EĞİTİMCİ
GÖZÜYLE
Dr. Sait
Güngör ELGİN
Eğitim Bilim Uzmanı
SMS:0532-516 09 28
OSS
KALDIRILABİLİR Mİ?
Bazı Partiler
seçim bildirgelerinde, özellikle
genç oylara yönelik olarak, iktidara
geldikleri takdirde OSS’yi
kaldıracaklarını vaad ediyorlar.
Peki gerçekten OSS kaldırılabilir
mi?
Önce, bu sınav
sisteminin niçin ortaya çıktığına
bir bakalım. Bu sistemden önce
üniversitelere girişle ilgili neler
yapılıyordu? Çok partili hayata
girdiğimiz yıllardan önce
üniversiteye girebilmek için,
yalnızca liseyi bitirmek yetmiyordu.
Bir de sorularının Ankara’dan
gönderildiği OLGUNLUK İMTİHANI
vardı. Yani bir genç, liseyi
bitirse bile, Olgunluk İmtihanında
başarılı olmadığı takdirde
üniversiteye giremezdi. O yıllarda
lise mezunu olmak da, olgunluk
imtihanını verip üniversiteye girmek
de çok zordu. 1950’de Demokrat Parti
tek başına iktidara gelince eğitim
sisteminde kaldırdığı imtihanların
başında Olgunluk İmtihanı geldi.
Lise mezunları, üniversite önünde
kendileri için önemli bir engel
olarak gördükleri Olgunluk
İmtihanının kaldırılmasından pek
mutlu oldular. Üniversite önünde
yığılmayı önleyen bu imtihanın
kaldırılması ile tüm lise
mezunlarına üniversite kapısı
açılınca, üniversite önündeki
yığılmalar artmaya başladı. Aynı
fakültede okumak isteyen öğrenciler,
fakültenin kontenjanından fazla
olduğu zamanlar, üniversiteler giriş
sınavları yapmaya başladılar. Bu
durum o kadar karışıklıklara sebep
oluyordu ki; üniversitelerin
bulunduğu Ankara, İstanbul ve
İzmir’de taşradan gelen gençler,
günlerce sınavdan sınava koşarak
istedikleri üniversitenin,
istedikleri fakültesine girebilmek
için uğraşır dururlardı. Bazı sınav
gün ve saatleri çakıştığı için
tercih yapmak zorunda kalabiliyor,
günlerini otel köşelerinde sınav
sonuçlarını bekleyerek
geçiriyorlardı. Çünkü sonuçlar
üniversitenin ilan tahtalarında
duyuruluyor, kontenjan dolmadığı
takdirde, yeniden sınavlar
açılıyordu. İşte OSS bu sıkıntıları
ortadan kaldırmak için, o yıllar
yeni kurulmaya başlamış olan
Hacettepe Üniversitesi’nin genç ve
dinamik öğretim üyelerinden Sayın
Prof. Dr. Altan beyin gayretleri ve
Sayın Prof. Dr. Doğramacı’nın
yardımları ile bir sistem olarak
kuruldu, denendi, geliştirildi
bugünkü halini aldı.
O halde şimdi
niçin bu sistem kaldırılmağa
çalışılıyor? Üniversite önündeki
yığılmanın sebebi bu sınav mı? Bu
sınav kaldırıldığı takdirde,
yukarıda belirttiğim, aynı fakülteye
kontenjanın üstünde başvuru olduğu
zaman, ki olacaktır. O zaman gene
her üniversite kendi sınavını kendi
yapmak zorunda kalacak, öğrencilerin
bu sınavlara girip çıkması,
üniversite sayısının elliye çıktığı
ülkemizde yeni karışıklıkların
olması kaçınılmazdır.
