| |
SENİ SEVİYORUM ÖĞRETMENİM
Geçmişi, üstüme bir
yorgan gibi örtmek, altında derin ve soluksuz
bir uykuya dalmak istiyorum. Geçmişin özlemiyle
geleceğin yaşanacakları arasında demlenen bir
yaşamı tüm yalınlığı ile çizmek istiyorum. Her
geçen gün özlemini duyduğum, yeri doldurulamayan, katıksız ve sınırsız sevgiyi; darda kaldığımda
imdadıma yetişen, fikirlerine
sarıldığım, kollarında huzur bulduğum öğretmenimi
arıyorum. Zaman tünelinde çocuksu duyguların en
yoğun olduğu ilkokul yıllarımda biraz
soluklanmak istiyorum
Öğretmenim;
sizi tanıdığımız ilk günü söz vermiştiniz bize:
Bizi hiç bırakmayacaktınız. Elimizi
tutup, başımızı okşayışınız, sımsıcak gülüşünüzle
ürkekliğimiz heyecanımız kaybolmuştu.Sarmaş
dolaş olmuştuk. İlk heceyi, ilk sözcüğü ilk
cümleyi okuyuşumuz, ilk müsameremizi
sergileyişi mizdeki heyecanı, gözlerinizdeki
pırıltıyı nasıl unuturum. Bir sevgi yumağı
oluşturmuştuk yıllarca. Ya sonra ?..
Ben hiç
unutmadım, bilmem hatırlar mısın
öğretmenim? Sınıfımızın en sessiz kızı Özlem,
acılar içerisinde bir gün kıvranıyordu.
Yardımına ilk koşan, siz oldunuz. Hastane
kapısında sabahladınız.En çok siz üzülmüştünüz
günlerce ağlamıştık, dua etmiştik sonra da
sevinci yaşamıştık
Çocuksu
yüreğimize bir gün gibi doğdunuz; bu vadide hiç
batmayan güneşimiz oldunuz .Bizler, size söz
verdiğimiz gibi öğrenciler olduk. Ama
siz, sözünüzde durmadınız öğretmenim… Bizi
bırakıp gittiniz.. O küçücük yüreğinize bizi beş
sene sığdırdınız .Yeri geldi bizimle güldünüz
bizimle ağladınız, ilklere bizimle imza attınız. Sonra çekip gittiniz… Sonraları yerini, senin
tadında biri aldı; gönlüm onda da kaldı.
Nasıl
unuturum seni öğretmenim ? Köyden gelmişim, kentli içine karışmışım.Yol bilmem yordam
bilmem.Yüzüm kızarır bozarır .Kem küm edip, iki
lafı bir araya getiremem. Göz göze gelmekten
korkarım. Her sınıfa girişinde heyecandan dilim
tutulur, beni görmemen için yalvarırdım Allahım’a.. Ama sen, hep beni görürdün. Hep beni
tahtaya kaldırırdın. Her seferinde de azar işitir
yerime otururdum.
Bir gün beni
kötü yakaladınız. Sessiz kaldınız. Utancımı içime
gömdüm. İkincisinde yaptın yapacağını
öğretmenim! Tahtaya kalktığımda “Ceketinin önünü
ilikler misin“ demiştin. Anlam verememiştim. Düğmeleri yoktu ki ceketimin ilikleyeyim.
