| |
ZOR OLAN
Yazmak ne kadarda zormuş dostlarım. Hele
amaçsız, başı bozuk, kendini duymadan yaşamaktan
daha zormuş dersem bana sakın kızmayın
dostlarım. Bak yine bazılarınız daha başlangıçta
bu saçmalık ta ne demeyin sakın olmaz mı? Ben
sadece yazmanın, derdini anlatmanın, yapılan
yanlışların yanında yazmanın çok zor olduğunu
söylüyorum. Bir düşünseniz ya sevgili dostlarım.
Olayları göreceksiniz, yapılan haksızlıkları
görecek ve şahit olacaksınız, ondan sonra da
sizin içinizden bir satır dahi olsa yazmak
gelmeyecek. Doğrusu bunun anlatılması,
duyguların yok olduğu, umutların buz kalıplarına
yazıldığı bir gecede sabahı bulmak ne kadar çok
zor oluyor ise; beyaz kağıt üzerine duygu ve
düşüncelerinizi yansıtmak çok dostlarım.
İçinizden bazıları bu adam ne demek
istiyor diyeceksiniz. Yine saçmalamaya
başlayacak bu adam demeyin sakın. Saçmalamadan,
atmadan, kafa bulandırmadan da yazılar
yazılmıyor hani dostlar. Hani geçen hafta
erkekleri yerden yere vurdum ya, bu hafta da tam
tersine kadınlara yönelik yazı yazacağımı da
düşünebilirsiniz. Sakın öyle bir yanılgıya
gitmeyin sevgili dostlarım. Yok öyle yağma. Ben
o konuya girmeyeceğim. Sonra bana demediğinizi
bırakmazsınız anlatırsam bazı şeyleri. Ama şunu
düşünebilirim. Kadınları değil de bu gün yine
erkeklerin saçlarını uzatması ile ilgili çok
kısa bir şey söyleyeceğim. Aslında erkekler saç
uzatmaya korkarlarmış. Nedenini biliyor musunuz
dostlarım? Hadi sizi fazla düşünceye itmeyeyim
dostlarım,cevabını ben vereyim hemen. Erkekler:
“ Saçı uzun aklı kısa” demesinler diye saçlarını
uzatmazlar. Hani İstanbul’da trene bir yaşlı
amca binmiş ve kendisine oturacak yer aramaya
başlamış.Derken bir bayan ile onun yanında
oturan gence (Erkeklerde saç uzatmanın moda
olarak ortaya çıktığı dönemde) : “ Yavrum
evladım, kızım. Hele şöyle bir kıynaşı ver de
ben de oturayım.” deyince, genç: “ Ben kız mıyım
be” demiş. Bunun üzerine yaşlı amcamız: “ Yavrum
senin dul olduğunu ben nereden bileyim.” demiş.
Yanlış anlamayın dostlarım ama, günümüzde kimse
kimseyi tanımak için uğraşmıyor. Kimse kimseyi
tanımak için uğraşmadığından bu durumlara
düşüyoruz sanırım.
Evet dostlarım. Kendimizi bir Avrupalı
olarak görmeye başladık. Kendimizi Avrupalı
ilerici insanlar olarak görmek isterken; hem
kişiliğimiz, hem benliğimizi, hem de insanlık
onurumuzu kaybetmeye başladık sanırım Avrupalı
olacağız diye. Hem insanlık onurumuzu öyle bir
kaybediyoruz ki; “ Geri dönülmez akşamın
ufkundan” söyleşilerimiz bile kurtaramayacak. Bu
nedenle; erkeklerin küpe takması, saçını
uzatması, rengarenk saçlar yapması, çift kişilik
kazanması inanın beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor
sevgili dostlarım. Bana ne onların giyiminden,
küpe takmasından, pirsing takmaları hiç önemli
değil. Bana ne onların yaşamından diyeceğim ama,
akılma takılan soruyu da sormadan edemeyeceğim
sevgili dostlarım. araştırma yapmama karşın
kendi kendime sormadan da edemiyorum. Aksine bir
türlü çözüm de bulamadım. Nasıl olacağını da
bilemiyorum, bana bu konuda yardım eder misiniz
dostlarım. Dedim ya, ben yazmayı, okumayı,
düşünmeyi, gerçekleri unuttum. Şimdi sıkı durun,
sorular geliyor dostlarım. Haydi hayırlısı
bakalım.