Deniyor ki,
yeni üniversiteler açalım,
öğrenciler açıkta kalmasın. Tamam
açabilirsiniz. Üniversite yalnız
binadan ibaret değildir. Donanımı,
Öğretim elemanı ihtiyacı binayı
yapmaktan çok daha zordur ve zaman
gerektirir. Hadi diyelim ki bunlar
da sağlandı. Peki bu
üniversitelerden mezun olan gençlere
iş imkanı nasıl sağlanacak? Bu defa
işsiz ve nitelikli insanlardan
oluşan bir toplum. Bu günkü
işsizlere bakıldığı zaman bu durum
çok net olarak görülür. Üniversite
eğitimi çok pahalıdır. Biz de hiçbir
işe yaramayacak, sırf üniversite
mezunu olmak için üniversitede
eğitim yaptırtmak lüksüne sahip
değiliz.
Sistem
üzerinde yapılacak değişiklikler,
sistemin diğer ögeleri üzerinde etki
yapar. Politikacıların oy almak için
attıkları her adım, verdikleri her
sözü, her vadi iyice incelemeden
vermemeleri gerekir.
Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında
bile bu günkü kadar uzman kişiler
bulunmamasına rağmen böyle hatalar
yapılmamıştır.
Bir zamanlar
Milletvekili bir arkadaşım,
üniversite kontenjanlarını nasıl
artırabiliriz diye kafa yordu, gece
öğretimini önerdi ve maalesef
anarşik döneme rastladığı için o
uygulama da başarılı olamadı. Bu tür
sorunları çözmek için, işi sorun
çözmek olan özel kuruluşlar,
üniversitelerin ilgili alanlarında
çalışan onca uzman dururken, bu
işlere yeni başlamış birkaç
siyasinin veya bürokratın sistemler
üzerinde yapacağı değişiklikler
sonuç vermez, bir sorun çözülmüş
gibi görünür ama daha büyük sorunlar
yaratabilir.
İngiltere ve
Almanya’da bu sorunlar yoktur. Çünkü
üniversiteye gelmeden çok önce çocuk
daha 11 yaşında iken, üniversitede
eğitim alabilecek yeterliliklerinin
bulunup bulunmadığına bakılıyor, ona
göre bizdeki genel liselerdeki
eğitime benzer Gramer Okulları’na
veya Almanya‘da olduğu gibi
Jimnazyumlara yönlendiriliyor, bu
yeterlilikte olmayan diğerleri ise
kısa yoldan hayata hazırlayıcı
okullara yani mesleki okullara
yöneltiliyor. Öğrencilerin % 55-60
bu okullarda okumakta ve ehil birer
meslek adamı olarak hayata
atılmaktadırlar. Bu kararlar
verilirken, çocuğun ana sınıfından
başlayarak 11 yaşına gelinceye kadar
her sınıfta öğretmenleri tarafından
verilen raporlar, velinin istekleri,
çocuğun eğilimleri, 11 yaşındaki
çocuklara uygulanan sınav sonuçları
dikkate alınıyor. Verilen karar
kesindir. Ayrıca üniversiteler
paralıdır. Çok pahalıdır. Bu
paraları ödemeye gücü yetmeyen
nitelikli öğrencilere devlet,
kurumlar burslar vermektedir.
Hem üniversite
önünde yığılmadan söz edeceksiniz,
sınavı kaldıracak, hatta harçları
bile almayacaksınız. Peki bu
önlemlerle neyi çözeceksiniz?
Biz makine
mühendisine petrol istasyonunda
hortumcu, kimya yüksek mühendisine
dondurma sattıracak kadar Amerikalı
olamayız.
Siyasilerimizi
bekleyen en önemli sorunlardan biri,
hiç de dikkate almadıkları bir sorun
var ki; bu fakir halk dişinden
tırnağından artırdığı paralarla
yetiştirdiği evlatlarını yurt dışına
kaçıran, beyin göçünü önlesinler.
Yetişkin elemanlarımızın sayımını
yapıp, şunun bunun kaprisleri
yüzünden işe alınmayışlarının
sebeplerini araştırsınlar. Bu
sebepleri ortadan kaldıracak
önlemler alsınlar. Rahmetli Özal
zamanında yurt dışından bu beyinleri
yurda çağırdığını, değerlendirdiğini
ve başarılarına başarılar kattığını
biliyoruz.
Politika adam
harcama mesleği olmamalı.