Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra DurmuşGülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
     
    
   2006AKLINIZDA BULUNSUN  
     ÇİĞDEM'CE  
 

ÇOCUKLARIMIZ
adamın biri işten güçten yorulmuş bir hafta sonu evde dinleniyormuş.
ayaklarını uzatmış televizyonun başında biryandan da gazetesine gözatıyormuş.
oğlu yanına gelmiş ve kendisinden onu gezdirmesini istemiş.adam ne yapsın rahatını bozmamak için çocuğunu oyalayacak bir şey düşünmeye başlamış.
gazetede dünya haritası gözüne çarpmış.almış birkaç parçaya kesmiş ve çocuğuna bunları tekrar birleştirebilirse onu lunaparka götüreceğini söylemiş.
tabii ki bunları birleştirebilmenin çok zor olduğunu usta bir haritacının bile birkaç günde başaracağını düşünmüş.
aradan birkaç dakika geçtikten sonra çocuk geri gelmiş ve birleştirdiğini söylemiş.adam hayretle bunu görmüş ve nasıl başardığını sormuş.
çocuk gazetenin arkasında adam resmi olduğunu ve onu birleştirerek bunu başardığını söylemiş.

bir insanı düzeltebilen dünyayı da düzeltebilir.
çocuklarınızla birebir iletişim kurunuz.
unutmayınız ki geleceğin kendine güvenen insanları  bir biriyle iyi iletişim içinde olan aile yuvalarında yetişmektedir.
                                               Derleyen/Çiğdem

 Bir gün bilge bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini duyurdu.
Yarışmaya çok sayıda sanatçı katıldı. Günlerce çalıştılar birbirinden  güzel resimler yaptılar.
Sonunda resimlerini saraya teslim ettiler. Kral tabloları bir bir inceledi. Yalnızca iki tablodan çok hoşlandı. 
Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gerekiyordu. Resimlerden birisinde, sükunetli bir göl vardı.
Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların huzurlu görüntüsünü yansıtıyordu.
Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslüyordu.
Resme kim baktıysa, onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu. Diğer resimde de dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar üst tarafta öfkeli gökyüzünden yağmur boşalıyor ve simsek çakıyordu. 
Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısacası resim  hic de huzur dolu görünmüyordu.
Fakat, kral resme bakınca şelalenin ardında kayalıklardaki bir çatlaktan çıkan mini minnacık bir calilik gördü.   
Çalılığını  erinde ise anne bir kusun ördüğü bir kus yuvası görünüyordu Sertçe akan suyun orta yerinde anne kus yuvasını kuruyor...
Harika bir huzur ve sükun.
Peki ödülü kim kazandı dersiniz?
Kral ikinci resmi seçti. “ Çünkü” dedi,
 
“Huzur hiç bir gürültünün, sıkıntının ya da zorluğun bulunmadığı yer demek değildir.
Huzur; sıkıntıların,  dertlerin,  sorunların içinde bile yüreğinizin sükun bulabilmesidir.
Huzurun gerçek anlamı budur.”

Mutluluğu yakalayabilen insanlar huzurlu olur.
Mutlu olmayı bilmeyen  insanlar hangi ortamlarda bulunurlarsa bulunsunlar bir türlü huzurlu olamazlar.
Mutlu ve huzurlu olacağımız günleri beklemeyelim.
Huzuru ve mutluluğu  yakalamak için hızlı adımlarla yürüyelim, hatta kosalım.
Huzur da  bizim elimizde, mutluluk da...

