| |
SAMİYE SAYIN
SEZEN
SORGUSUZCA
Sevgiyle, özlemle
ve de acıyla yoğrulmuşuz. Katık etmişiz
insanlığımızı yudum yudum içiyoruz. Bazen çok
yakınız birbirimize, bazen çok uzak Bazen bir
gül, bazen de gülün dikeni oluyoruz. Bazen
sarmaş dolaş, bazen de zehirli sarmaşık...
Gün ve gün yabancılaşıyoruz. Önce
kendimize sonra da çevremize. Üstümüzdeki kara
bulutlar, içimizdeki kinler, öfkeler kabarır
birden azgın bir nehir olur. Yıkarız önümüze
çıkanları; kırarız kalpleri, kör ederiz bakan
gözleri. Sevgi yerine nefreti ekeriz. Sevgiyi
biçeriz acımasızca. Sonra duruluruz. Pırıl pırıl
bir güneş doğar dağların ardından. Gökyüzü
narçiçeğine yeryüzü papatya tarlasına döner.
Bir sevdadır alır başını gider dolu dizgin. Bir
an soluklanırsınız yaşamın dikenli yollarını
fark edersiniz. Serüvenlerle dolu bir dünyada
serüvenlerden biri olursunuz Hayat yolunda son
durakta soluklanırsınız .Gazete sayfalarında
yerinizi alırsınız. Çiğ altında kalan otobüste
sekiz yolcu öldü. Neden, niçin, nasıl ?
sorularının hiç anlamı yoktur.
Tıpkı
Sepil’in yaşamının bitişi gibi. Sıradan bir
insandı. On sekizindeydi. Yani yaşamın
baharında.. Diyarbakır’ın Kadı köyünden Van
üniversitesini kazanmıştı. Nasılda sevinmişti
Üniversiteyi kazandığında dünyalar onun
olmuştu.. Küçücük yüreğine sığdıramadı sevinçi.
İlk kez köyünden dışarıya çıkacaktı. Büyük kent
özlemi sona erecekti. Hepsinden önemelisi
mesleği olacaktı. Ailede ilk okuyan o oluyordu.
Yoksulluğun belini kıracaktı. Tek oda içinde
yaşamaktan bıkmıştı. Ne hayalleri vardı.
Babasına telefonda sınavlarının çok iyi
geçtiğinden söz etmişti. Dönüş yolu hayallerinin
bitişi oldu. Eli son kez telefona uzandı. Uzun
uzun çaldırdı telefonu ama cevap veren olmadı.
Doğanın hakimiyetine yenik düşmüştü Serpil;
diğerleri gibi.
Derin bir uykudan uyanır gibi aniden ayılırsınız
Kendinize gelmeye çalışırsınız. Bütünün
parçalarını birleştirmeye çabalarsınız, ama bir
türlü birleştiremezsiniz, tıpkı rüyalarımızdaki
parçaları bir araya getiremediğimiz gibi. Bu
olayların rüyalarda kalmasını o kadar gönülden
istiyorum ki .İnsanlarım bunları hak etmiyor.
Anadolu'daki, cehaletin kurbanı
olan, kuş gribine yenik düşen insanın dramı;
yoksulluğun çaresizliğin, evsizliğin, soğuktan
donan insanların yüzündeki ifadeler ne kadar
etkiliyor bizleri? Keşmir’deki deprem ne kadar
sarstı bedenimizi ya Asya’da ki Tsunami nin
acısı? Ne çabuk unutuldu ?
Her geçen gün
soyut kavram kargaşası içine çekilen bizler
nerelerde soluklanıyoruz
Nerelere yolculuk ediyoruz.Kimlerin kapılarını
çalıyoruz. Geleceğimizi ne kadar
şekillendiriyoruz. Yaşamımızda düşünmemeye,
görmemeye ve de okumamaya eğilim var. Biraz
düşünsek biraz görsek farklı olur her şey
sanırım .Napolen Hill’in dediği gibi “Düşünce
sizin ruhsal varlığınızdır onu dikkatle kullanın
“der. Düşüncede sınır ve zaman yoktur. Galiba
bizlerde bu sınırsızlığın içinde kayboluyoruz.
Boşlukta yolculuk ediyoruz. Düşünmemeye,
görmemeye ve de okumamaya inat ediyoruz…
Samiye
SEZEN SAYIN
23 OCAK 2006/BURSA |
|