| |
YÜRÜMEK İÇİN
Merhabalar. Nasılsınız diyemeyeceğim. Bugünlerde
herkes tam bir barut fıçısını andırıyor. Hani
farkında olmadan bir ateş ile yanlarına yaklaşsanız
patlayacak durumdalar. Nasıl patlamasınlar ki, yolda
giderken başlarına ne zaman önlemi alınmamış bir
inşaatın yanından geçseler
başlarına bir kalas ve ya tuğla düşebilir. Bazen de
yolda giderken kaldırımlar yürüme yeri olmaktan
çıkmış olduğu için oto yola inen yayaya çarpmamak
için korna çalan şoförlerin yanı sıra, lambalardan
karşıdan karşıya geçerken kurallara uymayan yayalar
ile şoförler arasındaki atışmaları ise her an
görmeniz mümkündür.
Bu gün sizlere aslında mutlu
olacağınız bir takım haberlerle başlamak isterdim.
Yüzünüzü güldürmeyi isterdim. Ama elimde değil, sizi
güldürmek yerine ağlatmaya başlayacağım. Haydi
isterseniz hemen göz yaşlarını akıtmaya başlayın.
Bir dakika hanımlar beyler, bir dakika. Beni
bekleyin. Fuarda bulunan müzeye gideyim ve oradan
bir tane gözyaşı çanağını alayım. Bakarsınız ileride
göz yaşarlınızı da bazıları kullanmak ister. O
nedenle gözyaşlarınızı ben toplayayım ki başkalarına
fırsat kalmasın.
Nerede kalmıştık sevgili okurlar.
Sizler ağlayacaktınız. Sakın ha, böyle bir yanlışı
yapmayın. Sonra ne derler, bil hassa erkeklere ne
deneceğini siz daha iyi bilirsiniz. Erkek adam
ağlamaz! Kadınlar ağlar, erkekler gülermiş diyorlar.
Siz onu gidin de benim rahmetlik olmuş olan dedemin
mezar taşına anlatın. Erkek adam da ağlar, erkeğim
diyen kişi de ağlar. Ağlamak ayıp mı ki ağlamasınlar.
Ben bile bazen ağlıyorum. Gözyaşlarım baraj gölü
gibi geriye doğru şişmesin diye. Sonra kendime hâkim
olamam neme lazım. Ben yine ağlamaya devam edeceğim.
Şimdi gelelim asıl konumuza. Bugün
sizlerle büyük şehirlerdeki kaldırımların işgali ve
trafik lambaları ile yol boyunca yaşadıklarımıza
değinmek istiyorum. Biraz kısa olması sanırım iyi
olacak. Hepimiz şikayet ederiz. Ne zaman şehir
merkezinde yürümeye kalksak şu kaldırımlarda,
mutlaka taşıtlarla kaldırımların işgalini ve yaya
olma hakkımızın gasp edildiğini görürüz. Kime
söylersek söyleyelim, kime şikâyet edersek edelim
sorunlar bir türlü çözülemiyor. Çünkü herkes baş
kesen, kral Haydar olmuş. Ağzınızı bile
açamıyorsunuz. Eğer kavgayı göze alıyorsanız o zaman
sorun yok biri mutlaka tabanı yağlayıp kaçıyor.
Bunlar yetmiyormuş gibi kaldırımları satıcılar da
işgal etmiş. Ben geçen de Üçkuyular’dan Alsancak
Gündoğdu meydanına kadar yürüdüm. Çünkü herkes bu
yollar için bir şeyler söylüyor. Yerinde tam tespit
edeyim diye. Ne yazık ki söylenenlerin hiç te
abartılmadığını gördüm. Aşağı yukarı gittiğim yol
boyunca başta ne kadar yabancı isimler varsa bu
yolun sağına soluna yazılmış. Kendinizi İngiltere de
ve ya Amerikada hissediyorsunuz bir an. O yabancı
dükkan ve işyeri isimleri insanın midesini verilen
yiyeceklerden önce bulandırıyor. Hani o sözcükleri
Türkçe yapalım diye bağıranlar yok mu, sanırım bu
yollardan hiç geçmiyor ve ya buralardan geçerken hem
gözlerini hem de kulaklarını tıkıyorlar. Gürültü ise
ayrı bir sorun olmuş. Bir de kaldırımlara kadar park
etmiş araçlar nedeniyle yola inmek zorunda
kalıyorsunuz. Taşıt şoförleri ise size ya korna
çalıyor ve ya yüksek sesle hakaret ediyor.
Hele Konak’tan Alsancak Gündoğdu
meydanına kadar olan alan ise bambaşka. En modern
şehirde simitler açıkta satılıyor. Hani mis gibi
kokusunun önüne geçmemek için olsa sanırım. Sigara
içenler yanınızdan geçerken dikkat etmezler,
sigaranın külleri ve ya sigaradan rüzgâr nedeniyle
kopan yanan kağıtlar gözünüzü ve ya yüzünüzü ziyaret
ederek sizlere “ Nasılsınız “ diye soruveriyor ve
küfür başlıyor hemen. Konakta çöp atacak kutu ve ya
bidonlar yok. Bu yokluk Gündoğdu meydanına kadar
devam ediyor ve oradan da öteye gidiyor. Sakın
elinizdeki çöpü atmak için çöp sepeti aramayın.
Çöpleri koymak için daima yanınızda bir naylon poşet
bulundurun. Bu arada yeşilliklerin üzerine
basmayınız ve çiçekleri koparmayınız yazılarının
yanlış yazılıp asıldığını sanıyorum. Çünkü o kocaman
yazıya rağmen herkes çimlerin üstüne uzanıyor. Sanki
okuma yazmaları yok gibi. Nasıl Türkçe okusunlar ki,
herkes İngilizce biliyor diye bütün dükkanlar ile iş
yerlerinin çoğu neredeyse yabancı sözcüklerden
oluşmuş. O yüzden onları da hoş görmek gerekir.
Nasıl ki kaldırıma park etmeyiniz yazısına karşın
kasıtlı olarak kaldırımları işgal eden ve okuma
yazması olmayan şoförlerle yarışıyoruz her zaman.
Birde sıcak nedeniyle dükkanlarının önünü
yıkayan esnafın dikkatsizliğini gören bazı araç
sürücülerinin kış ayı gelmeden insanları sıçratılan
sular ile duydukları o ıslatma zevkini yüzlerindeki ifadeyi
okuyamayız diye düşünmesin araç sürücüsü, biz her
şeyi okur ve görürüz. Kordon boyunca kaldırımlar
lokantalarca işgal edilmiş. Oralarda da rahat
olamazsınız. Kısacası size bir şey söyleyeyim mi?
Siz siz olun ne kışın, ne de yazın şehir
merkezlerine asla inmeyin. Yollarda yürümeyin.
Otobüsten inmeden gideceğiniz yere gidip gelin.
Nasıl mı? Ben henüz daha yeni çözdüm, sıra sizde.
Sakın nasıl olduğunu sormayın, söylemem. Neden
söyleyeyim ki, zaten sizler değil misiniz hep
hazırcı olanlar.
Şimdilik bu kadar. Bundan sonra bu
köşede sizlerle olacağım. Bundan sonra yeni konular
ve yeniliklerle karşınıza çıkmayı düşünüyorum. Siz
siz olun sakın kaldırımlardan gideceğiz diye
uğraşmayın. Ara sıra arabaların üzerinden kestirme
de gidebilirsiniz. Hoşça kalın sevgili okurlarım.
Haftaya buluşuncaya kadar gözyaşlarınızı biriktirin.
Yakında göz yaşı satın almaya başlayacağım. İyi
günler dilerim.
Saygılarımla.
İzmir
/ 14.09.2005
Hüseyin DURMUŞ
|
|