                                                       DERLEYEN  ÇİĞDEM

              DENİZCİNİN HİKAYESİ

            Oturduğu banktan kalktı, üzerindeki denizci üniformasını düzeltti ve şehrin büyük tren istasyonundaki insanları incelemeye koyuldu. Gözleri o kızı arıyordu, kalbini çok iyi bildiği, ama yüzünü hiç görmediği, yakasında gül olan o kızı. Ona olan ilgisi bundan on üç ay önce Florida'da bir kütüphanede başlamıştı. Raflardan aldığı bir kitabın içindeki yazıdan çok etkilenmişti. Kitaptan değil, sayfalardan birinin kenarında kurşun kalemle yazılmış minik notlardan.. Yumuşak el yazısı düşünceli bir ruhu ve insanın içine işleyen bir karakteri yansıtıyordu. Kitabın baş sayfasında, o kitabı en son okuyan kişinin ismini gördü: Bayan Hollis Maynell. Biraz zaman ve çaba sonunda adresini buldu. Bayan Maynell New York'ta yaşıyordu. Blanchard ona kendisini tanıtan ve mektup arkadaşı olmayı teklif eden bir mektup yazdı. Ertesi gün de İkinci Dünya Savaşı'na katılmak için Avrupa'ya doğru yola çıktı. Daha sonraki bir yıl bir ay boyunca birbirlerini mektuplarla tanıdılar. Her mektup kalplerine düşen bir sevgi tohumuydu sanki. Bir romantizm başlıyordu. Blanchard kızdan bir resmini istemişti, ama kız reddetti. Kendisini gerçekten önemsiyorsa nasıl göründüğünün ne önemi vardı?.Sonunda Blanchard'in Avrupa'dan dönüş günü geldi çattı. İlk buluşmalarını ayarladılar.. New York Tren İstasyonu'nda akşam saat tam 7'de."Beni tanıman için" diye yazmıştı kız mektubunda, "Ceketimin yakasında kırmızı bir gül takılı olacak".İşte saat tam 7'ydi ve Blanchard yüzünü daha önce hiç görmediği, ama kalbini sevdiği o kırmızı güllü kızı arıyordu. Hikayenin gerisini Bay Blanchard'dan dinleyelim:" Birden genç bir kızın bana doğru yürüdüğünü farkettim. İnce ve uzun boylu,dalgalı sarı saçları o güzel kulaklarının önünden omuzlarına düşmüş.. Çiçek rengi mavi gözlü. Dudaklarının ve çenesinin muntazam kıvrımları ve açık yeşil giysisiyle insana sanki baharın geldiğini müjdeleyen bir kızdı. Ben de ona doğru yürümeye başladım. O kadar etkilenmiştim ki yakasında gül olup olmadığına bakmak aklıma bile gelmedi.Ona yaklaşınca, dudaklarında hafif ve tahrik edici bir gülümsemeyle bana 'Benimle aynı yöne mi gidiyorsun, denizci?' diye fısıldadı. Neredeyse kontrolsüz bir şekilde ona doğru bir adım daha atıyordumki, o anda Hollis Maynel'i gördüm. Kızın tam arkasında duruyordu. 40'ını çoktan geçmiş, grileşmeye başlamış saçlarını şapkasının altında toplamış.. Şişmana yakın, kısa boylu, kalın bilekli ayakları topuksuz ayakkabılara gömülmüş. Kafamı çevirdim, yeşil giysili kız hızla uzaklaşıyordu. Kendimi ikiye bölünmüş hissettim; arzularım kızı takip etmemi, ta içimden gelen bir istek ise ruhu bir yıldır bana eşlik eden kadınla kalmamı söylüyordu. İşte orada öylece duruyordu. Solgun, kırışık suratı kibar ve duygulu, gri gözleri sıcaktı. Çekinmedim. Beni tanımasını sağlayacak mavi deri ciltli kitabı ona doğru tuttum. Bu aşk olamazdı, ama, mutlaka değerli, belki aşktan da güzel, çoktan beri minnettar olduğum ve olacağım bir arkadaşlık gibi bir şey olabilirdi. Kadını selamladım, her ne kadar gizlemeye çalıştıysam da pek başaramadığım hayal kırıklığımı belli eden sesimle 'Ben Teğmen John Blanchard, siz de Bayan Maynell olmalısınız. Sizinle buluşabildiğim için çok mutluyum. Sizi yemeğe götürebilir miyim?' diye sordum. Kadının yüzüne bir gülümseme yayıldı: 'Neden bahsettiğini bilmiyorum delikanlı' dedi, ama şu az önce buradan geçen yeşil elbiseli kız bu kırmızı gülü yakama takmamı rica etti benden, ve eğer siz beni yemeğe davet edecek olursanız kendisinin sizi caddenin karşısındaki büyük restoranda beklediğini söylememi istedi. Dediğine göre bu bir çeşit sınavmış .."  
                                                                   Derleyen / Çiğdem 



