Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra Durmuş
Gülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
     
   EDEBİYAT
  SÖYLEŞİ  
  HÜSEYİN  DURMUŞ  
 

        ZOR  OLAN 

       Yazmak ne kadarda zormuş dostlarım. Hele amaçsız, başı bozuk, kendini duymadan yaşamaktan daha zormuş dersem bana sakın kızmayın dostlarım. Bak yine bazılarınız daha başlangıçta bu saçmalık ta ne demeyin sakın olmaz mı? Ben sadece yazmanın, derdini anlatmanın, yapılan yanlışların yanında yazmanın çok zor olduğunu söylüyorum. Bir düşünseniz ya sevgili dostlarım. Olayları göreceksiniz, yapılan haksızlıkları görecek ve şahit olacaksınız, ondan sonra da sizin içinizden bir satır dahi olsa yazmak gelmeyecek. Doğrusu bunun anlatılması, duyguların yok olduğu, umutların buz kalıplarına yazıldığı bir gecede sabahı bulmak ne kadar çok zor oluyor ise; beyaz kağıt üzerine duygu ve düşüncelerinizi yansıtmak çok dostlarım.
        İçinizden bazıları bu adam ne demek istiyor diyeceksiniz. Yine saçmalamaya başlayacak bu adam demeyin sakın. Saçmalamadan, atmadan, kafa bulandırmadan da yazılar yazılmıyor hani dostlar. Hani geçen hafta erkekleri yerden yere vurdum ya, bu hafta da tam tersine kadınlara yönelik yazı yazacağımı da düşünebilirsiniz. Sakın öyle bir yanılgıya gitmeyin sevgili dostlarım. Yok öyle yağma. Ben o konuya girmeyeceğim. Sonra bana demediğinizi bırakmazsınız anlatırsam bazı şeyleri. Ama şunu düşünebilirim. Kadınları değil de bu gün yine erkeklerin saçlarını uzatması ile ilgili çok kısa bir şey söyleyeceğim. Aslında erkekler saç uzatmaya korkarlarmış. Nedenini biliyor musunuz dostlarım? Hadi sizi fazla düşünceye itmeyeyim dostlarım,cevabını ben vereyim hemen. Erkekler: “ Saçı uzun aklı kısa” demesinler diye saçlarını uzatmazlar. Hani İstanbul’da trene bir yaşlı amca binmiş ve kendisine oturacak yer aramaya başlamış.Derken bir bayan ile onun yanında oturan gence (Erkeklerde saç uzatmanın moda olarak ortaya çıktığı dönemde) : “ Yavrum evladım, kızım. Hele şöyle bir kıynaşı ver de ben de oturayım.” deyince, genç: “ Ben kız mıyım be” demiş. Bunun üzerine yaşlı amcamız: “ Yavrum senin dul olduğunu ben nereden bileyim.” demiş. Yanlış anlamayın dostlarım ama, günümüzde kimse kimseyi tanımak için uğraşmıyor. Kimse kimseyi tanımak için uğraşmadığından bu durumlara düşüyoruz sanırım.
         Evet dostlarım. Kendimizi bir Avrupalı olarak görmeye başladık. Kendimizi Avrupalı ilerici insanlar olarak görmek isterken; hem kişiliğimiz, hem benliğimizi, hem de insanlık onurumuzu kaybetmeye başladık sanırım Avrupalı olacağız diye. Hem  insanlık onurumuzu öyle bir kaybediyoruz ki; “ Geri dönülmez akşamın ufkundan” söyleşilerimiz bile kurtaramayacak. Bu nedenle; erkeklerin küpe takması, saçını uzatması, rengarenk saçlar yapması, çift kişilik kazanması inanın beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor sevgili dostlarım. Bana ne onların giyiminden, küpe takmasından, pirsing takmaları hiç önemli değil. Bana ne onların yaşamından diyeceğim ama, akılma takılan soruyu da sormadan edemeyeceğim sevgili dostlarım. araştırma yapmama karşın kendi kendime sormadan da edemiyorum. Aksine bir türlü çözüm de bulamadım. Nasıl olacağını da bilemiyorum, bana bu konuda yardım eder misiniz dostlarım. Dedim ya, ben yazmayı, okumayı, düşünmeyi, gerçekleri unuttum. Şimdi sıkı durun, sorular geliyor dostlarım. Haydi hayırlısı bakalım.
