Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra Durmuş
Gülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
     
  
   ÖYKÜLER  
    DUYGU  DİNÇER  
 

   

              UYANIŞ

              Güneşin azizliğine uğradım bu sabah. Penceredeki kalın güneşliklere rağmen odama sızmayı başarmış, inatçı bir çocuk gibi beni uyandırmak için her şeyi yapıyordu. Uyandım işte sonda. Ve gözlerimi açar açmaz aklıma ilk gelen soru “ nerede olduğum” oldu. Küçük ama şirin odamdayım işte yine... Karamsar geçen yağmurlu bir geceden sonra, uykusuzluğu yenmeyi başarmış, şimdiye kadar deliksiz uyumuştum. Ben ve odam birlikteydik işte. Önemli olan da buydu... Kendi kendime bugün mutlu olma sözü verdim...

              Çatlamış aynaya baktım yüzümü yıkarken. Ne kadar da değişmişim görmeyeli! Uzun süredir aynaya bakmadığımı fark ettim. Gözlerimin altı torbalaşmış, yüzümde yeni sivilceler çıkmış ve saçlarım uzamış... “ Aman Allah’ım! Ne olmuş bana böyle?” diye düşünürken, içimde haykırıp duran sese kulak verdim. “ Bu benim işte, öyle de, böyle de yine ben!”

               Bu duygularla mutfağa yöneldim. Kendime nefis bir kahvaltı hazırlayacaktım, ne zamandır yapmadığım. Dolabı açmamla beraber, uzun zamandır yemekle de ilgilenmediğimi anladım. Kuruyup kalmış iki kalıp peynir, birkaç zeytin ve buruş buruş olmuş domateslerden başka dişe dokunur bir şey kalmamıştı... Olsun, çay içe bilirdim. Bir fincan çay alıp tekrar odama döndüm.

               Perdeleri açtım. Yatağımı topladım, geçmişten kalan her şeyi yok etmek istercesine odamı düzenledim. Fincanımı alıp pencerenin önüne geçtim. Dışarısı hiç olmadığı kadar güzel görünüyordu. Bahar gelmişti! Bahçedeki erik ağacı çiçeklenmiş, her yer yeşile bürünmüştü. Baharın gelişini kutlarmış gibi görünen kuşlar, daldan dala neşeyle uçuyorlardı. Doğa canlanmıştı.

              İlk gözüme çarpan karşıdaki bakkal dükkanı oldu. Bakkal, fırından gelen ekmekleri aldı ve yerleştirmeye başladı. Ekmek bekleyen birkaç kişi hemen içeri sokuldular.

              Bir kadın, çocuğunu kolundan tutmuş, yarı sürükler bir biçimde götürüyordu. Çocuksa, sabahın bu saatinde nereye götürüldüğünden habersiz, daha uyanamamıştı.

              Liseli olduğunu tahmin ettiğim birkaç öğrenci, durakta servislerini bekliyor, kendi aralarında konuşuyorlardı. Okulla ilgili konuşuyor olacaklar ki, şikayetçi oldukları yüzlerinden okunuyordu.

               O sırada saatine baka baka, koşar adımlarla bir adam yaklaştı durağa. Bir elinde kocaman bir iş çantası, diğerinde ise bir sürü dosya vardı. Sanırım o da işe geç kalmıştı ve bir sonraki otobüsü beklemeye başladı.

               Kafasının üstünde kocaman tepsisiyle şimdiden başlamıştı simitçi çocuk, hayatın küçük omuzlarına yüklediği yaşam kavgasını vermeye...

               Trafik bir hayli yoğundu, otobüslerin, arabaların kornaları ortalığı inletiyordu. Otobüslerin biri kalkmadan diğeri durağa yanaşıyor, yolcuları tıka basa doldurmadan ayrılmıyordu.

               Yaşlı bir adam, günlük eşofmanlarıyla, yine aynı saatte, gazetesini alıyordu. Hayattan elini eteğini çektiği, emekli olduğu belliydi, gazetenin başlıklarına göz atarak yavaş yavaş yürümeye başladı.

               Arabaların içindeki insanlar ona nispeten, çok daha telaşlı görünüyorlardı. Takım elbiseli, iş kadını görünümlü genç bir kadın, kırmızı ışıkta durunca hemen cep telefonuna sarıldı ve bir yandan esnerken, görüşmesini sürdürdü.

               Yolun öte tarafında bir grup ilkokul öğrencisi, çoktan okul yolunu tutmuşlardı.

               Hemen yanlarında beliren, ağzında sigara, oldukça bakımsız, sakallı haliyle bir işçi, kuruyup kalmış bedeniyle bugün de eve ekmek götürme çabasını sürdürecekti. Ne için uğraşıyordu,       

Neyin kavgasını veriyordu bütün bu insanlar? Sabahın bu saatinden başlıyorlardı koşturmaya. Hep bir şeyleri yakalamaya çalışıyorlardı.

               Bense bu küçücük odaya takılıp kalmış, hayatın beni keşfetmesini bekliyordum. Haftalardır ört duvar arasında dönüp duruyor, kendimden bile habersiz yaşıyordum. Yalnızlığımla baş başa, karamsarlığın kararttığı dünyamda, her gün yeni bir umutla doğan güneşin bile beni bulmasına izin vermiyordum... Evet, ne zamandır uyuyordum ben!...

               Çok uzun bir kabustan henüz uyanabilmiş ve hayatın hâlâ devam ettiğini, yaşadığımı fark etmiştim. Koşar adımlarla kapıya yöneldim, yepyeni bir dünyaya “ Merhaba!” demek için geç bile kalmıştım.

 

 

                                                                                                        Söke H.F.A. Lisesi                                                                                    Duygu DİNÇER          

 
     Ana Sayfa                                                                 
     
   
 

        

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi