|
Dr. ELGİN
Eğitim Bilim Uzmanı
SMS:0532-516 09 28
ÇOCUKLARIMIZI
MESLEKLERE NASIL YÖNLENDİREBİLİRİZ ?
Bu gün Türkiye’de ana sorunların başında işsizlik
sorunu gelmektedir.. Aileleri, gençleri ve
hükümetleri yıllardan beri uğraştıran bu sorunun
sebebi aslında nedir? Gerçekten işsizlik sorunu var
mıdır?
Bir yanda nitelikli insangücü ihtiyacı içinde olduğu
bilinen sanayi ve iş çevreleri diğer yanda iş
bekleyen ve çoğu yüksek öğrenim görmüş gençler.
Bunları buluşturmakla görevli eski adıyla İş ve İşçi
Bulma Kurumu yeni adıyla İş Kurumu.
Birisi iş isteyen, diğeri işgücü arayan bu iki
potansiyeli birbiriyle tanıştıracak, İş Kurumu;
aldığı kredilerle yurtdışından getirttiği uzmanlar
yardımı ile bir takım çalışmalar yaptı. Bu
çalışmalar sonunda 250 mesleğe ait MESLEK
STANDARTLARI BELİRLENDİ , ancak medyamız daha önemli
gündemlerle meşgul olduğu için, bu tür bilimsel
çalışmalara zaman ayıramadığından ne kendisinin ne
de halkımızın yapılan çalışmalardan haberi olmadı.
Bence işsizlik sorunu değil, işlerin ihtiyaç duyduğu
insan gücünü yetiştirme ve yerleştirme sorunu
yaşıyoruz. Avrupa yaşlanırken biz gençlerimizle ne
yapacağımızı bilemiyoruz.
Çok Programlı Liseler işsizlik sorunun bölgesel
ihtiyaçları dikkate alarak çözecek okullar olarak
açıldı. Ama gelin görün ki bu okullar programlarını,
bölge halkının işgücü ihtiyaçlarını karşılayacak
duruma getiremedi. Çünkü okulların Milli Eğitim
Bakanlığı’na program önerebilmesi için bu alanda
yetişmiş Eğitim Uzmanları yok, bir zamanlar bu
uzmanları yetiştirmek için kurulmuş ve yıllarca
uzman yardımcısı ünvanı ile okullarda görev yapmış
olan elemanlar , tam da kendilerinden iş beklendiği
zaman, emekli oldular bile. Yıllarca bu elemanları
hangi işlerde çalıştıracağını bilemeyen Okul
Müdürleri, Milli Eğitim Müdürleri, şimdi çaresiz.
Çünkü evvelce bu tür uzmanları yetiştiren fakülteler
artık sınıf öğretmeni yetiştiriyor. Program
Geliştirme Uzmanı, Ölçme ve Değerlendirme Uzmanı
gibi yöneticilerin bu gün ihtiyaç duymaya
başladıkları uzmanlar artık yetişmiyor.
Diğer yandan, toprağı olmayan birçok ailenin
çocukları Tarım Mühendisi oldular, öğrenim
gördükleri alanla ilgili iş bulamadıkları için sınıf
öğretmeni oldular. Diğer yandan, sınıf öğretmeni
olarak yetiştirilmiş olan gençler tayin için sıra
bekliyor.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Önemli olan
birbirimizi kınamak değil, derde çare aramak.
İngiltere ve Almanya gibi ülkelerde çocuğun hangi
mesleki alana yönlendirileceği 11-12 yaşlarında
belirlenebiliyor. Üniversite eğitimi alması
gerekenler Gramer Okullarına veya Jimnazyumlara,
diğerleri de meslek okullarına yönlendiriliyor.
Amerika Birleşik Devletleri, Fransa gibi ülkeler de,
ki bizim eğitim sistemimiz oralardan alınmıştır;
bizim gibi çocuğun üniversite eğitimine uygun olup
olmadığını anlamak için üniversite sınavlarına kadar
beklenmek zorunda. Üniversite akademik eğitim verir.
Uygulamadan çok teorik bilgiler edindirir. Üst düzey
planlamacılar, araştırmacılar, öğretim elemanları
yetiştirir. Bu da belli potansiyel gerektirir. Bu
potansiyele sahip olmayan çocukları zorlamanın
anlamı var mı? Üniversite eğitimi alamayacağı belli
olduktan sonra bu çocuk hangi meslek için nasıl
hazırlanabilir? O yaştan sonra da kolaylıkla meslek
öğrenilmez ki. Ne demişler “Ağaç yaşken eğilir.” Ama
devletimiz bütün imkanlarını seferber ederek illa da
çocuklarının yüksek öğrenim görmesini isteyen
vatandaşların bu arzularını karşılamak için Meslek
Yüksek Okulları açtı. Ara insangücü yetiştirmek için
açılan bu okullar, bilgi ve pratiğe sahip gençler
yetiştirmek için açıldı.
Burada henüz çocukları küçük olan velilere önemli
bir görev bekliyor. Veli çocuğunun okul başarılarını
yakından izlemeli, yetenekleri hangi alanda ise o
alana; öğretmenleriyle, eğitim danışmanlarıyla ve
okul yöneticileriyle konuşarak çocuğunu uygun olan
mesleklere yönlendirmelidir.
Çok Programlı Okul yönetimleri de çevrenin ihtiyaç
duyduğu insangücünü yetiştirecek programları
belirleyip, gençleri Genel Lise havasından
kurtarmalı.
Atölyeleri,
laboratuarları, tarım alanları olmayan okullardan ne
bilim adamı ne de iş adamı yetişmez.
|