Bardağın dolu tarafından bakın; 

Evinizi misafirler gittikten sonra temizlemek için saatlerce uğraşıyorsan bir çok arkadaşın var demektir....

Pantolonun biraz sıkıyorsa ,aç kalmıyorsun demektir.......

Doğal gaz faturan yüklü geliyorsa ısınıyorsun demektir...... 

Yığınla ütülenecek ve yıkanacak çamaşırın varsa ,yığınla giyeceğin var demektir.... 

Camları silmen ,musluğu onarman gerekiyorsa bir evin var demektir..... 

Çalar saat yüzünden sabahın köründe uyanıyorsan,yaşıyorsun demektir..... 

Ev telefonu sık sık çalıyorsa,seni seven insanlar var demektir..... 

Tüm bunlara böyle bakabiliyorsan bir sorun var demektir....

                      
                                                      Çiğdem



        ÖNEMLİ SÖZLER       
      Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen adamdır.
(Confucius)
       
        Yemine gerek görmeyecek kadar sözlerine sadık ol.
(Dale Carnegie)

        Sevgi insanlıgın, şiddet hayvanlıgın kanunudur.
(Gandi)
       
        Dostuna da düşmanına da yardım et. Çünkü o zaman, dostunla daha yakın dost, Düşmanınla da dost olursun.
(Cledbul)
  
    Eğer bir kimseyi kimse sevmiyorsa, bunun sebebini araştırmalıdır.
     Eğer bir kimseyi herkes seviyorsa bunun sebebini de araştırmalıdır.
(King Dse)

         Ne söyleyeyim diye başta düşünmek, niçin söyledim diye sonunda pisman olmaktan iyidir!
(Sadi)

        İnsanların mutlulukları yada mutsuzlukları,talihin olduğu kadar Kendi karakterlerinin de eseridir.!!
(La Rochefoucauld)

         Mutlu olduğunuz zaman, size bu mutluluğu veren faziletleri sonradan kaybetmeyiniz!
(A.Maurois)

         Mal kaybeden, bir şey kaybetmistir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir.Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmistir.
(Goethe)

         Herşeyi bildiğini sanma! gerçekte çok bilgili olsanda kendine
Cahilim diyebilecek cesaretin olmalı.
(Ivan Pavlov)

Kula bela gelmez Hak yazmadıkca,
Hak bela yazmaz kul azmadıkca.
Gül sunan bir elde daima bir miktar gül kokusu kalır.
(Çin atasözü)

        Düşmanlarınızı affedin bu bir büyüklüktür. Ama onları unutmak büyük bir aptallıktır.
(J.f kennedy)

            Üç kişinin bildiğini, bütün köy biliyor demektir!
(Alman atasözü)

        Istediğini söyleyen, istemediğini isitir.
       En çok hoşumuza giden insan kendimize benzettiğimiz insandır.
(Moliere)

      Insanları yükselten iki büyük vasıf vardır; erkeğin mert, kadının namuslu olması.
(Napoleon)

       Aşk, eşeğe bile dansettirir
(Fransız atasözü)

        Beklemesini bilenin her şey ayağına gelir.
(Balzac)

     Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla, ışığından bir şey kaybetmez.
(Mevlana)


