|
|
MAKALELER
| |
FAHRİYE HAMZAÇEBİ |
|
| |
NİSAN
Baştan
sona
şımarık
sevgili...
melankolik
aşk,
terminallerde
bekleyen
yolcu,
elma
dalında
kuş,
başımızdaki
kavak
yelleri,
insanı
deli
eden
çiçekler
Nisan...
Kentimin
dağları
asker
olmuş
sanki
açıklı
koyulu
yeşiller.
Salkım
salkım
akasyalar,
söğütler
saçak
saçak,
maviyle
elele
vermiş
çimenler.
Bu
ne
ihtişam,
küçük
bir
kahvede
sıcak
çay
bardağı
elinde
uzakları
süzen
gözler.
Kışın
getirdiği
kasvet
ve
uyku
çoktan
yok
olmuş
gönüllerde.
Daha
bir
umut,
daha
sevecen
çehreler.
Zaman
zaman
çisil
çisil
yağan
yağmur
üşütsede
tenimizi,
ruhumuz
cıvıl
cıvl
ümit
var.
Bir
kır
kahvesinde
tahta
iskemlenin
üzerinde
tünemiş
ihtiyar,
ağarmış
saçlarıyla
buruşmuş
alnında
birden
beliren
güneşi
ağırlayan
bahtiyar.
Gönüldeki
tazelik
gözlerdeki
saadet
neden
dersiniz?
lütfen
sende
olandan
feragat
kalpten
Nisansın
sen.
Elma
ağacının
dalında
asılı
kuş,
pembe
beyaz
çiçeğe
şarkılar
söyler.
İlmek
ilmek,
nakış
nakış
işlenmiş
kanatlarıyla
bir
günlük
ömrüne
aldırmadan
oradan
oraya
koşuşturan
kelebek
ne
de
mutludur.
Nisan....
nazenin
suretlere
hoyrat
ve
yabancı
tebessüm,
zamanı
çatlatacak
ihanetler,
ruhu
çoşkusunun
doruğunda
hapsedecek
esaretler...
Tarla
yamacında
çapa
yapan,
samimiyetinin
duldasında
bir
rençber.
İşte
hayat
bu
baharın
müjdecisi,
yazın
ilk
tedarikleri
herşey
özgür.
Çiçeğe
durmuş
özlemler,
hicrana
düşen
yürek,
hayatı
yoran
sevda
çoğalır.
Nisan...
adı
gibi
güzel
kederden
firari
kalbe
ziyan....
|
|
|
|
|
| |
Ana Sayfa |
|
|
|
|