŞ – ( Siperde düşman hareketini izler,
sipere gelen kadın ve çocuklara döner.) Buyurun
bacılar, buyurun çocuklar, hoş geldiniz.
1. KADIN – Hoş bulduk
çavuşum. ( Elindeki kolileri yere bırakır.)
Bunlar ihtiyacınızı karşılayamayacak,
ancak yine de şükredin.
MEHMET
ÇAVUŞ – Buna da şükür. Cephanemiz gün geçtikçe
azalıyor. İdareli kullanmaya
çalışıyoruz.Geldiğiniz yerlerde haberler nasıl ,
siz onlardan haber verin.?
1.
KADIN – Haberler
iyi değil çavuşum.
TUĞBA-
Yol boyunca yaralılara yardım ettik çavuşum.
FATMA
ONBAŞI – Buraları da yaralı kaynıyor. ( Derin
bir iç çeker.) Dün çok zor geçti. Bugünün de
dünden daha kolay geçmeyeceğini sanıyorum.
MEHMET
ÇAVUŞ – O kadar da karamsar olmayın onbaşım.
FATMA
ONBAŞI – Bunca olaydan sonra kötümser olmamak
elimizde değil çavuşum.
2. KADIN - Geçtiğimiz
yerlerde bazı köylerde sessizlik hakim.Kimsenin
ağzını bıçak açmıyor.Geçtiğimiz ; Özbek,
Karacaören , Işıklar , Kepez, Ulupınar,
Kalabaklı, Yağcılar da sessizliğe , matem
havasına dönüşmüş.
HALİDE
ONBAŞI – Elimizden ancak bu kadar geliyor. Daha
fazlasını yapmak isterdim.
3. KADIN
– Yukarıdaki köyler perişan bir durumda. Lapseki
den bu tarafa yollarda ki bütün köyleri gördük.
Beybaş köyü, Yapıldak, Umurbey, Katırtepe,
Çanakkale,bütün halk kan ağlıyor. Köylerin
erkekleri cephede savaşıyor, tarlalar boş
kalmış. Küçük çocuklar, kadınlar ve yaşlılar
yollarda gelen geçenden haber almak için
uğraşıyorlar.
HALİDE
ONBAŞI – Biz burada oyun oynamıyoruz her halde ?
Düşman kovalıyoruz.
MEHMET
ÇAVUŞ – Fazla üzülmeyin. Bu günler de geçecek.
Boş kalan tarlalar yeniden ekilecek, yine bu
topraklarda gülücükler, kahkahalar, çocuk
sesleri yükselecek.
HALİDE
ONBAŞI – Köylerdeki erkekler tarlalarla
uğraşacağına, boğazda düşmanla uğraşırsa sonuç
bu olacaktır her halde.
FATMA
ONBAŞI – Köylerdeki kadınlar ne güne duruyor. ?
Köyde erkekler yok diye ağlayacağına kendileri
geçsin sabanın başına.
MEHMET
ÇAVUŞ – Köylü kadınlara fazla yüklenmeyelim.
Evde, tarlada, savaşta hep onlar çalışıyorlar.
Savaş meydanında erkeğiyle birlikte omuz omuza
savaşırken, fırsat buldukça da tarlaları
sürüyor. İşte bu köylü kadınları da onlardan
değil mi? ( Kadınları ve askerleri gösterir.)
İşte bu kadınların ne günahı var?
HALİDE
ONBAŞI – Bu kadınları küçük düşürmek için
söylemedim.
MEHMET
ÇAVUŞ – Her kes zor durumda. Kadın, erkek,
çocuk, tüm halk geçim derdinde.Her şeyden önce
vatan can derdinde. Yaşam için, var olmak için
mücadele veriyor. Her kes can derdinde. Kime
dokunsanız barut fıçısı gibi. Fitili ateşlenmiş
dinamit gibi patlamak üzere. Hiç kimseye bir şey
söylemeye hakkımız yok.
TUĞBA –
Yukarıdaki köyler yaralılarla dolu. Köylerin
kıyılarına büyük büyük fırınlar yapmışlar. O
fırınlarda ekmek pişiriyorlar, size getirdiğimiz
ekmekler oralarda pişiyor.
MEHMET
ÇAVUŞ – Asıl halkın morali çok önemli.
Geldiğiniz yerlerde halkın morali ne durum-da?
Önemli olan bu, siz bunlardan haber verin
bizlere.
1. KADIN
– Halk tine de umutlu. Bütün olumsuzluklara
rağmen umutlu. Halkın morali bozuk değil.
Herkes savaşla yatıp savaşla kalkıyor. Buna
alışmışlar, bu savaşı da kazanacağız diyorlar.
FATMA
ONBAŞI – İnşallah kazanırız. Düşman; olanca
gücüyle hem karaya, hem de denize yığınak
yapıyor. Karşıda kıyıya çıkmışlar. Oradaki
askerler durdurmak için uğraşıyorlar.Her gün
yüzlerce şehit gömüyoruz.Siperdekiler birbirleri
ile henüz tanışma fırsatı bulamadan şehit
oluyorlar.
HALİDE
ONBAŞI – Düğüne mi geldik? Herkes bir birinin
tanışı olsun!
FATMA
ONBAŞI – Düğün evinde değiliz ama insan yinede
beraber olduğu silah arkadaşını tanımak istiyor.
Amacımız arkadaşlığımızı devam ettirmek değil.
MEHMET
ÇAVUŞ – Hanımlar, savaşta önemli olan tanış
olmak değil, siperde sağ kalarak vatanı
kurtarmaktır.Vatanı hele bir kurtaralım, sağ
kalanlarla yıllarca arkadaşlığımızı devam
ettiririz.
2. KADIN – Çavuşum
gezdiğimiz yerlerde her ne kadar insanları
ağzını bıçak açmıyorsa da insanların
çalıştığını söyleyebilirim. Kadınlar
çocuklarıyla birlikte tarlaları
dolaşıyorlar.Tarlaların çoğu ekilmiş.Bir kısmı
da nadasa bırakılmış.Her ne kadar kişiler
eşlerini yitirseler de, her ne kadar karamsar
gibi görünseler de yine de umutlarını
yitirmemişler.
1. KADIN
– Geçen hafta Rumeli’den akrabalarım geldi.
Rumeli’de de çok zayiat varmış. Gelibolu’ya
Mustafa Kemal adında bir komutan gelmiş.
Demirtepe’de karargah kurmuş. “ Bu toprakları
kanımızın son damlasına kadar
koruyacağız.Gerekirse şehit olacağız. Ancak
buradan bu düşman İstanbulşehrine
ulaşamayacaktır.” dermiş.
MEHMET
ÇAVUŞ – Buralarda da söyleniyor Mustafa
kumandan. Yemen, Trablus garp cephe-sinde
savaşmış. Şimdide buraya göndermişler.
2. KADIN
– Halkımız yorgun, bitkin ama
umutlu.Yöneticilerinin sahip çıkmadığı bu
topraklara halk sahip çıkıyor. Kanının son
damlasına kadar da savunacak, düşmana
bırakmayacaktır.
MEHMET
ÇAVUŞ – ( Top Sesleri , silah sesleri duyulmaya
başlar. ) Bacılar, burada fazla oyalan-mayalım.
Bakın düşman selam verdi. Saldırıya da ne zaman
geçeceği belli değil. Bir an önce yapılacak
işlere dönelim.
FATMA
ONBAŞI – ( Gülümseyerek.) Çavuşum düşman ne
isterse yapsın. Bu boğazı biraz zor geçer.
Aylardır denizde, kıyıda duruyorlar. Şu boğazdan
elini kolunu sallayarak geçe bildi mi?
MEHMET
ÇAVUŞ – Onbaşım, bu sefer düşmanın niyeti kötü
görünüyor.Düşman daha önce bu kadar yığınak
yapmamıştı.Günlerdir gemilerle insan taşıyorlar,
cephane taşıyorlar. Boğaz ve çevresinde bu kadar
yığınak yapmamıştılar. Karşımızda yedi düvel
asker var.
HALİDE
ONBAŞI – Elimizden geleni yapıyoruz çavuşum.
Gerisi Allah’ın yardımına kaldı.
TUĞBA –
Ben size her zaman mermi taşırım, merak etmeyin.
Sizler için yemek, ekmek taşımaya da devam
edeceğim.
MEHMET
ÇAVUŞ – ( Top sesleri yükselir.) Çocuklar, (
Küçük kızların başlarını okşar ) Bundan sonra
buralara gelmeyin. Bacılar bu çocukları buraya
kadar da getirmeyin. Buraları çocuklar için
tehlikeli oluyor. Mümkün mertebe buradan uzak
tutun çocukları.
TUĞBA – Bizleri hiç
düşünmeyin çavuş amca.Ben ve kardeşim bu top
seslerine alıştık. Hiç korkmuyoruz.
Bize bir eğlence gibi geliyor. Hani ıslık
çalarak geçen seslerin dinlenmesi bir başka
oluyor.
HALİDE
ONBAŞI – Aferin çocuklar.
TUĞBA –
Ne olacak yani.? Nasıl olsa biz merak edenimiz
de yok. Bizi arayan da soran da yok.
MEHMET
ÇAVUŞ – Ne olursa olsun bundan sonra buralara
gelmeyin çocuklar. Bacılar sizlerden isteğim bu
çocukları buralara kadar getirmeyiniz.!
TUĞBA –
Çavuş amca, bizleri buralara bu teyzeler zorla
getirmiyorlar ki, biz kendimiz geliyoruz.Hem
teyzemiz de bunların içinde.
MEHMET
ÇAVUŞ – Çocuklar, sizler yinede gelmeyiniz.
Çünkü sizin yaşamanız gerekiyor. Sizler
yaşamalısınız ki bizim geleceğimiz gençler
olarak bu görevi üstlenmenizi isterim.
KÜBRA
– Çavuş amca gelmemizi engelleme ne olur!
HALİDE ONBAŞI – Çocuklar, gelecek olan yeni
nesil sizlerin yaşamına bağlı. Cephenin gerisinde kalın. Bizlere yapmış olduğunuz
yardımlardan dolayı sizlere teşekkür ederiz.
Sağlığınız bizim için daha önemli, haydi artık
geriye çekilin.
1.
KADIN – Çavuşum çocuklar benim yeğenim. Ben
nereye gidersem onlarda benimle beraber
dolaşıyorlar. Köyde bırakacak yerim yok.
MEHMET ÇAVUŞ – Ne diyebilirim ki,
çocuklarını dahi emanet edecek yer bırakmadı şu
savaş.Daha nice ocaklar sönecek bu topraklar
uğruna, inşallah sonumuz hayırlı olur.
1.
KADIN – Ben de çocukların cepheye gelmesini
istemem. Ancak onlar da bu halleriyle malzemeleri
canı gönülden taşıyorlar. Hem bizlere , hem de
sizlere yardım ediyorlar.
MEHMET ÇAVUŞ –
Haydi işimizin başına dönelim.
HALİDE ONBAŞI – İşimizin başında
değil miyiz? Başka yapacak ne işimiz var ki şu
düşmanı beklemekten !
ZEKİYE - (
Sahneye girer. Hemşiredir.) Maşallah, maşallah …
MEHMET ÇAVUŞ – ( Gülümseyerek ) Buyur Zekiye,
nerelerdeydin , geç kaldın?
ZEKİYE – Bu ne sohbet böyle? Çay, kahve de
getirelim mi?
MEHMET ÇAVUŞ – Tamam, cümbüşte bir sen
eksiktin, hele konuş bakalım.
ZEKİYE – ( Top sesleri başlar. Çavuşa doğru.)
Konuş çavuşum, konuş bakalım. Ben olmazsam sizin
yırtıklarınızı kim dikecek? Yine de bana
muhtaçsınız!
TUĞBA
- ( Biraz şaşkın ) Zekiye abla, çavuşun , diğer
askerlerin yırtılan elbiselerini köylüler
onarıyor. Ben bugün onarılmış elbise de
getirdim.
MEHMET ÇAVUŞ – ( Gülerek ) Cevabını ver
bakalım Zekiye.
ZEKİYE – ( Biraz sinirli durumda ) Bak şu
velede. Yavrum sen benim hangi yırtık ve
kopukları diktiğimi biliyor musun?
TUĞBA
– Yırtık elbiseleri değil mi?
KÜBRA
– Sen terzi değil misin?
MEHMET ÇAVUŞ – Kızları fazla meraklandırmadan
açıkla. Anlat ki çocuklar dikme olayının ne
olduğunu öğrensinler.
ZEKİYE – ( Sakin bir şekilde, birazda
gülümseyerek) Çocuklar. Ben, savaş
sırasında ; Mehmet Çavuş, Halide onbaşı ve diğer
yaralanan Türk askerlerinin yaralanan,
vücudunda açılan yaraların, kesiklerin toplanmasını ve o
yaraların dikilmesini yapıyorum.Kafa, kol,
gövdede açılan yırtıkları dikerim.Ben elbise
değil , insan bedeni dikerim. Ben
hemşireyim.Kişilerden kopan el, ayak ve kafaları
ayrı istif ederim.
MEHMET ÇAVUŞ – Çocuklar, bizim Zekiye kasaptır.,
kasap. İnsana hiç acımaz. Allah kimseyi onun
eline düşürmesin. Zekiye bizim baş belamız.
TUĞBA
– Allah neden onun eline kimseyi düşürmesin
çavuşum.
ZEKİYE – Siz çavuşun söylediklerine
bakmayın.Bana kızarlar ama yine de yardımlarına
beni çağırırlar. Biraz canları yanar dikiş
sırasında hepsi bu.
MEHMET ÇAVUŞ – Canlı canlı ,hiç uyuşturmadan
dikiş atar.
TUĞBA
– Anlaşıldı, sen elbise diken terzi değil,
insanların yaralarını dikiyorsun.
ZEKİYE – Dikiş sırasında uyuşturmak için narkoz
kaldı da biz mi kullanmıyoruz.?
1.
KADIN – Bacılar; buralarda fazla
oyalanmayalım.Gün ağarıyor. Bizi bekleyen işler
var.Haydi iş başına, bu kadar dinlenmek yeter.
MEHMET ÇAVUŞ- Güle güle gidin. Gezdiğiniz
yerlerden dönüşte bizlere mutlaka bilgi getirin.
Diğer yerlerden doğru bilgi alamıyoruz.
ZEKİYE – Çavuşum, sen oraları değil de
buraları düşün. ( Top sesleri yükselir. Boğaza
doğru bakar) Bak gemiler yavaş yavaş boğaza
doğru ilerliyorlar.Buralar kısa zaman sonra
tekrar cehenneme dönecek.Buraları dururken başka
yerleri düşünmeyelim şimdi. Tam siper alın.
MEHMET ÇAVUŞ – (Derin bir nefes alır.) Of,of..
HALİDE ONBAŞI - Ne oldu yine çavuşum? Çocuklar
mı aklına geldi?
MEHMET ÇAVUŞ –(Biraz hüzünlü )Ne çocukları
onbaşım ?Vatanı topraklarını düşünüyorum. Sadece
buradaki topraklar değil, vatan toprağı bir
bütündür.Vatanın her karış toprağını düşünmemek
olur mu ? Düşünmemek elde mi?
FATMA
ONBAŞI – Haklısın .
2.KADIN- Bizler
görevimizin başına dönüyoruz.
MEHMET ÇAVUŞ – Haydi öyleyse herkes
görevinin başına dönsün.Ortalık yine karışacak.
(Top atışları duyulur) Bakın, atış talimine
başladılar yine. Yaralananlar, şehit olanlar
olacak.Bakalım bugün sıra kimde? Haydi sizlerde
gidin artık, menzil dışına çabuk çıkın.
1.KADIN – Allah
yardımcınız olsun.
ZEKİYE – Benim
görevim dikiş dikmek.İğne ile iplikleri
hazırlayayım da sonra aramayayım.Beni ararsanız
görev mahallinde olacağım. Haydi Allah
yardımcımız olsun.
(
Işıklar söner)
S
A H N E 3
(
Işıklar yanar. Sahnede düşman subayları vardır.)
Osmanlı devletinin yıkılması amacıyla bütün
güçlerini birleştiren Avrupalılar, son saldırı
hazırlıklarını gözden
geçirmektedirler.Amaçları ; hasta adam
dedikleri, bitti dedikleri Osmanlı devletini
tama-men ortadan kaldırmaktır.Kışın o dondurucu
soğuğunda Ege denizinde demir atmış gemilerde
keyifli keyifli konuşmaktadırlar.
1. AMİRAL -
Beyler, Artık şu boğazdan geçme işinin son
rutuşlarını yapalım.
2. AMİRAL – Bizim
ne yaptığımızı sanıyorsunuz?
1. AMİRAL – Şu
planları tekrar bir gözden geçirelim de bu işin
sonunda İstanbul’a varmış olalım. Bunun dışında
da başka bir şey düşünemem.
2.
AMİRAL – Bana göre biraz acele ediyoruz gibi
geliyor. Ne dersiniz?
1.
AMİRAL – Hiçbir şey acele değildir.
2.
AMİRAL – Kafamı kurcalayan bazı noktalar var.Şu
Çanakkale ! ( Boğaza doğru bir işaret yapar.)
Henüz boğazdan bile geçemedik. Kutlamak için
neden çok acele ediyorsunuz zafer kutlamaları
için.
1.
AMİRAL – Benim düşünmemi gerektirecek bir nokta
yoktur. Ufak tefek pürüzleri dert etmeye hiç
gerek yok.İstediğimiz kadar asker ve cephane
takviyeleri de geldi. Osmanlının elinde ne var?
3.
AMİRAL – Haklısın.
1.
AMİRAL – Mart ayının birinden itibaren kıyıya
önemli yığınak ve asker çıkartacağız. Hem
karadan , hem de denizden son vuruşu yapıp
İstanbul’a yolumuza devam edeceğiz.Kıyıya
yapılan takviyelerle karadan, denizden de yeni krovazörlerle yüklendik mi , tükenmiş, bitmiş,
yıkılmak üzere olan Osmanlının bizim karşımızda
direnecek gücü kalmaz. Böylece elimizi kolumuzu
sallaya sallaya İstanbul’a yolumuza devam
edeceğiz.
3.
AMİRAL – Doğrusu bu gücün karşısında durmak için
deli olmak gerekir. Bu üstün silah teknolojisi
ve tekniğin karşısında hiçbir insan duramaz.
1.
AMİRAL – Beyler, hiç şüphem yok ki, bu güç
sayesinde zafer bizim olacak.Bu zaferi kutlamak
için sizleri 25 mart günü sizlere randevu
veriyorum.Boğaza bakan güzel bir yerde oturup
zaferimizi orada kutlarız. Bana buluşmak için
söz verir misiniz?
3.
AMİRAL - ( Askere seslenir.) Asker, bize üç
tane viski bardağı ile viski getiri misin,
iyisinden olmasına dikkat et?
1.
AMİRAL – Haydi yavrum acele ediver.
3.
AMİRAL – İstanbul hiç aklımdan çıkmıyor.Rüya
şehri diye adlandırılan bu şehri beş yıl önce
görmüştüm.
ASKER
– emredersin komutanım.
1.
AMİRAL – Ya şimdi !
3.
AMİRAL – Şimdi oraya kazanacağımız zaferi
kutlamak için gideceğim. Şimdi oraya; eğlenmek,
dinlenmek, zevk için gideceğim. İstanbul’da
kalacağım birkaç gün içinde yaşamanın tadını
çıkarmak istiyorum.
2.
AMİRAL – Randevu ha! Bırakın hayal kurmayı.
1.
AMİRAL – Kesinlikle hayal değil.
2.
AMİRAL – Randevu yerinde buluşmadan önce
halledilmesi gereken bir işimiz var.Daha boğazı
geçemedik. İstanbul’a hem karadan , hem boğazdan
nasıl gideceğiz, bana bunu söyler misiniz?
3.
AMİRAL – Fazla düşünmeye gerek yok amiralim.
2.
AMİRAL – Düşünmemiz gerekli arkadaşlar.
1.
AMİRAL – Karaya takviye kuvvetleri çıktı. Daha
da geriden takviyeler gelecek. ( Duvarda
bulunan dünya haritasına doğru gider.) Kanada ,
Avustralya, Hindistan, Yeni Zelenda, Afrika’dan
yeni takviye kuvvetleri gelmeye devam edecek.Şu
an şu yarımadayı ( Uzakta bir yeri işaret eder )
karadan ve denizden tam kuşatma altına aldık.
Aslında abluka desek daha iyi olacak. Bu silah
gücünün karşısında Osmanlı askerinin durması
mümkün değil. Yakında ben askerlerimle beraber
karaya çıkacağım. Sizler denizden , ben karadan
İstanbul’a hareket başlayacak yakında.
2.
AMİRAL – Bu konuda biraz iyimser olmuyor
musunuz? 3 aydır geçemediğimiz şu boğazı bir
günde nasıl geçeceğiz.? Yoksa yeni mucizeler mi
olacak?
ASKER
– ( Sahneye girer. Elinde viski şişesi ve üç
adet bardak vardır.) komutanım viskileriniz
geldi. ( Viski şişesinden bardaklara doldurur.
Her komutana ayrı ayrı ikram eder. ) Başka bir
emriniz var mı komutanım?
2.
AMİRAL –
Gidebilirsin asker.
1. AMİRAL – Güzel bir
püro varsa alabilirim.
ASKER –
Emredersiniz komutanım. ( Sahneden dışarıya
çıkar.)
2.
AMİRAL – Ben
korkmuyorum dersem doğrusu yalan olur. Bir aydır
buradayız.
1.
AMİRAL – Korkmaya
hiç gerek yok.
2.
AMİRAL – Doğrusu
var. Hasta adam, hasta adam dediğimiz
Osmanlının elindeki cephane
halen bitmedi.
Bundan bir ay öncede, bir hafta öncede hep aynı
şeyleri söyledik.Ellerinde cephane mi kaldı ki
dedik durduk. Fakat halen bize cevap veriyorlar.
Bir türlü şu boğazı geçemedik. Onlar bize
denizi
, biz de onlara karayı cehenneme çevirdik, ama
hala şu denizde bulunuyoruz. Ne dersiniz?
1. AMİRAL – düşündüğün konuya bak. Ben bu
takviyelerden sonra bunları düşünmek bile istemiyorum.
( Elindeki viski bardağını havaya kaldırır.)
Şerefinize kadeh kaldırıyorum.
2.
AMİRAL – ( Biraz düşünceli) ben düşünmeden
edemiyorum.Çünkü hiçbir zaman yaralı bir aslanı
yakalamak istemem.
3.
AMİRAL – Neşemizi kaçırmayın amiralim.
2.
AMİRAL – Şimdi bana göre Osmanlı aynen yaralı
bir aslan gibi. Ne zaman ne yapacağı hiç belli
olmaz. Elimizde cephane çok. Ama hiç kimse ölmek
için can atmıyor. Ölmek isteyen olmayınca savaşı
nasıl kazanacaksınız?
1.AMİRAL – Biz de
paranın ucunu fazla gösteririz olur biter.
2.AMİRAL – Osmanlı
askeri öyle değil ama. Ölüme oyuncak gibi
bakıyor. Güle oynaya, göz göre göre ölüme
gidiyorlar.
3.
AMİRAL Osmanlını aslanlığı gitmiş. Her tarafta
savaşan bir vücut bir gün elbette yorulacak-tır.
Osmanlının bizi Çanakkale’de durdurması zor
olacaktır.Bu kadar takviyeden sonra olumsuzu
düşünmek en büyük yanlış olur.
1. AMİRAL – Bu konuyu daha fazla uzatmaya gerek
var mı? Korkmaya da gerek yok, neşelenelim biraz.
2.
AMİRAL Ben korkmuyorum. Ama yine de düşünmeden
edemiyorum. Şu Çanakkale boğazını nasıl
geçeceğiz.?
1.
AMİRAL – Ben İstanbul geceleri için
hazırlanacağım.Siz ne isterseniz onu yapın.
Ancak ben İstanbul’da giyeceğim kıyafetlerin
hazırlığını yapacağım.
3.
AMİRAL – neyin hazırlığını yapıyorsunuz,
anlayamadım?
1.
AMİRAL – İstanbul gecelerinin hazırlığını
yapıyorum.
2.
AMİRAL – Biraz erken olmuyor mu?
3.
AMİRAL - Amiralim , pek erken olacağını
sanmıyorum. İstanbul denince benim de içimde
bir şeyler kıpırdıyor.
1.
AMİRAL – amiralim, şimdi neşemizi bozmanın
zamanı değil! Neşelenelim, eğlenerek yarını
karşılayalım. Gelecek olan iyi günlerimizin
şerefine kadehlerimizi kaldıralım derim, ne
dersiniz?
2.
AMİRAL – Bana göre bu kutlama erken oluyor.
1.
AMİRAL – Kadehimi kazanacağımız zaferin şerefine
kaldırıyorum.Haydi, şerefe İstanbul gecelerine.!
3.
AMİRAL – İstanbul gecelerinin şerefine !
2.
AMİRAL – Mademki İstanbul gecelerine, İstanbul
gecelerinin gelecekteki şerefine kaldırıyorum
kadehimi, zaferimizin şerefine, şerefe!
(
Işıklar söner. )
S A H N E 4
Mart 1915 yılı başları.Çanakkale
yarımadasında İntepe körfezinde boğaza bakan
cephesinde Türk siperlerinden
biri. Hava olanca şiddetini artırmış, dondurucu
bir fırtına uğultu biçiminde esiyor.