        Hile, oyunu kazandırsa da, kaderi değistirmez.
(La edri)

      Başarılı insanlar, başarılmayacak sanılan şeylerin başarılacağına inanan insanlardır..
     Kötü bir cemiyetin bozamadığı insanı, Kötü bir arkadaş bozar
(La Edri)


       Sanssizliga katlanabiliriz, çünkü disaridan gelir ve tümüyle rastlantisaldir.
        Oysa yasamda bizi asil yaralayan, yaptigimiz hatalara hayiflanmaktir.
(Oscar Wilde)


       
Iyi agaç kolay yetismez;rüzgar ne denli güçlü eserse,agaç da o denli saglam olur.
(J.Willard Marriot)


      Zor is, zamaninda yapmamiz gereken fakat yapmadigimiz kolay islerin birikmesiyle meydana gelir.
 (J.J.Rousseou)


       Nankör insan, herseyin fiyatini bilen, fakat hiçbir seyin degerini bilmeyen insandir.
(Oscar Wilde)


         Atalarindan sana kalani haketmeye bak! Yoksa senin olmazlar.
(Goethe)

                                Derleye/ Çiğdem

         
Akıllı Eşek

        Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu.  DüşmüŞ işte.Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki,üzerine de toprak dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm.Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde.        
          Ayıptır söylemesi, anırdı yani. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü.Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor. Üstelik
yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı. Ne yapsak, ne etsek,nasıl çıkarsak soruları havada kaldı.Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmayadeğmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftankuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu Köylüler ağzıık bakakaldı.
(Hayat, bazen bizim de üzerimize aban
ır.)
(Ne bazeni, ço
ğu zaman.)
Toz toprakla örtmeye çal
ışanlar çok olur. Bunlarla ba
şetmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır.

                              Derleyen / Çiğdem


   
ÜNLÜLERDEN DEYİŞLER

    " Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır.
" S. M. Power
    " Büyük adamların hataları güneş tutulmasına benzer, onları herkes
      görür."  Cucong
    " Boş zaman yoktur boşa geçen zaman vardır."  Tagore
   " Düşman isterseniz dostlarınızı geçmeye çalışınız. Dost isterseniz,       bırakın dostlarınız sizi geçsin."  La Rochefoucauld
    " Yirmi yaşındaki bir insan, dünyayı değiştirmek ister. Yetmiş yaşına
      gelince, yine dünyayı değiştirmek ister, ama yapamayacağını bilir."
     Clarence S.Darrow
    " Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek
      zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır." Bertolt Brecht
    " Her şeyi denerim; ama yapabildiklerimi yaparım." Herman Melville
    " Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı
      yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız
      ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz."  Aunius Aurelius  Simachus
    " Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız,
      Söyleyeyim: ANNEM'dir."   Abraham LINCOLN
    " Kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür,       gerçekçi tünelle birlikte ışığı ve de gelecek treni görür." J.Harris
    " Asiller idare eder. Acizler şikayet eder. Basitler ise iftira eder...
     Perdeler kalkar perdeler iner Azrail'e "hoş geldin" diyebilmekte hüner."  NECİP FAZIL KISAKÜREK
    " Demir tava gelir kömür biter, akıl başa gelir ömür biter..." eLvAn

 
 
 
 ÖĞRETME  METODLARI

   Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:
     "Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?" Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. "O zaman" der öğretmen.
     "Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin "Öğrenciler bunu da yaparlar." Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!" Öğrenciler, bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: "Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun." Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur.      
       Öğretmen, kendisine "Peki şimdi ne olacak?" der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: "Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar." Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: "Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor."
       "Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık." "Hem sıkıldık, hem yorulduk?" Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şudersi verir: "Görüyorsunuz ki,  affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz.Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.