Kılık kıyafette eleştiri alanlardan
tutun; sevgili kolunda gününü gün eden, okuldaki
derslerini ekip hem kendine, hem de ailesine
zarar veren öğrencilerin ne kadar aklı var ki,
bu kadar boşa zaman harcamayı bile çok rahat bir
biçimde bunun adını : “ Özgürlük, özgürce
davranmak hakkımız, kimse bize karışamaz”
koyuyorlar,buna sizler ne diyorsunuz? Adı acaba
özgürlük olabilir mi bunun?Sadece bu mu ki? Her
gün televizyonlarda, meydanlarda, panellerde,
konferans salonlarında, yurt içinde ve dışında,
bazı kişisel çıkarları nedeniyle insanları
birbirine düşüren, ortalığı bulandıran, sözüm
ona profesör olduğunu iddia eden; kürsüsünde
ders vermesi gerekirken, kendi yerine asistanını
bırakan, böylece iki taraftan da ücret alan bazı
kadrolu bankamatik prof.lar var sevgili
dostlarım. Son zamanlarda ise ellerinde olmadan
bankamatik memurlar kervanına katılan ,
bankamatik öğretmenlerde eklendi. Bunlara ne
demeli acaba sevgili dostlarım, ne dersiniz? Ben
hâlâ cevap bulamadım dostlarım. Sizler cevap
verebiliyor musunuz dostlarım?
Daha mı istiyorsunuz. Buyurun! Ermeni
çığırtkanları (Ermenistan da bile bu kadar
özgürlük yokken) ortada bağımsızlık için cirit
atarken, bizim gençlik kendisi için özgürlükten;
özgürce yaşamaktan bahsediyorlar. Yunanistan ise
Kıbrıs adasında işi oldu bittiye getirmenin
yollarını arıyor. Bana göre bittiğini sandığım
pazarlık ta;sanırım hiç kimse uyanmasın diye
üzerimize uyku sipreyi sıktılar dostlarım.
Gerçekleri görmeyelim diye oldu bunlar
dostlarım. Daha mı istiyorsunuz? Okullarda
öğrenci çalışmaz, öğretmenin çalışma şevki
kırılmış, üniversiteler açılmış ama kimsenin
umurunda bile değil. İnsan hakları adı altında
sokağa çıkınca caddeler savaş alanına dönüyor.
Binalar, arabalar, özel iş yerleri talandan
beter ediliyor. Sözüm ona bunun adına özgürlük
deniliyor ve bazı basın organları da çanak
tutuyor. Zarar verdikleri insanları hiç
düşünmeyip, bunun adına özgürlük hareketi
diyorlar sevgili dostlarım. Şimdi sıkı durun
dostlarım. Vatan topraklarında kendimizi suçlu
mu göreceğiz bazı geri kafalılara ve kesesini
düşünen çıkarcı satılmışlara karşın, ne
dersiniz? Hak aranırken bir başkasına zarar
vermek olmuyor mu acaba? Okumak, araştırmak,
gelecek, bu devlet ve millet bizden hizmet
bekleyecek diyerek çalışmazken bu devletin hali
ne olacak dostlarım ne dersiniz?Bu gidişle bu
devletin hali ne olacak dostlarım? İşte ben
bunların cevabını aramaya çalışıyorum. Bu konuda
haksız mıyım?
İşte bu nedenle kalemim bu akşam yazmak
istemiyor dostlarım. O kadar çok canım sıkılıyor
ki, yazmak istemiyorum şimdi. O kadar çok sorun
yumağı içerisinde yoğunlaşmışız ki, kördüğüm
olmuşuz. Hani Büyük İskender kördüğümü kılıç ile
kestikten sonra halkını rahatlatmış ise, bizde
de bu kördüğümü çözecek gerçek bir aklı selim
insana ihtiyaç var dostlarım. Var diyorum ama
varım diyenler çok olmasına karşın ortada
görünmüyorlar dostlarım.
Eyvah dostlarım. Ben kaçıyorum. Hiçbir
sorunun cevabını alamadan huzurunuzdan
ayrılıyorum. Bir hafta sonra dertleşmek üzere
buluşalım. Bana Allah’a ısmarladık demek
düşüyor. Kalın sağlıcakla.
27.09.2005
Hüseyin DURMUŞ
|
|