| |
MEKTUP ARKADAŞIM
Bu okulu kazandığımda çok
sevinmiştim. Öğretmenlerimin her dediğini
yapacağım diye kendi kendime söz vermiştim.
Edebiyat hocamız bir gün derse girdiğinde
herkesin kendine bir mektup arkadaşı bulmasını
istedi. Bir okula mektup yazacaktık, oradan
bizim mektubumuza cevap yazan kişiyle mektup
arkadaşı olacaktık.tanımadığım biriyle mektup
arkadaşı olmak... Bu epeyce cazip bir teklifti.
Mektup yazmak için hazırlıklara
başladım, önce kalem, güzel bir kağıt, güzel,
süslü bir zarf aldım. Sadece yazmak kalmıştı,
mektup yazmayı beceremediğim halde ben
tanımadığım birine mektup yazıyordum. Büyük
uğraşlar sonunda mektubu tamamlayıp Samsun
Anadolu Lisesi’ ne gönderdim. Bana kim cevap
yazar diye düşünürken bir mektup geldi. O kadar
sevindim ki eve gidip hemen ona bir mektup daha
yazmak istiyordum. Mektubu gönderen Fatih
Ayhan’dı. Mektubunda o da benim gibi kendini,
arkadaşlarını ve okulunu anlatmış. Sonunda da
mektubunu dört gözle bekliyorum demiş. Ben de
hemen yazıp gönderdim. O da cevap gönderdi, ben
gönderdim, o gönderdi... Derken çok iyi arkadaş
olduk.
Kuzenimin
tayini Samsun’a çıkmıştı. Bu tayinle birlikte
aramızdaki uzaklığın da erdiğini düşünüp artık
Fatih’in yüzünü göreceğim için çok mutluydum.
İki yıllık mektup arkadaşı olduğumuz halde hala
birbirimize fotoğraflarımızı göndermemiştik.
İkimiz de fotoğraflarda çirkin çıktığımızı iddia
ediyorduk. Temmuzda kuzenimi ziyarete
gidecektik. Bunu hemen Fatih’e bildirmiştim.
Mutlu olduğunu hissedebiliyordum ama gülen
yüzünü bir türlü hayal edemiyordum.
Nihayet, temmuz ayı gelmişti.Artık
Fatih’i görebilecektim. Tam bir günümü onunla
geçirecektim. Fatih bir günlük programı yapmış,
bana göndermişti.Önce kahvaltı yapıp, sonra
Samsun’u gezecek sonra da Fatih’in
arkadaşlarıyla kurduğu basket takımının
antrenmanına gidecektik. Çok eğleneceğimiz bir
programdı.
Samsun’a gitmemizden iki hafta önce
bir mektup geldi Fatih’ten. Mektubunda
tekerlekli sandalyeye bağlı bir arkadaşının
olduğunu belirtmiş, o gün onun da bizimle gezip
gezemeyeceğini sormuştu. Aslında ona biraz
kızmıştım. Çünkü başkasının gelip bizim
eğlencemizi bozacağından korkuyordum. Ona
yazdığımda bu duygularımı belirttim ve sakat
birinin yanında rahat edemeyeceğimizi söyledim.
Çünkü Samsun’u gezecek, ardından basket maçı
yapacaktık. Sakat biriyle bunları rahat
yapamayacağımızdan emindim.
Tüm hazırlıklarımızı tamamlamıştık.
Bütün valizlerimi doldurmuştum. Fatih’e
gösterecek öyle çok şeyim vardı ki…
Son gün… ertesi gün Samsun’a doğru
yola çıkacaktık. Hiç beklemediğim halde,
Fatih’ten bir mektup geldi. Beni çok merak
ettiğini yazmıştır, diye düşünmüştüm… mektubu
açtığımda elime bir fotoğraf geçti.herhalde
dayanamadı, fotoğrafını gönderdi, dedim.
Fotoğrafa baktığımda tekerlekli sandalyede bir
çocuk basketbol oynuyordu. İçimin eridiğini
hissediyordum. Eğer aklıma gelenler doğruysa…
Kağıdı ellerim titreyerek
açtım. Kendimde mektubu okuyacak gücü
bulamıyordum ve evet, aklıma gelenler doğruydu.
Mektubunda, fotoğraftaki
çocuğun kendisi olduğunu, beni diğer insanlardan
farklı sandığını ama diğer insanlardan hiçbir
farkımın olmadığını yazmış. Ayrıca sakat
insanların da diğer insanlara ayak
uydurabileceğini, hatta bu kısıtlı halleriyle,
diğerlerinden daha üstün bile olabileceklerini
anlatmış. Sonunda da artık benimle görüşmesinin
hiçbir anlamı kalmadığını belirtip “bugüne kadar
benimle yaptığın arkadaşlık için teşekkürler.”
demiş.
Artık Samsun’a
gitmemin hiçbir anlamı kalmamıştı. Gene de son
bir umut, yola çıktım. Samsun’a vardığımızda o,
beni garajda karşılayacaktı. Gözlerim her yerde
onu aradı ama o hiçbir yerde yoktu.
Ayten SÖYLER
Hilmi Fırat Anadolu Lisesi
|
|