EĞİTİMCİ GÖZÜYLE
Dr.
Sait Güngör ELGİN
Eğitim Bilim Uzmanı,
SMS:0532-516 09 28
GÜZELÇAMLI’NIN
YENİ SAĞLIK OCAĞI
Bu
gün Güzelçamlı’nın yeni Sağlık
Ocağı’na ilaç yazdırmak için gittim.
Küçük, şirin ve kullanışlı bir yapı.
Birçok hayırsever iş adamı ve
eşlerinin yardımları ile yapılmış.
Arsayı da gene bir hayırsever iş
adamı bağışlamış. Soyadını
bilmiyorum, ama sabahları Milli
Park’a yaptığımız yürüyüşlerde
kendisi ile karşılaşıyor,
selamlaşıyoruz Hüseyin bey. Ondan ve
diğer hayırseverlerden Allah razı
olsun.
Muayene sıraları ve hangi doktoru
tercih ettiğiniz kapı girişindeki
elektronik sıra belirleyiciden bir
düğmeye basılarak sağlanıyor. Ben
önce birinci sıradaki teşhis ve
dikkatine hayran kaldığım doktorun
tuşuna basıyorum. Ama numara
gelmiyor. Ben uğraşırken sıra
bekleyen hastalardan biri bana
yardım ediyor. “Orası çalışmıyor.”
Diyor. İleride hemşire hanımlar
kayıt masasında harıl harıl kayıt
yapıyorlar. Onlara soruyorum. O
doktorun sıraları belirleyen sistemi
kapattığını söylüyorlar. Bu da bir
yenilik diye düşünüyorum. Doktor da
isterse kendi sıra belirleyicisini
kapatabiliyor. Ben de başka bir tuşa
basarak sıra numaramı alıyorum. 349.
İlk anda şaşırıyorum. Bu bir günde,
o saate kadar bakılan hasta sayısı
mı? Yoksa bir haftadır baktığı hasta
sayısı mı? Ben numaramda 3.
Poliklinik yazısını görünce, üçüncü
polikliniği arıyorum. Odaların
üzerinde yazılı. Sıra numaralarını
gösteren bir numaratör de
polikliniklerin kapılarının üstünde
duruyor. Hastalar girip çıktıkça
numara bir sonraki hastanın sıra
numarasını gösteriyor. Ben benim
seçtiğim doktorun odasına bakıyorum,
kimse yok. Hemşire hanıma soruyorum,
“şimdi gelir” diyor. Ben beklerken
başka bir hastanın elindeki sıra
numarası kağıdı gözüme ilişiyor. 2
ile başlayan bir sayı. Ona
soruyorum, bu numaraların bir günlük
mü, bir haftalık mı sayıyı
gösterdiğini. O da “bunlar
poliklinik numarası ile başlıyor
galiba” deyince düğümü çözüyorum.
Birle başlayan numaralar birinci
polikliniği, iki ile başlayanlar 2.
polikliniği, üçle başlayanlar da 3.
poliklinik olduğunu gösteriyor.
Diğer iki numara da sırayı, yani
kaçıncı hasta olduğunuzu gösteriyor.
Ben bu işle uğraşırken, elinde
ikinci polikliniğin numarası olan
hasta veya hasta yakını benim
gireceğim polikliniğin kapı
aralığından doktora seslenip,
hastanın gelip gelemeyeceğini
soruyor, doktor da “sırası ise
gelsin” diyor ama dinleyen kim.
Arkadaş bayanı içeriye sokuyor.
Çıkınca da bana tavsiyede bulunuyor,
“kapıya yaklaş, hemen gir, sırayı
falan boş ver” diyor. Ben de öyle
yapıyorum. Hastalar oralarda dolaşıp
duruyorlar, kimse ne yapacağını
bilmiyor. “Eyvah, gene işi kendimize
benzetmişiz.” “Sıra filan hak
getire.” Diye düşünüyorum.
Kahroluyorum.
Bu
olay bana yurt dışında yaşadığım bir
hatıramı hatırlattı. Bir gün kan
muayenesi için hastaneye gitmiştim
de hemşire, benim sıramı almak
isteyen bir grup insan kendi odasına
girdikleri için, beni çağırıp başka
bir odada benim kanımı almıştı.
Sinirinden titriyor ve “biliyor
musunuz ne oldu? Sizin sıranızı
almak için hastane görevlilerinin de
içinde bulunduğu bir grup insan
benim odama girdiler, ben de sizin
sıranızı onlara vermemek için burada
sizin kanınızı alıyorum. Burası
demokratik bir ülke. Demokrasi demek
sıra demektir, kuyruk demektir.”
Demişti. İşte hemşirenin bilmesi
gereken demokrasi kavramı diye hem
kendisini, hem ona bu anlayışı
kazandıran eğiticilerini takdir
etmiştim. Bu olayı da hiç unutmadım.
Gerçekten, o ülkede birden çok
kişinin bir kapı önünde kuyrukta
beklediklerini çok gördüm. Hatta,
Başbakanlık yapmış EDEN bile
kuyrukta sırada beklerken resmi
gazetelerde çıkmıştı, çocukluk
yıllarımda bu olay bana onu da
hatırlattı.
Bazı
hayır sahiplerinin ramazan aylarında
yiyecek dağıtmak için, fakir
mahallelere kamyon dolusu yiyecek
dağıtmak isterken, yaşanan
izdihamları, birden fazla almak için
verilen mücadeleleri, bunları
yaparken de uyanıklık ve açıkgözlük
yaptığımızı zannederek sağa sola
göstere göstere kaptığımız
nevaleleri, televizyon kanallarında
seyrederken kahrolurdum. Elektronik
teknolojisinin sağladığı imkanlarla
bu sorunların çözülmekte olduğunu
görmekten memnun oluyordum. Ama
gelin görün ki, başkalarının
haklarına saygı göstermeyi onca okul
eğitimlerimizle başaramadıktan sonra
elektronik ne yapsın, bilgisayar ne
yapsın. Her şey insanla başlıyor,
insanda bitiyor.
Vatan Şairimiz Namık Kemal diyor ki
bir şiirinde:
Görmeden ölürsem, millette ümit
ettiğim feyzi,
Yazılsın seng-i kabrime: Vatan
mahsun ben mahsun.