                                                               Derleyen / Çiğdem



             NEDENSE İNSAN
            
             Nedense insan hep en son ve en çok sevilen olmak istiyor. Sahip oldu
ğu sevgiden daha çoğunu istiyor hep. Yersiz bir istek ama... Oluyor iste... Sevdikleri hep bir tercihte bulunsun istiyor. Tercih edilen olmak için yapıyor bunu... Güneydoğu Asya daki büyük deprem sonrasında sulara kapılan bir anne, kucağındaki iki çocuğundan birini gücü kesilince bırakmak zorunda kalıyor. 5 yaşındaki oğlu sulara kapılıyor. Anne ve kucağındaki yirmi aylık oğlu direniyor. Mucize eseri, sulara kapılan oğlu da, kocası da sular çekildikten sonra ortaya çıkıyor.
              Gazetede bu haberi okudu
ğumda en çok bir cümleye takıldık aklım; "Yaşadıkları bu olayı ne anne ne de 5 yaşındaki Lachie artık unutabilecek...""Annem beni bırakmıştı..." Acaba yıllar sonra nasıl bir kişiliği olacak 5 yaşındaki çocuğun. Gerçekten nasıl gelişecek ruhu?
"A
ğladım, ağladım kimse beni duymayınca sustum ve tahtalara tutundum" demiş...
              Annesinin tercihi beyninde nas
ıl bir kıvrıma sıkışacak acaba?
Hadi biraz daha ileri gidersek; "sevmeye engel bir yara" olacak m
ı acaba bu yaşadığı? "...Annem beni bırakmıştı" Çocuklarını kurtarmaya çalışan anne, gücü kesilen kollarından bıraktığı oğlunun ertesi gün bulunmasından sonra ağlamış. Tanrı ya şükretmiş."Kendimi hiçbir zaman affedemezdim" demiş. Evlerine dönmüşler.Ama belli ki kurtulmuş hayatlarında artık hep bu olay var...Bir kere kolları çözülmüş annenin.
Ne anne affedebilir kendini, ne de Lachie annesini... Bazen yak
ınım dediğiniz insanların ihaneti de sizi sulara bırakması gibi değil midir?
"...Annem beni b
ırakmıştı" kadar sızlatır bence bu gerçek insanın kalbini...
             Sevgi tercih kabul etmiyor Ama hayat hep bir tercihe sürüklüyor insan
ı. "Akıp giden günlerimiz" bazen tsunami dalgaları kadar vahşice alıp götürüyor bir şeyleri... İnsan, kollarının direnme gücü tükendiğinde vazgeçiyor bir şeylerden... Bir tercihte bulunuyor... Ya annesini seçiyor ya da karısını. Ya karısını seçiyor ya da sevdiğini. Ya sevdiğini seçiyor ya da çevresini... O vahşi sular alıp götürüyor bir şeyleri. Kuşandığımız, takındığımız, bir yerlere tıkıştırdığımız ne varsa çekip alıyor. Bir can, bir de ten kalıyor çıplak... İşte o zaman ağlayıp ağlayıp susuyoruz. Bulduğumuz bir tahta parçasına tutunuyoruz...Uzanan elleri ya da sulara bırakanları unutmuyoruz hiç... O "tercihler" bir yerlere çörekleniyor... Ve bir gün bir başka kişisel tercihin sebebi oluyor.
                                                           Derleyen /Çiğdem

                                                 




      
Nelere Dikkat;
     
      1. Canınız çok sıkılabilir. O gün işiniz ters gitmiş olabilir. Belki de sevinçli bir haber de almış olabilirsiniz.Aman dikkat! Siz siz olun çığlık atmayı unutmayın! Çünkü başka türlü rahatlayamazsınız.

     
2. Evden çıkarken aynaya bakmayı sakın unutmayın. aynı şeyi işyerinden çıkarken ve bir yerde yemek yediyseniz, yine mutlaka aynaya bakmadan yürümeyin ve konuşmayın. Çünkü üzerinizde sabah kahvaltısının, öğlen yemeğinin, akşam yemeğinin, aperatif yediğiniz yemeğin menüsünü görmek mümkün olur.
     
