Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra DurmuşGülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
     
    
  MAKALELER  
  SAMİYE SEZEN SAYIN  
 



HÜZÜN VE SEVİNÇ

            Barış, huzur ve mutluluk! Ne kadar güzel, derin anlamlı ve ahenkli sözcükler…Hiç olumsuzluk barındırmıyor tıpkı on bir ayın sultanı olan ramazan ayı gibi. Taşıdığı değerler ve içerdiği anlamlar acısından en hayırlı ay olarak değerlendirilen ramazan ayı bitmek üzere. Bir ay boyunca tüm sevapları toplayıp iç huzurun yaşandığı, ibadetlerden yardımlaşmaya dek en güzelinin yaşandığı bu ay  da; diğer aylar gibi gelip geçiyor. İnsanlar bu ayda güzel ve faydalı işler yapmaya  daha fazla eğilim gösterirler. Çünkü sevabı daha fazladır. Sosyal yardımlaşma adı altında yardımlaşma duygularımızı zirveye ulaştırırız. Paylaşmanın verdiği gönül  huzuru ile başımızı yastığa koyarız; bir sonraki ramazana kadar… İyilikler ve güzellikler nedense hep kısa sürelidir. Onu iyi ve de güzel kılan bu yönümü acaba, demekten kendimi alamıyorum .

            Kendimizle, çevremizle bu ayda nedense daha  barışık iç huzuru ve aydınlığı güçlü kişiler oluruz.  Birbirimizi daha fazla düşünürüz. Yapılan işler niyetlere göre değerlendirilir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Büyük şehirlerde de belediyeler  ramazanda bir birleri ile yarışırlar. Aş evleri kurulur. Çadırlar açılır. Sıcak sımsıcak ortamlar oluşturulur. Mideler  şölenlere, gönüller  iç  aydınlığa kavuşur. Her ne kadar gözlerdeki  endişeler yansısa da o,  mutluluk kolay kolay yaşanmaz bir daha. Hele sokakların çocukları ve de insanı iseniz… Hiç bitmesin istersiniz. Ya da açlığa mahkumsanız…

            O gözlerdeki çaresizliği, sorgulayışı, utangaçlığı, yok oluşu, açlığı ve tükenişi gördüğümden beri uykularım kaçıyor. Uykularımı kaçıran çok  nedenler var, çok. Yüz binlerce çocuk açlık sınırının altında yaşıyor. Her yıl dünyamızda  6 milyon çocuk açlıktan ölüyor, 850 milyon çocuk açlık çekiyor. Bir yanda tokluk bir yanda açlık… Ramazan ayı aç kalmışlığı, yoksulluğu ve de fakirliği  bir  kez daha  iftar yemeğinde yüreğime düşürdü…

            Anadolu’mdan otantik bir mekan. Buram buram tarih kokuyor. Ortada kocaman bir sütun. Sütuna otutturulmuş dört bölümlü kubbeden oluşan geniş hacimli alanlar.Alanlar masalarla donatılmış.Dört giriş kapısı bulunan  tarihi bir bedesten. Işık oyunları sizi alıp yıldızı bol bir yaz gecesine götürüyor.Yüzlere yansıyan ışık sizin kimliğinizi gizliyor , kendinizi daha rahat hissetmenizi sağlıyor. O yüzden bizler daha rahatız.Ama diğerleri için aynı şeyi söyleyemiyorum. İnsanlar, bir şeylerden kaçar gibi endişeli  ve ürkek yüzler . Vakit yaklaştıkça servis tabaklarını alıp yemek sırasına giriyorlar.Bazıları göz göze gelmemek için çabalıyor, bazıları gözlerini hep kaçırıyor;bazıları da önündekini iteleyip sıranın kendine gelmesiyle meşgul.

            Bizlerde servis tabaklarımızı alarak sıraya giriyoruz. Bir gurubun  masasına oturuyoruz. Selamlaşmalar, hal  ve hatır sormalardan sonra, endişeli ve boş bakışlarda canlanma ve yılların izlerini taşıyan yüzlerde bir gülümseme görüyoruz. İftarın başlaması ile hanın içerisi çatal ve kaşık sesine yenik düşüyor. Herkes alabildiğine son sürat yemek kaşıklıyor. Başımı gayri ihtiyarı kaldırdığımda bir çift gözle karşı karşıya geldim. Ezikliği, yoksulluğu, sorgulayışı, tükenişi o gözlerde gördüm. İçime bir şeyler aktı, boğazım düğümlendi…Gözlerim buğulandı.. Kimsenin gözlerine bakmadan yemek  masasından ayrıldım. İnsanlar bunları hak etmiyor. Hele çocuklar? Neden açlığa mahkumlar? Neden geçici çözümler kalıcı çözümlere dönüşmüyor?  Diye sorguladım durdum.. Çözüm bulamadım. Sonra kendi kendime mırıldandım. Silahlara veda edersek, barışa ve insanlığa harcarsak sanırım çözeriz. Dünya o zaman kötülüklerden, olumsuzluklardan arınmış olacaktır diye… Herkes biliyor bunu ama …

            İç dünyamızın zenginleştiği, ruh ve bedenimizin gerçek ahengine dönüştüğü birlik ve beraberliğin güçlendiği; yaşamımızı sorguladığımız  kadar başkalarının da yaşamını düşündürmeye yönelten   bu ayın kadrini bilmek bu kutsal günleri geride bırakmanın burukluğu, dostların kucaklaştığı, kırgınlıkların son bulduğu, bayram gününe ulaşmanın mutluluğu, heyecanı yüreğimi ve gönlümü   bir taraftan sarmaladı bir taraftan da hüzünlendirdi. Bayramlar mutlu insanlarla anlam kazanır. Tüm insanların mutlu olmasını tüm yüzlerin gülmesini ;gülümseme ve huzurun ruhumuzdan ve bedenimizden eksik olmaması dileğiyle bayramımız kutlu olsun.

                                                                                                              Samiye SEZEN SAYIN
20/10/ 2006 - BURSA

 
 
  ANA  SAYFA  
     
   
 

    

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi