ÇOCUKLARIMIZ
adamın
biri
işten
güçten
yorulmuş
bir
hafta
sonu
evde
dinleniyormuş.
ayaklarını
uzatmış
televizyonun
başında
biryandan
da
gazetesine
gözatıyormuş.
oğlu
yanına
gelmiş
ve
kendisinden
onu
gezdirmesini
istemiş.adam
ne
yapsın rahatını
bozmamak
için çocuğunu
oyalayacak
bir şey
düşünmeye
başlamış.
gazetede
dünya
haritası
gözüne
çarpmış.almış
birkaç
parçaya kesmiş
ve
çocuğuna
bunları
tekrar
birleştirebilirse
onu
lunaparka
götüreceğini
söylemiş.
tabii ki
bunları
birleştirebilmenin
çok zor
olduğunu
usta bir
haritacının
bile
birkaç
günde
başaracağını
düşünmüş.
aradan
birkaç
dakika
geçtikten
sonra
çocuk
geri
gelmiş
ve
birleştirdiğini
söylemiş.adam
hayretle
bunu
görmüş
ve nasıl
başardığını
sormuş.
çocuk
gazetenin
arkasında
adam
resmi
olduğunu
ve onu
birleştirerek
bunu
başardığını
söylemiş.
bir insanı
düzeltebilen
dünyayı
da
düzeltebilir.
çocuklarınızla
birebir
iletişim
kurunuz.
unutmayınız
ki
geleceğin
kendine
güvenen
insanları
bir
biriyle
iyi
iletişim
içinde
olan
aile
yuvalarında
yetişmektedir.
Derleyen/Çiğdem
|
|
|
Bir
gün bilge bir kral, huzuru en güzel
resmedecek sanatçıya büyük bir ödül
vereceğini duyurdu.
Yarışmaya çok sayıda sanatçı katıldı.
Günlerce çalıştılar birbirinden güzel
resimler yaptılar.
Sonunda resimlerini saraya teslim ettiler.
Kral tabloları bir bir inceledi. Yalnızca
iki tablodan çok hoşlandı.
Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi
gerekiyordu. Resimlerden birisinde,
sükunetli bir göl vardı.
Göl bir ayna gibi etrafında yükselen
dağların huzurlu görüntüsünü yansıtıyordu.
Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü
süslüyordu.
Resme kim baktıysa, onun mükemmel bir huzur
resmi olduğunu düşünüyordu. Diğer resimde de
dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar
üst tarafta öfkeli gökyüzünden yağmur
boşalıyor ve simsek çakıyordu.
Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale
çağıldıyordu. Kısacası resim hic de huzur
dolu görünmüyordu.
Fakat, kral resme bakınca şelalenin ardında
kayalıklardaki bir çatlaktan çıkan mini
minnacık bir calilik gördü.
Çalılığını erinde ise anne bir kusun ördüğü
bir kus yuvası görünüyordu
Sertçe akan suyun orta yerinde anne kus
yuvasını kuruyor...
Harika bir huzur ve sükun.
Peki ödülü kim kazandı dersiniz?
Kral ikinci resmi seçti. “ Çünkü” dedi,
“Huzur hiç bir gürültünün, sıkıntının ya da
zorluğun bulunmadığı yer demek değildir.
Huzur; sıkıntıların, dertlerin, sorunların
içinde bile yüreğinizin
sükun bulabilmesidir.
Huzurun gerçek anlamı budur.”
Mutluluğu yakalayabilen insanlar huzurlu
olur.
Mutlu olmayı bilmeyen insanlar hangi
ortamlarda bulunurlarsa bulunsunlar bir
türlü huzurlu olamazlar.
Mutlu ve huzurlu olacağımız günleri
beklemeyelim.
Huzuru ve mutluluğu yakalamak için hızlı
adımlarla yürüyelim, hatta kosalım.
Huzur da bizim elimizde, mutluluk da...
DERLEYEN ÇİĞDEM
DENİZCİNİN
HİKAYESİ
Oturduğu banktan kalktı, üzerindeki denizci
üniformasını düzeltti ve şehrin büyük tren
istasyonundaki insanları incelemeye koyuldu.
Gözleri o kızı arıyordu, kalbini çok iyi
bildiği, ama yüzünü hiç görmediği, yakasında
gül olan o kızı. Ona olan ilgisi bundan on
üç ay önce Florida'da bir kütüphanede
başlamıştı. Raflardan aldığı bir kitabın
içindeki yazıdan çok etkilenmişti. Kitaptan
değil, sayfalardan birinin kenarında kurşun
kalemle yazılmış minik notlardan.. Yumuşak
el yazısı düşünceli bir ruhu ve insanın
içine işleyen bir karakteri yansıtıyordu.
Kitabın baş sayfasında, o kitabı en son
okuyan kişinin ismini gördü: Bayan Hollis
Maynell. Biraz zaman ve çaba sonunda
adresini buldu. Bayan Maynell New York'ta
yaşıyordu. Blanchard ona kendisini tanıtan
ve mektup arkadaşı olmayı teklif eden bir
mektup yazdı. Ertesi gün de İkinci Dünya
Savaşı'na katılmak için Avrupa'ya doğru yola
çıktı. Daha sonraki bir yıl bir ay boyunca
birbirlerini mektuplarla tanıdılar. Her
mektup kalplerine düşen bir sevgi tohumuydu
sanki. Bir romantizm başlıyordu. Blanchard
kızdan bir resmini istemişti, ama kız
reddetti. Kendisini gerçekten önemsiyorsa
nasıl göründüğünün ne önemi vardı?.Sonunda
Blanchard'in Avrupa'dan dönüş günü geldi
çattı. İlk buluşmalarını ayarladılar.. New
York Tren İstasyonu'nda akşam saat tam
7'de."Beni tanıman için" diye yazmıştı kız
mektubunda, "Ceketimin yakasında kırmızı bir
gül takılı olacak".İşte saat tam 7'ydi ve
Blanchard yüzünü daha önce hiç görmediği,
ama kalbini sevdiği o kırmızı güllü kızı
arıyordu. Hikayenin gerisini Bay
Blanchard'dan dinleyelim:" Birden genç bir
kızın bana doğru yürüdüğünü farkettim. İnce
ve uzun boylu,dalgalı sarı saçları o güzel
kulaklarının önünden omuzlarına düşmüş..
Çiçek rengi mavi gözlü. Dudaklarının ve
çenesinin muntazam kıvrımları ve açık yeşil
giysisiyle insana sanki baharın geldiğini
müjdeleyen bir kızdı. Ben de ona doğru
yürümeye başladım. O kadar etkilenmiştim ki
yakasında gül olup olmadığına bakmak aklıma
bile gelmedi.Ona yaklaşınca, dudaklarında
hafif ve tahrik edici bir gülümsemeyle bana
'Benimle aynı yöne mi gidiyorsun, denizci?'
diye fısıldadı. Neredeyse kontrolsüz bir
şekilde ona doğru bir adım daha atıyordumki,
o anda Hollis Maynel'i gördüm. Kızın tam
arkasında duruyordu. 40'ını çoktan geçmiş,
grileşmeye başlamış saçlarını şapkasının
altında toplamış.. Şişmana yakın, kısa boylu,
kalın bilekli ayakları topuksuz ayakkabılara
gömülmüş. Kafamı çevirdim, yeşil giysili kız
hızla uzaklaşıyordu. Kendimi ikiye bölünmüş
hissettim; arzularım kızı takip etmemi, ta
içimden gelen bir istek ise ruhu bir yıldır
bana eşlik eden kadınla kalmamı söylüyordu.
İşte orada öylece duruyordu. Solgun, kırışık
suratı kibar ve duygulu, gri gözleri sıcaktı.
Çekinmedim. Beni tanımasını sağlayacak mavi
deri ciltli kitabı ona doğru tuttum. Bu aşk
olamazdı, ama, mutlaka değerli, belki aşktan
da güzel, çoktan beri minnettar olduğum ve
olacağım bir arkadaşlık gibi bir şey
olabilirdi. Kadını selamladım, her ne kadar
gizlemeye çalıştıysam da pek başaramadığım
hayal kırıklığımı belli eden sesimle 'Ben
Teğmen John Blanchard, siz de Bayan Maynell
olmalısınız. Sizinle buluşabildiğim için çok
mutluyum. Sizi yemeğe götürebilir miyim?'
diye sordum. Kadının yüzüne bir gülümseme
yayıldı: 'Neden bahsettiğini bilmiyorum
delikanlı' dedi, ama şu az önce buradan
geçen yeşil elbiseli kız bu kırmızı gülü
yakama takmamı rica etti benden, ve eğer siz
beni yemeğe davet edecek olursanız
kendisinin sizi caddenin karşısındaki büyük
restoranda beklediğini söylememi istedi.
