| |
ZAFERE DOĞRU
Sevgili dostlarım, dünyada o
kadar çok hızlı teknolojik ve siyasal yapı
değişimi olmaktadır ki bu değişime insanlar çoğu
zaman ayak uyduramıyorlar. Devletleri meydana
getiren uluslar; çıkarlarını gözeterek yeni
oluşumları meydana getirmekte ve ortak çıkarları
doğrultusunda da olsa kendilerinin ULUS (DEVLET)
olma özelliğinden kesinlikle ödün
vermemektedirler. Kendi ulus çıkarlarını ön
planda tutarak çalışmalarını yürütmektedirler.
Gerekirse bulunmuş oldukları bu kuruluşlardan
kendi çıkar ve ulus olma özelliklerini korumak
için bulundukları kuruluşu terk etme ve
ayrılmayı gündeme getirmektedirler. Kendilerinin
istemedikleri bir başka devleti içlerine almada
büyük bir zorluk çıkarmaktadırlar.
Avrupa Ortak Pazar Ülkeleri; ilk
önce kendilerinin devlet ve ulus olma
özelliklerini koruma altına almışlardır. Daha
sonra ise bu kuruluşa katılan ülkeler ekonomik
çıkarları doğrultusunda siyasi yapısını
zedelemeyecek biçimde ortak çalışmalar
yapmaktadırlar. Türk Ulusu olarak bizler de bu
topluluğa üye olmak için var gücümüzle
çalışıyoruz. Ama bizim gibi eş zamanda üye olmak
için başvuruda bulunan devletlerle aramızda bir
fark oluşmakta ve onlara göre daha zahmetli bir
girişimiz olacağa benzemektedir.
Ortak Pazar Ülkelerinin
oluşturmuş olduğu bu kuruluşun dışında da yine;
IMF, OPEC, G7 gibi önemli kuruluşlarda vardır.
Bu kuruluşlarda da yine ilk önce ekonomik çıkar
ve ulus olma özelliklerini yitirmeden ortak
çalışmalar yürütmektedirler. Aslında ben sizlere
bu kuruluşlardan bahsetmeyi bile düşünmüyorum.
Benim asıl üzerinde durmak istediğim büyük
zaferin bizlere neler düşündürmesi gerektiğidir.
22.Ağustos.1922 de başlayan, 26.Ağustos.1922
tarihinde büyük bir zafere dönüşen başarıya
değinmek istiyorum.
“ Hiç şüphe edilmemelidir ki;
Yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyetinin
temeli burada atıldı. Ebedi hayatı burada
canlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu
semada sinmiş olan şehit ruhları Devlet ve
Cumhuriyetimizin ebedi muhafızlarıdır. 1” Evet
sevgili dostlarım. Mustafa kemal Atatürk, bu
sözü ile ULUS (DEVLET) olma özelliğimizi ne
güzel dile getirmektedir. Bundan 83 yıl önce
Afyon / Kocatepe’de başlayan ve “ Ordular, İlk
hedefiniz Akdeniz’dir, ileri.” Sözü ile yurdun 9
Eylül 1922 de Yunan askerinin Ege Denizi’ne
dökülmesi ile son bulmuştur. Daha sonra ise
geride kalan ufak birliklerin yurdu terk
etmesinin yanı sıra yurdumuzu işgal eden,
İngiliz, İtalyan, Fransız askerleri birer birer
terk etmişler.
Bu öyle bir zaferdir ki; Çanakkale
meydan savaşını kazandığı halde
müttefiklerimizin yenilmesi nedeniyle galip bir
ulus masa başında mağlup ilan edilmiş ve
toprakları işgale başlamıştır. Çanakkale
zaferindeki Türk askerinin başarısını hemen
unutan itilaf devletleri bu seferine Anadolu
topraklarında hak ettikleri ikinci yenilgiyi bir
daha tatmış ve koşulsuz olarak topraklarımızdan
ayrılmışlardır. Bu önemli zaferin yıl dönümünü
kutluyoruz şu sıralar sevgili dostlarım. Ama
benim üzüldüğüm bir tarafı var bu zaferin. Bu
zaferi kazandık ama bazı özel girişimlerle ki;
Ermeniler dünya devletleri içerisinde
bağımsızlık savaşından önce bazı göçleri kıyım
olarak göstermektedir. Savaş sırasında olan
kayıpları savaş kayıbı olarak değil de katliam
olarak dünya uluslarına yıllardır empoze etmeye
çalışıyorlar. Topraklarımızda gözü olanlar, ne
yazık ki birleri dünya uluslarının önünde
kötülemek için ellerinden gelen gayreti
gösteriyor. Ermeniler ayrı, Yunanlılar ayrı
çalışma içerisindedirler.
Anadolu’yu işgal eden Yunan ordusu 3
yıl boyunca, başta İzmir olmak üzere; Uşak,
Afyon, Balıkesir, Eskişehir, Aydın, Kütahya
yörelerinde köy halkını, masum kadınları,
çocukları kurşuna dizmiştir. Hamile
kadınlarımızın karınlarındaki ceninleri
süngüleri ile çıkartırken büyük zevk
almışlardır. Birçok genç kızımız ve analarımızın
ırzına geçilmiştir. Bu yapılanlar elinde silah
bulunmayan Anadolu insanıdır. Ama savaş
döneminde aynı işlemi Ermeniler de Doğu ve kuzey
doğu Karadeniz’de aynı işlemleri bizler için
yapmış ve kendileri yapmamış gibi bütün
yapılanları bizim üstümüze atmaktadır.
Anadolu’da Yunan askerinin yapmış
olduğu bu mezalim acaba bir soy kırım değil
midir? Savaş halinde de olsa birinin elinde
silah yok ise ona ateş açamazsınız. Ancak
tesirsiz hale gelmesi için esir alabilirsiniz.
Kaldı ki Anadolu zaferini kurşunumuzun yetmediği
yerde yumruklar, baltalar, oraklar... bu büyük
zaferi kazanmamıza neden olmuştur. Ben
tarihçilerimize sesleniyorum. Ortada bu kadar
belge ve deliller varken her gün yeni yapay
belge sunan Ermeni ve Yunanlılara karşı ne zaman
karşı harekete geçeceğiz? Yunanlıların
Anadolu’da yaptıklarını savaş nedeniyle oluyorsa
“KATLİAM”a, savaş değil de yapılanların bir
“SOYKIRIM ” olduğu söz konusu ise bu durumu
bizler neden uluslar düzeyinde bir çalışma
yaparak haklılığımızı ve o şehit edilen
ecdadımızın hakkını aramıyoruz? Şehit edilen o
çocukların, anne rahminden anne sağ olduğu halde
karnı yarılarak öldürülen ceninin, sonra ölüme
terk edilen o annelerimizin Uluslar arası adalet
mahkemelerinde aramıyoruz? Bu konuda neden
sesimiz çıkmıyor.? Yunanlısı, Ermeni'si kurduğu
lobilerle daima bizleri sıkıntıya sokmak için
uğraşırken aynı lobileri bizler ne zaman
kuracağız?
Evet Anadolu’yu Türkleştirmek.
Anadolu’yu Türkleştirmek önemlidir. Anadolu’nun
Türkleşmesi değil; önemli olan Türkleşen
Anadolu’nun Türk Ulusunun çatısı altında
yükselmesidir. Bilgi, beceri, deneyim ve
teknoloji çağında dayanışma ve kardeşlik
ilkesinde bu ülkeyi yükseltelim. Ulus olarak
varlığımızın devamını sağlayalım. Zaferin yıl
dönümünde şu soruları kendimize soralım. Bu güne
kadar; bu zaferde bizim için şehit olan
ecdadımızın hangi isteklerini yerine getirdik?
On yılda yurdumuzu demir ağlarla örerken
Atatürk’ün ölümünden sonra bu hızlı kalkınma
neden gerileme gösterdi ve biz bu teknolojik
ilerlemenin neresindeyiz? Ulus ve toplum olma
özelliğinin neresindeyiz? Geleceğin genç nesli
olan çocuklarımız için neler yapıyoruz.? Bize
emanet edilen bu topraklar üzerinde biz
emanetçiler bu güne kadar neler yaptık? Akşam
olunca yatağa yattığımızda acaba bunların
cevabını verebilecek miyiz, ne dersiniz? Bugün
uzay çalışmalarının hızla yayılması, bilgisayar
teknolojisinin sayesinde birçok kolaylığın
sağlandığı bu günlerde bizler kendimize ne zaman
çeki düzen vereceğiz? Bu vatanın kalkınması ve
yükselmesi için neyi bekliyoruz hâlâ? Eğreti de
olsa bu kalkınma için elimizi şu taşın altına
sokalım artık.
“ Bir yurdun en değerli varlığı,
yurttaşlar arasında ulusal birlik, iyi geçinme
ve çalışkanlık duygu ve kabiliyetlerinin
olgusudur. Ulus varlığını ve yurt erginliğini
korumak için bütün yurttaşların canını ve her
şeyini derhal ortaya koymaya karar vermiş olmak,
bir ulusun en yenilmez silahı ve koruma
vasıtasıdır. Bu sebeple, Türk ULUSUNUN
idaresinde ve korumasında ulusal birlik, ulusal
duygu, ulusal kültür en yüksekte göz diktiğimiz
idealdir. Yüksek ve inkılâpçı bir kültür
seviyesine varmak için, önümüzdeki yıllarda daha
çok emek vereceğiz. Müspet bilimlerin
temellerine dayanan, güzel sanatları seven,
fikir ve terbiyesinde kabiliyeti artmış ve
yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil
yetiştirmek, ana siyasamızın açık dileğidir.
2”
Evet sevgili dostlarım. Sizleri
fazla sıkmak istemiyorum. 84 yıl önce kanla,
şehitlerle, ceninlerle bize emanet edilen şu
topraklar üzerinde yeniden bir kalkınma
hamlesini hep birlikte başlatalım. Hiç kimse de
bana ne demesin. Bana dokunmayan misali
olmaksızın çalışalım. Bizlere hangi şartlarda ve
zeminde bu vatanın nasıl emanet edildiğini
unutmayalım. Ulu önder Mustafa kemal Atatürk’ün
“ Artık bütün gücümüzü; bu ülkenin kalkınmasına
ve imarına harcayacağız.” Sözünü bir an önce
kendimize şiar edinelim ve tatbik alanına
koyalım. Yoksa her şeye geç kalacağız. Güneş her
gün doğabilir, ama biz geç kalırsak doğacağı bu
toprakların bir gün bir başkasının elinde
olduğunu görüp üzülmesin. Kalın sağlıcakla.
İzmir. 26.08.2006
Hüseyin DURMUŞ
1) Mustafa Kemal Atatürk / ağustos 1924/
Zafertepe - Çalköy
2) Mustafa Kemal Atatürk /1935 ( Atatürk’ün
T.T.B. IV, s. 573)
|
|