MEHMET ÇAVUŞ – ( Siperden boğaza doğru
bakmaktadır. Gün henüz ağarmaktadır.) Yarabbi,
ne büyüksün ki hikmetinden sual olunmaz. (
Ayağa kalkar, ellerini açar.) Sen , benden
hiçbir iyiliğini esirgemedin. Daima yardımcım
oldun. Sen, her zaman aciz kullarının
kimsesizlerin, zor durumda kalan kişilerin
yardımına koşarsın. Yarabbi , senden bir isteğim
var. ( Top sesleri gelmeye başlar.) Düşman var
gücüyle üstümüze geliyor. İşte yine başladılar ,
buralarını cehenneme döndürecekler. Bizleri yok
etmek istiyorlar.
(
Sahneye Halide onbaşı ile Fatma onbaşı
girerler.)
HALİDE ONBAŞI – Hayırlı sabahlar çavuşum.
FATMA ONBAŞI – Hayırlı sabahlar çavuşum.
MEHMET ÇAVUŞ – Hayırlı sabahlar.
HALİDE ONBAŞI – Hayırdır çavuşum.
MEHMET ÇAVUŞ – Bizim işimiz hatırdır. Bizim
şerle , kötülükle işimiz olamaz.Şu düşmanları
seyrediyordum.
FATMA ONBAŞI – Bıkmadın mı daha?
MEHMET ÇAVUŞ – Şu düşmanları düşünüyorum da,
aylardır buradalar. Amaçları; Osmanlı devletini
yıkmak, Türk neslini ortadan kaldırmak,
buralardan başka taraflara sürmek.Bu güzelim
cennet toprakları üzerinde kendi hakimiyetlerini
kurmak. Minarelerdeki ezan seslerini susturmak,
genç kızları-mızı, bacılarımızı esir etmek. (Top
sesleri yükselir. Top seslerini biraz
dinledikten sonra ) Yarabbi , bizlere yardım
yardım et. Yardım etki ; bu topraklar üzerinde
ezan sesleri susmasın. Analarımız, bacılarımız ,
çocuklarımız düşman süngüsü altında inlemesin.
Bacılarımızın , analarımızın namuslarına zarar
gelmesin. Türk milletinin devamı , başarısı için
bizlere yardımını esirgeme.
HALİDE ONBAŞI – Amin.Bir gelişme var mı ?
MEHMET ÇAVUŞ – ( Top seslerinin ve mermi
seslerinin çoğalması üzerine ) İşte düşman
gerçek yüzünü göstermeye başladı.
FATMA ONBAŞI – Allah bizim yardımcımızdır.
Allah’ın yardımıyla bu günü de kazasız belasız
atlatacağız. Zafer yakında elbette bizim
olacaktır. ( Top sesleri iyice hızlanır.) Bu
topraklar üzerinde ezan sesi susmayacak,
kadınlarımız , bacılarımız hiçbir zaman düşman
süngüsü altında inlemeyecek.
MEHMET ÇAVUŞ – İnşallah onbaşım.
FATMA ONBAŞI – ( Boğazda belirli bir noktaya
doğru bakar.) Ben bir Türk kadınıyım. Ben Türk
anasıyım. ( Biraz duraklar. Top sesleri çoğalır.
Yakınlarına top mermisi düşer.) Türk kadını
tarlada, çapada kocasıyla nasıl omuz omuza
çalışıyorsa ; savaşta da erkeğiyle omuz omuza
savaşacak, savaşmaya da devam edecektir. Barışta
çocuğunu yetiştirirken , savaşta askere
mermisini taşıyacak, gerekirse şimdi olduğu gibi
siperde omuz omuza verip savaşacaktır.Biz buyuz.
MEHMET ÇAVUŞ – keşke bunlar olmasaydı da sizler
evinizde kalsaydınız.
HALİDE ONBAŞI – Bu Anadolu kadınının alın
yazgısı.
MEHMET ÇAVUŞ – Elimizdeki cephane yine azaldı.
Allah verede bugün cephanemiz erken getirile.
Yoksa işimiz çok zor.
FATMA ONBAŞI – ( Seyirciye doğru döner.
Belirsiz bir noktaya doğru bakar. ) Bizler
anayız.Bizler Anadolu
kadınıyız! Biz Anadolu’yuz ! ( Biraz duraksar.
Top seslerini dinledikten sonra.) bizler ;
çocuğunu büyüten, onların terbiyesini veren,
tarlada çalışan, sofraya aşı kotaran Anadolu
kadınıyız.Bizler çocuklarımıza örnek
bir anayız.
HALİDE ONBAŞI – Haklısın onbaşım.
MEHMET ÇAVUŞ – Osmanlının kaderi bu, elden bir
şey gelmiyor.
FATMA ONBAŞI - Biz Anadolu kadınına ; bugün
ihtiyaç olduğu için buradayız. Hep beraber
savaşmak zorundayız. Eğer bugün burada olmaz,
omuz omuza vermezsek başka hangi gün birlikte
olacağız ? Bugün burada savaşmazsak, yarın
çocuklarımızın , torunlarımızın yüzlerine hangi
yüzle bakacağız! Her gün işte bunlar savaşmayıp
yurdu satan vatan hainleri dedirtmektense
şerefimle savaşır, şerefimle yaşar, şerefimle
ölürüm.!Bizler ; elimizin hamuruyla bugün
olduğu gibi gerekirse bundan sonrada silahı
elimize alarak düşmana karşı namus ve şerefimiz
için yüz bin defa tetiğe basarız. ( Seyirciye
doğru belli bir noktaya bakar.) Bizler Türk
anasıyız. Bizi koruyanımız Allah’tır. Çünkü ona
güveniyor, ondan yardım bekliyoruz. Haydi
hayırlısı , gazamız mübarek olsun.
(
Sahneye kadın ve çocuklar girer.)
KORO
Havada bulut yok bu ne dumandır
Köyde bir ölüm yok bu ne figandır
Şu
Yemen illeri ne de yamandır
Ah o Yemen’dir , gülü
çimendir
Giden gelmiyor acep
nedendir
Şu
dağların ardında redif sesi var
Sorun çantasında acep nesi var
Bir
çift yemenisiyle bir de fesi var
Ah o Yemen’dir , gülü
çimendir
Giden gelmiyor , acep
nedendir
Anonim
1.
KADIN – Yettik gayrı, isteklerinizi getirmeye
çalıştık.
TUĞBA – ( Kardeşinin elinden tutar. Elerlinde
paket ve sepet vardır.) Bunarlı nereye
bırakalım.
MEHMET ÇAVUŞ –
(Oturmuş olduğu yerden
kalkar, Tuğba’ya doğru hareketlenir.) Sağ olun
çocuklar. Ben size gelmeyin demiştim. Hay Allah
Allah.
TUĞBA – Amacımız sizlere yardım etmek. Başka
yapacak işimiz de olmadığına göre.
MEHMET ÇAVUŞ – Yardımlarınız için sağ olun
çocuklar, fakat buralar…
FATMA ON BAŞI – Çocuklar keşke siperlere kadar
gelmeseniz.
MEHMET ÇAVUŞ – Çocuklar, sizler hangi köyden
diniz?
TUĞBA – Ahmetler köyünden. Annem, babam bu
savaşta şehit düştüler. Köyde bize bakacak bir
teyzemiz kalmıştı. O da zaten burada bizlerle
beraber. O nereye giderse biz de onunla beraber
her yere gidiyoruz.
1.
KADIN – Ne yapalım çavuşum. Sizlere yardım gerek
Hem onlarda bu yurdun hangi durumda ve nasıl
savunulduğunun canlı şahitleri oluyorlar. Baş ne
yapa biliriz ki?
KÜBRA – (Elindeki sepeti göstererek ) amca ,
bunun içindekileri sizin için getirdim. Nereye
koyayım?
MEHMET ÇAVUŞ – Sağ ol yavrum, bunları
tutan ellerin dert görmesin. Bunları taşıyan
ayakların dert
taşımasın.
HALİDE ONBAŞI – ( Duygulu bir sesle ) Allah’ım
! Bizlere ; şu yetim kalan, öksüz kalan
yavruların yüzü suyu hürmetine yardımını
esirgeme.Yetimin , öksüzün, kimsesiz kalanlar
için bizlere yardım et.
FATMA ONBAŞI - ( Seyirciye doğru dönerek )
Çoluk çocuk savaşan bir milletin ( çocukları
gösterir) Allah yardımcısıdır mutlaka.
2.
KADIN – Haberler iyi.
KORO
Kan ile kılıçtır görünen
bayrağımızda
Can
korkusu gezmez ovamızda dağımızda
Her
kûşede bir şîr yatar toprağımızda
Gavgada şehâdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz.
Namık KEMAL
1.
KADIN – çavuşum , geldiğimiz yerlerde güzel
haberler var. Trakya’da da düşmana geçit yok
diyorlar.
MEHMET ÇAVUŞ – İnşallah.
1.
KADIN – Bizler fazla oyalanmayalım. Bacılar;
oyalanacak zaman yok. Cepheye yetiştirilmesi
gereken cephanemiz var daha. Tekrar geriye
dönmemiz gerekiyor. Haydi kalkalım artık.
2.
KADIN – İş zamanı, haydi bacılar istirahat
bitti.
3.
KADIN - Allah sonumuzu hayırlı eylesin. Cephe
gerisinde de fazla mermi kalmadı. Her ne kadar
cephane istediğiniz kadar var deseler de
sanıyorum yakında cephanemiz sona erecek.
4.
KADIN – Sadece cephanemiz mi azaldı
sanıyorsunuz.? Düşmanla savaşacak insanımız da
kalmadı geride. Çoluk çocuk herkes değişik
cephede düşman karşısına çıkıyor. Ne yazık ki
eskisi kadar fazla destek de görmüyoruz.
1.
KADIN – Elimizde avucumuzda bir şey kalmadı diye
savaşı bırakıp düşman gavuruna teslim mi
olacağız? Bu güzelim vatan topraklarını düşmana
mı terk edeceğiz?
MEHMET ÇAVUŞ – Bacılar, sizlerin görevi yok mu?
3.
KADIN – İşimiz çok, düşmana bırakacak toprağımız
da yok. Savaş cephaneyle olur, erzakla olur,
cephede düşmana karşı koyacak askerle olur.Biz
şimdi ne durumdayız?
1.
KADIN – Şimdi kötü duruma düşüşümüzü
konuşmayalım. Bizler cephe gerisinde ne kadar
hızlı hareket edersek , cephaneyi cepheye ne
kadar çabuk taşırsak ; başarıya olan katkımız da
o kadar çok olur. Gerekirse silahları elimize
alıp sizlerin yanında ( Askerleri gösterir )
düşmana karşı bir mermi de biz atarız, değil mi
bacılar?
(
Bütün kadınlar bir ağızdan “evet” derler .)
2. KADIN – Bacılar, ümitsizlik bizlere
yakışmıyor. Bizler ümidimizi yitiremeyiz.!
Bizler ümidimizi yitirirsek, cephede
savaşanlar tamamen ümitsiz olurlar.Bizler hem
askerlerimize , hem de cephe gerisindeki
halkımıza köprü görevi yapmıyor muyuz? Bizler de
ümitsizliğe kapılırsak diğerleri ne olacak?
3. KADIN – Haydi fazla konuşup vakit
kaybetmeyelim. İşler bizleri bekliyor.
1. KADIN – Haydi iş başına. Haydi çocuklar,
sizlerde bizimle gelin.
MEHMET ÇAVUŞ – Yolunuz açık olsun. Sağlıcakla
gidin , sağlıcakla gelin.
HALİDE ONBAŞI – ( Top sesleri yükselir. ) Haydi
sizleri bekleyeceğiz.
(
Işıklar söner. Sahne boşalır. )
S A H N
E 5
( Işıklar yanar. Sahnede
çavuş, onbaşı, kadınlar ve çocuklar vardır.)
ZEKİYE – Hoş geldiniz bacılar. İlaçlarımı
getirdiniz mi ?
3.KADIN - Vallahi
bir sürü sandık getirdik ama , içlerinde ilaç
var mı bilmiyorum.
ZEKİYE - ( Biraz üzgün ) İnanın o kadar çok
ilaca ihtiyaç var ki ! Yaralılara sargı bezi,
ilaç yetiştiremiyorum. Elim kolum bağlandı
artık, yırtık elbiselerden sargı bezi yapıyorum.
1. KADIN – Benim getirdiğim
sandıkların biri senin olması gerekiyor. (
Arabada olan sandıklardan
birini alır.) Bu senin istediğin sandık
sanıyorum. Bunlarla idare etmeni istediler.
ZEKİYE – ( Sandığı eline alır. Üzgün bir
durumda.) Bunun içindekileri bana bir gün bile
yetmez. Aman Allah’ım , ne yapacağım ben!
MEHMET ÇAVUŞ – Üzme tatlı canını Zekiye kızım.
Bu güne kadar ne yaptıysan onu yaparsın.
Dikişleri diri diri, sargıları da elbiselerden
yaparsın olur biter.
HALİDE ONBAŞI – Bacılar, mermileri siperlere
doğru götürelim.(Top sesleri duyulur.) Ortalık
iyice kızışacak.