3.  Siz siz olun, iyilik yapmaya karar verinceye kadar defalarca düşünün. Kötülük için ise asla düşünmeyin. Çünkü; iyilik yapınca mutlaka hüsrana uğrayan yine siz oluyorsunuz. Kötülük yapınca zaten özür dilemenize gerek yok, siz hep kıran ve kötü kişi olan durumundasınız. 



          
EFLATUN’a İki Tane Soru Sormuşlar;
1-   “ İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?”
Eflatun; “ Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler....
         Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler...
         Yarından endişe ederken bugünü unuturlar...Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar....
         Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...”
 2-   “ Bu işler karşısında peki sen ne öneriyorsun?”
 Eflatun; “ Kimseye kendinizi –“SEVDİRMEYE”- kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi – “ SEVİLMEYE”- bırakmaktır.
            Önemli olan; hayatta- “ EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK”- değil, “ EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR.”- demiş.
                                                            

                                                                19.02.2006
                                                                Derleyen / Çiğdem



   
          UYKU BOZUKLUĞU ŞİŞMANLIK NEDENİ
            Türk uyku Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Hakan KAYNAK, “ Her ne kadar şişmanlık uyku anpe sendromunu getiriyor gibi düşünülse de sonradan öğrendiğiz bilgiler böyle olmadığını gösterdi. Zaten biz o hastalarla kilo verme ya da verdirmeyle ilgili olarak hiçbir zaman başarılı sonuç alamadık.” dedi.
            Araştırmalara göre uykuda soluk kesilmesi hastalığı olan “apne” fiziksel rehabilitasyonu ve hücrelerin yapılanmasını sağlayan anabolizan hormonların salgılanmasını olumsuz etkiliyor. Prof. Dr. Hakan KAYNAK: “ Biz bu hastaları tedavi ettiğiz zaman bu anabolizanların normal ritminde salgılanmasıyla birlikte daha rahat kilo verebiliyorlar. Kilo vermeyle birlikte hastalıkta da bir iyileşme süreci başlayabiliyor” dedi.

                                                               12.02.2006
                                                               Derleyen / Çiğdem

 

              Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır.
           Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak bağıslamak ister. (O zamanlar dergahlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordu.)

Durumu Hacı Bektaş Veli'ye anlatır ve Hacı Bektas Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam mevlevi dergahına gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatır,

Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam ayni şeyi Hacı Bektas Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini  sorar.  

Mevlana şöyle der:
      - Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.

Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergahı'na gider ve Hacı Bektas Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektas  Veli'ye sorar.
      Hacı Bektas da söyle der:
      - Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın  gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez.
      Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.
      -----------------------------------------------------
      İnsanların birbirlerine duydukları saygı ve sevgi, yürekten gelen doğal tevazu sadece hikâyelerde kalmış olabilir mi?

Derleyen : Çiğdem


                    En Zeki Kadın!

                       Dünyanın en zeki insanının sarışın bir bayan olduğunu biliyor muydunuz? 
 
                       Bu bayan bir Rus, üstelik Türkçeyi mükemmel konuşuyor. İki haftada Türkçeyi öğrenmiş.bir çok yabancı dil bilmekte. Daha bir buçuk yaşındayken okuma yazmayı söken bu Rus hanım, sayısını bile hatırlamadığı kitap okumuş, paragrafların yerini dahi hatırlamakta.kendisi adres ve telefon defteri kullanmamaktadır. Günde 4 saat uyuduğunu geri kalan zamanını aktif olarak geçirmektedir.. Ülkemizi ziyarete gelen bu hanım Rusya'da Türk Şarkiyat Enstitüsünde çalışmaktadır. Ona hayatta başarılar dilerim.
                                                                              
                                                                            06.02.2006

                                                                               Çiğdemce
 

 

 
     
     
   
 

    

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi