Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra DurmuşGülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
 

YAZILARINIZI
BEKLİYORUZ





kafiyenet okurlarının siteye katkılarını bekliyoruz.
Yazılarınızı iletin, yayınlansın.
Şimdiden katkılarınız için teşekkür ederiz.

İletişim adresi olarak
yazi@kafiye.net
adresini kullanabilirsiniz.

 
     
     
    
  MAKALELER  
  Dr. SAİT GÜNGÖR ELGİN  
 
                                                                            Dr. Sait Güngör ELGİN
                                                                                Eğitim Bilim Uzmanı
                                                                             SMS:0532-516 09 28

             ERGENLİK ÇAĞI 

Çocuğun çok önemli bir dönemidir, ergenlik çağı. Çoğu ana-baba bu çağda çocuklarında meydana gelen değişiklikleri şuna veya buna yorarak çocuklarını anlayamaz ve onlarla çatışmaya girerler. Geleneksel aile yapımızda bu gibi konuları tartışabileceğimiz aklımıza bile gelmeden, büyüklerimizden gördüğümüz yöntemlerle sorunları çözmeğe çalışırız. Tabii büyüklerimiz bize örnek olabilecek bir ana-baba olabilmişlerse.

Eskiden toplumumuzda çocuk aile, mahalle ve okul arasında terbiye görür, yalnız ana-babalar değil, mahallenin büyükleri de çocuğun eğitimi üzerinde etkili olurdu. Aileler de bugün gördüğümüz gibi yalnızca anne-baba ve çocuklardan ibaret çekirdek aile dediğimiz, modern çalışma koşullarının  getirdiği, küçük aile olmayıp, dede ve ninelerle; hala, dayı amcaların da bulunduğu büyük aile yapısındaydı. Baba ailenin mutlak hakimi ve yegane söz sahibi olan kişisiydi. O yüzden bu aile tipine “Pederşahi Aile” denilmiştir. Zamanla bu aile tipi, çalışma koşullarının gereği olarak  parçalandı, çekirdek aile yapısı yaygınlaştı, aile yapısı ile birlikte mahalle kavramı da  ortadan kalktı, onun yerini alacak etkili bir kurum da oluşturulamadı. Bizim yetiştiğimiz dönemlerde kendi aile büyüklerimiz kadar,  mahalle büyüklerimizin de bizi denetlediklerini hissederdik. Çocuğu eğiten ve onun kişiliğini şekillendiren toplumsal baskının çok güçlü olduğu eski dönemlerde,  küçük muhitlerde ve mahallelerde saygı-sevgi dengesi içinde hatalı davranışlar daha az görülürdü. Ufak tefek yaramazlıklar da bu ortam içerisinde erir giderdi.

Bugünün ana-babalarının geçmiş aile yaşamından gördükleri örneklerle bugünkü ana-babalık rollerini oynamaları çok zor. Bu yüzden bazı okullarda velileri çocuklarının eğitimlerinde etkili hale getirmek için “Ana-baba okulları” adı altında eğitimler veriliyor. Çünkü, modern hayatın getirdiği çekirdek aile sistemi, yani anne-baba ve çocuklardan oluşan sistem, yalnız mahalle ve büyüklerin çocuklar üzerindeki eğitici etkisini ortadan kaldırmakla kalmadı, koskoca apartmanlarda eski mahallelerde yaşayan ailelerden daha çok sayıda aile bulunmasına rağmen birbirini tanımayan, merdivenlerde karşılaştıkları zaman selamlaşmayan, iyi ve kötü günlerini birbirleriyle paylaşmayan, birbirinden kopuk ve her biri kendi içine kapanık sosyal bir ortam oluştu.  Böyle bir ortamda yetişen çocuğun çevresinde sosyal etki ağının kurulması gerekirken, sinema, televizyonlar, bilgisayar-internet programları, magazin haberleri üreten yazılı basın, arkadaş çevreleri gibi ana-babanın kontrolu dışında bir çok etkenin tesiri altında yetişen ergenin işi oldukça zor.

Ergenlik çağı, ergenin en çok etki altında kaldığı, özellikle arkadaş ve çevresinde gördüğü büyüklerinin, kahramanlarının güdümüne girdiği bir çağdır. Maalesef, işlerinin çokluğundan dolayı çocukları ile yakından ilgilenmek imkanını bulamayan ailelerde çocuklar kısa zamanda disiplinsiz ve suç işleme riskinin yüksek olduğu bir konuma gelebiliyorlar.

Aileler çocuklarının her yaşta eğitimleri ile yakından ilgilenmeli, onlara disiplin, düzen, sorumluluk, tehlikelere karşı uyanıklık aşılamalıdırlar. Fakat, kimseye yaşamanın öğretilemeyeceği, en kalıcı öğrenmenin, yaparak ve  yaşayarak öğrenme olduğu ana-babalar tarafından unutulmamalıdır.

Daha fazla bilgi için www.kafiyenet.com.’dan Sibel Ustael’in “Ergenle Yaşamayı Öğrenmek” başlıklı  yazı dizisini okumalarını öneririrm.

Özellikle, aynı makalenin içinde yer alan: “Geleceğin Suçlusunu Yetiştirmenin En Basit Kuralı” başlıklı yazıyı okuyup, çoğaltarak çevrelerindeki ailelere dağıtmalarını tavsiye ederim.

O yazıyı okuyunca ilkokul öğretmenim rahmetli Osman Öğüt’ün 4 veya 5. sınıfta iken anlattığı bir hikâyeyi anımsadım. Öğretmenim özetle şöyle bir hikaye anlatmıştı: Pek çok suç işledikten sonra idama mahkum olan bir suçluya son arzusu sorulur, o da  “annemin dilinden öpmek isterim” der. Hemen annesi çağrılır ve mahkumun son dileği olan anasının dilini öpme fırsatı verilir mahkuma, Mahkum “Anacığım o bal akan dilini öpmek istedim, onun için seni bana getirdiler.” Der ve annesinin uzattığı dilini öpmek için eğilince; bir de ne görsünler, kadının ağzından kanlar boşalmış ve acı içinde kıvranıyor. “Sen ne yaptın?” derler. Ama olan olmuş, annenin dili mahkumun ağzından fırlamıştır. Mahkum, “Anam benim yaptığım kötü şeyleri övmemiş olsaydı şimdi ben burada olmayacaktım” der.

Saygılarımla


                 

 

 
  ANA  SAYFA  
     
   
 

    

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi