|
HİDAYET KARAKUŞ’un yaşamından
çizgiler
.
Annesi, teknede hamur yoğururken o da ekmek yapmak
için teknenin başına oturdu. Beş yaşındaydı.
Annesinin “Hamurla oynama, Allah taş yapar,” uyarısına; “Ben
olsam yapmam,” diye yanıt verdi.
O günden beri sorular sorar yaşama dair.
·
Köyün içinden çırıl çıplak evine giden tek çocuk
oydu. O, derede oynarken babası giysilerini
saklamıştı çünkü.
Konuş Benimle’den OYUN ARKADAŞIM
şiiri okunabilir.
·
Eşeğin üstünde ekin tarlasına ekin yolmaya giderken
annesinin söylediği türkülere ağlar, nnesinden
türkünün öyküsünü dinlemek isterdi.
“Sabahın seherinde görebilsem yarimi”
türküsü söylenebilir.
·
Annesiyle çok didişirdi. Bir gün annesine eziyet
ettiğini işiten öğretmeni Tahir Bakır, onu
eşeğin kazığıyla döverek okula götürdü. Annesinin
verdiklerini beğenmediği için, o gün aç kaldı.
Okulda da bir gün zili paylaşamadıkları için iki
arkadaş zille aynı sehpanın üzerinde duran Atatürk
büstünü düşürüp kırdılar. Öğretmeni büstü ödetmek
için onları eve ceketsiz gönderdi. Ama ne annesine,
ne öğretmenine gücendi. Onlar haklıydı çünkü.
·
Küçükken ekin tarlasında eve gitmek için akşamın
olmasını beklerdi. Daha sonra kavun beklerken hem
sınıfını geçmek için namaz kılar; hem yıldızlarda
kimlerin yaşadığını düşünürdü. O günlerde kendisine
ayırdığı yıldızların ölüp ölmediğini hala merak
ediyor. Kendini o günlere borçlu hisseder.
UZAK MASAL şiiri
·
Ailesinin yoksul olduğunu öğretmen okuluna gidince
öğrendi. Arkadaşlarına gelen harçlığın yanında ona
çoğu kez yalnızca köye dönüş parası geliyordu.
Babası ona külde kahve pişirtirdi.
KÜL KAHVESİ
şiiri
·
“Ekin tarlalarında çalıştım, çift sürdüm,” dese de
işten kaçmayı çok sever, kırda ağaçların altında
kitap okurdu.
·
Öğretmen okulunda yazdığı Kıbrıs Destanını sınıfın
duvar gazetesine koyduklarında yaşamını destan yazıp
satarak kazanabileceğini düşündü. On üç yaşındaydı.
·
Cahit Külebi’nin Rüzgar’ını, Kemalettin Tuğcu’nun
Sokak Çocuğu’nu, Orhan Kemal’in
Babaevi’ni, Panait Istrati’nin Minka Abla,
Arkadaş, Baraganın Dikenleri’ni, Yaşar Kemal’in
İnce
Memed’ini okuduğu yıl hep zayıf aldığı
matematik dersini başardığını gördü; matematiğin de
şiir gibi olduğunu düşündü.
·
Okul gazetesinde ilk şiiri çıktığında on beş
yaşındaydı; herkesin kendisine baktığını sanıp
ellerini nereye oyacağını bilemedi, kızardı.
·
Telefonla ilk kez Isparta Yeni İnkılap gazetesine
haber yazdırmak için konuştu; o günden sonra
gazeteciliğe heves ettiyse de gazete onun için
şiirlerini yayımlayan bir yer oldu sadece.
·
Öğretmen okulu dördüncü sınıfta, bir isim
benzerliğine kurban gidip meslek dersleri
öğretmeninden azar işittiğinde öğretmeninin
kendisinden özür dilemesini son sınıfa kadar
bekledi.Öğretmen Dündar Özlü, bitirme sınavlarında
müzik dersinde ayırtmandı. Ona şiir okutup o dersten
mezun ettiler. Bu şiir isteğini özür kabul etti.
·
Son sınıfta bir öğretmeninin kızına aşık oldu;
öğretmen onu çok seviyordu, sınavlar için kızını ona
emanet etti.
SENİ YEŞERTEN SULAR şiiri
·
Edebiyat Dergisi olarak ilk şiiri Çağrı’da 1965’te
çıktı.
.
1966’da Şölen Dergisi’nde yayımlanan Ufukta
Bağımsızlık
Dumanı Var şiirinden ötürü Kara
Kuvvetleri Askeri Savcılığına verildi.
·
12 Mart askeri darbesinde Balyoz Harekatında
gözaltına alındı. Bir de 1981’de Bergama’da M. İzgü,
H. Yurttaş’la birlikte gözaltına alındı. Çocuklara
kitap imzalayacaklardı. O yıl ilk ödülünü de Bir
romanıyla kazanmıştı: Yağmurlar Nereye Yağar?· Okullarda
yönetimlerle başı hoş olmadı. Bilimsel, halktan yana
eğitimi savundu, saldırıya uğradı; öğrencilerine
dünyanın en büyük buluşunun kitap olduğunu
kavratmaya çalıştığı için soruşturmalar geçirdi.
·
Annesi onu imam hatipte okutmak istemiş, babası
öğretmen okulu diye diretmişti.
Öğretmeninin baskısıyla imam hatibe gitmekten
kurtuldu. Onları, insanlık ailesinin bir parçası
olarak hep sevdi.
SOY DÖKÜM
şiiri.
·
Köyde okula gittiğinde Mustafa Kemal’i çok sevdi. O
yüzden Türkçe kitabının başındaki
Atatürk resmini kesip kendi yaptığı bir
çerçeveyle evdeki ocağın üstüne astı. Babası, annesi
oğullarının “Kemal” sevgisini gülerek herkese
gösterdiler.
·
Köyde uğradığı bir haksızlık nedeniyle muhtarı uzun
bir mektupla kaymakama şikayet etti. On beş
yaşındaydı. Kaymakam, köye geldiğinde onu tanıdı ama
ciddiye almadı. Oysa onun kafasında Fakir
Baykurt’un romanı Yılanların Öcü’ndeki kaymakam
vardı.
·
Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te, on bin canavarın ateşe
verdiği Madımak Oteli’ndeydi. Ölümü değil evlerde
kalacakların acısını ve hüznünü düşündü. Onlar için
yazdığı Avuntu şiirini kendisine çok
dokunduğundan kolay okuyamadı.
AVUNTU şiiri
.
Şimdi aramızda olsa da dünyanın neresinde acı çeken,
haksızlığa uğrayan, sömürülen bir insan ve toplum
varsa onun kalbi oradadır.
|