-Annen dikmiyorsa
sen dik, elin iğne iplik tutmuyor mu
? ”Demiştin. Yerime otururken, “teneffüste yanıma
gel” demiştin. Beni odaya almıştın, elime de iğne
ve iplik vermiştin. Hadi dik şu düğmelerini
demiştin. İğne bana ben de iğneye uzun uzun
bakmıştım, sanki ilk kez görüyordum Gerçekten o
zamana kadar elime iğne iplik almamıştım. Ne
kadar zaman geçti bilmiyorum. İğne ve ipliği
elimden alıp dikmiştiniz, nereden bulduğunuzu
bilmediğim düğmeleri. Bir yandan da beni
konuşturuyordunuz. -Annen görse mutlaka dikerdi
“diye. Sözcüklerin dudaklarımdan nasıl
döküldüğünü bilmiyorum ama -Annem yok ki diksin, ben bir evde, bir oda da kalıyorum köyden
geldim, okumak için kimsem yok demiştim. O gün
orada ömrümce unutamayacağım bir sevginin
atılışını gördüm. Öğretmenim benim düğmemi
dikmişti. İlk kez birisi benim için bir şey
yapmıştı. Sonraları en çok sevdiğim öğretmenim
oldun, ben de evinin davetsiz misafiri oldum
günler boyu. .Derler ya sevinçle üzüntü gece ve
gündüz gibidir. Sevinci de üzüntüyü de böyle
yaşadık. Her ne kadar bizleri ayrım yapmadan
sevmeye çalışsan da Fatişi bir başka seviyordun, bunu biliyorduk .Fatişin Karadeniz’in azgın
sularına; baharında yenik düşmesini
kabullenemedin, günlerce sustun biz de sustuk
sizinle birlikte. Acısı ve yokluğu yüreklerimizi
dağlamıştı. Ayrılıklar, acılar ve sevinçler her
geçen gün bizi bir birimize bağlamıştı. Hep tek
yürektik, dizelerde ki gibi.
“Hiç kimse
bir ada, kendi başına bir bütün değildir.
Her
insan kıtanın, bir parçası, BÜTÜNÜN bir
bölüğüdür”
Bu tılsımın bir gün
bozulacağı hiç aklımdan geçmezdi. Söz vermiştiniz. Bundan sonra beraberiz, bu yolları birlikte
yürüyeceğiz diye. Siz de bırakıp gittiniz ÖĞRETMENİM, tıpkı yıllar gibi geri gelmemek üzere. Yeriniz hala boş inanın! Sizi çok sevmiştim
öğretmenim çok!
Geçmişle
gelecek arasında bir köprü olmuştu lise
yıllarım. Nasıl unuturum. Nihal Öğretmenimi Ayten
öğretmenimi Hele Sümer öğretmenimi…
Sınıfta
en çok alan savunması yapardık, Günler boyu Nedim
‘mi Fuzuli’yi Aşık Veysel’i tartışır aşktan dem
vururduk. Siz hep forvet oyuncusu olurdunuz, biz
hep orta sahada koşardık .Düşünce denizinde, beyin
fırtınası oluştururdun, sizinle boğuşurduk, güzel
söylemeyi, güzele ulaşmayı, amaçlardık
savrulurduk sınıf içinde dört bir yana .Hücum
başlatırdık sağ kanattan, siz hep sol kanattan
şut çekerdiniz.Yeni bir sanat mı, yöntem
mi, karakter mi tür mü, diye… Gelir giderdik
dakikalar boyunca, zil çalınca nefes alırdık;
yorgun düşerdik inandıramazdık sizi… Düşünce ve
duygu yalınlığının med- cezirlerini yaşardık
çarpıcı zamanlarda. Çalıkuşu’nu,Yabanı, Ahmet
Hamdi ‘yi Orhan Veli’yi sizinle sevdik, bir
solukta okuduk. Kahramanlardan biri olduk
soluksuz okuyuşlarımızda.. Kitaplarla dost
olmayı, kitap denizinde yüzmeyi seninle öğrendik
öğretmenim.
Biliyorum, yaşam düz bir çizgi değildi; hele siyah beyaz
hiç olmadı. Yaşam mücadelem bundan sonra daha da
çetin geçti. Bulanık sularda balık
avladık, güneşli havalarda kumsalda
güneşlendik. Hayat yolunda rehberimiz oldunuz.
Voltaire’ nin
dediği gibi ”Hayat tarlasına ne ekersen onu
biçersin “ benim tarlamda sizin verdiğiniz
ışıkla, hasat mevsimi yirmi yedi yıl önce
başladı . Hala devam ediyor.Yaşamın renklerini
soldurmamak için her gün yeniden doğuyorum günle
birlikte ÖĞRETMENİM
Samiye SEZEN- SAYIN
18/11/2005 BURSA
|
|