Dediğine göre bu bir çeşit sınavmış .."
Derleyen / Çiğdem
Bardağın dolu tarafından bakın;
Evinizi misafirler gittikten sonra
temizlemek için saatlerce uğraşıyorsan bir
çok arkadaşın var demektir....
Pantolonun biraz sıkıyorsa ,aç kalmıyorsun
demektir.......
Doğal gaz faturan yüklü geliyorsa
ısınıyorsun demektir......
Yığınla ütülenecek ve yıkanacak çamaşırın
varsa ,yığınla giyeceğin var demektir....
Camları silmen ,musluğu onarman gerekiyorsa
bir evin var demektir.....
Çalar saat yüzünden sabahın köründe
uyanıyorsan,yaşıyorsun demektir.....
Ev telefonu sık sık çalıyorsa,seni seven
insanlar var demektir.....
Tüm bunlara böyle bakabiliyorsan bir sorun
var demektir....
Çiğdem
ÖNEMLİ SÖZLER
Olgun insan güzel söz söyleyen değil,
söylediğini yapan ve yapabileceklerini
söyleyen adamdır.
(Confucius)
Yemine gerek görmeyecek kadar
sözlerine sadık ol.
(Dale Carnegie)
Sevgi insanlıgın, şiddet hayvanlıgın
kanunudur.
(Gandi)
Dostuna da düşmanına da yardım et.
Çünkü o zaman, dostunla daha yakın dost,
Düşmanınla da dost olursun.
(Cledbul)
Eğer bir kimseyi kimse sevmiyorsa, bunun sebebini
araştırmalıdır.
Eğer bir kimseyi herkes seviyorsa bunun sebebini de
araştırmalıdır.
(King Dse)
Ne söyleyeyim diye başta
düşünmek, niçin söyledim diye sonunda pisman
olmaktan iyidir!
(Sadi)
İnsanların mutlulukları yada
mutsuzlukları,talihin olduğu kadar Kendi
karakterlerinin de eseridir.!!
(La Rochefoucauld)
Mutlu olduğunuz zaman, size bu
mutluluğu veren faziletleri sonradan
kaybetmeyiniz!
(A.Maurois)
Mal kaybeden, bir şey
kaybetmistir, onurunu kaybeden birçok şey
kaybetmiştir.Fakat cesaretini kaybeden her
şeyini kaybetmistir.
(Goethe)
Herşeyi bildiğini sanma!
gerçekte çok bilgili olsanda kendine
Cahilim diyebilecek cesaretin olmalı.
(Ivan Pavlov)
Kula bela gelmez Hak yazmadıkca,
Hak bela yazmaz kul azmadıkca.
Gül sunan bir elde daima bir miktar gül
kokusu kalır.
(Çin atasözü)
Düşmanlarınızı affedin bu bir
büyüklüktür. Ama onları unutmak büyük bir
aptallıktır.
(J.f kennedy)
Üç kişinin
bildiğini, bütün köy biliyor demektir!
(Alman atasözü)
Istediğini söyleyen, istemediğini
isitir.
En çok hoşumuza giden insan kendimize
benzettiğimiz insandır.
(Moliere)
Insanları yükselten iki büyük vasıf vardır;
erkeğin mert, kadının namuslu olması.
(Napoleon)
Aşk, eşeğe bile dansettirir
(Fransız atasözü)
Beklemesini bilenin her şey ayağına
gelir.
(Balzac)
Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla, ışığından bir şey
kaybetmez.
(Mevlana)
Hile, oyunu kazandırsa da, kaderi
değistirmez.
(La edri)
Başarılı insanlar, başarılmayacak sanılan
şeylerin başarılacağına inanan insanlardır..
Kötü bir cemiyetin bozamadığı insanı, Kötü bir arkadaş
bozar
(La Edri)
Sanssizliga katlanabiliriz, çünkü disaridan
gelir ve tümüyle rastlantisaldir.
Oysa yasamda bizi asil yaralayan,
yaptigimiz hatalara hayiflanmaktir.
(Oscar Wilde)
Iyi agaç kolay
yetismez;rüzgar ne denli güçlü eserse,agaç
da o denli saglam olur.
(J.Willard Marriot)
Zor is, zamaninda yapmamiz gereken fakat
yapmadigimiz kolay islerin birikmesiyle
meydana gelir.
(J.J.Rousseou)
Nankör insan, herseyin fiyatini bilen,
fakat hiçbir seyin degerini bilmeyen
insandir.
(Oscar Wilde)
Atalarindan sana kalani
haketmeye bak! Yoksa senin olmazlar.
(Goethe)
Derleye/ Çiğdem
Akıllı
Eşek
Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın
birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş. Niye
düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu.
DüşmüŞ işte.Belki kör bir kuyuydu, ağzı
tahtayla kapatılmıştı belki,üzerine de
toprak dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü,
zayıfladı, toprakta biten otları yemek
isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve
güm.Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı,
bağırdı kendi dilinde.
Ayıptır söylemesi, anırdı
yani. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki
vaziyet kötü.Zavallı eşeği kuyunun dibinde
melul mahzun bakınıyor. Üstelikyaralanmış.
Karşılaştığı
bu durumda kendini eşeği
kadar zavallı
hisseden adamcağız
köylüleri yardıma
çağırdı.
Ne yapsak, ne etsek,nasıl
çıkarsak
soruları
havada kaldı.Sonunda
karar verildi ki kurtarmak için çalışmayadeğmez.
Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine
aldıkları
küreklerle etraftankuyunun içine toprak attılar.
Zavallı
hayvan, üzerine gelen toprakları,
her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının
altına
aldığı
toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi
ve sonunda yukarıya
kadar çıkmış
oldu Köylüler ağzı
açık
bakakaldı.
(Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır.)
(Ne bazeni, çoğu
zaman.)
Toz toprakla örtmeye çalışanlar
çok olur. Bunlarla başetmenin
tek yolu, yakınıp
sızlanmak
değil,
düşünüp
silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa
adım
atmaktır.
Derleyen /
Çiğdem
ÜNLÜLERDEN DEYİŞLER
" Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır." S.
M. Power
" Büyük adamların hataları güneş tutulmasına benzer, onları
herkes
görür." Cucong
" Boş zaman yoktur boşa geçen zaman vardır." Tagore
" Düşman isterseniz dostlarınızı geçmeye çalışınız. Dost
isterseniz,
bırakın dostlarınız sizi geçsin." La
Rochefoucauld
" Yirmi yaşındaki bir insan, dünyayı değiştirmek ister.
Yetmiş yaşına
gelince, yine dünyayı değiştirmek ister, ama
yapamayacağını bilir."
Clarence S.Darrow
" Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye
gitmek
zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol
alır." Bertolt Brecht
" Her şeyi denerim; ama
yapabildiklerimi yaparım." Herman Melville
" Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım?
Hepimiz aynı
yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki
yol arkadaşlarıyız
ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz." Aunius
Aurelius Simachus
" Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu
sorarsanız,
Söyleyeyim: ANNEM'dir." Abraham LINCOLN
" Kötümser yalnız tüneli
görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı
görür,
gerçekçi tünelle birlikte ışığı ve de
gelecek treni görür." J.Harris
" Asiller idare eder. Acizler
şikayet eder. Basitler ise iftira eder...
Perdeler kalkar perdeler
iner Azrail'e "hoş geldin" diyebilmekte
hüner." NECİP FAZIL KISAKÜREK
" Demir tava gelir kömür biter, akıl başa gelir ömür
biter..." eLvAn
ÖĞRETME
METODLARI
Bir lise öğretmeni bir gün derste
öğrencilerine bir teklifte
bulunur:
"Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?"
Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu
teklifini tereddütsüz kabul ederler. "O
zaman" der öğretmen.
"Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin
"Öğrenciler bunu da yaparlar." Şimdi yarınki
ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer
plastik torba ve beşer kilo patates
getireceksiniz!" Öğrenciler, bu işten pek
birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah
hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve
torbalar hazırdır. Kendisine meraklı
gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der
öğretmen: "Şimdi, bugüne dek affetmeyi
reddettiğiniz her kişi için bir patates
alın, o kişinin adını o patatesin üzerine
yazıp torbanın içine koyun." Bazı öğrenciler
torbalarına üçer-beşer tane patates
koyarken, bazılarının torbası neredeyse
ağzına kadar dolmuştur.
Öğretmen, kendisine "Peki şimdi ne olacak?"
der gibi bakan öğrencilerine ikinci
açıklamasını yapar: "Bir hafta boyunca
nereye giderseniz gidin, bu torbaları
yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız
yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken
sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar."
Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa
girer girmez, denileni yapmış olan
öğrenciler şikayete başlarlar: "Hocam, bu
kadar ağır torbayı her yere taşımak çok
zor."
"Hocam, patatesler kokmaya başladı.
Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana
artık." "Hem sıkıldık, hem yorulduk?"
Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şudersi
verir: "Görüyorsunuz ki, affetmeyerek
asıl kendimizi cezalandırıyoruz.Kendimizi
ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum
ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir
ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek
en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.
Derleyen / Çiğdem
NEDENSE İNSAN
Nedense
insan hep en son ve en çok sevilen olmak
istiyor. Sahip olduğu
sevgiden daha çoğunu
istiyor hep. Yersiz bir istek ama... Oluyor
iste... Sevdikleri hep bir tercihte bulunsun
istiyor. Tercih edilen olmak için yapıyor
bunu... Güneydoğu
Asya daki büyük deprem sonrasında
sulara kapılan
bir anne, kucağındaki
iki çocuğundan
birini gücü kesilince bırakmak
zorunda kalıyor.
5 yaşındaki oğlu
sulara kapılıyor.
Anne ve kucağındaki
yirmi aylık
oğlu
direniyor. Mucize eseri, sulara kapılan
oğlu
da, kocası
da sular çekildikten sonra ortaya çıkıyor.
Gazetede bu haberi okuduğumda
en çok bir cümleye takıldık
aklım;
"Yaşadıkları
bu olayı
ne anne ne de 5 yaşındaki Lachie artık
unutabilecek...""Annem beni bırakmıştı..."
Acaba yıllar
sonra nasıl
bir kişiliği
olacak 5 yaşındaki çocuğun.
Gerçekten nasıl
gelişecek ruhu?
"Ağladım,
ağladım
kimse beni duymayınca
sustum ve tahtalara tutundum" demiş...
Annesinin tercihi beyninde nasıl
bir kıvrıma
sıkışacak
acaba?
Hadi biraz daha ileri gidersek; "sevmeye
engel bir yara" olacak mı
acaba bu yaşadığı?
"...Annem beni bırakmıştı"
Çocuklarını
kurtarmaya çalışan
anne, gücü kesilen kollarından
bıraktığı
oğlunun
ertesi gün bulunmasından
sonra ağlamış.
Tanrı
ya şükretmiş."Kendimi hiçbir zaman
affedemezdim" demiş. Evlerine dönmüşler.Ama
belli ki kurtulmuş hayatlarında
artık
hep bu olay var...Bir kere kolları
çözülmüş annenin.
Ne anne affedebilir kendini, ne de Lachie
annesini... Bazen yakınım
dediğiniz
insanların
ihaneti de sizi sulara bırakması
gibi değil
midir?
"...Annem beni bırakmıştı"
kadar sızlatır
bence bu gerçek insanın
kalbini...
Sevgi
tercih kabul etmiyor Ama hayat hep bir
tercihe sürüklüyor insanı.
"Akıp
giden günlerimiz" bazen tsunami dalgaları
kadar vahşice alıp
götürüyor bir şeyleri...
İnsan,
kollarının
direnme gücü tükendiğinde
vazgeçiyor bir şeylerden... Bir tercihte
bulunuyor...
Ya annesini seçiyor ya da karısını.
Ya karısını
seçiyor ya da sevdiğini.
Ya sevdiğini
seçiyor ya da çevresini... O vahşi sular alıp
götürüyor bir şeyleri. Kuşandığımız,
takındığımız,
bir yerlere tıkıştırdığımız
ne varsa çekip alıyor.
Bir can, bir de ten kalıyor
çıplak...
İşte
o zaman ağlayıp
ağlayıp
susuyoruz. Bulduğumuz
bir tahta parçasına
tutunuyoruz...Uzanan elleri ya da sulara bırakanları
unutmuyoruz hiç...
O "tercihler" bir yerlere çörekleniyor... Ve
bir gün bir başka kişisel tercihin sebebi
oluyor.
Derleyen /Çiğdem
Nelere Dikkat;
1. Canınız çok sıkılabilir. O gün işiniz ters
gitmiş olabilir. Belki de sevinçli bir haber de
almış olabilirsiniz.Aman dikkat! Siz siz olun
çığlık atmayı unutmayın! Çünkü başka türlü
rahatlayamazsınız.
2. Evden çıkarken aynaya
bakmayı sakın unutmayın. aynı şeyi işyerinden
çıkarken ve bir yerde yemek yediyseniz, yine
mutlaka aynaya bakmadan yürümeyin ve konuşmayın.
Çünkü üzerinizde sabah kahvaltısının, öğlen
yemeğinin, akşam yemeğinin, aperatif yediğiniz
yemeğin menüsünü görmek mümkün olur.
3. Siz siz
olun, iyilik yapmaya karar verinceye kadar
defalarca düşünün. Kötülük için ise asla
düşünmeyin. Çünkü; iyilik yapınca mutlaka
hüsrana uğrayan yine siz oluyorsunuz. Kötülük
yapınca zaten özür dilemenize gerek yok, siz hep
kıran ve kötü kişi olan durumundasınız.
EFLATUN’a
İki Tane Soru Sormuşlar;
1- “ İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan
davranışları nedir?”
Eflatun; “ Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için
acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler....
Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.
Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler...
Yarından endişe ederken bugünü
unuturlar...Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını
yaşarlar....
Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç
yaşamamış gibi ölürler...”
2- “ Bu işler karşısında peki sen ne
öneriyorsun?”
Eflatun; “ Kimseye kendinizi –“SEVDİRMEYE”-
kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece
kendinizi – “ SEVİLMEYE”- bırakmaktır.
Önemli olan; hayatta- “ EN ÇOK ŞEYE
SAHİP OLMAK”- değil, “ EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ
DUYMAKTIR.”- demiş.
19.02.2006
Derleyen / Çiğdem
UYKU BOZUKLUĞU ŞİŞMANLIK
NEDENİ
Türk uyku
Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Hakan
KAYNAK, “ Her ne kadar şişmanlık uyku anpe
sendromunu getiriyor gibi düşünülse de sonradan
öğrendiğiz bilgiler böyle olmadığını gösterdi. Zaten
biz o hastalarla kilo verme ya da verdirmeyle ilgili
olarak hiçbir zaman başarılı sonuç alamadık.” dedi.
Araştırmalara göre uykuda soluk
kesilmesi hastalığı olan “apne” fiziksel
rehabilitasyonu ve hücrelerin yapılanmasını sağlayan
anabolizan hormonların salgılanmasını olumsuz
etkiliyor. Prof. Dr. Hakan KAYNAK: “ Biz bu
hastaları tedavi ettiğiz zaman bu anabolizanların
normal ritminde salgılanmasıyla birlikte daha rahat
kilo verebiliyorlar. Kilo vermeyle birlikte
hastalıkta da bir iyileşme süreci başlayabiliyor”
dedi.
12.02.2006
Derleyen / Çiğdem
Bir
adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla
kendisine bir inek alır.
Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç
olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı
Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak
bağıslamak ister. (O zamanlar dergahlar ayni
zamanda aşevi işlevi görüyordu.)
Durumu Hacı Bektaş Veli'ye anlatır ve Hacı
Bektas Veli helal değildir diye bu kurbanı geri
çevirir.
Bunun üzerine adam mevlevi dergahına gider ve
ayni durumu Mevlana'ya anlatır,
Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam ayni
şeyi Hacı Bektas Veli'ye de anlattığını ama onun
bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya
bunun sebebini sorar.
Mevlana şöyle der:
- Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir
şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden
senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul
etmeyebilir.
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergahı'na gider
ve Hacı Bektas Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı
kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir
de Hacı Bektas Veli'ye sorar.
Hacı Bektas da söyle der:
- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise
Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden,
bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama
onun engin gönlü kirlenmez.
Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul
etmiştir.
-----------------------------------------------------
İnsanların birbirlerine duydukları saygı
ve sevgi, yürekten gelen doğal tevazu sadece
hikâyelerde kalmış olabilir mi?
Derleyen : Çiğdem
En Zeki Kadın!
Dünyanın en zeki
insanının sarışın bir bayan olduğunu biliyor
muydunuz?

Bu bayan bir Rus, üstelik Türkçeyi mükemmel
konuşuyor. İki haftada Türkçeyi öğrenmiş.bir çok
yabancı dil bilmekte. Daha bir buçuk yaşındayken
okuma yazmayı söken bu Rus hanım, sayısını bile
hatırlamadığı kitap okumuş, paragrafların yerini
dahi hatırlamakta.kendisi adres ve telefon
defteri kullanmamaktadır. Günde 4 saat uyuduğunu
geri kalan zamanını aktif olarak
geçirmektedir.. Ülkemizi ziyarete gelen bu hanım
Rusya'da Türk Şarkiyat Enstitüsünde
çalışmaktadır. Ona hayatta başarılar dilerim.
06.02.2006
Çiğdemce
|