3.
KADIN – Vallahi neresi kızışmadı ki ! Anadolu
yakasında büyük bir yangın var. Trakya’da ise
kan gövdeyi götürüyormuş. Alçıtepe, Beş yol,
Tayfur köylerinde çok şiddetli çarpışmalar
oluyormuş. Ölenlerin bazen kime ait olduğuna
bakılmadan toplu gömmeler başlamış. Hangi tarafa
gitsek ortalık cehennemi andırıyor. Bizler de bu
cehennemden sağ çıkmaya çalışıyoruz.
MEHMET ÇAVUŞ – Allah’ın izniyle bu
cehennemden çıkıp cennet vatanımızı el birliği
ile yükselteceğiz.
FATMA ONBAŞI – İşimiz çok zor. Bunun da
üstesinden geleceğiz inşallah.
ZEKİYE – Herkesin kendi derdi kendini
ilgilendiriyor. Benim derdim ilaç , sizin
derdiniz ise mermi. Sonunda hepimiz bu
cehennemin sona ermesini istiyoruz. Ancak bu
cehennem burada laklak yapmak ile sona
ermeyecektir. Leyleğin ömrü laklak ile geçermiş.
Bari bizimkisi öyle olmasın.
HALİDE ONBAŞI – Herkes görevini gereği gibi
yaparsa olumsuzluk olmaz. Sizlerde görevinizi en
iyi bir şekilde yerine getiriyorsunuz.
MEHMET ÇAVUŞ – ( Top sesleri duyulmaya
başlar ) Haydi bakalım, ortalık kızışmaya başlayacak
yine. Fazla oyalanmayalım.
ZEKİYE - Cennetten vazgeçtik, bari cehenneme
çabuk gidebilsek.
MEHMET ÇAVUŞ – Zekiye, o ne biçim bir söz!
Fazla dırdır edip durmayalım da işimize bakalım,
dertleşmeyi daha sonra yaparız.
FATMA ONBAŞI – Zekiye, sen ilaç , biz ise mermi
bekliyoruz. İlacın gelmeyişine dert etme. Nasıl
olsa bizim istediğimiz gibi değil, cephe
gerisinden nasıl isterlerse öyle getirilecek.
Bizler ne kadar üzülürsek üzülelim, geride
kalanların da yapabileceği bir şey yok., haydi
iş başına gidelim.
ZEKİYE – Ne yapayım, telaşlanmamak elde değil.
İster istemez düşünmeden edemiyorum.
Yaralananların yarasını saramayınca içim kan
ağlıyor.,diri diri dikiş dikmek de istemiyorum.
TUĞBA – En kısa zamanda senin ihtiyaçlarını
getireceğim.
ZEKİYE – Sağ ol Tuğba kızım.
MEHMET ÇAVUŞ – Senin yapabilecek bir şeyin yok.
İster diri diri , istersen uyuşturarak dik;
fakat sonuçta bu vatan için elimizden geleni
yapmak zorundayız.
3.
KADIN – haydi bacılar fazla oyalanmayalım.
Yapacak çok işimiz var.
HALİDE ONBAŞI – Sizlere kolay gelsin.
Sağlıcakla gidin , sağlıcakla gelin. Gözümüz
yollarda sizleri bekleyeceğiz. Gelirken diğer
cephelerden de haber getirmeyi unutmayın.
MEHMET ÇAVUŞ – Merak etme sen. Her gelişte ilk
önce diğer cephelerden haberler getiriliyor.
Senin söylemene gerek yok.
ZEKİYE – Ne yapalım çavuşum. Olumsuz da olsa
yine de merak ediyoruz. Gelirken benim
ihtiyaçlarımı sakın unutmayın.
KÜBRA – Ben unutmayacağım Zekiye abla. Sen hiç
merak etme emi…
1.
KADIN – Elimizden ne geliyorsa onu yapıyoruz.
Cephe gerisinden ne gönderiyorlarsa onları
sizlere getirmeye çalışıyoruz. Allah’a
ısmarladık, Allah yardımcınız olsun.
FATMA ONBAŞI - Tez zamanda dönünüz.
MEHMET ÇAVUŞ – Haydi uğurlar olsun.
(
Işıklar söner. )
S A
H N E 6
(
Işıklar yanar )
BİR SES
Yaratanın kitabını kaldırtmam ,
Osmancığın bayrağını aldırtmam,
Düşmanımı vatanıma saldırtmam,
Tanrı evi viran olmaz , giderim !
Bu topraklar ecdadımın ocağı,
Evim, köyüm hep bu yerin
bucağı
İşte vatan ! İşte tanrı kucağı !
Ata yurdum evlat bulmaz,
giderim.
M. Emin YURDAKUL
MEHMET ÇAVUŞ - ( Ayakta boğazın belirsiz bir
noktasına bakmaktadır.) hey gözünü sevdiğimin
memleketi hey! ( Sahne içerisinde yürümeye
başlar.) Sende kimlerin gözü yokmuş. Şu
cephede bizlerle savaşan düşmana bir bak1
İngiliz gavurundan tutun; Fransız, Avustralya,
kanada, Hindistan, İtalyan, Anzak… Karşımızda
yedi düvelden yüzlerce insan. ( Seyirciye doğru
döner ve belirsiz bir nokta-ya doğru bakar. )
Buraya niçin gelmişler biliyor musunuz? Bizleri
yok etmek için.
HALİDE ONBAŞI – ( Sahneye girer.) Hayırlı
sabahlar çavuşum.
MEHMET ÇAVUŞ – Hayırlı sabahlar onbaşım.
HALİDE ONBAŞI - Kendi kendine söyleniyordun,
hayrola ?
MEHMET ÇAVUŞ – Şu düşmanları düşünüyordum. Bu
cennet vatanı paylaşmak için buralara kadar
gelmişler. Bu kadar askere gerek var mıydı ki ?
( Biraz duraklar.) Osmanlı uyuyan bir aslandır.
Bu aslanı şimdi uyandırıyorlar. ( Gezinmeye
başlar. ) Bunlara şaşıyorum ben.
HALİDE ONBAŞI – Neden çavuşum.?
MEHMET ONBAŞI – Neden olacak. ( biraz
gülümser.) Bunlar bizimle cephede savaşıp yenileceklerine
, barış masasına otursalar boğazdan ellerini
kollarını sallaya sallaya geçerlerdi. Bizim ile
cephede savaşmayı neden göze alıyorlar , ona
şaşıyorum. Ne gereği var savaş yapıp bu kadar
insanı telef etmeye? Ne hikmettir ki ;
düşmanlarımız dışarıdan , bizler içeriden nasıl
olsa bu vatanı yıkmak üzereydik. Bu gidişle
nasıl olsa yıkılacaktı. Bizler bize kalan mirası
yiye yiye bitiremedik, biteceği de yok doğrusu.
Yarabbi ! Ne bitmeyen bir mirasa sahibiz ki ,
kazanın dibi hala görünmedi , bu gidişle
görünmeyecek sanırım.
HALİDE ONBAŞI – Haklısın çavuşum. ( Top sesleri
gelmeye başlar.) Artık hazırlıklarımız bitirsek.
Şafak söktü sökecek . Düşman bize savaş için
davetiye çıkartacak değil ya çavuşum?
MEHMET ÇAVUŞ – Hangi hazırlıktan
bahsediyorsun? Elimizdeki cephane neredeyse bitmek üzere.
Yakında düşmanla göğüs göğse savaşmaya
başlayacağız. İşte o zaman gerçek kahramanlar
ortaya çıkacak.
HALİDE ONBAŞI – Allah verede bu savaştan
yüzümüzün akıyla çıkalım. Hoş savaşı kazansak
ne olacak ? Nasılsa masada kaybeden biz
olacağız.!
ZEKİYE - ( Sahneye girer) Ne konuşup
duruyorsunuz yine?
HALİDE ONBAŞI – Çavuşumla sohbet ediyoruz.
Düğün dernek kuracağız da.
ZEKİYE – Ne düğünü?
MEHMET ÇAVUŞ – Yakında düğünümüz varda Zekiye.
ZEKİYE - Herkes siperdeki yerini alsın. ( Top
sesleri duyulur. ) Düşman karaya çıkarma yapmaya
başlamış. Kendinizi korumaya çalışın. Düşmana
postunuzu bedavaya deldirmeyin. Sağlam kalın,
sağlam kalın ki parçalarınızı toplamak zorunda
kalmayayım.
MEHMET ÇAVUŞ – Terzi olmak kolay mı? Bizim
yırtıklarımızı , kopuklarımızı toplayıp dikmek
zorundasın. Bundan kaçısın söz konusu bile
olmaz.
FATMA ONBAŞI – ( Biraz gülerek 9 Ne parçası
toplayacaksın ki , sanki kalan parçaları
bulacakmışsın gibi!
ZEKİYE – Her halde kopacak olan kollarla
bacaklarınızdan söz ediyorum. Kopan kelleler ise
ayrıca istif edilecektir, duyurulur.
MEHMET ÇAVUŞ – Bize görevini hatırlatmak
zorunda mısın?
HALİDE ONBAŞI – Ah Zekiye, ah … Bizim parçamız
önemli mi ki?
ZEKİYE – her parçanız benim için önemli, buna
çok dikkat edin.
HALİDE ONBAŞI – Bizim kopacak olan
parçalarımız hiç önemli değil. Yeter ki bu
topraklar , bu
cennet vatan toprakları, bu cennet vatanımız
parçalanmasın. Ben nasıl olsa öleceğim. Ha bugün
ha yarın! Parçalanacaksa benim vücudum vatan
için parça parça olsun, yeter ki vatanımız
parçalanmasın. Vücudumun parçalarını zor
toplayacakmışsın, hiç toplayamayacakmışsın, ne
gezer, birleştiremeyecekmiş-sin boş geç …
Allah’tan isteğim bu vatan toprakları
parçalanmasın.
ZEKİYE – Bırakın şimdi parçalanmayı.
FATMA ONBAŞI – ben bu vatan için
parçalanmaya hazırım. Gerisi hiç önemli değil.
MEHMET ÇAVUŞ – Hepiniz de
haklısınız. Çeneyi bırakalım da işimize bakalım.
Ha bugün ha yarın nasıl olsa parçalanacağız.
Parçalanıncaya kadar işimizi yapalım.
( Sahneye çocuklar ile iki kadın girer.)
TUĞBA - Yettik Zekiye abla.
ZEKİYE – Sizlerin ne işleri var burada, ortalık
iyice kızışacak.?
TUĞBA – Senin için malzeme getirdik. Hem de
kardeşimde senin için malzeme taşıdı.
ZEKİYE - Sağ ol Tuğba kızım.
KÜBRA – Ben bu malzemeleri senin için getirdim
Zekiye ablacığım. Buyur al. ( Elindeki paketi
uzatır.)
ZEKİYE – Sağ ol Kübra kızım. Sizler için ne
söylesem azdır. Yalnız buraları sizler için
iyice tehlikeli olmaya başladı. Ne olur bir
dahaki sefere biraz daha geride kalın. ( Top
sesleri yükselir. ) Bak düşman yine dişlerini
göstermek üzere.
MEHMET ÇAVUŞ – Zekiye ablanız haklı çocuklar.
Bu çocukları buralara kadar getirmeyin artık.
Daha dikkatli olun, onlara bu vatanın ihtiyacı
var.
3.KADIN – Trakya’ da durum iyice kızışmış.
Ölmek var geri dönmek yok, ya şehitlik ya
gazilik diye savaşıyorlarmış.
2. KADIN – İhtiyacınız olan cephaneyi getirdik.
Bu seferine daha fazla getirdik.
ZEKİYE – Sağ olun bacılar, Allah sizlerden razı
olsun.
3.KADIN –
Bizler fazla oyalanmadan hemen geri dönelim.
MEHMET ÇAVUŞ – Savaş kızışmak üzere haydi
çocukları alarak buradan uzaklaştırın.
FATMA ONBAŞI – Çocuklar, sizlerde teyzenizle
birlikte geriye dönün, haydi iş başına.
Buralarda fazla oyalanmayın, sizlerin
yardımınıza ihtiyacımız var.
TUĞBA – Bizleri aldatmıyorsunuz değil mi?
HALİDE ONBAŞI – Niye aldatalım çocuklar.?
MEHMET ÇAVUŞ – haydi çocuklar sizlerde görev
başınıza. Teyzenizle beraber gidin, bizim
ihtiyaçlarımızı beraber getirin.
ZEKİYE – Haydi çocuklar. Çavuş haklı. Şimdi
buraları sizler için tehlikeli, teyzelerinizle
gidin, daha sonra tekrar malzemelerinizle
birlikte gelin.
1.
KADIN – Haydi
yavrularım, biz görevimizin başına dönelim.
ZEKİYE – Fazla konuşmayın da iş başı yapın.
Leyleğin ömrü laklak ile geçermiş.Sizler de
gününüzü öyle
geçirmeyin., haydi Allah her kesin yardımcısı
olsun.
( Çocuklarla kadınlar sahneden ayrılırlar.)
FATMA ONBAŞI – Herkes görev başına.
ZEKİYE – Sizlerde kendinize dikkat edin, ayrıca
sizlerle de uğraşmayayım.
FATMA ONBAŞI - Sana da kolay gelsin Zekiye.
HALİDE ONBAŞI - Kulağın bizde , gözün işinde
olsun.
MEHMET ÇAVUŞ - ( Top sesleri hızlanır. )
Herkes sipere, düşman hızını artırıyor.
(
Işıklar söner )
Birinci perdenin sonu. Perde kapanır.
2 P E R D E
Çanakkale savaşlarının tarih yazılmaya
başlandığı mart ayının ikinci haftasıdır. Bir
tarafta Türk askerleri düşmanı boğazdan ve
karadan İstanbul’a geçirmemek için var gücünü
harcarken, diğer taraftan da İstanbul’a geçmek
isteyen müttefik kuvvet komutanları son taarruz
planlarını gözden geçirmekte, keyifli keyifli
gülmektedirler.
S A
H N E 1
( Düşman saflarında şafak sökmektedir. Geminin
güvertesinde karayı seyreden komutan ,
yanındaki askerle konuşmaktadır.)
2. AMİRAL – Bugün içimde çok tuhaf bir duygu
var. Sevinmek istiyorum , fakat bir türlü
sevinemiyorum. İçimden bir türlü sevinmek
gelmiyor. ( Gezinmeye başlar. Daha sonra boğazda
bir yere bakar.) Günlerdir buralardayız. Şu
körfeze demir attık, bir türlü ne ileriye ne de
geriye gidebiliyoruz. Şu boğazı bir türlü
geçemedik. Şu toprakları bir türlü elde
edemedik. ( Askere döner. ) Oğlum, sıcak bir çay
getir de şu soğuk havada içimiz ısınsın.
ASKER - Emredersin komutanım.
( Sahneden dışarıya çıkar.
2. AMİRAL – ( Telefon ile
emirler yağdırmaya başlar.) Top atışları
serbest, düşman siperlerini olanca gücümüzle bir
dövelim bakalım ne çıkacak.
ASKER – ( Elinde çay fincanı
sahneye girer.) Komutanım çayınızı getirdim. (
Cebinden puro çıkarır. ) Çay ile puro iyi gider
komutanım. Bunun için size bir de puro getirdim,
buyurun.
2. AMİRAL – Sağ ol , teşekkür
ederim. ( Gemiden top atışları başlar. ) Bu
gülleler karşısında hangi asker dayanır acaba?
Karayı günlerdir dövdük, yine dövmeye başladık.
Bu gülleler Osmanlının siperlerini delicesine
dövecek. Ne yazık ki hala buradayız.
ASKER – Karaya çıkmayı dört
gözle bekliyorum komutanım.
2. AMİRAL – Bende aynı
düşüncedeyim. Bu puroyu daha sonra
yakacağım.Hele toplar karayı biraz daha
dövsünler. Siperler paramparça olsunlar.
Boğazdan gemiyle ağır ağır ilerlerken bir
taraftan siperlerden kaldırılan beyaz bayrakları
seyrederken , diğer yandan da bu puroyu yakıp
keyifle içeceğim. Yalnız puromu içerken şöyle
koyu bir Osmanlı kahvesi olursa keyfime de
diyecek olmaz.
1. AMİRAL – ( Sahneye girer.
Elinde bir fincan çay ve purosu vardır.)
Günaydın amiralim. Bu sabah kendinizi nasıl
hissediyorsunuz?
2. AMİRAL – Günaydın. Biraz
daha mutlu olmayı , gülmeyi istiyorum. İyi
olduğumu söyleyebilmek için daha erken olduğunu
sanıyorum. İyiyim diyebilmek için şu boğazı
geçmemiz gerekiyor.
1. AMİRAL - Düşündüğünüz
şeye bakın. Bu olayda hiç zorlanmayacağımızı kaç
defa söyleyeceğim size amiralim.
2. AMİRAL - Gemiden son top
atışlarını yaptırıyorum. İki saat sonra boğaza
doğru ilerlemeye başlayacağız. Şu ana kadar
siperlerden ara sıra cevap veriyorlar. Eski
atışları neredeyse yok denecek kadar az durumda.
1. AMİRAL - Ben size fazla
zorlanmayacağımızı söylemiştim. Onların
cephanesi de bitti , kendileri de bitti. Bana
inanmamıştınız. ( Karaya doğru bakar ) Bakın,
atışlarımıza karşılık bile veremiyorlar artık.
Ellerinde cephane mi kaldı ki?
Osmanlının askerleri bugün siperlerinden beyaz
bayraklarını bize karşı sallayacaklardır, bundan
emin olunuz.
2. AMİRAL – Amiralim, benim
asıl koktuğum bu sessizlik.
1. AMİRAL – Bunda korkacak ne
var ki? Her şeyleri tükendi, bu nedenle cevap
veremiyorlar.
2. AMİRAL – Buna inanamıyorum.
1. AMİRAL – Ben İstanbul’daki
randevumuza hazırlık yapmak istiyorum.
2. AMİRAL – Tedbiri yine de
elden bırakmamak gerekir.
1. AMİRAL – Fazla karamsar
olmaya gerek yok. Bakın atışlarımıza karşılık
bile yok.
2. AMİRAL – İşte aksilik de
bu amiralim.
1. AMİRAL – Neden?
2. AMİRAL – Bu adamaların
elinde hiç mi cephane kalmadı? Bize neden ateş
açmıyorlar ?
ASKER – Amiralim , bana göre
de engel kalmadı artık.
1. AMİRAL – Cevap verecek
halleri mi kaldı?
2. AMİRAL - Biz gece
yarısından beri siperleri dövüyoruz. Karşıdan
bizim atışlarımıza cevap bile veremiyorlar. İşte
asıl tuhaflık burada. Ben bunu anlayamadım. Bu
durum gerçekten beni korkutuyor.
1. AMİRAL – Korktuğun şeye bak
amiralim. Ellerindeki cephaneleri bittikleri
için bize cevap veremiyorlar.Ben biraz sonra
filikalarla karaya çıkacağım. Karayoluyla da
İstanbul yoluna koyulacağım.
2. AMİRAL – Senin dediğin gibi
olsun.
1. AMİRAL - Başkasını
düşünemiyorum.
2. AMİRAL - Ben de düşünmek
istemiyorum, ancak içimde yinede bir kuşku var.
1. AMİRAL - Ne gibi bir kuşku
?
2. AMİRAL - Ya bizler bugüne
kadar yanlış siperleri dövüyorsak? Bütün
uğraşılarımız o zaman boşa çıkmış olmaz mı?
1. AMİRAL - Bunca yapılan
istihbaratlar yanlış olacak değil ya ?
2. AMİRAL – Ben de öyle
olmasını isterim. Ya tersi çıkarsa.?
1. AMİRAL - Hayal bile etmek
istemiyorum.
2. AMİRAL – O zaman ne olur
dersiniz amiralim? Boğazdan geçmek için hareket
ettiğimizde bizim üzerimize bombaları atmaya
başlarlarsa, işte o zaman ne yapacağız? Karaya
çıkan askerlerimizi yoğun altında koruma
altına da alamayız. Ya buna ne dersiniz
amiralim?
1. AMİRAL – Yanıldığınızı
ıspat edeceğim. Bunun için ben boğazdan gemi ile
boğazdan değil karadan İstanbul’a gideceğim.
2. AMİRAL – Eğer bu savaş
planında bir hata varsa , inanın düzeltilmesi
imkansız olur. Çünkü bu planın tekrarı mümkün
değil. Boğazın soğuk sularında biz boğuluruz,
Osmanlı değil ! Ava gidelim derken avlanmak
diye ben buna derim. Yaralı aslanı avlamak
nasılmış işte sen o zaman gör dünyayı!
1. AMİRAL – Sen içini ferah
tut amiralim. Harp dairesinin yapmış olduğu bu
savaş planlarının yanılgı göstermesi mümkün
değil.
2. AMİRAL – Ben de aynı
şeyleri düşünüyorum. Ancak şu siperlerden hala
bize karşılık verilmeyişi beni kara kara
düşündürüyor.
1. AMİRAL – Sen fazla karamsar
olmuşsun. Neredeyse beni de kötü düşünmeye
yönlendireceksin. Buralarda uzun süre kalmak
senin moralini bozmuşa benziyor.
2. AMİRAL – Öyle kabul edelim.
Artık görev yerlerimize dönsek iyi olacak. Zira
şafak söktü artık. Bir bölüm askerlerimiz senin
komutanda karaya çıkacaklar. Ben de gemide
kalanlarla boğazı geçip İstanbul’a gideceğim. Şu
yarımadayı denizden ve karadan bir saralım
bakalım altından ne çıkacak.
1. AMİRAL – Bu işin altından
İstanbul geceleri çıkacak amiralim.
2. AMİRAL – İnşallah İstanbul
geceleri çıkar. Aksi halde şu boğazın soğuk
suları bizim boğazımızdan geçerek içimizi
doldurur.
1. AMİRAL – İstanbul’da
buluşmak üzere , rast gele !
( Işıklar söner.)
S A
H N E 2
15 Mart 1951 sabahıdır.
Şafak sökmek üzeredir. Osmanlı siperlerinde
koşuşturmalar olmak-tadır. Savaş iyice
hızlanmış, top,mermi sesleri ortalığı cehenneme
çevirmiştir. Yaralananlar, şehit düşenler
sedyelerle taşınmaktadır.Makineli tüfek
seslerine top sesleri
karışmaktadır.
( Işıklar yanar )
MEHMET ÇAVUŞ - (
Siperin içerisinden boğazı seyreder.) Gelin
bakalım beyler. ! Gelin misafirimiz olun.Yavaş
yavaş gelin, sırayla gelin. Bizler misafiri
severiz, misafir perveriz ama sizin gibi kötü
niyetli, işgalci misafirleri sevmeyiz. Hele
bir gelin bakalım.( Top sesleri ve makineli
silah sesleri yükselmektedir.)
HALİDE ONBAŞI - (
Siperin .çerisinde düşmanın hareketini
izlemektedir.) Çavuşum, ortalık kızışacağa
benziyor.
MEHMET ÇAVUŞ – Kızışsın
be onbaşım, ne fark eder ki?
HALİDE ONBAŞI – Bu
gelişleri biraz diğer gelişlerine benzemiyor.
MEHMET ÇAVUŞ - Hiçbir
şey fark etmez. Biz ne cehennemler gördük. (
Biraz heyecanlıdır) Bu gördüğümüz ne ki? Bunlar
bir ateşmiş , ne fark eder. Bunların her tarafı
ateş olsa ne olur? Ateş cürümü kadar yer yakar.
Aslında bu gelenlerde o cürüm de yok. Baksana
kaç gündür oyalayıp duruyorlar bizi. Aylardır şu
boğazı geçe bildiler mi?
HALİDE ONBAŞI - Orası
da doğru çavuşum.
MEHMET ÇAVUŞ – Elimizde
, avucumuzda bir şey de kalmadı. Allah verede
bugün cephane takviyesi olsun. ( Boğaza doğru
bakar ) Şu elin gavuru ise hala şu boğazdan
geçeyim mi , geçmeyeyim mi diye düşünüyor.
Nerede bunlarda o cesaret.!
HALİDE ONBAŞI - Ben bu
gelişlerinden biraz olsun korkmaya başladım. (
Biraz düşüncelidir.) Durumumuz hiç iyi değil.
Dünkü hengameyi zor atlattık. ( Biraz bekler )
Cephanemiz ise gittikçe azalıyor. Cephaneyi
idareli kullanıyoruz. Zorunlu olmadıkça
cephanemiz harcamıyoruz.
MEHMET ÇAVUŞ - Üzülme
onbaşım! Bunların yapabilecekleri hiçbir şey
yok. ( Düşmanı gösterir. ) Baksana , şu boğazda
misafirimiz olarak bulunuyorlar. Belirli bir
zaman sonra çekip gidecekler. Kapıdan içeri
girmek için izin istediler de biz de onlara
içeri girebilirsiniz diye izin mi verdik?
HALİDE ONBAŞI - Doğru
çavuşum. Biz misafirin iyi niyetlisini severiz,
bunlar gibi gözü dönmüş, kötü emellisini değil!
( Yaralanma sesleri ve koşuşturmalar duyulur.
Yetişin sesleri olur.)
ZEKİYE - (Sahneye
girer) Siz dalganızı geçin bakalım. Hele güneş
bir doğsun da siz o zaman görün ortalığın toz
duman oluşunu. Ne konuşuyordunuz
öyle.? HALİDE ONBAŞI -
Misafirlerimizi konuşuyorduk.
ZEKİYE – Hangi
misafirleri?
HALİDE ONBAŞI – Şu
denizde bulunan gemilerdeki misafirleri.
ZEKİYE – ( Biraz alaylı
) Siz dalganızı geçin bakalım. Hele dünkü gibi
bir patırtı başlasın da, siz o zaman görürsünüz
misafirin iyisini kötüsünü.!
HALİDE ONBAŞI – ( Ayağa
kalkar , seyirciye doğru döner ve belirli bir
noktaya bakar.) Bugün güneş doğacak. Yarın da
doğacak, daha sonraki gün de doğacak. Bu düşman
ise asla benim kapımdan içeriye
girmeyecek.Bizler burada olduğumuz sürece bu
gözü dönmüş düşman bu cennet vatan topraklarına
asla ayak basamayacaktır. Öyle yağma yok, biz
daha ölmedik, öyle yağma Hasan ‘ın böreği de yok
ortada, anlaşıldı mı? ( Sipere geri döner.)
ZEKİYE – Doğrusu sizlere
şaşıyorum. Ortalık kızışmış, her taraf cehenneme
dönmüş, sizler ise misafirin iyisinden
kötüsünden konuşuyorsunuz.
HALİDE ONBAŞI – Ne
olmuş ?
ZEKİYE – Misafirin
iyisini, kötüsünü seçinceye kadar işinize bakın.
Şimdi oturup ta misafir seçmenin zamanı değil,
haydi dikkatli olun!
MEHMET ÇAVUŞ – (
Gülümseyerek ) Üzülme Zekiye kızım. Biz kimin
iyi niyetli, kimin kötü niyetli olduğunu iyi
biliyoruz. Biz misafiri gözünden tanırız.
Bunların misafir olmadığını da biliyoruz. Bunlar
olsa olsa bir canavardır. ( Gezinmeye başlar.
Seyirciye doğru döner ve belirli bir noktaya
bakar.) Bunlar olsa olsa birer leş kargasıdır,
birer akbabayı andırıyorlar. Bunlar ( denizdeki
gemileri gösterir) kendilerine medeni devlet
diyorlar. Bunlar medeni devlet değil; aksine
medeniyetsiz, şerefsiz, alçakların bir arada
toplanmış olan zincirleridir bunlar.
HALİDE ONBAŞI -
Haklısın.
MEHMET ÇAVUŞ – (
Seyirciye döner. ) Osmanlı devletini ölmek üzere
olan bir varlığa benzetiyorlar. Akbabalar,
canavarlar, leş kargaları ölmek üzere olan
varlıklara, çaresizlere saldırı onun başında
nöbet tutar yiyebilmek için. ( Biraz gülümser.
) Biz henüz ölmedik, ayaktayız.( Denizdeki
gemileri gösterir) Beyler ! Bizler ölmedik!
( Seyirciye döner. ) Bizler böyle canavarların ,
leş kargalarının , akbabaların dişlerinin nasıl
söküleceğini , kafalarının nasıl koparılması
gerektiğini iyi biliyoruz.
ZEKİYE – Sen şimdi
onların kafasının koparılmasını bırak ta , bu
gün kendi kafanı kopartmamaya bak çavuşum, olur
mu ?
MEHMET ÇAVUŞ –
Düşündüğüne bak. Bu düşmanların dişlerini nasıl
kırdığımızı, kafalarını nasıl kopardığımızı
onlar çok iyi bilirler. Bizler; bu köpeklerle
uğraşa uğraşa öğrendik bu işleri. Bu nedenle sen
hiç merak etme, öyle bizleri de fazla düşünme
olur mu?
ZEKİYE – Vallahi ben
onu bilmem. Siz bugün de postunuzu deldirmemeye
bakın. Elimizdeki ilaçlar iyice azaldı.
Yakında yardım gelmezse kimseyi uyuşturmadan
dikiş dikeceğim, haberiniz olsun! Anlaşıldı mı ?
HALİDE ONBAŞI –
Üzüldüğün şeye bak Zekiye. Acı patlıcanı kırağı
çalmaz. Biz ne savaşlar gördük, ne şarapnel
parçaları ile tanıştık bir bilsen.Biz mermilerle
dost olduk. Hepside bize gülerek “ Kusura
bakmayın, sakın üzülmeyin, sizin canınızı
yakmayacağız, sadece sizlerle tanışmak
istemiştik ” dediler, daha sonrada bizden uzak
bir yere düştüler. Hani arada sırada şamarı
yapıştıranı olmadı değil, yinede beraber
olduklarımız oldu doğrusu.
ZEKİYE - İnşallah fazla
hasar vermeden bu günü de geçiririz.!
MEHMET ÇAVUŞ – Üzülme
Zekiye, bugünler de geçer.
FATMA ONBAŞI - (
Sahneye girer.) Düşman tekrar saldırıya geçmiş.
Şimdi gelen haberlere göre ortalık şimdiden
cehenneme dönmüş bazı yerlerde. Karşıdaki
yarımada ise cehennem gece de devam etmiş.Karaya
çıkartmalar devam ediyormuş. Kıyı tamamen düşman
askeriyle sarılmış. Kan kusuyorlarmış. Yakında
bizim buralara da başlayacakmış , haberiniz
olsun.
ZEKİYE – Aman daha
dikkatli olalım.
HALİDE ONBAŞI –
Gelecekleri varsa görecekleri de vardır. Kolay
kolay bu postu teslim etmem ben. Şu boğazı bir
güvence altına alalım gerisi önemli değil.
Bizlere gemilerden sadece ateş açıyorlar, başka
da yaptıkları yok.
MEHMET ÇAVUŞ – Hele bir
gelsinler bakalım.
FATMA ONBAŞI – Boğazdan
bir geçmeye kalksınlar, onlara bu boğazı dar
ederim. Onlara bu boğazın sularını mezar yaparı
mıyım, yapmaz mıyım ? Sanki bu boğazdan geçmek
kolaydı.?
ZEKİYE – ( Biraz alaylı)
Eh , nede olsa bizim misafirimiz olacaklar, öyle
değil mi? FATMA ONBAŞI –
Ben bunların yüzünden ; köyümü, çoluğumu
çocuğumu bırakıp buralara geldim.
MEHMET ÇAVUŞ – Hepimiz
de aynı iş için buralara geldik.
ZEKİYE – Ben onu bunu
bilmem, biraz dikkat edin.
FATMA ONBAŞI – (
Seyirciye doğru. ) Ben , eşimi bu yerde şehit
verdim ve onun şehit olduğu yerde de görevini
ben aldım. ( Biraz hüzünlü ) Köydeki tarlamı
süremedim şu gavurun yüzünden. Hele şu boğazı
geçmek için bir denesin de göreyim. Ben burada
şehit olmaya , bu cennet vatan için kendi-mi
feda etmeye geldim, hele boğazı geçmek için bir
denesinler bakalım.Şu boğazın soğuk sularını
onların midelerine indirir miyim, indirmez
miyim? ZEKİYE – Hepimizde
aynı durumda. Ailelerimizden en az bir şehit
verdik.Silahtan çok korkarım. ( Seyirciye
döner.) Ama çadırda yapacak işim kalmaz, burada
silahı alıp bana da görev düşecek olursa,
mutlaka şu silahı ( Çavuşun elindeki silahı
gösterir.) elime alırım. Ancak bana çadırda
görev kalmazsa o zaman düşmanla göğüs göğse
düşmanla savaşmaya başlarım.
MEHMET ÇAVUŞ – Allah
bizleri korusun., yalnız bu bir savaş.
ZEKİYE – Bunun bir savaş
olduğunu hepimiz biliyoruz da, yalnız bunu
anlamayanlar da var içimizde ben de onu
anlamıyorum.
MEHMET ÇAVUŞ – Hamama
giren terler derler. Ne olursa olsun mutlaka
zarar göreceğiz. Ne yapalım? Ölürsek şehit ,
kalırsak gaziyiz.
FATMA ONBAŞI - (
Heyecanlı bir şekilde ) Haklısın çavuşum,
şehitliği bütün kalbimle istiyorum. Allah’ım
bana burada şehit olmayı nasip eyle.
ZEKİYE – Bizim için öyle
ama, karşı tarafta şehit olacak yok. ( Düşman
gemilerini gösterir)
HALİDE ONBAŞI - Ben
şehit olmaya hazırım.
MEHMET ÇAVUŞ – ( Top
sesleri, tüfek sesleri çoğalır, yaralanma
sesleri duyulur) Haydi çeneyi bırakalım da
görevimizi yapalım.
ZEKİYE – Tek bir parça
olarak kalmaya bakın.
( Hep bir ağızdan “ olur
Zekiye, merak etme ” sözleri duyulur. Işıklar
söner.)
S A H N E
3
( Işıklar yanar.
Sahneye kadınlar ve çocuklar girerler. Daha
önceden siperlerde askerler görev başındadır.)
HALİDE ONBAŞI - Hoş geldiniz bacılar.
1. KADIN – Hoş bulduk.
Buralarda durum nasıl?
HALİDE ONBAŞI – Ortalık
iyice kızışmaya başladı.
2. KADIN – Düşman bütün
gücünü Saroz Körfezine yığmış. Karadan
İstanbul’a gidebilmek için yol arıyormuş. Orada
kan gövdeyi götürüyormuş.
MEHMET ÇAVUŞ – Bacılar,
yakında burası da aynı olacak, bizim durumumuz
da Saroz Körfezindekilerden farksız.
1. KADIN – Saroz körfezinde
düşman bütün gücüyle saldırıyormuş.
Askerlerimiz düşmanın karada tutunmasını
engellemek için var gücünü ortaya koymuş.
Askerimiz destan yazıyor körfezde.
MEHMET ÇAVUŞ – Destan
yazmak değil, vatanı korumak önemli bacılar.
3. KADIN – Mülazim
yüzbaşı, gönderdiğimiz cephaneyi idareli
kullansınlar, zorda kalmadıkça cephane
harcamasınlar dedi.Boşa atılacak mermimiz yok
diyor.
HALİDE ONBAŞI – Bunun
idaresi mi kaldı.? Elimizde ne varsa onunla
savaşıyoruz. Mermimiz biterse süngü takıp
düşmanı bekleyeceğiz.( Top sesleri duyulur.)
FATMA ONBAŞI – ( Gemileri
göstererek ) Bakın çavuşum, gemiler hareket
etmeye başladılar. ( Top sesleri yükselir.)
haydi buralarda fazla oyalanmayın bacılar.
4. KADIN – Buralarda
iyice kızışacak.
MEHMET ÇAVUŞ - Bunlar
çıkartma gemisine benzemiyor. Bunlar boğazı
geçmek için harekete geçtiler. Haydi acele
edelim, bu seferine bu gavurun işi ciddi galiba.
1. KADIN – Desenize
buraları da karışacak artık.
4. KADIN - Karışmayan
neresi kaldı ki?
1. KADIN – karaya çıkartma
yapmadan boğazdan nasıl geçecekler ki?
MEHMET ÇAVUŞ – Bu
gemilerden bir kısmı karaya çıkacak, geri
kalanlarda gemilerle yollarına devam edecekler.
HALİDE ONBAŞI – Allah
verede cephanemiz tükenmesin.!
1.
KADIN – İstanbul’da
ne var ki ?
MEHMET ÇAVUŞ – İstanbul’a
ulaşırlarsa savaş sona erecek.İstanbul’da
bunlara karşı koyacak güç mü var? Payitaht
düşerse bizim savaşmamıza gerek kalmaz.
FATMA ONBAŞI – Bu gemilerin
İstanbul’a ulaşması demek , bizim sonumuz
demektir.
1. KADIN – Desenize bizlere
büyük görev düşüyor burada.
ZEKİYE – ( Sahneye girer )
Burada duruyorsunuz bakıyorum. Yine neler
konuşuyorsunuz?
FATMA ONBAŞI – Düşmanın
denizde ilerlemesini.
ZEKİYE – Düşman her tarafta
ilerlemeye başladı.Denizde ilerlediği gibi,
karaya da çıkartma yapmaya başlamış yakında
buralara da gelecektir. Fazla oyalanmayalım!
Kafalarınızı siperden çıkarmamak için uğraşın,
sonra şekil bozukluğuna uğramayın, anlaşıldı mı?
HALİDE ONBAŞI – Düşmanın
geleceği varsa göreceği de vardır. Hele biraz
daha yaklaşsınlar bakalım. Bunlara şu boğazın
soğuk suları mezar oluyor mu olmuyor mu
göreceğiz!
MEHMET ÇAVUŞ – Lüzumsuz
konuşmaları bırakalım, görev başına.
1. KADIN – Allah hepimizin
yardımcısı olsun.
4. KADIN – Bizler cephene
getirmek için geri gidiyoruz. Allah yardımcınız
olsun.
2. KADIN – Allah yardımcınız
olsun, Allah’a ısmarladık.
MEHMET ÇAVUŞ – Yolunuz açık
olsun. Burası cehenneme dönecek bugün.
ZEKİYE – Cehennemin yanı sıra
ilaç ve sargı bezine de ihtiyaç var.
MEHMET ÇAVUŞ – Ne fark edecek?
ZEKİYE – Cephane size lazım.
İlaç ta bana. İlaçla sizlere cehennemin
içerisinde gölge bulmaya çalışacağım. İlaç
sayesinde sizlerin ateşinin yükselmesini
önleyeceğim.
HALİDE ONBAŞI – Boş ver be
Zekiye.
ZEKİYE – Boş veremem, ihtiyaç
fazla, dikkatli olun.
FATMA ONBAŞI – ( Kadınlara
döner.) Sizlere hayırlı yolculuklar. ( Top
sesleri yükselir.)
(
Yaralanma sesleri, yardım istemeler çoğalır,
ışıklar söner.)
S
A H N E 4
Savaş ağırlığını olanca gücüyle göstermiş,
ortalık toz dumandır. Trakya’da, bilhassa
Arıburnu, boğaz kıyıları tamamen cehenneme
dönmüş , bir çok yerde Osmanlı askeri düşmanla
göğüs göğse savaş yapılmaktadır. Boğaza doğru
ilerleyen düşman gemileri olanca kinlerini
Mehmetçiğin üstüne kusmaya başlamıştır.
MEHMET ÇAVUŞ –Allah , Allah… Yarabbi , bana
bu savaşta şehit olmayı nasip eyle. ( Siperin
içerisinde gezinmeye başlar. Bir taraftan da
türkü söylemeye başlar. )
Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of
of 0f gençliğim eyvah
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Anne ben gidiyorum düşmana karşı
Of
of of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir dolu desti
Anneler bacılar ümidi kesti
Of
of of gençliğim eyvah
Anonim
ZEKİYE - ( Sahneye girer) Hayrola çavuşum.
MEHMET ÇAVUŞ – Düğümüz var bugün.
ZEKİYE – Bırak şu türküyü Allah aşkına.
HALİDE ONBAŞI – Sen Zekiye’ye aldırma çavuşum,
söylemeye devam et.
ZEKİYE – Akşama sağ kalmak için uğraşalım bu
günde.
MEHMET ÇAVUŞ – Bugün düğünümüz var bacılar. (
top sesleri duyulur.) Bugün şenliğimiz var. (
Seyirciye doğru döner) Bu şenliğe sizlerde
katıldığınıza göre neden üzülelim? Korkacak ,
üzülecek neyimiz var ki ?
Ölürsek şehit, kalırsak gazi değimliyiz. Allah
var ya ben şehitliği arzuluyorum.
HALİDE ONBAŞI – Aldırma çavuşum. Ben ailemden
beş şehit verdim.Altıncısı ben olsam ne olur. ?
Yeter ki vatanımızı kurtaralım.
FATMA ONBAŞI – Siz işin gırgırında bulunun
bakalım.
(
Siperlerden asker yaralanmaları sesleri, top
sesleri ile karışık biçimde gelir.)
ZEKİYE – Yaralanmalar başladı. Ben görevimin
başına döneyim.
FATMA ONBAŞI – Zekiye , yaralıların yardımına
koşar mısın?
ZEKİYE – Gidiyorum onbaşım, yettim kardeşlerim.
( Koşarak sahneden dışarıya çıkar.)
MEHMET ÇAVUŞ – Allah’ım sıra bana ne zaman
gelecek.? Gelin bire gelin bire gavur bozmaları.!
Gelin serseri köpekler. ( Yakınlarına top
mermileri düşmektedir. Kurşun sesleri sessizliği
boz-makta ve vınlamaktadır. ) Buraya gelin de
sizler de görün dünyanın kaç köşe olduğunu .
Buraları sizlere mezar edelim de görün hasta
Osmanlının aslan askerini.
HALİDE ONBAŞI – Çavuşum, bak , görüyor musun?
HALİDE ONBAŞI – Bakın geminin biri isabet aldı
batıyor. ( Boğaza girmekte olan yaralanan gemiyi
gösterir.)
(Siperden sevinç çığlıkları yükselir. Bunun
üzerine tekbir getirilir, Allah’ü ekber )
MEHMET ÇAVUŞ – Allah’ım , ne büyüksün ki bu
günü de gördüm. Sen bizlere yardım et, bizleri
düşmanlarımıza mahçup etme. Bu hengameden
başarıyla çıkalım Allah’ım!
FATMA ONBAŞI – (Heyecanla ayağa kalkar top
sesleri iyice çoğalmıştır.) Bakın , gemilerden
biri daha isabet aldı, Allh’ü ekber.
MEHMET ÇAVUŞ – Ayağa kalkma, kendini koru, çök,
çök!
(
Top , tüfek , bomba sesleri yükselir.
Yaralanmalar başlamış, çevreden yardım isteyen
ve yardıma koşan insanların sesleri yükselir.)
HALİDE ONBAŞI – Elde var iki , bu da saf dışı
kaldı çavuşum. ( Heyecanlanır ve aya
kalkar.Elindeki silahı düşmana doğru bütün
mermileri boşaltır. ) Haydi gelin bakalı. Nasıl
oluyormuş bizi yok etmek. !
MEHMET ÇAVUŞ – Onbaşım, kendine dikkat et.
Siperden başını çıkarma sakın. Bir de seninle
uğraşmayalım sonra.
HALİDE ONBAŞI – Allah’a şükür çavuşum.
Sevinmemek olur mu , bu gün mutlu günümüz bizim.
İşte şimdi düğünümüz başladı , düğün ; sevinçle,
gülerek, oynayarak olur.
(
Bağrışmalar, yaralanma sesleri gelir.)
MEHMET ÇAVUŞ - Sen yinede dikkatli ol.
FATMA ONBAŞI – Gelin bakalım, nasıl
oluyormuş kahpece arkadan saldırmak, gelin de
gününüzü görün.!
HALİDE ONBAŞI – Bu boğaz şimdi kime mezar olacak
, görürsünüz siz!
FATMA ONBAŞI – Halide, kendin e dikkat et.
Çavuşumun dediği gibi savaşın sonunu göremezsin
sonra. ( top sesleri iyice yoğunlaşır. Mermi
sesleri vınlayarak yankı yapar. ) Bak, her
tarafımızdan mermiler vızır vızır geçiyor.
Bizimle tanışmak istiyorlar sanki, kendine
dikkat et.
HALİDE ONBAŞI – Gelin bakalım, gelin bire
çapulcu takımı. ( Kendine hakim olamaz siper
içerisinde aya kalkar ve gezinmeye başlar.)
(
Top sesleri, yaralanmalar iyice yükselir.
Askerlerden inleme ve imdat sesleri artar.)
MEHMET ÇAVUŞ – Zekiye , neredesin?
Buraları yaralılarla doldu. Haydi acele edin,
yaralıları
bir an evvel taşıyın buradan.
FATMA ONBAŞI – ( Denizde isabet alan bir düşman
gemisini göstererek ) Çavuşum, bakın , ne kadar
güzel değil mi? Allah bugün bizimle beraber.
Allah’ım ne büyüksün, sana şükürler olsun.
HALİDE ONBAŞI ( Heyecanlıdır.) Hey güzel
Allah’ım, nelere kaadirsin ki bizleri bugün
düşmanlarımıza mahcup etmedin. Sana şükürler
olsun. ( Siperin içerisinde gezinmeye devam
eder.)
FATMA ONBAŞI – Halide, kendine dikkat et,
Kafanı siperden dışarıya çıkar, sonra fazlalıkları
almasınlar.
MEHMET ÇAVUŞ - Çeneyi bırakın da işimize
bakalım. Kendinizi serseri bir kurşuna hedef
yapmayın, bedavaya da gitmeyin, haydi tam sipere
yatın.
HALİDE ONBAŞI – ( Bir türlü yerinde
duramaz) Gelin bire , gelin bakalım! Boğazı
geçmek nasıl oluyormuş, öğrenin. ( Bir anda
siperden dışarıya çıkar düşmanın üstüne doğru
gitmeye başlar. Yakınında patlayan bombanın şarapnel
parçalarından bir Halide Onbaşıya isabet eder.)
Allah, Allah’ü ekber ..
( Halide onbaşı
olduğu yere yığılır. Kelime-i şehadet getirir.)
FATMA ONBAŞI – Halide ( Diye seslenir, büyük
bir şaşkınlık içerisinde kalır.) Aman Allah’ım ,
çavuşum koşun…
MEHMET ÇAVUŞ - ( Yerde sürünerek siperden
dışarıya çıkar) Zekiye, buraya koş. Halide
onbaşı şehit düştü.
( Halide Onbaşı’nın
yanına gider. ) Bana yardım edin.
FATMA ONBAŞI – ( Yerde sürünerek Mehmet
Çavuş’a yardıma gider. ) Geldim çavuşum. (
Halide Onbaşı’nın koltuk altından tutar.)
MEHMET ÇAVUŞ – ( Ayaklarından tutarak Halide
Onbaşı ile sürümeye başlarlar. Sipere
getirirler. ) Bu kadar aceleye ne gerek vardı be
onbaşım. Acelen neydi.?
ZEKİYE – (Sahneye girer. Siperin içine çekilen
Halide Onbaşı’ya bakarak) Ne oldu , Halide
Onbaşım, aman Allah’ım ( Şaşkınlık geçirir.)
Sende mi gittin be onbaşım? ( Fatma Onbaşı ile
Halide onbaşıyı sedye ile dışarı çıkarırlar.
MEHMET ÇAVUŞ – Gelin bire gavurlar, kafirler,
gelin. Gelin bire gözü dönmüş köpekler., gelin.
Allah’ü ekber, yarabbi bana d şehitliği nasip
eyle.!
FATMA ONBAŞI – ( Sahneye girer ) Çavuşum,
Halide Onbaşı şehit oldu. Onun erdiği
mertebeye Allah bizleri de erdirsin. (
Gömleğinin üstten iki düğmesini çözer. İçeriden
Türk bayrağını çıkarır.)Çavuşum., ben bu
topraklar için , bu bayrak için ( Ayağa kalkar
ve bayrağı tamamen açar ) Bu bayrak için
buradayım. Bu bayrak savaşta benim önderim, yol
göstericim oldu. Eğer burada şehit düşersem bu
bayrağı benim kefenim yapar mısın.?
MEHMET ÇAVUŞ – Şehit olmaz, senden sonraya
kalırsam, Türk bayrağını senin kefenin yaparım .
Ancak ben senden önce şehit olursam ( Gömleğinin
düğmesini açar. Bayrağı hafifçe çıkarır) sen de
bu bayrağı benim kefenim yapar mısın?
FATMA ONBAŞI - Yaparım çavuşum.
ZEKİYE – (Sahneye girer.) Ne o, miras mı
paylaşıyorsunuz ? Dışarıda cehennem yaşanıyor,
siz burada hala sohbet ediyorsunuz.?
FATMA ONBAŞI – ( Elindeki
bayrağı gösterir.) Zekiye , şehit olursam ;
bayrağı kefenim yapar mısın diye çavuşuma
sordum, bunda ne kötülük var?
ZEKİYE – Siz dalganızı geçin bakalım. Sanki hala
düğündeymişiz gibi davranıyorsunuz, hayret
doğrusu.
MEHMET ÇAVUŞ – Bugün bizim düğünümüz, bugün
zaferimizin düğününü yapacağız Allah’ın izniyle.
ZEKİYE – Dışarıda ( Uzak yerleri gösterir) göğüs
göğse çarpışmalar başlamış. Bizde de başlamak
üzere. Kan gövdeyi götürüyor. ( Top sesleri
yükselir.) Biraz daha dikkatli olun! Kendinize
dikkat edin, elimimizde ilaç ta kalmadı
haberiniz olsun.
FATMA ONBAŞI – Benim için bir şey fark etmez.
MEHMET ÇAVUŞ – Benim içinde fark etmez.
ZEKİYE – Fe süphanallah .( Diyerek sahneden
dışarıya çıkar.)
(
Loş bir ışık olur. Top sesleri gittikçe artar.
Yaralanmalardan dolayı askerlerin feryatları
duyulur. Yardım edin… yetişin… buraya yetişin..
sesleriyle ortalık iyice kararır ve karanlık
olur.)
(
Sahne boşalır , kimse
kalmaz.)
S A H N
E 5
( Savaşın şiddetlendiği, göğüs göğse
savaşların yapıldığı an gelmiştir. Siperlerden
düşmana atacak mermi de kalmamıştır. Ortalık kan
gölüne dönmüştür. Hiç kimse kimseyi
tanıyamamaktadır. Düşman
gemilerinden Osmanlı siperleri dövülmektedir.)
MEHMET ÇAVUŞ – Allah’ü ekber, bir gemi daha batırdık. Cephane getirin
buraya, cephane kalmadı, acele edin biraz.
FATMA ONBAŞI – Acele edin
, benim de mermim bitiyor, haydi mermi getirin
buraya.
(Sahneye çocuklarla 1. kadın ve 2. kadın
girerler.)
TUĞBA – Yetiştik çavuşum, onbaşım , yetiştik.
Mermi getirdik sizlere, ilaç getirdik.
