| |
Dr. Sait Güngör Elgin
Eğitim Bilim Uzmanı
Tel:0 256 646 11 49-0532 516 09 28
NEDEN SATRANÇ ?
Orta Okulu Gediz'de başladım. Gediz Kütahya'nın
ilçesidir. Ben okula başladığımda, okulun üçüncü
yılı idi. Yani okul yeni bir okuldu. Tüm
derslerimizin öğretmeni vardı. Sınıfta öğrenci
sayısı 12-13 kadardı. Hayatımı değiştiren, okumayı
ve öğrenmeyi sevdiren bu okuluma çok şey borçluyum.
Hayatım boyunca bu etki beni izledi.
İşte satrancı da ilk defa bu okulda duydum.
Öğretmenlerimiz kahvehanelere gitmemizi oralarda
oynanan oyunları bize yasaklamışlardı. Ama yalnız
satranç oynayabileceğimizi söylüyorlardı. Matematik
öğretmenim Mehmet Altıok, bize satrancın eğitimimiz
üzerindeki olumlu etkilerini o kadar güzel anlattı
ki, hayatım boyunca o anlatılanları hiç unutmadım.
Satranç, şahların oyunu, oyunların şahı idi. Ama
okulda satranç takımı olmadığı için bize
gösteremedi. O zamanlar Halkevi vardı; orada bu
oyunun oynandığını görmüştüm. Halkevinde çocukların
oyun oynaması yasaktı ama satranç oynayabilirlerdi.
Tabii öğretmenlerimiz, babalarımız Halkevinin
bahçesinde oturdukları için ben oraya gidemiyor,
utanıyordum ve babamdan çekiniyordum.
O yıllar, İkinci Dünya savaşı yılları idi,
memleketimiz çok fakirdi. Ekmeği karne ile
alıyorduk. Satranç takımı edinmek falan hayaldi.
O okulda maalesef ancak bir yıl okuyabildim. İkinci
sınıfı Kütahya Lisesinde okudum. Çünkü babam orta
okulu olmayan Altıntaş ilçesine tayin olmuştu. Ben
de eğitimimi dedemin yanında Kütahya'da devam ettim.
Dayım lise mezunu idi. Benimle yakından
ilgileniyordu. Bir gün satranca olan ilgimi ona
açtım. O da bana satrançla ilgili bildiği bir şeyi
anlattı. Bu satrancın hikayesi idi.
Bir gün satrancı icat eden zat o ülkenin şahının
huzuruna çıkar ve bulduğu oyunu gösterir. Şah oyunu
çok beğenir. "Dile benden ne dilersin?" der. Mucit
gayet alçakgönüllü bir ifade ile basit bir istekte
bulunur. İsteği şöyledir: "Satranç tahtasının ilk
gözüne bir buğday tanesi, ikinci gözüne ilk
gözdekinin iki katını koyun ve 64 gözü bu şekilde
doldurtun" der. Şah da bundan kolay ne var diye
düşünür ve "hesaplayın isteğini verin" diye emir
verir vezirine. Vezir hesaplar ama hesabın içinden
çıkamaz, daha sonra matematik bilgisine güvendiği
maliye nazırına başvurur ve hesabı birlikte
yaparlar. Ama ne görsünler. Ortaya çıkan sayı o
kadar büyüktür ki, memleketin yıllık buğday
ambarlarında buğday kalamaz, isteği yerine getirmek
için, komşu ülkelerden buğday satın alırlar.
Bu hikaye beni çok etkiledi o zamanlar, ama
bilgisayar, hesap makinası olmadığı için,
logaritmayı da ben henüz bilmiyordum; o yüzden
hesabı yapamadım. Ama doğruluğuna inandım. Doğrusu
harika bir buluştu. Eh! satrancı icat eden adamdan
da ancak böyle harika bir iş beklenebilirdi.
Belki bu hikayenin büyüsü, belki ilk matematik
öğretmenimin etkisi ile fen dersleri öğretmeni
oldum. O zamanlar öğretmen okulu mezunları
üniversiteye gidemiyorlardı. Ancak Eğitim
Enstitüsüne gidilebiliyordu, tabii sınavla. Eğitim
Enstitüleri iki yıllık okullardı. Fen dersleri
öğretmenleri orta okullarda matematik, fizik, kimya,
biyoloji, tarım dersleri okutabiliyorlardı. İşte
benim matematik aşkım beni fen dersleri öğretmeni
yaptı. Matematiği çok sevdim.
|
|