|
|
MAKALELER
| |
FAHRİYE
HAMZAÇEBİ |
|
| |
YAĞMUR
Hüznü koynunda taşıyan afet!... Benden daha dolu benden daha içli doluyor boşalıyorsun. Sen taşıp boşaldıkça ben doluyorum. Duymak istemiyorum canıma vuran sessizliğini. İçimde kopan fırtınanın çığlığı kulaklarımı sağır etti. Ne olur birde sen acıtma içimdeki beni. Sen kara bulutlardan başka ne taşırsın?
benim içim kıpır kıpır benide mi ağlatacaksın? Öyle güzel yağıyorsun ki; birbiri ardına sıralı damlalar sanki gökyüzünden görünmez camdan iplerden doluyor koynuma. Önceleri düşen her damlada ürperen tenimi sana bıraktım. Acıtmadın beni baharın müjdecisi cemrenin düşüşümüydü yufka yürekliliğin bilmiyorum ama, okşuyordu sanki ellerin.
Saçlarım ıslandı sırılsıklam, sonra paltom ağırlaştı tenime düştün usulca. Hem tenimi hem de ruhumu teslim ettim sana, istediğin kadar yağ her uzvuma. Benliğimi yıka, tenimi yıka, en çok da içimdeki ulaşılmazları sök al, götür beni uzaklara. Tut elimden, meğer seviyormuşum seni derinden. Düşünce cemre özüne toprağın, çatlamak için ortasından sabırsızlıkla bekler her damlasını yağmurun. Kendinden parçalar vermektir aslında yapmak istediği. Bir meyvede verimliliğini, bir çiçekte güzelliğini, bir başakta bereketini.... Yağmurun toprakla buluşması gibi yeşermek için beklediği suya kavuşsaydı ölü yürekler, insan yanının tarifi yetersiz güzellikleriyle dolardı evren sancılar sonrası yaşamın ne demek olduğunu bilerek.
|
|
|
|
|
|
|
| |
Ana Sayfa |
|
|
|
|