Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra Durmuş
Gülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
     
  
      MAKALELER  
       Samiye SEZEN-SAYIN  
 

   

ÖNEMSEMEDİKLERİMİZ 

Susuz ,kurak çöl ikliminin etkilerini giderek daha fazla bedenimde hissetmeye başladığım bu günlerde ,bedenimle birlikte düşünce dünyamda dar kalıplarına çekildi.
          Bir ben miyim diye kafa yorarken insanların da bana benzediklerini gördüm… Sıcakların etkisiyle düşünme, algılama ve iletişim yeteneklerimizin hareketsizliğini gözlemliyorum... Giderek çevremize karşı duyarsızlaşıyoruz. Belki de kültürel bir sorun olarak değerlendireceksiniz ama, bu bir duyarsızlık, iletişimsizlik ve bencillik bence. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın anlayışı. AB’ nin sınırına dayandığımız bu günlerde biraz daha derli toplu olmalıyız diye düşünüyorum. İnsanıma gereken değer verilmeli, ayrım yapılmadan. İki haftadır, hastane kapılarında dolanıyorum. Umutların yarınlara uzandığı, duaların hiç eksik olmadığı bir sonraki günün beklentisinin insan yüreğine getirdiği yükü ve heyecanı hissederek derman denizinde kıyıya vuruyorum. Her yerde gördüğüm güzelliklerden uzaklaşarak yaşamın arka sokaklarındaki çirkinliklerin  derinliklerinde kayboldum. ”Neden bunca güzellik varken ?” sorusu aklıma takılıyor oysa; güzellikler kolay elde edilmiyor. Böylesi  otlar kolay bitiyor, ayıklanması zor.
        Sabahın ilk ışıkları ile birlikte yüreğime acısı düşüyor, gördüğüm manzaranın. Özel bir hastanenin giriş kapısı. Yaşlı bir kadın. Oldukça kilolu. Ayağında şalvarı, başında yemenisi dağınık kıyafetleri ve yüzündeki donuk ifadesiyle hastane kapısının önüne iki genç adam tarafından bırakıldı. Önüne mendili serildi. Para kasası konuldu. Adamlar hızla yanından uzaklaştı. Kadın oturma pozisyonunu öyle güzel ayarladı ki sanki objektiflere poz veriyordu, Sinema sahnelerinden biri  çekiliyordu. Bedeni iki büklüm oldu. Baş yana düştü eller açıldı. Dudaklardan dualar dökülmeye başladı.
           Çok geçmeden günün hasılatını toplamaya başladı. Yanından geçenlerden kimi  şöyle bir bakıyor, kimi oralı olmuyordu. Gönül gözüyle görenlerde yüreğini  bırakıyordu sanırım. Çoğunun aklında da sorunlarla baş etme senaryoları yazılıp çiziliyordu. Yollarının önündekiler onları ilgilendirmiyordu.
           Hastanelerin dışındaki olaylar kadar içindeki olaylarda  daha ilgi odaklı. Yine bir kent hastanesi, Avrupa şehri olmakla övünç duyulan  kentimizden ikinci  kesit.
       Yine yaşlı bir adam. Daha önce seri ameliyatlar geçirmiş. Duymakta, yürümekte, anlatmakta zorlanıyor. Yaşı tahminen seksen ama, yaşam mücadelesinden hiç bir şey kaybetmemiş !...
      Tek başına kendi işini yapmaya çalışıyor. Gıpta ile seyrediyorum. Bilgisayar sırasında kimsede sıra vereyim diye düşünmüyor. Görevli sırası geleni kaydediyor. Sıra amcaya gelir gelmez daha adam ağzını açmadan kaydı yapan kız “- Sevkle geleceksin ? Sevkin nerede amca? böyle olmaz “ diye sert çıkışıyor. Adamcağız ne olduğunu bile anlamadan azarlandı.”-Beni doktor gönderdi bunları verdi kızım” diyerek boyun büktü. Oradan uzaklaşır gibi oldu. Kadın daha sert bir dille.. - Amca nereye gidiyorsun gel buraya! diyerek ikinci bir azarını gönderdi. Adamcağız zor duyuyor zaten. Yaşını almış hürmet ve ilgi gösterilmesi gerekirken çocuk gibi azarlanıyordu.
          -Kadın bir daha böyle gelirsen seni almam, bir defaya mahsus yapıyorum işlemlerini” diyerek söylenmeye devam ediyordu. “-Bu amca hep böyle yapıyor, hepsini biliyor ama inat olsun diye yapmadan geliyor “ açıklamasını oradakilere yapıyordu.
          Mazereti de hazırdı. ”mazeret bulmayı iyi başaran kişinin başka bir şeyi iyi başardığı pek görülmez “sözü aklıma düştü.Nerden bilecekti ki yaşı neydi ?Bir amaç uğruna yaşamak hayatın en doyumsuz keyiflerinden biridir. O keyfide yavaş yavaş yok ediyordu böyleleri.
          Bizlerde etkisiz ve tepkisiz olanları dizi seyreder gibi seyrettik. Oradan uzaklaşırken yanımdan geçen iki yaşlı insanın tartışmalarına ister istemez kulak misafiri oldum. Kadın bastonuna dayanarak zor yürüyor. Adam daha seri dinç. Seside oldukça gür. Belli ki çok kızmış. Koridorda sesi yankılanıyordu..
            -Şimdi yırtacağım bu kağıtları!..
            -Kadın:-yırtarsan yırt. Çok umurumdaydı sanki!
          -Yahu kadın sen nasıl insansın ne biçim dinliyorsun anlatılanları?
            -Ne var bunda bu kadar kızacak.Haftaya bugün Salı günü gel dediler bizde geldik.
           Bu tartışma  anneannemle dedemin sessini çağrıştırdı geçmişe yolculuğum başlamıştı. Düşle gerçek birbirine kısa bir süre de olsa harmanlanmıştı.
            Karşıma eski tadımlık bir dost çıkıyor.  Önce insan olmamız gerekiyor diyorum. Anlam veremiyor. Tıpkı benim anlam veremediğim gibi..

                                                                                                        Samiye SEZEN SAYIN

                                                                           31.07.2005-BURSA
 
     Ana Sayfa                                                                 
     
   
 

        

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi