19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı ve Atatürk Haftası Münasebetiyle
EĞİTİM, ÖĞRENME VE
OKULDA ŞİDDET
Bu köşede niçin
eğitimle ilgili konuları yazıyorum?
1.Benim uzmanlık alanım eğitim bilim, sadece
bu konularda konuşabilir ve yazabilirim.
2.Eğitim yalnız eğitimcileri ilgilendiren
bir alan değildir. Ana-baba, vatandaş ve
politikacı herkesi ilgilendiren bir alandır.
Bazılarının şaka yollu belirttikleri gibi
“Eğitim yalnız eğitimcilere bırakılamayacak
kadar önemlidir.” Ana-baba ve mahalle,
çocuğun ilk eğitim çevresidir. Okul hayatı
başladıktan sonra da bu çevre etkisini
sürdürmeye devam eder. Doğru ve yanlış
davranışlar bu çevrede kazanılır. Okul
yanlış davranışları düzeltmeye çalışır.
Ancak, gerçek şudur ki, ailede alınan
eğitim ne kadar güçlü ise yanlış
davranışların düzeltilmesi de o kadar zor
olur. Hiçbir aile çocuğunun yanlış
davranışları alışkanlık haline getirmesini
istemez Ama çocuğun davranışları karşısında
takındıkları tavır, istemeseler de yanlış
davranışın ödüllendirilmesine ve davranışın
pekiştirilmesine neden olabilir. Bu bakımdan
aile bireylerinin ne tür davranışları
ödüllendirmeleri, ne tür davranışları
cezalandırmaları gerektiği konusunda kararlı
olmaları gerekir. Bunun için de çocuklarının
iyiliği için, kulaktan dolma bilgilerle
onları eğitmek yerine uzmanların yazdıkları
kitapları okuyarak, onlar üzerinde
düşünerek, çocuklarına doğru eğitim
vermeleri gerekir. Böyle yaptıkları takdirde
çocuklarının okul hayatı ve meslek hayatı
daha başarılı olabilir. Çünkü, ailenin çocuk
üzerindeki etkisi daha çoktur ve çocuğun
zamanının büyük bir kısmı aile ve yakın
çevresi arasında geçmektedir. Okul öncesi
eğitim, ana okulu, kreş v.b. isimlerle
anılan eğitim sistemleri sayesinde uzman
öğretmenler elinde çocukların eğitimleri
daha bilinçli ellerde yukarıda sözü edilen
yanlış davranışların kazanılması
önlenebilir. Aslında zorunlu eğitimin 4-5
yaşlarından başlatılmasında eğitim açısından
büyük yararlar vardır.
Okul çağındaki problemli çocuklar, okul
rehberlik servisleri tarafından incelenip
gerekli yardımları alabilmektedirler. Bu
servislerin çalışmalarına anne-babaların da
yardımcı olmaları, çocuklarının geleceği
açısından yararlıdır..
Ailede alınan eğitim ve öğrenilen şeyler,
ileride öğrenilecek bilgiler için
destekleyici veya engelleyici olabilirler.
Bu bakımdan ana babaların yakın akrabaların
eğitme bakış açıları, çocukların gelecekleri
açısından çok önemlidir. Öğretmenler ve
okul idareleri velilerle yapacakları
toplantılarda yalnızca öğrencilerin ders
başarıları üzerinde durmak yerine karşılıklı
olarak birbirlerini anlamaya
çalışmalıdırlar.
Ailesinde şiddete maruz kalan çocukların bu
şiddeti okula taşıyacakları düşünülebilir.
Ailede ilgisizlik kadar aşırı düşkünlük ve
lüzumundan fazla sevgi de çocuk üzerinde
olumsuz etkiler yaratabilir. Günümüzde
öğrenci velilerinin okula karşı takındıkları
tavırlar, çocuklar üzerinde olumlu veya
olumsuz etkilerde bulunabilmektedir.
Örneğin, öğretmeni tarafından
cezalandırıldığı için ağlayarak evine koşan
çocuğunun elinden tuttuğu gibi öğretmene
hesap sormaya giden velinin yaptığı bu
hareketten sonra o çocuğun, öğretmenine
saygısını ve sonuç olarak öğretmeninin sınıf
üzerindeki otoritesini ne duruma getirir
düşünebiliyor musunuz? Karşılıklı sevgi ve
saygının olmadığı bir yerde güven ve itaat
olur mu? Güven ve itaatin olmadığı bir yerde
disiplin olur mu? Disiplinin olmadığı bir
yerde başarı ve mutluluk olur mu? Olmaz. Ne
olur ? Saygısızlık, başarısızlık, şiddet ve
huzursuzluk olur.
Bakınız Atatürk bu konuda ne diyor? “Nerede
karşılıklı sevgi ve saygı varsa orada itimat
ve itaat vardır. İtimat ve itaatin olduğu
yerde disiplin vardır. Disiplinin olduğu
yerde de başarı ve mutluluk vardır.”
Eğitimli insanın şiddet kullanması, insanlar
üzerinde baskı uygulaması düşünülemez.
Sürekli olarak kendisini meşgul eden işlerle
uğraşan eğitimli bir insanın vakur,
kendinden emin, sorunlarını bilimin ışığında
çözeceği için şiddetle işi olamaz.
Okullara şiddeti sokan zihniyet, eğitimin
nurundan faydalanmış, kafası ve kalbi
aydınlık, demokrat ve cumhuriyetçi olamaz.
3. Türkiye Cumhuriyeti genç bir devlet,
demokratik halk idaresidir. Cumhuriyetin ve
demokrasinin vazgeçilmez şartı ise
yurttaşların eğitimli olmasıdır. Çünkü
yönetime katılmak; bilgi, değerlendirme
becerisi, seçicilik özelliği ister. Türk
Milletinde değerlendirme ve seçicilik
özelliği doğuştan vardır. Ama bilgi sahibi
olmak, eğitimli olmayı gerektirir. En
azından yurttaşlar okuma-yazma bilmeli ve
okuduklarını anlayıp
yorumlayabilmelidirler. Cumhuriyete karşı
olanlar, halkın cehaletini bahane ede
gelmişler, onu bilgilendirmek, aydınlatmak
için gayret sarf etmemişlerdir. Ancak,
başta Büyük Atatürk olmak üzere Türk
Milletinin sağduyusuna inanan,
Cumhuriyetimizin kurucuları; “Hakimiyet
Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözünü
demokrasimizin ilkesi yapmışlar Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nin toplantı salonuna
asmışlardır. Çünkü, Türk halkının en kısa
zamanda bilgi eksikliğini giderip hakkı
olan hakimiyetin gereğini yerine
getirebileceği inanılıyordu. Asırlarca ihmal
edilmiş, küçük görülmüş, kendisine
verilmeden hep kendisinden alınmış olan
milletimizin cehaletle mücadelede başarıya
ulaşacağı, bir kültür ve fazilet rejimi olan
Cumhuriyete, kendi “hakimiyet”ine sahip
çıkacağına inanılmıştı. “Türk Ulusunun
yaradılışına ve karakterine en uygun idare
Cumhuriyet idaresidir. Bugünkü hükümetimiz,
doğrudan doğruya ulusun kendi kendine,
kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilatı
ve hükümetidir ki, onun adı Cumhuriyettir.
Artık hükümetle Ulus arasında geçmişteki
ayrılık kalmamıştır. Yönetim halk, halk
yönetim demektir.(Nutuk, Cilt 3, s.75, Cilt
2, s.230)”
Bu amaçla, en kolay yoldan bilgisini
artırması için gerekli önlemler de alınmış,
öncelikle diline uygun olmayan Arap
alfabesinin yerine, Türk alfabesi kabul
edilerek (3/11/1928) okuma-yazma işi çok
kolaylaştırılmıştır. Böylece 1920’li
yıllarda tahminen %10’larda olan
okur-yazarlık oranı 80 sene gibi kısa bir
sürede % 80’lere çıkarılmıştır.
1926’da Büyük Atatürk “En önemli işimiz
eğitimdir.” Diyerek, dikkati eğitim üzerine
çekmiştir. Bu söz daima geçerliliğini
koruyacak ve eğitim işleri tüm yurttaşlar
için en önemli iş olmaya devam edecektir.
Eğitim; yalnızca okulların, çocukların ve
eğitimcilerin değil, işverenlerin,
işçilerin, memurların, amirlerin, esnafın da
ilgilenmeleri gereken bir alandır. İşle
ilgili yenilikleri izleyebilmek, bu
yenilikleri iş hayatında kullanabilmek
eğitimli olmayı gerektirir. Hızla ilerleyen
medeni dünyaya ayak uydurmanın başka bir
çaresi yoktur.
Öğrenme, bir araçtır. Öğrenerek
davranışlarımızı değiştirir ve yeni
davranışlar ediniriz. Öğrenme özelliği
yalnız insanda vardır. Çünkü bir araştırmaya
göre yaptıklarımızın % 85’i öğrenme ile elde
ettiğimiz becerilerdir. Bir de doğuştan
getirdiğimiz içgüdüler vardır. Bunlar da
davranışlarımızın % 15’ini oluşturmaktadır.
Diğer yaratıklarda ise öğrenmeye dayalı
davranışlar yok denecek kadar azdır. İnsanı
diğer yaratıklardan ayıran en önemli
özelliği; insanın öğrenme yeteneğine sahip
olmasıdır. İnsan olmanın, insan kalmanın
yolu öğrenmedir. Bu yetenek insanın doğumu
ile başlar, ölünceye kadar devam eder. Her
gün yeni şeyler öğreniyoruz ve sürekli
olarak değişiyoruz.
Şüphesiz herkesin öğrenme hızı, öğrenme
kapasitesi aynı değildir. Öğrenme yeteneğini
sürekli kullananlar, aynı zamanda onu
gelişme ve değişmelere açık bıraktıkları
kadar, öğrenme hızlarını da
artırmaktadırlar. Öğrenme yeteneklerini
kullanmak istemeyenler ise, bu nimetin
sağladığı faydalardan da kendilerini
alıkoyuyorlar. Çünkü öğrenme işi zihnin bir
faaliyeti olup, zihnin sağlıklı kalmasını
sağlıyor. Bu yüzden doktorlar, ileri
yaşlardaki kişilere zihinlerini çalıştıracak
işlerle uğraşmalarını öneriyorlar, bilmece
çözmek gibi. Bazı oyunların da beyni
çalıştırdığı söylenebilir. Satranç, dama,
tavla, domino, kağıt oyunları vb. Bazı
eğitimciler oyunların zaman kaybı olduğunu
ileri sürmüşlerdir. Okuma- yazma, ciddi
konularla ilgili toplantı ve konferanslara
katılma da beyni etkileyen en kolay bilgi
edinme yolları oldukları bilinmektedir.
Yenilikleri izleme, çevremizde meydana gelen
olaylarla ilgilenme, kendimizi geliştirmek
için sürekli okuma-yazma gibi faaliyetler
zihin sağlığımız kadar genel sağlığımız
açısından da önemlidir.
Sonuç olarak, eğitim konuları üzerinde
konuşmak, düşünmek, gerekli önlemleri almak
günlük işlerimiz arasında b u konularla
yoğun olarak ilgilenmek zorundayız.
Dr. Sait Güngör ELGİN
Eğitim Bilim Uzmanı
SMS:0532-516 09 28
|