         Kılık kıyafette eleştiri alanlardan tutun; sevgili kolunda gününü gün eden, okuldaki derslerini ekip hem kendine, hem de ailesine zarar veren öğrencilerin ne kadar aklı var ki, bu kadar boşa zaman harcamayı bile çok rahat bir biçimde bunun adını : “ Özgürlük, özgürce davranmak hakkımız, kimse bize karışamaz” koyuyorlar,buna sizler ne diyorsunuz? Adı acaba özgürlük olabilir mi bunun?Sadece bu mu ki? Her gün televizyonlarda, meydanlarda, panellerde, konferans salonlarında, yurt içinde ve dışında, bazı kişisel çıkarları nedeniyle insanları birbirine düşüren, ortalığı bulandıran, sözüm ona profesör olduğunu iddia eden; kürsüsünde ders vermesi gerekirken, kendi yerine asistanını bırakan, böylece iki taraftan da ücret alan bazı kadrolu bankamatik prof.lar var sevgili dostlarım. Son zamanlarda ise ellerinde olmadan bankamatik memurlar kervanına katılan , bankamatik öğretmenlerde eklendi. Bunlara ne demeli acaba sevgili dostlarım, ne dersiniz? Ben hâlâ cevap bulamadım dostlarım. Sizler cevap verebiliyor musunuz dostlarım?
         Daha mı istiyorsunuz. Buyurun! Ermeni çığırtkanları (Ermenistan da bile bu kadar özgürlük yokken) ortada bağımsızlık için cirit atarken, bizim gençlik kendisi için özgürlükten; özgürce yaşamaktan bahsediyorlar. Yunanistan ise Kıbrıs adasında işi oldu bittiye getirmenin yollarını arıyor. Bana göre bittiğini sandığım pazarlık ta;sanırım hiç kimse uyanmasın diye üzerimize uyku sipreyi sıktılar dostlarım. Gerçekleri görmeyelim diye oldu bunlar dostlarım. Daha mı istiyorsunuz? Okullarda öğrenci çalışmaz, öğretmenin çalışma şevki kırılmış, üniversiteler açılmış ama kimsenin umurunda bile değil. İnsan hakları adı altında sokağa çıkınca caddeler savaş alanına dönüyor. Binalar, arabalar, özel iş yerleri talandan beter ediliyor. Sözüm ona bunun adına özgürlük deniliyor ve bazı basın organları da çanak tutuyor. Zarar verdikleri insanları hiç düşünmeyip, bunun adına özgürlük hareketi diyorlar sevgili dostlarım. Şimdi sıkı durun dostlarım. Vatan topraklarında kendimizi suçlu mu göreceğiz bazı geri kafalılara ve kesesini düşünen çıkarcı satılmışlara karşın, ne dersiniz? Hak aranırken bir başkasına zarar vermek olmuyor mu acaba? Okumak, araştırmak, gelecek, bu devlet ve millet bizden hizmet bekleyecek diyerek çalışmazken bu devletin hali ne olacak dostlarım ne dersiniz?Bu gidişle bu devletin hali ne olacak dostlarım? İşte ben bunların cevabını aramaya çalışıyorum. Bu konuda haksız mıyım?
         İşte bu nedenle kalemim bu akşam yazmak istemiyor dostlarım. O kadar çok canım sıkılıyor ki, yazmak istemiyorum şimdi. O kadar çok sorun yumağı içerisinde yoğunlaşmışız ki, kördüğüm olmuşuz. Hani Büyük İskender kördüğümü kılıç ile kestikten sonra halkını rahatlatmış ise, bizde de bu kördüğümü çözecek gerçek bir aklı selim insana ihtiyaç var dostlarım. Var diyorum ama varım diyenler çok olmasına karşın ortada görünmüyorlar dostlarım.
          Eyvah dostlarım. Ben kaçıyorum. Hiçbir sorunun cevabını alamadan huzurunuzdan ayrılıyorum. Bir hafta sonra dertleşmek üzere buluşalım. Bana Allah’a ısmarladık demek düşüyor. Kalın sağlıcakla.

                                                                           27.09.2005 
                                                                     Hüseyin  DURMUŞ 

 

 
 
 
     Ana Sayfa                                                                 
     
   
 

        

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi