YÜREĞİME DÜŞEN KOR
Yaşam yolculuğunda, kendimizi günlük
olaylara kaptırmışız . Yaşamı canlı,
renkli, inişli çıkışlı, kılan bu
galiba…Yoksa hayat çekilmez olurdu.
Beklenmedik olaylara pek hazırlıklı değiliz;
kapımızı çaldığında yıkılıyoruz.
Telefondaki ses yüreğimi
öylesine dağladı ki bedenimi yıktı geçti..
Nerdesin? Nerdesiin Abla?... değişi,
hıçkırıklara boğulan sesi, kulaklarımda
yankılandı. Ses; çaresizliği, acıyı,
tükenmişliği, yok oluşu, yüreğimin içine buz
gibi akıtıyordu; donup kalmamak imkansızdı.
Dudaklarından dökülen sözler acısını daha da
derinleştiriyordu. Eminim ki hiç aklına
getirmediği en son söylemek istediği
sözcüklerdi “Aydınımı, en değerli varlığımı
kaybettim …Kalbim bu acıya dayanamıyor,
bittim ben” .. değişi, beynimde fırtınalar
kopardı ; o anda yüreğimin acısı, yüzüme
vurdu…
İnsanın yaşamında bazı
objelerin, sayıların, olumlu ya da olumsuz
etkileri vardır. Bunlar, deneme ya da
yanılsama yoluyla belirginleşir.. Benim
yaşamımda da Haziran ayı kara liste de …Oysa
bu ayda dünyaya gözlerimi açmışım, hayat
ayım olmuş . Sımsıcak bir ay, ama ateş gibi
yakıyor. Ölümü ailede bu ayda tanıdım, bu
ayda trafik kazasını yaşadım, Nilgün’üm bu
ayda eşini iş kazasında kaybetti. Nasıl
kara listeye almayayım bu ayı?
Telefonun ucundaki ses, canım
gibi sevdiğim sonra da kızlarımdan biri
olan öğrencimdi. Altı sene önce evliliğe
ilk adımlarını atmışlardı. Mutluydular…
Arada bir kara bulutlar dolaşsa da
üzerlerinde çabuk dağılırdı. Biliriz ki
evliliklerde neşe kaynağı çocuktur. Aile
büyüklerinin beklentileri gerçekleşmeyince,
tatsızlıklar yüzlerine de yansırdı zaman
zaman … Ama onlar güçlüydü. Bunun da
üstesinden geleceklerdi. Nihayet on beş ay
önce bu mutluluğu yaşadılar ve
çevresindekilere de yaşattılar…Mutluluğu
yakaladım, yaşanacak çok şey var dediği
anda en değerli varlığını kaybetmek çok acı
veriyor çook.. Yaşamın baharında yüreğine
bir od düşmesi reva mı? Bu mutluluk 14
haziran 2006 tarihinde gölgelendi. Aydın,
beşinci günün sonunda yaşam mücadelesini
kaybetti. O, Cürufun suyla temas etmesi
sonucu yanarak yaşamını yitiren talihsiz
bir gençti. Gerçekten de talihsiz bir genç..
On beş dakika önce eşiyle telefonda
konuşurlar .Konuşmaları uzar da uzar eşi,
misafirleri olduğunu söyler, akşama gelince
uzun uzun konuşuruz diyerek telefonu
kapatır.Aydın, diğer bölümdeki arızaya
giderken ölüme yakalanır.
Gülen yüzde hüznü görmek, ölümün
soğukluğunu en derinden hissetmek, gelmemek
üzere gideni uğurlamak, yaşamı öylesine
anlamsızlaştırıyor ki .
Acılar paylaşıldıkça azalır
derler ya ben de bu acıyı paylaşmazsam acı
içimde dağ olacak… Belki bu güne kadar
binlercesi yaşandı bundan sonra da
yaşanacak. İsterim ki bu tür olaylar film
karelerinde kalsın…
Karabük,
1937 den beri ağır sanayinin medar-ı
iftarı… Ağır sanayinin kalbinin attığı yer.
Şimdilerde ise peş peşe gelen ölüm haberleri
ile kalplerin durduğu, yüreklerin dağlandığı
bedenlerin hüzne dönüştüğü yer olması,
insana acı veriyor...
Samiye
SEZEN SAYIN
BURSA - 26/06/06
|