Dr. Sait Güngör ELGİN
Eğitim Bilim Uzmanı
SMS:0532-516 09 28
ERGENLİK ÇAĞI
Çocuğun çok
önemli bir dönemidir, ergenlik çağı. Çoğu
ana-baba bu çağda çocuklarında meydana gelen
değişiklikleri şuna veya buna yorarak
çocuklarını anlayamaz ve onlarla çatışmaya
girerler. Geleneksel aile yapımızda bu gibi
konuları tartışabileceğimiz aklımıza bile
gelmeden, büyüklerimizden gördüğümüz
yöntemlerle sorunları çözmeğe çalışırız.
Tabii büyüklerimiz bize örnek olabilecek bir
ana-baba olabilmişlerse.
Eskiden
toplumumuzda çocuk aile, mahalle ve okul
arasında terbiye görür, yalnız ana-babalar
değil, mahallenin büyükleri de çocuğun
eğitimi üzerinde etkili olurdu. Aileler de
bugün gördüğümüz gibi yalnızca anne-baba ve
çocuklardan ibaret çekirdek aile dediğimiz,
modern çalışma koşullarının getirdiği,
küçük aile olmayıp, dede ve ninelerle; hala,
dayı amcaların da bulunduğu büyük aile
yapısındaydı. Baba ailenin mutlak hakimi ve
yegane söz sahibi olan kişisiydi. O yüzden
bu aile tipine “Pederşahi Aile” denilmiştir.
Zamanla bu aile tipi, çalışma koşullarının
gereği olarak parçalandı, çekirdek aile
yapısı yaygınlaştı, aile yapısı ile birlikte
mahalle kavramı da ortadan kalktı, onun
yerini alacak etkili bir kurum da
oluşturulamadı. Bizim yetiştiğimiz
dönemlerde kendi aile büyüklerimiz kadar,
mahalle büyüklerimizin de bizi
denetlediklerini hissederdik. Çocuğu eğiten
ve onun kişiliğini şekillendiren toplumsal
baskının çok güçlü olduğu eski dönemlerde,
küçük muhitlerde ve mahallelerde
saygı-sevgi dengesi içinde hatalı
davranışlar daha az görülürdü. Ufak tefek
yaramazlıklar da bu ortam içerisinde erir
giderdi.
Bugünün
ana-babalarının geçmiş aile yaşamından
gördükleri örneklerle bugünkü ana-babalık
rollerini oynamaları çok zor. Bu yüzden bazı
okullarda velileri çocuklarının
eğitimlerinde etkili hale getirmek için
“Ana-baba okulları” adı altında eğitimler
veriliyor. Çünkü, modern hayatın getirdiği
çekirdek aile sistemi, yani anne-baba ve
çocuklardan oluşan sistem, yalnız mahalle ve
büyüklerin çocuklar üzerindeki eğitici
etkisini ortadan kaldırmakla kalmadı,
koskoca apartmanlarda eski mahallelerde
yaşayan ailelerden daha çok sayıda aile
bulunmasına rağmen birbirini tanımayan,
merdivenlerde karşılaştıkları zaman
selamlaşmayan, iyi ve kötü günlerini
birbirleriyle paylaşmayan, birbirinden kopuk
ve her biri kendi içine kapanık sosyal bir
ortam oluştu. Böyle bir ortamda yetişen
çocuğun çevresinde sosyal etki ağının
kurulması gerekirken, sinema, televizyonlar,
bilgisayar-internet programları, magazin
haberleri üreten yazılı basın, arkadaş
çevreleri gibi ana-babanın kontrolu dışında
bir çok etkenin tesiri altında yetişen
ergenin işi oldukça zor.
Ergenlik çağı,
ergenin en çok etki altında kaldığı,
özellikle arkadaş ve çevresinde gördüğü
büyüklerinin, kahramanlarının güdümüne
girdiği bir çağdır. Maalesef, işlerinin
çokluğundan dolayı çocukları ile yakından
ilgilenmek imkanını bulamayan ailelerde
çocuklar kısa zamanda disiplinsiz ve suç
işleme riskinin yüksek olduğu bir konuma
gelebiliyorlar.
Aileler
çocuklarının her yaşta eğitimleri ile
yakından ilgilenmeli, onlara disiplin,
düzen, sorumluluk, tehlikelere karşı
uyanıklık aşılamalıdırlar. Fakat, kimseye
yaşamanın öğretilemeyeceği, en kalıcı
öğrenmenin, yaparak ve yaşayarak öğrenme
olduğu ana-babalar tarafından
unutulmamalıdır.
Daha fazla bilgi için
www.kafiyenet.com.’dan
Sibel Ustael’in “Ergenle Yaşamayı
Öğrenmek” başlıklı yazı dizisini
okumalarını öneririrm.
Özellikle, aynı
makalenin içinde yer alan: “Geleceğin
Suçlusunu Yetiştirmenin En Basit Kuralı”
başlıklı yazıyı okuyup, çoğaltarak
çevrelerindeki ailelere dağıtmalarını
tavsiye ederim.
O yazıyı
okuyunca ilkokul öğretmenim rahmetli Osman
Öğüt’ün 4 veya 5. sınıfta iken anlattığı bir
hikâyeyi anımsadım. Öğretmenim özetle şöyle
bir hikaye anlatmıştı: Pek çok suç
işledikten sonra idama mahkum olan bir
suçluya son arzusu sorulur, o da “annemin
dilinden öpmek isterim” der. Hemen annesi
çağrılır ve mahkumun son dileği olan
anasının dilini öpme fırsatı verilir
mahkuma, Mahkum “Anacığım o bal akan dilini
öpmek istedim, onun için seni bana
getirdiler.” Der ve annesinin uzattığı
dilini öpmek için eğilince; bir de ne
görsünler, kadının ağzından kanlar boşalmış
ve acı içinde kıvranıyor. “Sen ne yaptın?”
derler. Ama olan olmuş, annenin dili
mahkumun ağzından fırlamıştır. Mahkum, “Anam
benim yaptığım kötü şeyleri övmemiş olsaydı
şimdi ben burada olmayacaktım” der.
Saygılarımla
|