Ana Sayfa

 
 

Edebiyat

 
 

Öyküler

 
 

Makaleler

 
 

Şiirler

 
 

Tiyatro

 
 

Hakkımızda

 
 

İletişim

 
     
  Hidayet Karakuş
Nazan Duman
Kübra DurmuşGülçin Can
Hüseyin Durmuş
Emrah Buran
 
 

 
   
     
     
     
  Yunus Emre
Pir Sultan Abdal
Köroğlu
Erzurumlu Emrah
Dadaloğlu
Aşık Veysel
 
 
   MAKALELER
  MUHARREM AYI VE AŞURE                                    
 
 
 

     Toplumlarda uzun süre belli günlerle bir takım gelenekler hala güncelliğini korumakta ve uygulama alanında geçerliliğini sürdürmektedir. Çok eski Türk geleneklerini incelediğimizde neler yok ki.... Ancak ilk anda aklımıza gelen Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdığımız Hıdrellez, Yaylaya çıkma, İmeceler, Bağbozumu, Çocuklara ad koyma ( Günümüzde uygulaması yok denecek kadar azaldı.), Cirit oyunu, yağlı güreşler...

            Bugün sizlere bu geleneklerin bir benzeri olan aşure geleneklerimizden söz etmek istiyo-rum. Aşureden bahsederken aşurenin neden, nasıl yapıldığından değil; aşurenin toplum açısından bizlere hatırlattıkları ve düşündürdükleri konusundan söz edeceğim.    

            İslami açıdan muharrem ayını yaşıyoruz. Bilindiği gibi günümüzde iki takvim kullanılmak-tadır. Birincisi Hz. İsa peygamberin doğumu ile kabul edilen miladi takvim. İkincisi ise Hz. Muham-med’in Mekke’den Medine’ye göç etmesinin başladığı günü milat kabul edilerek İslami açıdan kabul edilen Hicri takvimdi.

            Muharrem ayını onuncu günü, Müslümanlarca günümüze kadar gelen ve bir gelenek haline gelen “AŞURE” pişirilmesi, eşe dosta dağıtılması, aşure sohbetlerinin yapılması güzel geleneklerden biridir. Ben burada sizlere aşurenin nasıl yapıldığını ve ya nasıl yapılması gerektiğini anlatmayı düşünmüyorum.

            Mesir macunu nasıl ki bir sağlık ve sağlığa kavuşma olarak uzun yıllardır bir gelenek halinde yapımı günümüze kadar gelmiş ve hala gelenekler doğrultusunda Manisa’da yapılmaya devam edili-yorsa, aşurenin de içindeki katkı malzemeleri nedeniyle sağlık ve aşı içerecek biçimde yapılması da bir o kadar önemli bana göre. Ülkemizde 500 yıldan beri süren bu gelenek te hala 22 martta şenlik-lerle halka sunulmaktadır.

            Evet. Aşure ve mesir macununda kullanılan bazı malzemeler özellikleri açısından ortak ola-rak kullanıldığını görmek mümkündür. Ortak olarak kullanılan malzemeler; ceviz, Hindistan cevizi, çörek otu, havlican, kakule, karabiber, karanfil. Her iki yiyeceğinde insan sağlığına yararlarını gör-mek mümkün. Birden fazla besleyici maddenin bir arada kullanılarak birlik ve beraberlik içerisin büyük bir dayanışma göstererek sağlığımızın tedavisinde kullanılması. Bana göre aşure de, mesir macunu da tedavi amaçlı yapılan, bağışıklık, aşı amaçlı oluşturulan bir yiyecek oluyor.

            Bugüne kadar bir çok yerde mesir macunu olsun, aşure olsun halkımız tarafından afiyetle yenirken onların vermiş olduğu tadı ve hazzı batıdaki ülkelerde bunlara benzer bir yiyecek bulmak sanırım mümkün değil, bulamazsınızda.

             Benim merak ettiğim konu ise şu: Bunca yıldır süren bu gelenekler, aşure ve mesir macu-nundaki bu ortak benzerlikler acaba yapılışı ve tatlı olma özelliklerinden mi? Toplumumuz bu gele-neği taklit olarak almış ve günümüze mi getirmiştir, ne dersiniz?

            Bana göre Türk toplumu ne aşureyi, ne mesir macununu gelenek ve görenek olarak devam ettirmemiştir. Bana göre Türk halkı; aşure ve mesir macunundaki katkı malzemeleri, bu malzeme-lerin dayanışma ve birlikten kuvvet doğar düşüncesini güderek günümüze kadar getirmişlerdir. Aşu

re ve mesir macunu birden fazla sağlığa yararlı ürünlerin birleşmesiyle elde edilip; işte dayanışma sonucu bu tat ve bu sağlık sorunlarına çare bulunur düşüncesi doğal olarak bu gelenek ve görene-ğin günümüze kadar devam ederek gelmesine, ulaşmasına neden olmuştur.

            Günümüzde birlik ve beraberliğe büyük bir ihtiyaç vardır. Anadolu’da bir mozaik oluşmakta-dır. Anadolu’da yaşayan halkımızın; Anadolu’da yaşayan eski halkı, Orta Asya’dan, Avrupa’dan çe-şitli sebeplerle Anadolu’ya göç etmiş Avrupalılar, Afrika’dan gelmiş insanların bir mozaği durumun-dadır. Bu mozaik asla bozulmamalıdır. Bu mozaği oluşturan insanlar birlik ve beraberlik içerisinde yaşarlarsa sanıyorum kendisine yararı oluğu gibi çevresindeki ülkelere de yararı olacaktır.

            Evet. Yıllardır bir gelenek olarak her sene muharrem ayının onuncu gününde başlayan aşure haftası ile 22 martta yapılan ve halka dağıtılan mesir macununun bana düşündürdükleri bunlar. Dayanışmanın önemini bir daha vurgulamaktadır. Ulus olarak birlik ve beraberlik içerisinde olmak kadar güzel bir beraberlik başka nasıl anlatılır bilemem. Ben bu günlerin önemine ve özelliklerine göre birlikte ve kol kola girerek bir aşureyi, mesir macununu toplum olarak yeniden oluşturalım ve Avrupa Ortak pazarına girmeye hazırlandığımız şu günlerde mozaği bozmak için değil, daha da sağlamlaştırmak için çalışalım. Daha ne bekliyoruz.

            Aşurenin tadı, mesir macununun tadı ağzımızda bozulmasın. Her ikisinin de tadı dünya durdukça ağzımızdan yok olmasın. Her şey gönlünüzce olsun.

      23.02.2004                                                     Hüseyin DURMUŞ                                                                                                
      www.kafiye.net  

 

 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 

 

 
     
 
     
   
 

        

 
     
 

 
     
     
 

 
   Günlük Özgürlük  
 

 
     
  Dr Tuncay Filiz
Milli Eğitim Baka.Çanakkale
Kültür ve Turizm
İzmir Belediyesi
Konak Belediyesi