1. KADIN – ( Kutuları siperin içine sokar ) Alın
mermilerinizi. Yetiştim ağalar, bacılar
yetiştim. ( Zekiye’ye seslenir. ) Zekiye, senin
isteklerini de getirdim.
MEHMET ÇAVUŞ – Çocuklar, sizlerin ne işi var
burada.? ( Top sesleri gelir, mermiler vızıldaşır.
) Derhal bu siperlerden geri çekilin. Ben size
buralara kadar gelmeyin demedim mi?
TUĞBA – Geride mermi taşıyacak kimse kalmadı.
Herkes görevini yerine getirmeye çalışı-yor.
Görevimizi yapmak suç mu ?
MEHMET ÇAVUŞ – Sağ olun çocuklar. Ancak yinede
buraları sizler için çok tehlikeli.
KÜBRA – Sizler istemeseniz de biz yine
getireceğiz.
FATMA ONBAŞI – Tuğba, Kübra ; sizler bir an
evvel buralardan uzaklaşın . Geldiğiniz gibi
hemen geriye çıkın ki, zarar görmeyin.
1. KADIN – Bunların önüne geçemedim. Mermileri
aldıkları gibi yola koyuldular, dur demeye
kalmadan siperlere kadar yürüdüler, ben
kendilerine engel olamadım.
FATMA ONBAŞI – Ha o şehit olmuş , ha biz , ne
fark eder? Sonunda hepimiz bu vatan toprakları ,
bayrak ve namus için savaşıyoruz. Sağ olun
çocuklar, Allah sizlerden razı olsun. Çocuklara
kızmayalım, onlar da görevlerini yerine
getiriyorlar.
MEHMET ÇAVUŞ - ( Top seslerinin yükselmesi
üzerine ) Şimdi çeneyi bırakalım da işimize
bakalım, elin gavuru bizim sohbetimizin
bitmesini beklemez. Haydi iş başına, her kes
görev yerine.
TUĞBA – Ben kardeşimle geriye
döneceğim. Yine oradan mermileri alıp buraya
kadar getireceğiz. Hoşça kalın . ( Kardeşinin
elinden tutar, yürümek için hazırlanır.)
MEHMET ÇAVUŞ – Bir dahaki gelişlerinizde bu
kadar yakınımıza gelmeyin çocuklar.
FATMA ONBAŞI - Haydi şimdi gidin çocuklar.
1. KADIN – Biz gidiyoruz., sizlere Allah
kolaylık versin. Haydi çocuklar , bizlerde
işimizin başına dönelim.
( Tuğba kardeşinin elini bırakır. 1. kadın
Kübra’nın elini tutar. Tuğba grubun önünde
gitmek için yalnız hareket eder. Bu sırada
siperlerin yanında patlayan bir bombanın
şarapnelleri Tuğba’yı yaralar. Tuğba olduğu
yere yığılır.Bağrışmalar başlar.)
FATMA ONBAŞI – Aman Allah ‘ım, Allah’ım, kız
gitti, çavuşum yetiş, Tuğba yaralandı.
(
Siper yoğun top atışı altındadır. Top sesleri
kulakları sağır edecek kadar yükselir. )
MEHMET ÇAVUŞ – Aman Allah’ım ! Tuğba , Tuğba ,
( Siperden çıkar, gözlerinden yaşlar akar.
Tuğba’yı kucağına alır. Çadıra doğru çocuğu
götürmek için birkaç adım atar. Bu sırada
yakınında patlayan bir bombanın şarapnel
parçasıyla yaralanır. Seslenir. ) Zekiye , koş
çocuk yaralandı.( Yarasının ağırlığından
kendiside ilerleyemez. Olduğu yere sırtüstü
uzanır. Çocuk kucağın uzanır. Dua yapar. )
Allah’ım, sana şükürler olsun. Allah’ım ne
büyüksün ki benim isteğimi yerine getirdin,
şükürler olsun.
FATMA ONBAŞI – Zekiye , neredesin , koş, çavuşta
vuruldu. ( Çaresiz kalır ) Yetişin , yardıma
koşun. …
MEHMET ÇAVUŞ - ( Yattığı yerden ) Hakkınızı
helal edin. ( Kelime-i şehadet getirirken sesi
kesilir. ( Artık şehit olmuştur.)
FATMA ONBAŞI – ( Mehmet çavuşun yanına gider.
Gözlerinden yaşlar akar. Mehmet çavuşun elini
tutar. ) Sen rahat ol çavuşum. Sen rahat uyu
Tuğba kızım .( Tuğba'nın da elini tutar. )
ZEKİYE - ( Sahneye girer ) Çavuşum, çavuşum,
Tuğba … Aman Allah’ım, Yarabbi !
FATMA ONBAŞI - Sizler rahat uyuyun. ( Mehmet
çavuşun gömleğinin içindeki Türk bayrağını
çıkarır. Ayağa kalkar. Tuğba ve Mehmet Çavuş’un
üzerine Türk bayrağını boydan boya öter.)
ZEKİYE – Adaletin bu mu Allah’ım.! Haydi çavuşum
neyse , ya bu çocuk! Ya bu küçücük çocuklar ! (
Şehit olan Tuğba ile Kübra’yı ayrı ayrı
gösterir. )
(
Işıklar loş bir hal alır.)
(Savaşın en hızlı dönemi artık sona ermektedir.
Düşman cephesinde ise tam bir perişanlık
yaşanmaktadır. Düşmanlar ağır kayıplar vermiş,
geride sağlam kalan gemilerini ve askerlerini
toparlamak için çalışmaktadırlar. Düşman tarafı
)
2.
AMİRAL – Haydi çocuklar, acele edin. Neredesiniz
sizler.?( Sinirli sinirli söylenmektedir.)
ASKER – (Sahneye girer.) Komutanım , elimizdeki
cephane tükenmek üzereymiş.
2.
AMİRAL – Bütün aksilikler de beni bulur zaten.
( Geminin bordasın bir filika yanaşmıştır. ) Şu
kayıktaki insanları gemiye çıkartın, acele edin
biraz.
1.
AMİRAL – (Perişan bir vaziyette komutan köşküne
çıkar.)Amiralim, karada sanki cehennem var.
Burayı hemen terk edelim amiralim.
2.
AMİRAL – Amiralim, siz İstanbul’a gitmeyecek
miydiniz? ( Şaşırmıştır.)
1.
AMİRAL – Ne İstanbul’u amiralim. ( Halen
titremektedir. ) Gemiye kendimizi zor attık
kalanlarla. Canımızı kurtaralım o da yeter.
2.
AMİRAL – ( Zorla gülümsemeye çalışır. ) Ben
sizlere acele etmeyelim demiştim. Çünkü biz
savaşa başlamadan savaşı masada bitirdik.
Uygulamayı görmeden zafer ilan ettik. ( Boğaza
bakar.) Bak ellerindeki mermiler de bitmemiş.
Bizim onların hedefine girmemizi beklemişler. (
Biraz acı acı gülüm-ser ) Şu an bütün gemiler
tam hedefte , hepsini de birer birer
batırıyorlar. Bu arada boğazda mayın dolu . Bir
çok gemimiz mayınlar nedeniyle yara alıyor, ya
da batıyorlar. Ellerindeki cephaneyi idareli
kullanmışlar. Bunu da sizlere söylemiştim.
1.
AMİRAL – Ne olur amiralim, emir verinde şu
cehennemden bir an önce kurtulalım.
2.
AMİRAL – Kaçmasına kaçalım. ( Telefonu eline
alır. ) Geriye dönüyoruz. Menzil dışına
çıkıyoruz. Acele edin, hemen manevra başlasın. (
Osmanlı siperlerinden atılan bir top mermisi
geminin cephaneliğine düşer. Gemi birden infilak
etmeye başlar.) Canını seven kendini kurtarsın.
Gemi isabet aldı. Haydi filikaları indirin.
1.
AMİRAL – Nasıl olur.?
2.
AMİRAL – Fazla rüya ile yatıp kalkanlar, sonunda
buz gibi su ile ayılırlar amiralim. ( Gemiden
feryatlar yükselir. ) Herkes filikalara ,
haydi denize iniyoruz.
1.
AMİRAL – Bu ne biçim savaş. Bitti dediğimiz,
hasta dediğimiz Osmanlı , bizi buz gibi soğuk
boğazın sularına gömüyor.
2.
AMİRAL – Ey amiralim! İstanbul geceleri nasıl
gidiyor.? Yüzme biliyor muydunuz?
1.
AMİRAL – Yüzmesini biliyorum da, bu Osmanlının
eline esir mi düşeceğiz şimdi.?
2.
AMİRAL – Yok etmek üzere üstüne olanca gücünle
saldırdığın Osmanlının eline esir olmaktan
niye korkuyorsunuz amiralim.? ( Biraz acı acı
gülümser. ) İşte hasta adam Osmanlı. ( Seyirciye
doğru döner, belirsiz bir noktaya doğru bakar.
) Günlerdir ; Osmanlıyı ortadan kaldıracağız,
bu cennet gibi vatan topraklarını aramızda
paylaşmıyor muyduk? Hatta paylaşım sırasında
devletler arasın da bile kavga çıkmamış mıydı
amiralim , ne dersin?
1.
AMİRAL - Evet, öyle bir şeyler olmuştu.
2.
AMİRAL – Boğazın soğuk sularında Osmanlı değil,
biz boğuluyoruz amiralim. Haydi fazla
beklemeyelim. Gemiyi acele terk edelim, yoksa
gemiyle beraber denizin dibi boylayacağız! (
Kahkaha atar gibi yapar, daha sonra. ) Haydi
amiralim, bükemediğimiz bileği öpmeye gidelim.
Esir etmek istediğin Osmanlının esriri olmaktan
da korkmayalım.
(Sahne içerisinde donup kalırlar.)
(
Osmanlı siperleri . Artık savaş hızını kesmiş,
düşman gemileri boğazdan geri doğru çekilmeye ,
karaya çıkardıkları askerleri de gemilerine
taşımaya çalışmaktadır. )
FATMA ONBAŞI - ( Boğazdaki düşman gemilerini
işaret ederek. ) Bakın düşman gemileri geri
çekilmeye başladılar.
ZEKİYE – Yine buna da şükür.
1.
KADIN – Çoluk çocuk demeden ; yaşlısı, genci
binlerce insanı bu toprağa verdikten sonra geri
gitseler ne olur? Şıvgın gibi fidanlarımız
kırılmış , yok edilmiş, geri gitseler ne fark
eder?
FATMA ONBAŞI - ( Boğaza doğru bakmaya devam
eder.) Gidin bakalım. Gidin bakalım , şimdi
birer birer gidin geriye…
ZEKİYE – Allah’ım , bu güne de şükür. Yüzümüzü
kara çıkaramadın, yardımını esirgemedin, sana
ne kadar şükretsem azdır Allah’ım.
FATMA 0NBAŞI – Allah’ım, sana şükürler olsun.
Bana bu günleri de gösterdin. ( Top sesleri
azalmıştır. Ortalık ise tekrar karanlığa
gömülmüştür.) Akşam oldu. ( Seyirciye doğru
bakar. ) Bugünü zaferle kapattık. Ey
şehitlerimiz, olduğunuz yerde rahat uyuyun.
Düşman sizlerin cesedini çiğneyemedi. Ne
sizlerin cesedini, ne de bizlerin cesedini
çiğneyemedi, boğazı geçemedi. İstanbul’a
gidemedi! Boğaza gömmek istediği Osmanlının
yerine kendisi buz gibi sularda boğuldu.
Loş
bir ışık oluşur.
( Şiir
okunur. Şiir okunurken herkes donup olduğu yerde
kalır. )
BU
TOPRAKLAR
Bir toprak ki
, uğruna şehitler verildi
Bir toprak
ki, çoluk-çocuk hep yedi,
Bir toprak
ki, bacı-kardeş demedi,
Bir toprak
ki, topluca birden kükredi.
Gelenler
titredi toprak üstüne ,
Görenler
söyledi gerçek üstüne,
Bu yerlere
verilen şehitler üstüne,
Korundu
toprak, al bayrak üstüne.!
Şehit verdik deste
deste toprağına,
Kan döktük ,
oluk oluk ırmağına,
Asker verdik
alay alay bayrağına,
Koruduk,
kurtardık vatanı , canımız uğruna.
Bu topraklar
ki , kazınca kemik çıkacak,
Bakınca
ciğerlerin parçalanacak,
Gözler
durmaksızın hep ağlayacak,
Bağımsızlık her zaman
korunacak.
Ben Türk
askeriyim ey büyük Ata!
Ben varken
gelmez yurduma istila!
Canımla,
dişimle, bakışımla korurum da,
Yine işgal
ettirmem toprağımı düşmana!
Kim göz
dikerse bu cennet vatana,
Bulacak her
an beni karşısında,
Hürriyet
bizimdir, bağımsızlık da,
Bayrak
inmeyecektir gönderinden asla!
Menemen. !3.9.1983
Hüseyin DURMUŞ
S O N
|
|